Askerliğe ve şavaşa doğuştan ‘Total Retçi’ bir cemaat: Molokanlar ve Kars’ta yaşamış -ve ölmüş- son Molokanla yapılmış son söyleşi


Bir zamanlar Kars ilinin bugünkü adlarıyla Yalınçayır (Zührap), Atçılar ve Çalkavur adlı üç köyünde ‘total retçi’ diye tanımlayabileceğimiz bir cemaat yaşıyordu. Adları Rusçada süt anlamına gelen ‘molok’ sözcüğünden gelen Molokanlar (‘Süt içenler’) veya Türkçe kaynaklardaki adlarıyla Malakanlar, Slav kökenli bir Ortodoks tarikatının mensuplarıydı. Molokanlardan ilk kez, bölgede çalışmalar yapan ziraat profesörü İlhan Abidin ve Milli Mücadele yıllarının önemli figürlerinden Erzurum Mebusu Cevat Dursunoğlu söz etmişti. Ama Molokanların kaderini belirleyen kişi Kazım Karabekir oldu. Karbekir’in Molokanlarla ilişkisine gelmeden Molokanlar hakkında biraz bilgi verelim.

SADE HIRİSTİYANLAR . Rus Ortodoks öğretisi, Büyük Perhiz’de (Lent) süt içmeyi günah sayarken, hergün süt içilebileceğini ileri süren Molokan öğretisi, 17. yüzyılda Rusya’da ortaya çıkmıştı. Peygamberleri Maksim adını taşıyan, inançları Tevrat, İncil ve Zebur’un öğretilerinin bir karışımı olan bu grupların özünde, Hıristiyanlığın en sade, en törensiz ilk dönemlerine dönüşü özledikleri anlaşılıyordu. Çünkü Molokanlar haçı, ikonları, teslis inancını (baba-oğul-kutsal ruh üçlemesini), vaftizi, günah çıkarmayı, istavrozu, silah taşımayı, hatta tanrının otoritesine meydan okuduğu için devlet otoritesini bile reddediyorlardı. Erkekleri sakallarını kesmeyen ve sigara içmeyen, kadınları başlarını örten, topluluk dışından evlenmeyen ancak, sekizinci göbeğe kadar akraba evliliklerini ensest sayan Molokan tarikatının kurucularından Ukle-İn, daha sonra ünlü Rus yazarı Leo Tolstoy’un da mensubu olacağı Dukhobor (Manevi Güreşçiler) tarikatının liderinin kızıyla evlendiği için Molokanlarla Dukhobor’lar akraba tarikatlar sayılıyorlardı.

SÜRGÜN BAŞLIYOR . 1805’te I. Aleksandr tarafından çıkarılan bir fermanla, Rusya’daki diğer azınlıklar gibi koruma altına alınan Molokanların kaderi, 1830’da I. Nikola tarafından çıkarılan bir diğer fermanla kökten değişti ve Molokanlar önce Kırım, Orta Asya, Sibirya ve Transkafkasya’ya, sonra da Rus ordularının ilerleme hattında yerleşim yerleri oluşturma politikası uyarınca, Tiflis, Erivan, Gence, Şamahı gibi sınır eyaletlerine sürüldüler. Serfliği kaldıran ve azınlıklara bazı haklar tanıyan II. Aleksandr döneminin (1855-1881) başlarında Molokanlarn ve Dukhoborların durumu biraz iyileştiyse de balayı, zorunlu askerlik uygulamasıyla sona erdi. Askerliği insanların zalimliği olarak tanımlayan Molokanların askerlik yapmayı reddetmesi üzerine bir kısım Molokan ABD, Kanada hatta Avustralya gibi uzak ülkelere göç ederken, bir kısmı da 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Rusya’ya savaş tazminatı olarak verilen Kars yöresine iskân edildi. Amaç, Ermenistan bölgesinin Slavlaştırılmasıydı.

