Cemal Süreya’nın doğduğu dünya ve aile çevresi: “Evde bir kadın dolansın, anne diyelim”

Ailem güzel bir aileydi. Amcam okurdu. Babam pek bir şey okumazdı. Ama konuşmayı severdi. konuşmayı çok seven bir ailenin çocuğuyum.” Büyükanne, halalar ve amcalarla birlikte oturan geniş ailenin ekonomik durumu iyidir. 1930’dan başlayarak 1938’e kadar devam eden Dersim olayları sırasında Cemal Süreya’nın büyük amcası Memo için sürgün kararı çıkar. Aşiret yapısının uzantısı seklindeki geniş aileye bağlılık duyan Cemal Süreya’nın babası Hüseyin Seber, ağabeyini yalnız bırakmak istemez. Böylece geniş aile, Erzincan’dan çıkarılarak Bilecik’e sürgün edilir. Memo ve Hüseyin Seber’in “öbür kardeşleri Fatma’yla Hasan ise sürgünden kurtulup İstanbul’a giderler.” Çıkarılan aflarla kısalacak olan Bilecik’teki zorunlu ikâmet süresi yirmi yıldır.

Cemal Süreya’nın doğduğu dünya ve aile çevresi

Asıl adı Cemalettin Seber olan Cemal Süreya’nın ailesi, Pülümürlü’dür. Pülümür, 1938’e kadar Erzincan’a bağlı bir ilçedir. Aile, Pülümürlü olmasına rağmen Erzincan’da ikâmet etmektedir. Cemal Süreya’nın büyükbabası Kamer Bey, büyükannesi Hatice Hanım’dır. Kamer Bey’le Hatice Hanım’ın 1900’lerin ilk on yılında; Fatma, Memo, Hüseyin ve Hasan adlarını verecekleri dört çocuğu olur. Ataerkil bir yapıya sahip olan Seberler, Erzincan’ın varlıklı ve hatırı sayılır ailelerindendir.  Kamer Bey ölünce onun yerini, ailenin okumuş tek çocuğu olan büyük oğul Memo alır. Eşinin ölümünden sonra Hatice Hanım, mallarını satarak oğullarına bir iş kurmaya çalışır. Böylece, Memo ve Hüseyin nakliyecilik işine atılmış olur.

Cemal Süreya’nın nüfus kaydındaki adı Güllü olan annesi Gülbeyaz Hanım, Erzincan’ın Karatus köyündendir. Anne ve babasını küçük yasta kaybeden Gülbeyaz Hanım’ı ve kardeşlerini, amcası büyütmüştür.
Erzincan ve çevresinde nakliyecilik yapan Hüseyin Bey, Karatuş’tan geçimlerinin birinde Gülbeyaz Hanım’ı görür ve âşık olur. “Onun da gönlü Hüseyin’de[dir]. Bir sabah, ağabeyi Memo’yla birlikte kaçırırlar kızı. Böylece Gülbeyaz, Karatus köyünden Erzincan’daki büyük eve gelin gelir.“1
Gülbeyaz Hanım’la Hüseyin Bey’in dört çocuğu olur. Cemalettin ilk çocuktur; sonra Kemal, Perihan ve Ayten doğar. Kemal, bir yasında ölür. Böylece Cemalettin ataerkil ailenin tek erkek çocuğu olarak el üstünde büyütülür ve ona, yaşının üstünde imtiyazlar verilir.

Ana ve baba tarafından Kürt olan Cemal Süreya, ailesini söyle tanıtır: “Ailem güzel bir aileydi. Amcam okurdu. Babam pek bir şey okumazdı. Ama konuşmayı severdi. konuşmayı çok seven bir ailenin çocuğuyum.”2 Büyükanne, halalar ve amcalarla birlikte oturan geniş ailenin ekonomik durumu iyidir. 1930’dan başlayarak 1938’e kadar devam eden Dersim olayları sırasında Cemal Süreya’nın büyük amcası Memo için sürgün kararı çıkar. Aşiret yapısının uzantısı seklindeki geniş aileye bağlılık duyan Cemal Süreya’nın babası Hüseyin Seber, ağabeyini yalnız bırakmak istemez. Böylece geniş aile, Erzincan’dan çıkarılarak Bilecik’e sürgün edilir. Memo ve Hüseyin Seber’in “öbür kardeşleri Fatma’yla Hasan ise sürgünden kurtulup İstanbul’a giderler.”3  Çıkarılan aflarla kısalacak olan Bilecik’teki zorunlu ikâmet süresi yirmi yıldır.

