Demokratik Türkiye Daima İleri… Marş Marş! – Yeşim Ergün

Peki ya şimdi nasıl bir dönemden geçiyoruz? O dönem andıçlanan gazeteciler vardı, işinden edilen, kara listeye alınanlar. Peki ya şimdi? Sadece ANF’ye röportaj verdiği için işinden atılmıyor mu gazeteciler? Şimdi de AKP’nin andıç listeleri var. Faili meçhullerin yerini, toplu imha niteliğindeki tutuklamalar almadı mı şimdi? Askerin yerini polis katliamları? Kim öldürdü Diren’i, Şerzan Kurt’u, kim öldürdü Metin Lokumcu’yu? Uludere’de sınır ticareti yapan çoğu çocuk 35 Kürt köylünün üzerine bombaları kim yağdırdı? Peki ya bunların hesabı ne zaman sorulacak?

Tayyip Erdoğan demokrasiyi sürekli daha ileri bir seviyeye taşıyor. 12 Eylülcüler yargılanıyor.

28 Şubatçılar tutuklandı. Artık sırtımız yere gelmez.

Böyle bir giriş ne kadar tanıdık geliyor değil mi?

Yine malum köşe yazarlarımız yetmez ama evet demeye başladı. Eğer görüngüler gerçek olsaydı bilime gerek kalmazdı. 28 Şubatçıları yargılayanlar, 28 Şubatın andıçlarını aratır uygulamaları olanca mağrurlukları ile uygulamaya koymaktayken, demokrasi nutukları atmak biraz komik olmuyor mu?

28 Şubat sadece Sincan’da tanklar yürütülerek yapılmadı. Esas olarak “silahsız kuvvetler” diye nitelendirilen medyanın ve bazı “kitle” örgütlerinin kullanılması suretiyle “demokrasiye balans ayarı” yapıldığı iddia edilen ve daha sonra bizzat uygulayıcıları tarafından “postmodern darbe” olarak adlandırılan bu sürecin en çok tartışılan olaylarından biri şüphesiz bazı gazetecilere kurulan tezgâhtı. Ve Akın Birdal’ın andıçlanması, kurşunlanarak ölümden dönmesi.

Peki ya şimdi nasıl bir dönemden geçiyoruz? O dönem andıçlanan gazeteciler vardı, işinden edilen, kara listeye alınanlar. Peki ya şimdi? Sadece ANF’ye röportaj verdiği için işinden atılmıyor mu gazeteciler? Nuray Mert AKP karşısında açık sözlülüğünden taviz vermediği için süresiz izine çıkarılmadı mı? Peki Ece Temelkuran’ın başına gelenler… Bunlar andıçlanmak değilse denir? Şimdi de AKP’nin andıç listeleri var. Faili meçhullerin yerini, toplu imha niteliğindeki tutuklamalar almadı mı şimdi? Askerin yerini polis katliamları? Kim öldürdü Diren’i, Şerzan Kurt’u, kim öldürdü Metin Lokumcu’yu? Uludere’de sınır ticareti yapan çoğu çocuk 35 Kürt köylünün üzerine bombaları kim yağdırdı? Peki ya bunların hesabı ne zaman sorulacak?

Başbakan grup toplantısında “… Bugün, mazlumun ahının aheste aheste çıktığı gündür, adaletin tecelli ettiği gündür. Bağımsız yargının hiçbir baskı olmadan vazifesini yerine getirdiği gündür. Demokrasinin de, milli iradenin de, TBMM’nin de anlam kazandığı, güç kazandığı gündür. … Allah’ın izni ve milletimizin takdiri ile, Türkiye artık bundan sonra böyle karanlık dönemler yaşamayacak. Bundan sonra demokrasi asla ve asla kesintiye uğramayacak,” dedi.


Her lafın başı “Milletin İradesi” peki “Milletin İradesi” dediğiniz şey  örneğin  zam  istiyor mu?

AKP demokrasisini biraz açmak yerinde olacak.

Demokratik Türkiye’nin cezaevlerinden işkence fırladı, Pozantı’dan Metris’e, Sincan’dan Tekirdağ’a, çocuklara tecavüz, taciz ve şiddet haberleri yankılandı. Ve Cumhurbaşkanı açıklama yaptı gereği yapılıyor diye. Çocuklar ailelerinden çok uzaktaki şehirlerde bulunan cezaevlerine nakledildi. Olayı açığa çıkaran gazeteciler tutuklandı. Ve serbest bırakılan çocuklar cümle aleme ibret olsun der gibi yeniden tutuklandı.

Yılardır, farklı günlerde kutlanan bahar bayramı Newroz, bu sene “Bayram gününde kutlanmalıdır” denilerek hükümet eliyle yasaklandı ve Newroz kana bulandı. Eylemde polislerin kullandığı aşırı gaz sonucunda, Metin Lokumcu’nun başına gelenler bir kez daha yaşandı. BDP Arnavutköy İlçe Yöneticisi Hacı Zengin öldü-öldürüldü. Yüzlerce insan gözaltına alındı. Ve Newroz’dan iki hafta sonra ise sosyalist örgütlere baskın yapıldı ve Newroz’a katıldıkları için 7 sosyalist tutuklandı. Bir kez daha hiçbir gerekçe gösterilmeden, sadece bunca yıldır kutladıkları bir bayramı kutladıkları için, demokratik haklarını kullandıkları için tutuklandı insanlar. Ve ders verildi aslında tüm örgütlere, “aklınızı başınıza alın, Kürtlerin yanında yer alırsanız ‘ileri demokrasinin kılıcı’ sallanır üzerinizde,” diye.