BOLŞEVİK SEMPATİZANLARI . Ancak, asıl şehrin hemen yanına bir garnizon-şehir inşa eden Rusların Kars’taki misafirliği 1917 Ekim Devrimi’ne kadar sürdü. Çarlığı yıkan Bolşevikler, Kars bölgesindeki egemenliklerini daha fazla sürdürmek istemediler. Molokanlar da Bolşevik Rusya’ya göçmek yerinde Kars’ta kalmayı tercih ettiler ama, Molokanlar arasında Bolşevik düşüncelere ve Türkiye Komünist Partisi’ne sempati duyanların ortaya çıkması ve Sovyet Rusya sefiri Midavini’nin Molokanlara sahip çıkması, Milli Mücadele kadrolarında alarm zillerinin çalmasına neden oldu. Bir yandan Rusya’dan silah ve altın yardımı alan, bir yandan da komünist akımları kontrol altına almaya çalışan Kemalist kadrolar, Molokanları bölgeden çıkartmanın yollarını aramaya başladılar. İşte sol fikirlere gayet mesafeli olan General Kazım Karabekir’in rolü burada ortaya çıktı.

Kazım Karabekir Molokanları şöyle anlatıyordu: “Malakanlar Ruslar zamanında dahi askerliğe gitmezlermiş, erkekleri hep sakallı. Umumiyetle iri vücutlu, canlı kanlı, sıhhat numunesi insanlar. Elbise ve vücutları temiz. Hayvanları kadana, arabaları çok eşya alır, dört tekerlekli, büyük ve sağlam. Ziraat, ekme, biçme aletleri hep son sistem, yalnız kuvvei ceriye beygirdir. Kan dökmek en büyük günah imiş, harpte dahi olsa. Ben onları yalnız nakliyede kullanıyordum. Buna dahi itiraz ediyorlardı. Karsın her tarafında şoseler boyunca uzanan bu köylüler teşvikatla Bolşevik teşkilatına başlayarak bugün gösterdikleri samimi hayatlarını bozmaya da başlamışlardı.”

ZORLA ASKERLİK . Karabekir, çözümü bulmuştu. Madem Molokanlar askerlik yapmaya karşıydılar, o halde onları kaçırtmak için askere alınmaları yoluna gidilecekti. Yine Karabekir’den dinleyelim: “Malakanların en nihayet 20 kânunusaniye (20 Ocak 1921) kadar memleketimizden çıkmadıkları halde katiyen askere alınacakları hakkında Ankara’dan emir geldi. Kars Rus Sovyet konsolosu Norman ziyaretime geldi. Malakanların askere alınması halinde Rusya’daki Türk tebaasının da askere alınacağını söyledi. Cevaben hükümetimiz 20 kânunusaniye kadar müddet temdid etmiştir, bundan sonra gitmezlerse askere alınacaklardır, artık bence yapılacak bir şey olmadığını söyledim .”

Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti (RSFSC) Dışişleri Komiseri Çiçerin, 18 Mayıs 1921’de baskı ile köylerinden uzaklaştırılan Molokanlardan boşalan yerlere Anadolu’dan getirilen Müslümanların yerleştirildiğini belirterek bu durumun derhal düzeltilmesini aksi takdirde bu davranışların Rus emekçi kitlelerinin tepkilerine neden olacağını ihtar etmişti ancak Kazım Karabekir buna kulak asmadı. RSFSC, 13 haziranda yeni bir nota ile “…bu toprakları terk edip göç etmek isteyen Molokanlar, malını mülkünü beraberlerinde alıp götürebilirler, ne yazık ki buna Türk makamları engel olmaya çalıştılar; bu da yetmedi, Molokanlar soyuldu ve her türlü baskı altında bırakıldı, ellerinden toprakları alındı. Bu göçmenler evlerinden kovuldu, açlıktan yarı ölmüş Molokanlar ahırlara ve tavlalara kapatıldı…” diye şikâyet ediyordu ama tacizler devam etti.

TUTULMAYAN SÖZLER . Nihayet, 13 Ekim 1921’de Kars’ta Türkiye ile Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri arasında imzalanan Dostluk Antlaşması’na Molokanlarla ilgili bir madde kondu. Buna göre, Molokanlar istedikleri zaman Türk vatandaşlığından çıkıp, ülkeyi serbestçe terk edebilecekler, eşyalarını, mal ve mülklerini veya bunların değeri kadar parayı yanlarında götürebileceklerdi.

