Bilim ve İnsan: Ahlaki eğilimimizin Darwinci bir kökeni var mı? – Richard Dawkins

Evrimin doğal seçilimle işlediğini açıklayan Darwinci görüş sahip olduğumuz iyilik, ahlak, namus, duygudaşlık ve merhamet gibi eğilimlerimizi açıklamakta yetersiz kalır. Doğal seçilim açlık, korku ve cinsel arzuyu kolayca açıklayabilir ki bunların hepsinin sağ kalmak ya da genlerimizin korunmasında doğrudan payı vardır. Fakat yetim bir çocuğu bir kenarda ağlarken fark ettiğimizde, yaşlı bir dulun yalnızlığına ve umutsuzluğuna tanık olduğumuzda ya da acılar içinde inleyen bir hayvanı gördüğümüzde hissettiğimiz iç burkucu merhamet hissi hakkında ne düşünmeliyiz? Dünyanın öbür ucunda yaşayan, asla tanışmayacağımız ve yüksek olasılıkla yaptığımız iyiliğin karşılığını veremeyecek olan tsunamizedelere giysi, para gibi kaynağı belli olmayan hediyeler göndermemizi sağlayan bu güçlü dürtünün bizdeki kaynağı nedir? 

Ahlaki eğilimimizin Darwinci bir kökeni var

Robert Hinde’nin Why Good is Good (İyi Neden İyidir?), Michael Shermer’in The Science of Good and Evil (İyi ve Kötünün Bilimsel İzahı), Robert Buckman’ın Can We Be Good Without God? (Tanrı Olmadan da İyi Olabilir miyiz?) ve Marc Hauser’in Moral Minds (Ahlaki Düşünceler) kitapları, doğru ve yanlış algımızın Darwinci geçmişimizden kaynaklanıyor olabileceği konusunu tartışmaya açmışlardır. Bu bölümde kendi görüşümü savunacağım.

Evrimin doğal seçilimle işlediğini açıklayan Darwinci görüş sahip olduğumuz iyilik, ahlak, namus, duygudaşlık ve merhamet gibi eğilimlerimizi açıklamakta yetersiz kalır. Doğal seçilim açlık, korku ve cinsel arzuyu kolayca açıklayabilir ki bunların hepsinin sağ kalmak ya da genlerimizin korunmasında doğrudan payı vardır. Fakat yetim bir çocuğu bir kenarda ağlarken fark ettiğimizde, yaşlı bir dulun yalnızlığına ve umutsuzluğuna tanık olduğumuzda ya da acılar içinde inleyen bir hayvanı gördüğümüzde hissettiğimiz iç burkucu merhamet hissi hakkında ne düşünmeliyiz? Dünyanın öbür ucunda yaşayan, asla tanışmayacağımız ve yüksek olasılıkla yaptığımız iyiliğin karşılığını veremeyecek olan tsunamizedelere giysi, para gibi kaynağı belli olmayan hediyeler göndermemizi sağlayan bu güçlü dürtünün bizdeki kaynağı nedir? İçimizdeki bu Good Samaritan (Merhametli Kimse) nereden gelir? İyilik, ‘bencil gen’ teorisiyle uyumsuz değil midir? Hayır. Bu uyumsuzluk teorinin yanlış yorumlanmasıyla ortaya çıkar ve çok yaygındır; gerçekte sıkıntı verici (ve tahmin edilebilir) bir yanlış anlaşılmadır.* Doğru kelimeyi vurgulamak burada önem taşır. Bencil gen doğru vurgudur çünkü bencil organizma ya da bencil tür ifadeleriyle tezat oluşturur. Açıklamama izin verin.