İnsanlar sokak ortasında polisin kullandığı gaz sonucunda öldürülürken, bir de İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, biber gazlarının Kimyasal Silahlar Sözleşmesi’ne uygun olarak kullanıldığını, “laboratuar testlerinden geçirildiğini” ve “insan sağlığı üzerinde kalıcı bir etki bırakmama” koşulunun yerine getirildiğini açıkladı. Oysa polisin kullandığı gaz sonucunda öldürülen bilinen isimler olarak; Hatice İdin, İbrahim Sevindik, Musa Dağ, Mehmet Uytun, Hacı Zengin, Kazım Şeker, Metin Lokumcu… kalıcı olarak ölmüşlerdi.

Yetmedi, İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin yaptığı açıklamaya göre Nisan ayının ilk 15 gününde 49 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Son on yılda 11 bini aşkın işçi iş cinayetleri sonucu hayatını kaybetti. Ardından başbakan demokratik ülkelere yakışır açıklamalar yaptı: “Bazı mesleklerin kaderinde ölmek var,” dedi. İşçiler öldürüldü sokak ortasında ama ne yazık, olmadı hiçbir anlamı. Her gün birkaç işçi kardeşimiz alınırken aramızdan, “kader, iş kazası” diye açıklamalar yaptı egemenler. İşçiler öldükten sonra sigortalandı, taşeron şirketlerin adı gizlendi onlarca işçinin öldüğü olaylarda. Ama demokrasimiz tam gaz ileri gitmeye devam etti.

“Kadını koruyan yasa çıkarıyoruz, kadın cinayetlerini engelleyeceğiz,” dedi, kadınları ailenin dört duvarı içine hapsetti. Kadınları erkek şiddetine karşı tamamen korunmasız bırakırken aile kurumunu kutsadı. “Kadınlar bizim için çok değerli,” dedi, kadınlara kuluçka makinesi görevi vererek “3 çocuk doğurun,” dedi. Günde 5 kadın öldürülmekteyken, “şiddet fazla abartılıyor” dedi. Tecavüz davalarında, Adli Tıp’ından yargısına kadar erkek dayanışması sergilendi. Ama olsun, demokrasi tıkırında gidiyordu.

Başbakan 28 Şubat’ın, 12 Eylül’ün acılarından bahsederken, biz daha da tutsaklaştık. Bağımsız yargı dedi, TMK ve ÖYM’ler ile tüm demokratik muhalefeti tasfiyeye girişti. Demokrasi dedi, kendinden başka her şeye karşı savaş ilan etti. Barış dedi, Kürt halkına karşı topyekun bir imha saldırısı başlattı. “Öcalan ile görüşülebilir, devlet herkesle görüşür” dedi,  Öcalan’a tarihin en uzun tecridini uygulamaya soktu. Özgür medya dedi, medyaya öyle bir “balans ayarı” yaptı ki onlarca kişinin katledildiği Uludere katliamı bile neredeyse basında yansımasını hiç bulmayacaktı. Kürt tutsakların, Öcalan’a tecrit koşullarını protesto amacıyla başlattıkları açlık grevlerinde neredeyse ölüm sınırına ulaşıldı, basında ise hala çıt yok. Gazeteler kapatılıyor, BDP hakkında savcılık kapatma talep ediyor ama sanki hiç böyle bir şey yokmuş gibi davranılıyor.

Bu içinden geçtiğimiz süreci nasıl tarif etmeli? ‘Mazlum’ların iktidar mevkiine geçince zalim haline gelmesi ilk kez olmuyor. Haksızlıkların, adaletsizliklerin bu kadar uyduruk gerekçelerle, bu kadar pervasızca yapılması da ilk değil. Ancak ne olursa olsun mazlumun ahı da yerde kalmıyor. 28 Şubat’ın zulmü AKP’yi doğurmuş ve o AKP 28 Şubat’çılardan hesap sormuşsa AKP’nin zulmü de elbet kendisinden hesap soracak bir gücün doğmasına yol açacaktır.

Bu gücü anlamak için Newroz alanına bakın, 1 Mayıs’ta, Taksim alanında yükselen öfkeye bakın, yükselen devrim ve sosyalizm sloganlarını dinleyin!

Sosyalist Demokrasi, Sayı: 122

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Efsaneler ve Nefesler Işığında Anadolu Aleviliği ve Pir Sultan Abdal – İrene Melikof

Pir Sultan’ın asıl adı Haydar’dır. Sivas ili, Yıldızeli ilçesi, Çırçır Nahiyesi Banaz Köyünde doğmuştur. Bir Bektaşi ocağının Piriydi. Sosyal ve...

Kapat