RSFSC’nin 13 Kasım 1921’de verdiği notaya bakılırsa anlaşmanın bu maddesi de havada kalmıştı? “…Biz Misak-ı Milli’yi bütünüyle kabul ettikten sonra bu paktın Rus milli azınlığa karşı tanınmaması ve dinî haklarına saygı gösterilmemesi yersiz ve yakışıksız bir hareket olacaktır. Çarlık rejimi bile Molokanların dinî inançlarına göz dikmiş değildir ve Molokanlar bu rejim sıralarında bile askerlikten muaf tutulmuşlardır. Kaldı ki Misak-ı Milli’de ifade olunan özgürlük ilkelerini ihlal eden bir hükümetin, bu konuda Çarlığın zulmünü bile gölgede bırakan hareketlerde bulunmaması ve böyle hareketleri hakli olarak kabul etmemesi gerekir…’’

SON MOLOKAN . Rus tarafının birbiri ardına gelen notaları durumu değiştirmeyince, 20 bin nüfuslu Molokan cemaati yollara düştü. Askerlik yapmayı kabul ederek Türkiye’de kalan küçük grup ise, zaman içinde 1600 kişiye ulaştı ama onlar da 1962’de soylarını devam ettirecek eş adayları bulabilecekleri Ermenistan, ABD, Kanada ve Avustralya’ya doğru yola çıkmak zorunda kaldılar. Kars’taki son Molokan Vasili Dölemenci 26 Nisan 2007’de hayatını kaybedince tarihin bir sayfası daha kapandı.

Ayşe Hür
30.11.2008 (Taraf)

Kaynakça: Ramazan Şeşen, İslam Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, TTK Yayınları, 2001; Ergun Aybars, İstiklal Mahkemeleri (1920-1923), Bilgi Yayınevi, 1975, Rahmi Apak, İstiklal Savaşı’nda Garp Cephesi Nasıl Kuruldu?, TTK Yayınları, 1990; Miralay Behiç Erkin’in yayınlanmamış hatıratından aktaran Sait Çetinoğlu, ‘Her Türk asker(mi) doğar?”, http://www.savaskarsitlari.org; Orhan Türkdoğan, Etnik Sosyoloji, TİMAŞ Yayınları, 1998, s. 268-283; a.g.y., Kars’ta Bir Etnik Grup Malakanlar’ın Toplumsal Yapısı, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 2005; Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, Emre Yayınları, 2. Cilt, 1993, s. 194, 203-204, 298; Stefanos Yerasimos, Türk-Sovyet İlişkileri 1917-1923, Gözlem Yayıncılık, 1979, s. 332, 373-375, 430

Türkiyede yaşayan (ve ölen) Son Molokanla yapılmış son söyleşi 


Malakanların ilk göçü 1921’de oluyor, zorunlu askerliğe bir tepki olarak. İkinci göç ise 1962’de yaşanıyor. Bu göçün nedeni neydi, bazı araştırmacıların iddia ettiği gibi sayılarının azalması nedeniyle 9 göbek uzaktan evlenecek kız bulamamaları ve diğer halkların kendilerine kız vermemesi yüzünden evlenememeleri miydi?