Darwinci mantık, yaşam hiyerarşisinde sağ kalan ve doğal seçilimin filtresinden geçen bir birimin bencil olmayı gözetmesi sonucuna varır. Dünya üzerinde sağ kalan birimler, hiyerarşik düzen içerisinde kendi seviyelerinden olan diğer rakiplerinin arasında sağ kalmayı başarabilen birimlerdir. Bu birimler tam anlamıyla bu bağlam içinde bencildirler. Soru, sergiledikleri eylemin seviyesinin ne olduğudur? Bencil geni, vurgu uygun biçimde son kelime üzerindeyken tanımladığımızda, bir doğal seçilim biriminin (örnek, kişisel çıkar birimi) bencil bir organizmayı, bencil bir grubu, bencil bir türü ya da bencil bir ekosistemi işaret ettiğini düşünemeyiz çünkü bencil olan sadece gendir. Bilgi halinde çok uzun nesiller boyunca sağ kalan ya da kalmayan gendir. Genlerden farklı olarak (ve tartışmaya açık olarak memlerden) organizma, grup organizma, ve türler, nesiller boyunca sağ kalma konusunu açıklamakta bir birim vazifesi görebilecek doğru türden varlıklar olamazlar çünkü kendilerinin birebir kopyalarını türetmez ve kendini kopyalayan varlıkların havuzunda rekabet etmezler. Genler tam olarak bunu yaparlar ve bu, bencilin özgün Darwinci anlamı kapsamında, geni bir ‘bencillik’ birimi olarak belirlemenin (bütünüyle haklı) gerekçesidir.

Genlerin diğer genler arasında ‘bencilce’ sağ kalmayı sağlama almalarının en açık yolu, bireysel organizmaları bencil olmaya programlamaktır. Gerçekten de, bireysel organizmanın sağ kalmasının, bu organizmanın taşıdığı genlerin sağ kalmasını destekleyeceği birçok koşul vardır. Ancak farklı koşullar farklı taktikleri gerektirir. Bazı koşullar altında genler, bencilce sağ kalmayı organizmalarının özgecil davranmasına etki ederek sağlama alırlar ve bu koşullar hiç nadir değildir. Bu koşullar günümüzde bütünüyle bilinmektedir ve iki ana başlıkta sıralanırlar. Bireysel organizmalarını genetik akrabalığı destekleyecek şekilde programlayan bir genin, kendi kopyalarına yararı dokunması istatistiksel olarak olasıdır. Böylece bir genin bir gen havuzundaki frekansının artabilmesi, akrabalık özgeciliğinin bir standart halini almasıyla mümkün olabilecektir. Kendi çocuklarına karşı iyi kalpli olmak bunun apaçık bir örneğidir ancak tek örnek bu değildir. Arılar, eşekarıları, karıncalar, termitler ve daha sınırlı bir ölçüde, tüysüz kör fareler, çayır köpeği ve meşe palamudu ağaçkakanları gibi bazı omurgalılar, büyük kardeşlerin küçük kardeşlerin bakımıyla ilgilendiği topluluklar geliştirmiştirler ki bu “bakım geni” bu farklı türler arasında ortaktır. Rahmetli meslektaşım W.D.Hamilton’un kanıtladığı üzere, hayvanlar genelde savunma, kaynakları paylaşma ve tehlike uyarısına dikkat gösterme eğilimindedirler ya da diğer taraftan, yakın akrabalığa özgecil bir tavır sergilerler çünkü istatistiksel olasılıklar göz önüne alındığında, akrabalıkta aynı genlerin kopyaları ortak kullanımdadır.

