Bir Acının Değişmez Dipnotu – Behice Demir

Bundan 16 yıl önce 2 Temmuz 1993 günü Sivas Madımak Oteli’nde yakılan aydınlarımızdan edebiyatımızın unutulmaz şairi Metin Altıok, kara günden 7 gün sonra yani 9 Temmuz’da hayatını kaybetti.
Bazı sözler asırdan asıra koşarken kendi yaratıcısına da ayrı bir varolma biçimi veriyor. Doğduğumuz asırla bıraktığımız asır arasında zamanın nasıl geçtiğini şairlerden kalan sözler belirtir. Bir nevi insanlığın tarihindeki yolculuklar, mekânların gizemliliği ve kurulan yaşamların yerleşik adresleri şairlerin verdiği adreslerde bulunur. Bu adreslerin coğrafyada zengini, düşünce ve duygudaki yoksulu doğu yakasının en iyi anlatıcılarından ve edebiyatımızın seçkin kalemlerinden Metin Altıok’u, ölümünden ziyade öldürülüşünün 16’ncı yılında anarken hem şiirlerinin hemde doğuda yazdığı zamanların hepimiz için her defasında başvurulması gereken bir kılavuz olduğuna inanıyorum. Bu inanç aynı zamanda ‘bir insan ömrünü neye vermeli’ sorusunun cevabına giden yoldur.
Metin Altıok’un sözleri yaşamın içinde doğup büyüyen ve yaşamdan ağırlığını alan kelimlerdir. Hepsi bir tecrübenin sonucu adını ve yerini almışlardır. İnsanla beraber hayatın içine dalmış onunla sevinmiş onunla acıya bulanmış kadar gerçekçi. Her kelime onun için de sadece dilde dolaştırılmış bir ruh ifası değil. Uzak diyarların kendi bağrından çıkardığı çıplak yaşam çığlıklardır. Sınırları ve aidiyetleri yaşam ve söz ateşinde yakıp yeryüzünde olmanın enginliğini kendine rehber edinmiş duygu sahibi, bu duygu ile Pergament Mermerli sokaklardan çıkıp Bingöl’ün karlı sokaklarına felsefeyi götürecek kadar yaşam karşısında sorumlu, düşünme hakkında bilgin. Söze, sevgiye ve anlaşılmaya muhtaç bir doğu şehrinde felsefe öğretmek ve insanları bunun etrafında sevgiyle tanıştırmak. Hem şairliği, hem öğretmenliği hem de düşünsel etkilenim yönleriyle metin altıok bir edebiyatçıdır. İmgeleri yaşamın içinde akıp giden her halden bir ipucu, kalemine aldığı konular güncel ve her kişinin seçkileri konumunda. Şiirimiz de doğudan yazan ve oranın dört mevsime ayrılmış yaşamlarından birer haber niteliğinde. Şiirleri su kadar yüreğimize yakın geçer, yanıbaşımızdan geçip giden günün yorgunluğu, güneş henüz uyanmadan kapılarını açan hafif gün yeli. Ekmeğini dizlerinde yiyen çocuk, gözleri dumandan sararan kadın, bıyıkları buz bağlamış adam ve dört iklimde doğup, ölen yaşamlar. Türkiyenin doğusunda yaşayan biri olarak Metin Altıok’u okurken bu yaşamın yüzünde bizden de kaybolmayan anıların, anların ve mekânların olduğunu görmek tarifi güç bir duygu kazandırıyor. Bu kazanım hem bir sorumluluk hemde istekli bir dayanışmaya yol açıyor.
Bir cam gibi önünde
Yüzümü elinle sil,
Hohlayarak üstüne.
Seyret boş bir sokağa
Hüzünle yağışını yağmurun.
Sonra kaplasın yavaşça,
Ilık buğusu soluğunun
Yüzümü baştanbaşa.
Dizelerini kendi günlük hayatımıza çektiğimizde dört mevsim ardında, beklediklerimiz uğrunda içimize sinen yorgunlukların bir benzerini duyumsarız. Mevsimlerle aramızda geçen uğraşın yarattığı yaşam biçimleri, yıktığı ömür dağları ve kendimizden verdiğimiz bedellerin usançları. Mekânlarımızda kurduğumuz tarihlerin camdan öteye geçmeyen tanıklıkları ve dışarıda bulduğumuz yabancılığın buzdan nefesleri. Metin Altıok’u hem bir şair hemde öğretmen olarak düşündüğümüzde Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin tüm gerçekliğini yaşayan, iyi bilen, bir anlatıcının gittiği yerle ki özdeşleşmişliğini, anlayışının zenginliğini, kapasitesinin yoğunluğunu buluyoruz.
Bir nevi kendi iç izlenimlerini yaşadıklarıyla harmanlamış yüreğini karşılaştığı zamanın diline çevirmişti. Sokakta geçen sesin, simanın ve adımların hayatla ki serüvenini meraktan öteye taşırarak onunla yeniden yaşama empatisini kurmuştur. Bu empati onun İzmir’den doğunu dağ ardalarına kadar götürmüştür. Yaşamın sadece izleyicisi değil gönüllü eylemcisi, fikrin salt kelimesel ölçüsünü değil arınmışlığını, ağırlığını ve birikmişliğini belirleyen bir tavrın ta kendisi. Bu kararlı ve insani tavır onu Sivas’ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nde yine sözünü söyleme istencine kadar götürmüştür. Pir Sultan’ın karanlığa, gericiliğe ve baskıya karşı haykırdığı sözleri o kendi cenderesinden kendi imbiğinden bir kere daha geçirerek bize anlatacak ve bizi bir kere yolumuzdan, umudumuzdan ve inancımızda vazgeçmemeye davet edecekti.
Pir Sultan’dan Nâzım’a, Nazım’dan Sivas’a uzanan kardeşlik ve dostluk daveti Metin Altıokun davetiyle tüm Türkiye’nin geleceğine sevginin, anlayışın, demokrasi ve çağdaşlığın yolu ulaşmaya devam edecek. Sivas’ta yakılan onlarca aydının yüreğinden bize ulaşan tüm seslere selam olsun.
HAYATI
1941 yılında Bergama da dünya ya gelen Metin Altıok Karşıyaka Lisesi’nin adında Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde felsefe öğretmenliğini okur. Daha sonra ki yaşamında Bingöl’de öğretmenlik yaparak geçer.1993 yılında Sivasta faşit ve gerici eller tarafından bulunduğu otel takıldı ve şair Metin Altıok aramızdan 9 temmuz tarihinde ayrıldı.
“Üzülme Altıok Metin, hüzünlerle geçen tarazlanmış ömrüne
Sen yoğun sis içinde sesi duyulan, uzak çan”-/sın( ) her zaman.

Behice Demir – Birgün

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here