V.DÖLEMENCİ: Hayır evlenememekle ilgisi yok, o yanlıştır. O tür rivayetler var ama doğru değil. 9 değil, 7 göbek uzaktan evlilik olabiliyor, dayı kızıyla, amca kızıyla, yakın akrabayla evlilik olmuyor. Ama göç bu yüzden olmadı ki. Çevreden bize kız veriyorlardı. Benim eşim Terekeme. Öyle bir şey olsaydı ben de evlenemezdim. Dışarıya da kız veriyorduk, dışarıdan da alıyorduk.
* Niye göç ettiler peki?
Baskı çoktu. Baskı olmasaydı giderler miydi?
* Ne tür baskılar olurdu?
Bostan ekerdik çalarlardı, ekin ekerdik yakarlardı, at yetiştirirdik çalarlardı, tarlalarımızı biçip götürürlerdi. Mesela seninle aramızda bir sorun var ve sen suçlusun. Ama Hükümet seni bırakır bizi götürürdü. Hakaret ederlerdi, yerlerimizi alırlardı. Hükümet derken, daireleri kastediyorum.
* Neden böyle bir ayırımcılıkla karşı karşıya kaldınız. Dini inancınızın farklı olmasından mı? Tabi tabi ondan, Hıristiyan olduğumuzdan…
* Sizden başka birkaç Malakan ailesinin burada kaldığı söyleniyor.
Hayır hepsi gitti, benim ailem dışında hiç Malakan yok.
* Arpaçay ilçesinde birkaç aile olduğunu duyduk.
Onlar yolu şaşırmışlar, Malakan sayılmazlar. Kendi dilimizi, adetlerimizi unutmuşlar, Türkleşmişler, Müslüman olmuşlar. Zaten sorsanız Malakanız demezler. Arpaçay’da bir de Ruslar var. Onlar da Hıristiyan’dır ama onlar bizden farklı olarak Haç’a da taparlar.
* Siz neden Haç’ı kabul etmiyorsunuz?
Bizde Haç’a tapma yoktur. Bir de Ruslar domuz yer, biz yemeyiz, günah sayılır bizde.
* Göçle büyük kesim gitti. Siz neden kaldınız burada?
Ben göç sırasında İstanbul’daydım, gidemedim, öyle kaldık.
* Gitmediğinize pişman oldunuz mu?
Valla pişman oldum. Arkan olmadıktan sonra, adamın olmadıktan sonra yalnızlık zordur. Nasip değilmiş demek ki.
* İstanbul’da ne yapıyordun, çalışıyor muydun?
Lokantam vardı, onu çalıştırıyordum. Sonra onu da batırdım geldim, değirmencilik yaptım.
* Hala değirmencilik mi yapıyorsun?
Hayır, 2 sene evvel bıraktım. Değirmen Selim’deydi, özel idareye ait bir binaydı. Kaymakam elimden aldı, mecburen bıraktım ben de. 5-6 milyar zararım oldu. Kaymakamı mahkemeye verdim, bakalım ne olacak?
* Davayı kazanırsan devam edecek misin?
Tabi devam edeceğim, boş durmak olur mu?
* Buradan ayrılan akrabalarınız nerelere gittiler, görüşüyor musunuz onlarla?
Amerika’ya gittiler, Rusya’ya gittiler. Amerika’ya gidenler gelip gidiyorlar. Rusya’dakilerle de görüşüyoruz.
* Daha sonra gitme imkanı olmadı mı?
İstanbul’dan geldikten sonra evlendim, bir daha da gidemedim. Ama gitmeye niyetim var. Ablam arıyor, neyin varsa fakirlere ver, çık gel diyor.
* Ablan nerede yaşıyor?
Rusya’da, Stavropol’da. Deniz kenarında bir şehir…
* Eşiniz Malakan mı?
Yok o yarı Kürt, yarı Terekeme.
* Eşini ve çocuklarını da götürmeyi düşünüyor musun?
Valla niyetim hep birlikte gitmek.
* Onlar da gitmek istiyor mu?
Eşim gitmek istiyor ama çocuklar pek istekli değil. Ama onlar gelmeseler de ben gideceğim. İster razı olsunlar, ister olmasınlar. Gelirlerse hep birlikte gideriz. Gelmezlerse de ben tek başıma giderim.
* Peki gitseniz, Rus Hükümeti size oraya yerleşme hakkı tanıyacak mı?
Daha önce gidenlere verildiğine göre, bize de o hakkı verirler. Ama tam bilemiyorum.
* Peki siz hala dini inancınızı, dilinizi, geleneklerinizi yaşatabiliyor musunuz?
Tabi ben inancımın gereklerini yerine getiriyorum. Çocuklara da öğretmek istiyorum ama pek istekli değiller. Mesela ben oruç tutarım ama bizimki sizden farklı, akşamdan akşama, yani 24 saat sürüyor.
* Gelenekleriniz arasında bugün hala yaşattığınız ne var?
Mesela biz Kiliseye gideriz, burada yok o yüzden ben evde ibadet ederim. İncil okurum. Bayram gelir, çocuklarımla bayram yaparım.
* Kilise olmadığı için mi ibadetini evde yapıyorsun?
Esasında bizde kilise yoktur. Bir ev vardır, orda toplanıp ibadet edilir.
* Bu evin, diğer Hıristiyan kiliselerinden ne farkı var?