Darwinci mantıkla açıklama yaparken üzerinde çokça durduğumuz bir diğer başlıca özgecilik türü karşılıklı özgeciliktir (‘Sen benim sırtımı kaşı ben de seninkini.’) Bu teorinin evrim biyolojisi çevresine ilk takdimi Robert Trivers tarafından yapılmış, genel hatları oyun teorisinin matematiksel terimleriyle ifade edilmiştir ve ortak genlere tabi tutulamaz. Aslında geniş ölçüde farklılık gösteren türlerin üyeleri arasında gayet yeterli bir seviyede işleyen bu teori, bu çerçevede yaygın biçimde “ortakyaşarlık” olarak tanımlanır. Alım satım ve değiş tokuş ilkelerinden kaynaklanır. Avcının bir mızrağa, demircininse et yemeye ihtiyacı vardır. Asimetri bir alışveriş doğurur. Arının nektara, çiçeklerinse polen yaymaya gereksinimleri vardır. Çiçekler uçamaz dolayısıyla polenlerin dağıtımı için kanatlarını kiraladıkları arılara nektarla karşılık verirler. Bal rehberi olarak bilinen kuşlar arı kovanlarının yerini tespit edebilir ancak içine giremezler. Bal porsukları arı kovanlarına girebilirler ancak kovanların yerini tespit etmelerine yarayacak kanatları yoktur. Bal rehberleri, porsukları (ve bazen insanları) özgün bir ayartıcı uçuş sayesinde kovanlara çekerler ki bu uçuş tekniğinin başka bir amacı yoktur. Her iki taraf da bu işlemden yararlanır. Tek başına kaldırılamayacak kadar ağır bir kayanın altında duran altın bir çömleği fark eden bir kişi, altını paylaşacağını bile bile diğer insanlardan yardım alır çünkü bu yardım olmadan altını elde etmesi imkânsızdır. Hayvanlar âlemi bu gibi karşılıklı ilişkiler yönünden zengindir: Bufalolar ve temizlikçi kuşlar, kırmızı boru çiçekleri ve sinekkuşları, balıklar ve temizlikçi küçük balıklar, kargalar ve bağırsaklarındaki mikro organizmalar. Karşılıklı özgecilik, karşılanması gereken yetenekler ve asimetriler sayesinde işler. Bilhassa farklı iki tür arasında dört dörtlük işlemesinin nedeni budur: asimetriler önemlidir.

İnsanoğlu dünyasında, SİV’ler (sana ihtiyacım var) ve para işlemleri erteleme yapmaya olanak tanıyan araçlardır. Ticaretin tarafları malları eşzamanlılıkla teslim etmezler ancak geleceğe yönelik bir borç çizelgesi belirler hatta borcu diğer borçlarla takaslarlar. Bildiğim kadarıyla, vahşi dünyadaki hayvanların parayla doğrudan eşdeğer bir araçları yoktur. Ancak bireysel kimlik hafızası gayri resmi olarak aynı rolü oynar. Vampir yarasalar, borçların ödenmesi konusunda, kaynaşık kümelerindeki hangi bireylerin güvenilir, (geri çıkartılan, kusulan kan ile), hangilerinin hilekar olduğunu öğrenirler. Doğal seçilim, asimetrik gereksinim ve fırsat ilişkilerinde bireyleri, elverişli olduğunda vermeye, elverişli olmadığındaysa almak için karşı tarafı kışkırtmaya yatkınlık kazandıran genleri destekler. Doğal seçilim ayrıca şu eğilimleri de destekler; zorunlulukların hatırlanması, kin gütme, değiş tokuş ilişkilerinin kontrol altında tutulması ve alan ancak sırası geldiğinde vermeyen hilebazların cezalandırılması.

Hilebazlar her zaman olacaktır ve karşılıklı özgeciliğin oyun teorisel bilmecelerine karşı kalıcı çözümler üretilmesi için her zaman hilebazların cezalandırılmasına dair bir unsur gerekmektedir. Matematiksel teori, bu tür ‘oyunlara’ iki ana çeşit kalıcı çözüm getirir. ‘Daima kötü ol’ kalıcı bir çözümdür çünkü eğer herkes kötüyse sadece bir iyi birey, iyi bir çözüm olmayacaktır. Ancak yine kalıcı olan başka bir strateji daha vardır. (‘Kalıcının’ anlamı, stratejinin kullanımı nüfus içinde ciddi bir sıklığa ulaştığında, hiçbir alternatifin daha iyi bir çözüm getirmemesidir.) Bu diğer strateji şöyledir, ‘iyi huylu olarak başla ve diğerlerine kararsızlık hakkını tanı. Sonra, iyi eylemleri iyilikle karşıla ancak kötü eylemlerin intikamını al.’ Oyun teorisi dilinde bu strateji (ya da benzer strateji kümeleri) farklı isimlerle tanınır, Kısasa Kısas, Dişe Diş Kana Kan gibi. Bazı koşullar altında bu yöntem evrimsel olarak kalıcıdır çünkü karşılık vermenin hâkim olduğu bir nüfus içerisinde, tek bir kötü birey ve tek bir kayıtsız şartsız iyi birey bundan daha iyisini sunamayacaktır. Kısasa kısasın farklı daha karmaşık değişkenleri vardır ve yerine göre daha olumlu sonuçlar vermektedir.