Cemal Süreya, ikinci esi Zühal Tekkanat’a yazdığı bir mektupta, Erzincan’dan ayrılısı söyle anlatır:
“Bizi bir kamyona doldurdular. Tüfekli bir erin nezaretinde. Sonra iki erle yük vagonuna doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar.
Tarih öncesi köpekler havlıyordu. Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar, polisler. Duyarlığım biraz da o çocukluk izlenimleriyle besleniyor belki.”4

Bilecik halkı, zorunlu iskâna tâbi olarak şehirlerine gelen Seber ailesini bağrına basar ve onlara yardımcı olur. Önce ayrı evlerde kalan Memo ve Hüseyin Seber ailesi birkaç ay sonra, Şeyh Edebali Türbesi yolu üstünde, odalarının pencereleri Yediler Tepesi’ne, istasyon yoluna açılan, büyük bir sofa ve iki büyük oda ile kullanılmayan bir alt katı bulunan, önden tek katlı arkadan birkaç katlı görünüme sahip bir eve yerleşir.5 Aile yoksullaşmış ve Cemal Süreya’nın babası şoför olarak çalışmaya başlamıştır. Yoksulluğun sebebini Cemal Süreya söyle açıklar:
“Amcamla babam sürgüne giderken bütün mal varlığımız birkaç gün içinde paraya çevirmek zorunda kalmışlar. Daha sonra amcam bu parayı İstanbul’a gidip gayrımenkule yatırmış. Tapu kayıtları onun üzerine yapılmış.
Aradan on yıl geçti, sürgün bitti. Amcam İstanbul’a gitti. Birlikte kazandıklarını kardeşiyle bölüşmeye yanaşmadı. Babam sürgün yerinde öldü. Böylece onlar varlıklı oldu, biz yoksul kaldık.”6

Bilecik’e geldikten altı ay sonra, henüz yirmi üç yasında olan annesini kaybeden Cemal Süreya, yıllar sonra, “O zaman yedi yasında idim. Bu ölüm ve sürgün olayı benim sanat duyarlılığımda etkili olmuştur” diyecektir.7 Annesinin ölümünden sonra Cemal Süreya’ya ve kardeşlerine babaannesi bakar. Anne sevgisinin eksikliğini duyan sair, babasının evlenmesini ister;
“Evde bir kadın dolansın, anne diyelim.”8
diye düşünür; ama bunu, babasına söyleyemez. Bu sıralarda Hüseyin Seber, Karakolları’nda çalışmaktadır.
Babaannesinin kendilerine bakamaz hâle gelmesi üzerine amcalarının aracılığıyla babası, annesinin ölümünden altı yıl sonra Esma adında bir kadınla evlenir. Üvey anne, Cemal Süreya’ya, eksikliğini duyduğu sevgi yerine ömrü boyunca unutamayacağı acılar getirir:
“Esma çok kötü çıktı.  Kardeşlerime işkenceli bir çocukluk yaşattı. Örneğin saçlarından tutup kuyuya sarkıtırdı. Bu yüzden kardeşlerimin saçları gür değildir.”9