Diğerlerinde Haç vardır, bizde yoktur.
* Çevrenizde yaşayan halklarla ilişkileriniz nasıldı?
Türkmenler, Zazalar, Aleviler çok iyi insanlardır. Onlardan hiç zarar görmedik, onlar Türkler gibi hırsızlık falan da yapmıyorlar. Kadana atlarımız vardı, çok güçlü atlar. Türkler, atlarımızı, öküzlerimizi çalarlardı. Tabi hepsi değil ama çoğu öyleydi.
* Zazalarla aranız iyiydi, peki diğer Kürtlerle aranız nasıldı?
Diğer Kürtlerin Türklerden farkı yoktu. Onlar da malımızı çalardı.
* Malakanlar daha çok ne tür işler yapardı?
Her türlü işi yaparlardı, duvar ustalığı, peynircilik, sütçülük, değirmencilik, kuyumculuk yaparlardı.
* Kars’a ne zaman yerleşmişsiniz?
Ta Ermeni harbinden evvel biz buralardaymışız.
* Çevrenizde yaşayan diğer halklardan farklı ne gibi gelenekleriniz vardı?
Biz onlardan farklıyız. Cumartesi Pazar günleri bizde herkes hamama girer, yıkanır, oruç tutardık. Pazar günleri de toplanır hep birlikte namaz kılardık. Ama bizim namazımız Müslümanlarınkinden farklıdır. Bizde dini ibadetlerin zamanı yoktur, ne zaman istersen o zaman yaparsın. Mesela ben geçen hafta oruç tuttum.
* Rusya’da olan akrabalarınız orada baskı görüyorlar mı?
Rusya’dakiler de buradaki gibi toplu olarak yaşıyorlar. Üzerlerinde fazla bir baskı yok. Ablamlarla konuşuyorum, hayatlarından memnunlar.
* Rusya’daki akrabalarını ziyarete gittin mi hiç?
Çok istediler ama gitmedim.
* Niye gitmedin?
Bilmiyorum, kısmet olmadı. Ama artık oraya yerleşmeye, akrabalarımın yanına gitmeye kararlıyım.
* Peki, biriyle tanıştığınızda, isminizi duyduklarında ne tepki veriyorlar?
Karslılar bizi bilir. Ama dışarıda turist falan sanıyorlar, nereden geldiğimi soruyorlar. Buralı olduğumu söyleyince çok şaşırıyorlar.
* Askerlik yaparken ya da resmi kurumlarla işiniz olduğunda, isimlerinizden dolayı ayırımcılığa uğradınız mı?
Bazen karşılaştık tabi. Niye Türkçe isim takmıyorsunuz, niye Müslüman olmuyorsunuz diyorlardı.
* Sen ne cevap verdin?
Niye Müslüman olayım ki. Ben Müslüman göremiyorum. Hırsızlık, dalavere, hakaret… Müslüman bunları yapar mı?
* Konuştuğunuz dil Rusça mı?
Rusça’dır ama biraz ağız farkı var.
* Aile içinde anadilinizle konuşuyor musunuz?
Eşimle konuşuyorum ama çocuklar pek bilmiyor.
* İnancınız gereği askerlik yapmak istemiyorsunuz, neden?
Eskiden askere gitmezmişiz. İlk göçten sonra kalanlar gitmeye başladı. Asker, yeri geldiğinde insan öldürebilir. Bizim inancımıza göre insan öldürmek en büyük günahtır. O yüzden askerlik yapmak istemeyiz. İlk göç askerlik yüzünden oldu.
*Siz askerlik yaptınız mı?
Evet yaptım.
* Peki askerdeyken savaş çıksaydı ne yapardınız?
Savaşırdım.
* Savaşmak, insan öldürmek dini inancınıza ters değil mi?
Ters ama vatan için savaşırdım. Oğlum boksa gidiyordu, madalyası da vardı, ama devam etmesini istemedim.
* Niye? Televizyonda işittim, ringe çıkınca biri arkadaşını öldürmüş.
* İnancınıza aykırı olduğu için mi istemediniz?
Tabi tabi, o yüzden bokstan aldım. Ona bir şey olabilir, o birine bir şey yapabilir

 Söyleşi: KEMAL AVCI

Yapılan bu söyleşiden kısa bir süre sonra  Kars’ta yaşayan son 3’ü kız 4 çocuk babası, Malakan Vasil Gavrilev Dölemenci, 27 Nisan 2007 günü 68 yaşında kalp krizi geçirerek aramızdan ayrıydı.  Malakan geleneklerine göre toprağa verilen son Malakanın cenaze töreni sırasında Gavrilev için hem Kur’an-ı Kerim’den hem de İncil’den ayetler okundu.  Malakan geleneklerine göre katılanların  cenazede gözyaşı dökmemesi gereken, törende, Gavrilev’in küçük kızı Polye Gavrilev’in feryatları törene katılan herkesi gözyaşına boğdu.  

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
‘Her şeyin başlangıcı ve sonu olan zamanı tanıklığa çağırıyorum’ Derviş filmi (online izle)

  Film senaryasu Boşnak yazar Meşa Selimoviç'in 1966'da yayınlanan "Derviş ve Ölüm" adlı, değişik dönemlerde birçok eleştirmenin inceleme konusu olan,...

Kapat