Akrabalık ve karşılıklı etkiyi Darwinci bir dünyanın ikiz direkleri olarak tanımladım ancak bu ana direklerin üstünde duran ikincil yapılar vardır. Dil ve gevezeliğin olduğu sosyal topluluklarda ün önemlidir. Bir birey nezaketi ve soyluluğuyla ünlü olabilir. Bir diğeri kaypaklık, dolandırıcılık ve anlaşmanın kurallarını bozmak gibi özelliklerinden ötürü kötü şöhretli olabilir. Bir başka birey soyluluğuyla ünlüdür ancak içinde yaşadığı toplumda güven hissi, hilekârlığın acımasızca cezalandırılmasıyla kurulmuştur. Karşılıklı özgeciliğin sade teorisinin herhangi bir tür hayvandan beklentisi, hayvanın türünün diğer üyelerinde bulunan bu gibi özelliklere karşı bilinçsiz bir duyarlılıkla davranmasıdır. Sosyal topluluklarda ünlerin yayılması için dilin gücünü kullanırız. Genelde bu dedikodu şeklindedir. X’in barda hesap ödememesinden kişisel olarak zarar görmenize gerek yoktur. X’in pinti olduğunu ‘dedikodu gazetesinden’ duyarsınız ya da (örneğe ironik bir karışıklık eklersek) bunu size ileten Y aslında korkunç bir yalancıdır. Ün önemlidir ve biyologlar, sadece sağlam bir “karşılık verici” değil ama aynı zamanda sağlam bir karşılık verici olarak bu sıfatın ününü beslemenin Darwinci bir sağ kalma değeri olduğunu onaylayacaklardır. Matt Ridley’in The Origins of Virtue (Namusun Kökeni), Darwin-ci ahlakın tüm alanının berrak bir açıklaması olmasının yanı sıra, özellikle ün konusunda açıklayıcıdır.**