Üvey annesini “deli” diye tanımlayan Cemal Süreya, Esma Hanım’ın “Bir fırıncıyla kavga edip adama vurunca [ve] adam yerinden kalkamayınca öldü sanıp Bilecik’ten kaç”tığını belirtir ve ekler: “Esma kaçınca, babam Refika’nımı aldı. O iyi çıktı. Kardeşlerim onu anne bildi.”10
Cemal Süreya’nın aileden hayran olduğu iki kişi vardır: Biri babası, diğeri amcası Memo. Babası, Nafıa şoförü Hüseyin Bey, Haziran 1957’de bir trafik kazasında ölür. Babasının ölümünü, “trajik bir ölüm” diye değerlendirir.
Mektuplarının birinde, Zühal Tekkanat’a şunları yazar:
 “Annemle babam Bilecik’te Sosanın yanında yan yana iki mezarda uyuyorlar. Annem 1938’de, babam 1957’de öldü. iki ölüm arasında 20 yıllık bir ara var. Ama iste ikisi de yan yana yatıyor.”11

Doğumu: Nüfus kütüğündeki adı, Cemalettin Seber olan CemalSüreya 1931’de Erzincan’da doğdu. Dört yasındayken, bir yasındaki kardeşi Kemal’in ölümü sonrasında ailenin tek erkek çocuğu olduğu için el üstünde tutularak büyütüldü. Öyle ki “ailede bütün küçüklerin adlarını hep” kendisinin koyma imtiyazına sahipti. Hayatının ilk altı yılını doğduğu şehirde geçirdi.
1938’de Dersim İsyanı sonrasında ailesi, Bilecik’te zorunlu iskâna mecbur edilince Erzincan’dan ayrıldı. Erzincan’dan zihninde kalanları, “büyük bir bahçenin içinde büyük bir ev kaldı. Hepsi o kadar” diye hatırlayacaktır.12

Öğrenim Hayatı: Cemal Süreya, hasta olduğu için ilkokula bir yıl geç baslar; sekiz yaşındadır.13 Zorunlu ikâmete tâbi olan ailenin Bilecik’ten ayrılması yasak olmasına rağmen, ilkokul için İstanbul’a Fatma Halası ile küçük amcası Hasan’ın yanına gönderilir. Cemal Süreya İstanbul’a gönderilisini ve kaydolduğu okulu, “Annemin ani ölümünden sonra babam beni İstanbul’daki halamın ve küçük amcamın yanına yolladı. Öğrenimimi büyük kentte yapayım istiyordu. Beyoğlu 37. ilkokul’a yazılmıştım.”14 cümleleriyle aktarır. Her ne kadar okula bir yıl geç başlasa da okuma yazmayı ve “beş sıfırlı rakamlarla matematik yapmayı” bilmektedir. Bunları, daha okula başlamadan, hep hayranlıkla andığı büyük amcası Memo öğretmiştir.
Oğlunu İstanbul’a gönderdikten sonra şehirden izinsiz ayrılmanın dikkat çekmediğini düşünen Hüseyin Seber, Cemal Süreya’nın üçüncü sınıfa başladığı yıl İstanbul’a gider. Ailenin Bilecik’ten izinsiz ayrılısı, altı ay içinde fark edilir ve aile, 1942’de önce karakola ardından da Bilecik’e yollanır.
Cemal Süreya, o günleri söyle anlatacaktır:
“Bizim peder, ben ikinci sınıftayken büyükannemi ve iki kız kardeşimi de İstanbul’a attı. Ama, üçüncü yıl kendisi de temelli İstanbul’a gelmesin mi? Arnavut köy’de bir is bularak çalışmaya başladı.
 Bir aksam eve polis geldi. Hepimizi alıp Emniyet Müdürlüğü’ne (Sansaryan Han) götürdüler. Bir gece orda kaldık. O sıra, küçük kız kardeşim daha beş yasında. Büyükannem ise en az altmısbes. (…) Ertesi gün jandarma refakatinde sürgün yurdumuz olan Bilecik’e posta edildik. Ben kaç yasındayım? Onbirin içinde.”15