Norveçli ekonomist Thorstein Veblen ve farklı bir yöntem seçen İsrailli zoolog Amotz Zahavi bu konuya parlak bir fikirle katkıda bulunmuşlardır. Özgecil bağışlama, egemenlik ya da üstünlüğün bir reklamı olabilir. Antropologlar bu görüşü Potlatch Effect olarak bilirler ki bu, Kuzey Batı Pasifik’teki kabilelerde, kabile reisi adaylarının perişan edici zenginlikte şölen verme düellolarıyla birbirleriyle çekişmeleri geleneklerinden kaynaklanır. Olağanüstü durumlarda, misilleme niteliğindeki eğlencenin süresi taraflardan birinin kaynakları tükenene kadar devam eder, gelgelelim kazananın durumu da pek farklı değildir. Veblen’in ‘çarpıcı tüketim’ kavramı, çağdaş sahnenin birçok gözlemcisinin hassas yönünü bulur. Zahavi’nin katkısı seneler boyunca biyologlar tarafından önemsenmemiştir. Ancak en sonunda kuramcı Alan Grafen, zekâ dolu matematik modelleriyle onu savunmuş ve Potlatch görüşünün evrimsel bir uyarlamasını temin etmiştir. Zahavi Arap ötleğenlerini inceler. Bunlar küçük kahverengi kuşlardır. Sosyal gruplar halinde yaşarlar ve iş birliği yaparak ürerler. Tıpkı birçok küçük kuş türünde olduğu gibi, ötleğenler uyarı sesleri çıkarırlar ve ayrıca birbirlerine besin bağışlarlar. Bu gibi özgecil eylemlerin klasik bir Darwinci bakış açısıyla incelemesinde, öncelikle kuşlar arasındaki karşılıklı etki ve akrabalık ilişkileri mercek altına alınır. Bir ötleğen bir arkadaşını beslerken daha sonra bu arkadaşı tarafından beslenmeyi beklemekte midir? Ya da iyiliği alan kuş yakın bir genetik akraba mıdır? Zahavi’nin yorumu radikal olarak beklenmediktir. Baskın ötleğenler astlarını besleyerek nüfuz haklarını korurlar. Zahavi’nin hoşuna giden Antropomorfik dili kullanırsak, baskın kuş şuna benzer bir şey söyler, ‘Sizden ne kadar üstün olduğuma bakın, yüksek bir dalda oturarak kendimi atmacaların görüş sahasına sokacak kadar güçlüyüm. Yerde beslenen sürünün geriye kalanını uyarmak için bir nöbetçi gibi hareket edebiliyorum.’ Zahavi ve arkadaşlarının gözlemleri, ötleğenlerin tehlikeli nöbet görevi için etkince rekabet ettikleri fikrini beyan eder. Ve her ne zaman bir ast ötleğen baskın bir ötleğene besin sunma girişiminde bulunsa, bu aşikâr cömertlik şiddetle geri çevrilir. Zahavi’nin görüşünün özünde, üstünlük bildirilerinin doğruluğunun bildirilerin bedelleriyle kanıtlanması vardır. Sadece ve sadece gerçekten üstün bir birey külfetli bir hediye aracılığıyla üstünlüğünü bildirecek kadar güçlü olabilir. Bireyler, (örneğin eşlerini cezbederken) üstünlüğün pahalıya mal olan gösterileri, gösterişli cömertlikleri ve vatansever atılımlarıyla başarıyı satın alırlar.

Şimdi bireylerin birbirlerine karşı özgecil, cömert ya da ‘dürüst’ olmasını açıklayan dört sağlam Darwinci sebebimiz var. Bir; özgün bir durum olan genetik akrabalık. İki; karşılıklı etki: alınan iyiliklerin karşılanması ve geri ödeneceğini ‘umarak’ iyilikler sunma. Bunun sonrasında, üçüncü olarak, şefkat ve cömertlikle ün kazanmanın Darwinci yararı. Ve dört, eğer Zahavi haklıysa, dikkat çekici cömertliğin bir tür taklit edilemez, güvenilir bir bildiriye dönüşmesi ve bunun özgün bir ek fayda sağlaması.

Tarih öncesi zamanın büyük bölümünde insanoğlu bu dört tür özgeciliğin hepsinin evrimini güçlü bir şekilde desteklemiş koşullar altında yaşadı. Köylerde yaşadık ya da bundan daha önceleri, babunlar gibi ayrık, göçebe topluluklar halinde yaşadık ki bu topluluklar kısmen de olsa komşu köy ya da toplulukların uzağındaydı. Topluluk üyesi arkadaşlarınızın çoğu akrabanızdı ve diğer toplulukların üyelerinden çok daha yakın ilişkideydiniz; böylece akrabalık özgeciliğinin gelişmesi adına birçok fırsat doğdu. Ve, akraba ya da değil, hayatınız boyunca hep aynı kişilerle karşılaşmaya meyilliydiniz; böylece karşılıklı özgeciliğin gelişmesi için ideal koşullar doğdu. Bu koşullar ayrıca özgecilik ününüzü yerleştirmek adına da idealdi ve yine aynı ideal koşullar dikkat çekici cömertliğin ilanı için de geçerliydi. Eski insanlar da bu yollardan herhangi biri ya da dördünü de kullanarak, özgecilik yönündeki genetik eğilimlere önem vermişlerdi. İlkel çağ atalarımızın neden kendi kümeleri içindeki bireylere karşı iyi, diğer kümelerdekilere karşı kötü (Ksenefobi) olduğunu anlamak hiç de zor değildir. Ancak artık çoğumuz akrabalarımızla çevrelenmediğimiz büyük şehirlerde yaşıyoruz ve her gün bir daha asla karşılaşmayacağımız insanlarla tanışıyoruz; o halde neden hala birbirimize ve hatta başka topluluklara ait bireylere karşı iyi huyluyuz?

Doğal seçilimin menzilini yanlış tanımlamamak burada önemlidir. Seçilim genleriniz için yararlı olanın kavranabilir bir farkındalığının evrimini desteklemez. Bu farkındalığın kavranabilir bir seviyeye ulaşması için yirminci yüzyıla kadar beklenilmesi gerekir ve günümüzde bile bunu bütünüyle kavrayanlar yalnızca küçük bir grup uzmanla sınırlıdır. Doğal seçilim el yordamlarını (göz kararı, parmak hesabı) destekler ve pratikte bu el yordamlarını inşa eden genleri destekleyerek işler. El yordamları, doğaları gereği, bazen teklerler. Bir kuşun beyninde, ‘yuvanda ciyaklayan küçük şeylerle ilgilen ve kırmızı ağızlarına besin bırak’ yordamı karakteristik olarak bu yordamı inşa eden genleri koruma etkisine sahiptir çünkü yetişkin kuşun yuvasında ciyaklayan ve ağız açanlar doğal olarak yetişkin kuşun kendi yavrularıdır. Bu yöntem bir şekilde başka bir yavru kuşun yuvaya girmesiyle tekler, bu durum guguk kuşları tarafından olumlu etkiler beklenerek düzenlenen bir ayrıntıdır. Merhametli insan dürtümüz bu teklemelere tekabül ediyor olabilir mi? Bu dürtümüz, yavru bir guguk kuşunu büyütmek için canla başla mücadele eden bir çalıbülbülünün ebeveyn içgüdülerinin teklemesine benzemiyor mu? Daha yakın bir benzetmeyle, bir çocuğu evlat edinme insani dürtüsü. Hemen eklemeliyim ki buradaki ‘tekleme’ ifadesi sadece Darwinci anlama yöneliktir. Aşağılayıcı bir ima içermemektedir.

Benimsediğim, Tekleme’ ya da ‘yan ürün’ görüşü bu şekilde işler. Doğal seçilim, atalarımız zamanında, küçük ve durağan gruplar halinde, tıpkı babunlar gibi yaşadığımız dönemde beynimiz içinde özgecil dürtüler programladı. Bunu cinsel dürtüler, açlık dürtüleri, ksenefobik dürtüler ve benzerleri takip etti. Zeki bir çift Darwinci görüşten faydalanarak cinsel dürtülerine dair en yüce sebebin üreme olduğunu kavrayabilir. Kadının doğum kontrol hapı kullandığı için hamile kalamayacağını bilirler. Ve bu bilgiye rağmen cinsel arzularının bir nebze dahi azalmadığını keşfederler. Cinsel arzu cinsel arzudur ve bireyin psikolojisi üzerindeki etkisi, cinsel arzuyu harekete geçiren temel Darvvinci baskıdan bağımsızdır. Cinsel arzu, temel mantığından bağımsızca varolan güçlü bir dürtüdür.

Şefkat, özgecilik, cömertlik, duygudaşlık, merhamet konularında da aynı mantığın geçerli olduğunu iddia ediyorum. Atalar döneminde, yalnızca yakın akrabalık ve olası alış veriş meselelerinde özgecil olma fırsatımız vardı. Günümüzde bu kısıtlama yoktur ancak el yordamı süregelir. Neden böyle olmasın? Bu tıpkı cinsel arzu gibidir. Gözü yaşlı bir bahtsızla (akraba olmayan ve iyiliğin karşılığını veremeyecek) karşılaştığımızda acıma hissimize engel olamayacağımız gibi karşıt cinsten bir bireye karşı (kısır olabilir ya da üremesi başka bir sebeple imkânsızdır) şehvet hislerimizi de engelleyemeyiz. Her ikisi de teklemedir, Darwinci tekleme: Mutluluk veren, değerli teklemeler.