Cemal Süreya ilkokul üçüncü sınıfın yarısını ve sonraki sınıfları, Bilecik Birinci ilkokulu’nda okur. Besinci sınıftayken, babası Esma Hanım’la evlenir.  Üvey annenin kötü muamelelerine dayanamayan Cemal Süreya, ortaokula başladığı günlerde evden kaçarak amcasının evine sığınır. Daha sonra da evden tamamen uzaklaşmak için babasından gizleyerek parasız yatılı  sınavına girer ve sınavı kazanır. Orta ve yüksek öğrenim hayatı boyunca sürecek olan parasız yatılı öğrenciliği, 1944 yılında Bilecik Ortaokulu’nda baslar.
Ortaokulu 1947’de bitiren Cemal Süreya 1947-1948 öğretim yılında, yatılı olarak Haydarpaşa Lisesi’ne girer. Lise öğrenciliğini, “Haydarpaşa Lisesi’nde sporcuydum, iyi öğrenciydim, o kadar.”16 diye hatırlayacaktır.
Liseden 1950’de, “pekiyi” derecesi ile mezun olur; olgunluk sınavı derecesi de “pekiyi”dir.

1950’de, adı Siyasal Bilgiler Fakültesi olarak değiştirilen Mülkiye’nin  iktisat ve Maliye Bölümü’ne kaydını yaptırır ve buradan 1954 yılında mezun  olur. Ankara’da geçirdiği yüksek öğrenim yıllarının kişiliğinin gelişmesinde,  sanat ve edebiyatla bağlar kurmasında önemli bir yeri vardır. Öyle ki Cemal Süreya’nın kültür ve edebiyat dünyasına burada doğduğu söylenebilir.
Cemal Süreya’nın öğrenim hayatına eklenecek son bilgi, 1959-1960  yıllarında tamamladığı askerlik hizmeti sırasında, fark derslerini vererek hukuk diploması da almış olmasıdır.

Memuriyet Hayatı: Cemal Süreya, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden  Haziran 1954’te mezun olduktan sonra aynı yılın 25 Kasım’ında Eskişehir  Vergi Dairesi’nde stajyer olarak göreve baslar. 1955’te Maliye Müfettişliği  sınavını geçer ve Eylül ayında Maliye Müfettiş Muavini olarak İstanbul’a  ataması yapılır. 1958’de yeterlik sınavını vererek “5. Sınıf Maliye Müfettişi”  olur. 1959 yılı Temmuz ayında, 50. dönem yedek subay adayı olarak askere  gider. Askerliğini Ankara’da, Millî Savunma Bakanlığı’nda yapar ve 1960’ta  teğmen rütbesiyle terhis olur. 1961 Kasım’ında, “Maliye Denetim Usulleri ve  iktisadî Devlet Teşekkülleri”ni incelemek üzere Fransa’ya gönderilir. 1963’te  yurda döner; iki yıl daha Maliye Müfettişliği yaptıktan sonra 31 Temmuz  1965’te memuriyetten istifa eder ve daha sonra Papirüs dergisini kurar.
Memuriyetten istifasında belirleyici olan Papirüs’ü çıkarmak değildir;  Süreya, bunalmış ve sıkılmıştır. Böyle bir psikoloji içinde, verdiği karar  üzerine çok da düşünmediğini ve bunun kendisine “çok ağır bir yenilgi” getirdiğini yıllar sonra söyleyecektir:
“Papirüs yıllarında kendime nasıl güveniyordum! Emekliliğe bile inanmıyordum. Küçük adamların isiydi emeklilik. beş param olmadığı halde, istesem çok kazanırım sanısındaydım. Beş yüz liraya gereksinimim varsa, beş yüz liralık çalışıyordum. O arada Emekli Sandığı’ndaki on yıllık keseneklerimi de çekip yedim: 3656 lira.
 1971, benim için mali yönden de tam bir yıkım oldu. Yeniden memurluğa dönmek zorunda kaldım. Bu benim için çok ağır bir yenilgiydi.”17

Cemal Süreya, 1971 Eylül’ünde Türk Dil Kurumu’nun edebiyat ödülleri jürisinde bulunduğu için Ankara’dadır. Ankara’dan İstanbul’a, ise başlama emri ile döner. İstanbul Hoca pasa Vergi Dairesi’nde kontrolör olarak göreve
baslar. Ertesi yıl, Maliye Tetkik Kurulu Üyesi olarak Ankara’ya nakledilir; dört yıl, Tetkik Kurulu Üyesi olarak çalışır. 7 Şubat 1975’te, İstanbul Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü’ne atanır. Aynı yılın Eylül ayında Darphane’deki görevinden ayrılarak Maliye Tetkik Kurulu Üyeliği için Ankara’ya döner. Kültür Bakanlığı’nın dokuz kişilik Kültür Kuruluna seçilir. 20
Eylül 1976-18 Mayıs 1978 tarihleri arasında bu kurulda yer alır. 1978’de tekrar Maliye Müfettişliğine döner ve aynı yılın yaz sonunda İstanbul’a tayini çıkar. Dört buçuk yıl Maliye Müfettişi olarak çalıştıktan sonra, 1982’de
emekliliğini ister ve 2 Şubat 1982’de emekli olur.
Memuriyetten istifa ettiği yıllarda hayatını yayıncılık ve çeviri isleriyle kazanan Cemal Süreya, emekli olduktan sonra da bir süre Meydan-Larousse (yaklaşık bir yıl) ve ANSA Omnis ansiklopedilerinde, Çocukça dergisinde
çalışır; Ortadoğu iktisat Bankası’nda altı buçuk ay yönetim kurulu üyeliği  yapar. 22 Ağustos 1985’te Ense’deki isine son verilir; Çocukça’dan da bu şekilde ayrılmak durumunda kalır.18

Mehmet Doğan


Dipnotlar
1 Feyza Perinçek-Nursel Duruel, Cemal Süreya-“Sairin hayatı şiire dahil”, Kaynak Yay.,İstanbul, 1995, s. 13.
2 Necati Güngör, “Cemal Süreya’nın Öğrencilik Yılları”, Hürriyet Gösteri, S. 133, Aralık 1991, s. 18.
3 Feyza Perinçek-Nursel Duruel, a.g.e., s. 17.
4 Cemal Süreya, Onüç Günün Mektupları, YKY, İstanbul, 1998, s. 85.
5 Cemal Süreya, Günler, YKY, İstanbul, 1996, s. 300-301.
6 Cemal Süreya, a.g.e., s. 114-115.
7 pek Tekil, “Cemal Süreya-Kugular”, Yasasın Edebiyat, S. 15, Ocak 1999, s. 56.
8 Zeynep Oral, “ ‘Aşk meşru bir şey olamaz. O da şiir gibi meşrulaşınca ölür’ ”, “Güvercin Curnatası”-Cemal Süreya ile Konuşmalar, YKY, İstanbul, 1997, s. 79.
9 Zeynep Oral, a.g.e., s. 79.
10 Zeynep Oral, a.g.e., s. 80.
11 Cemal Süreya, Onüç Günün Mektupları, s. 85.
12 Zeynep Oral, a.g.e., s. 78.
13 Necati Güngör, a.g.m., s. 7.
14 Cemal Süreya, Günler, s. 301.
15 Cemal Süreya, Günler, s. 300-301.
16 Cemal Süreya, Günler, s. 142.
17 Enver Ercan, “ ‘Sair bir tavırdı ve şiirinin de üstünde bir yerdedir…’ ”, “GüvercinCurnatası”-Cemal Süreya ile Konuşmalar, s. 94-95.
18 M. Cemil Ugurlu, “Cemal Süreya ile lgili Bir Anım”, Mülkiyeliler Birligi Dergisi, S. 116

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“Gelenin müjdesini kime vermeli?” Mikail Aslan ve “Zernkut – Simya” adlı albümü

Almanya’da yaşayan Dersimli müzisyen Mikail Aslan’ın dördüncü solo albümü "Zernkut/ Simya" Kalan müzikten yayınlandı. “Bir simyacının esrarı ve ısrarı gerektir altın...

Kapat