Bir anlığına bu tür Darwinci esasların merhamet ve cömertlik gibi yüce duyguları alçaltmadığını ya da küçümsemediğini düşünün. Ve de cinsel arzuyu. Cinsel arzu, dilbilimsel kültürün sınırlarına girdiğinde, önemli şiir ve drama olarak yücelir: John Donne’nin aşk şiirleri ya da mesela Romeo ve Juliet. Ve elbette ki, akrabalığın tekleyen yönünde de aynı durum geçerlidir ve karşılıklı alış veriş temelli merhamette. Borcu olan birisine karşı merhamet, bağlam dışında bakıldığında, başka birisinin çocuğunu evlat edinmek kadar Darwinci değildir:,

Merhametin yapısı gereği zoraki değildir.
Tıpkı gökyüzünden dünyaya
Damlayan ılık bir yaz yağmuru gibidir

Cinsel arzu, insani tutku ve çabanın büyük bölümünün arkasındaki, harekete geçirici bir etkidir ve bütünüyle bir teklemedir. Aynı görüşün cömert ve merhametli olma arzusu için de geçerli olmaması için hiçbir sebep yoktur. Atalarımız zamanında doğal seçilim için bu iki tür arzuyu inşa etmenin en iyi yolu el yordamlarını beyne yüklemekti. Bu yordamlar bugün de bizi etkilemektedir, şartlar yüzünden esas işlevlerini yitirdikleri zamanlarda bile.

Bu tür el yordamlarının üzerimizde hala etkileri vardır, bu etkiler Kalvinist bir kaçınılmazlıkta değil ancak edebiyat, gelenek, görenek ve hukukun uygarlaştıran etkilerinin süzgecinden geçer; ve elbette dinin. Tıpkı ilkel cinsel arzu beyin yönteminin medeniyet süzgecinden geçerek Romeo ve Juliet’in aşk sahnelerinde ortaya çıkması gibi. Bize-karşı-onlar ilkel beyin yöntemleri de Capulet ve Montague aileleri arasındaki kan davası savaşlarında ortaya çıkar; özgecilik ve duygudaşlığın ilkel beyin yöntemleriyse Shakespeare’in son sahnesindeki zoraki barışmayla bizi neşelendirip alkışlatan bir tekleme olarak belirir.

Çeviren: Tunç Tuncay Bilgin

(*) Guardian Gazetesinde (‘Hayvani İçgüdüler’ 27 Mayıs 2006) Gen Bencildir‘in kötü şöhretli Enron Corporation’un CEO’su Jeff Skilling’in gözde kitabı olduğunu utanmıştım çünkü bu kişi Sosyaldarwinci karakterini benim kitabımdan esinlenerek benimsemiş. Guardian Gazetesinden Richard Conniff bu yanlış yorumlamayı oldukça iyi açıklamış. http://money.guardian.co.uk/workweekly/ … 00,00.html Oxford Üniversitesi Yayınları tarafından yayımlanmaya başlayan Gen Bencildir’in 30. Yılı özel baskısının önsözünde, benzer yanlış yorumlamaların önüne geçmeye çalıştım.

(**) Burada ün insanlardaki ünle sınırlı değildir. Kısa zaman önce hayvanlardaki karşılıklı özgeciliğin tipik durumlarından biri üzerinde uygulanmıştır; küçük çöpçü balığıyla bağlı olduğu büyük balık arasındaki ortakyaşar ilişkisi. Yaratıcı bir deneyde, hamarat temizlikçisi olacağı büyük balık tarafından incelenen bir çöpçü balığı, Labroides dimidiatus, temizlik yapmayı umursamayan rakip Labroides’lere kıyasla üstün görülüp seçilir. R. Bshary/A. S. Grutter, »Image Scoring and Cooperation in a Cleaner Fish Mutualism«, Nature 441 (22. Juni 2006), S. 975–978.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Nilgün Marmara: “Maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın hepiniz mezarısınız kendinizin…”

Kuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirleri'ni bırakarak 13 ekim 1987 yılında bekleme salonunu olarak gördüğü dünyamızı kendi isteği ve arzusuyla terk etti....

Kapat