Cemal Süreya: Şiirle jest arasındaki ilk ilişkiyi ben buldum galiba

Jest, diyorum, daha çok erkeğe özgü, az rastlanır bir davranış olarak savaşçılık günlerinden kalmış. Şiir de öyle. İkisi arasında da bir bağlantı var sanki.
Erkek, nicedir, birey olarak, savaşçılık niteliğini yitirmiş bulunuyor. Kadın, yükselme gösterdiği şu çağda, erkeğin yaptığı hemen her işe soyunuyor da, şiirden neden giderek daha çok uzaklaşıyor? Üstelik,  şiir, kadınlık durumunun bugünkü konusuna daha çok karşılık vermez mi? Şiirden erkek de uzaklaşıyor da onun için mi oluyor bu? Sanırım, şiir için yazgı sorularından biri söz konusu.
Üstelik kadında da jest başladı.

667. Gün
Jest sözcüğü. Mertlik sözcüğü. Bunlar arasında da bağlantı var. İkisinin de olumsuzu olamaz.
Cesareti “güçlükler karşısında zerafet” diye tanımlayanlar olmuş. Bence bu sadece belli bir tür cesaretin tanımı olmalıdır. Belki de mertliğin. Çünkü kör cesaret de var. Gözünü hiçbir budaktan sakınmayan.. Acımasız olabilen.

668. Gün
Sanırım jest’te düşmanı bile dost gibi selamlama anlamı var. Beklenebilir selam; kimi zaman zorunlu selam; kimi zaman da beklenmedik selam (asıl o!). Barış, esenleme, ölümlülüğü bir an için göz ardı etme.. Kahramanın barışçıl bakışı. Hektor, karısına öyle gülümseyerek baktıktan sonra Akhilleus’un karşısına çıkmıştı. Savaşçının elinde tuttuğu çiçek. İkinci Dünya Savaşı’nda, iki taraf askerlerinin, tabyalardan birbirlerine ateşkes saatlerinde karşılıklı fırlattıkları sigara paketleri, çikolatalar..
Kadıköy’de dilenirken özseverşarkılar söyleyen Afrika Aslanı. Jesti yapan, güçlüğün (hatta ölümün) kıyısındadır. Bir sevgi, aynı zamanda bir özsaygı kalkışımıyla kendini dağıtarak sergiler. Tanrının sonunda Cehennem’i bir şaka haline getirmesi gibi bir şey..
Her içdöküsü jesttir. Her gerçek özeleştiri. Hatta her gerçek eleştiri. An işidir jest; insan bir an tam açık olur..
Mertlik.. Mert sözcüğünde cesaret, insanlık, doğruculuk kavramları bir arada. Hayınlığın karşıtı. Bir yerde tam (ama seyrek) karşıtı.
Bağlılığın çözümsel bir bileşke de arama girişimi.
Ayasofya’nın ince minarelerinin ince olması (uyumda üsteleme).
Uyumsuzlukta da.
Giderek küçülen Kızkulesi’nin yalnızca “unutulmama”sında yaşayan yılanı.
Emil Galip Sandalcı: jesttir; yalnız odur.
Müzeyyen Senar jesttir; Samime Sanay ise sadece mimik.

669. Gün
Necati Cumalı’nın Türkçe’de, konuşma dilinin en hazırlıksız yerlerini bir anda kalkındırmasını, onlardan parıltılar yaratmasını da şiirsel jest olarak görüyorum. Hazırlıksızdır jest.

670. Gün
Özsaygısının, bedenini, başka kişilerin denizlerine ılımla daldırması.

671. Gün
Jest, diyorum, daha çok erkeğe özgü, az rastlanır bir davranış olarak savaşçılık günlerinden kalmış. Şiir de öyle. İkisi arasında da bir bağlantı var sanki.
Erkek, nicedir, birey olarak, savaşçılık niteliğini yitirmiş bulunuyor. Kadın, yükselme gösterdiği şu çağda, erkeğin yaptığı hemen her işe soyunuyor da, şiirden neden giderek daha çok uzaklaşıyor? Üstelik,  şiir, kadınlık durumunun bugünkü konusuna daha çok karşılık vermez mi? Şiirden erkek de uzaklaşıyor da onun için mi oluyor bu? Sanırım, şiir için yazgı sorularından biri söz konusu.
Üstelik kadında da jest başladı.
Kadın için jest geçişli de, şiir geçişsiz mi?
Bazı konularda Orhan Veli’nin bir şiirinde söylediği gibi, bir yer var, oraya yaklaşıyorum, ama anlatamıyorum. Direncim kalmamış, ya da gücüm yok. Daha doğrusu tembelim. Zihnimin en iyi işlediği dönemde görüyorum kendimi. Ama kendimi her dönemimde öyle gördüğüme göre yanılıyorum, hatta baştan beri hep yanılmış olabilirim.
Bulgucu bir yanım da yok mu? (Yazmayı sevmeye başladım. İşte bu
korkunç!)
Demirel’de jest, ticaridir, sadece ödün olarak vardır; Ecevit’te, şans ve şanssızlığın ürünü olarak; Erdal İnönü’de uygarca davranış vaadi olarak, Fahri Korutürk.. ülkenin kullanılmamış jesti oldu.
Sığırtmaç Mustafa’nın jesti yok. Sığırtmaç Mustafa olayının kendisi Mustafa Kemal’in küçük bir jestidir. Mustafa Kemal’in asıl jesti demokrasiyi zaman zaman izler gibi olması.
Kahramanlığın sivil görünümü. Ama tam spor değil.Yine de cesaretin bir işlevi. Ondan taşar, gider, insanlığa, barışa karışır.

672. Gün
Toplumumuzu düşünüyorum. Yeraltı dünyasını, bir de sanat dünyasını saymazsak, jeste pek rastlanmıyor. Osmanlıca’da da, Öz Türkçe’de de jest sözcüğünün karşılığı yok. Yeraltı dünyasında jest şart. Çünkü savaşçı evre orda ilk kanıtlarıyla kendini aynen sürdürmektedir. Kentlerimizde insanın yer kapmaca olayı var. Kasabalarda herkes kendi adına ve başkalarının aleyhine dindardır. Sağduyu bodrumlarda boğulmuştur. Köyde jest, geleneğin bozuluşu ile
karıştırılabilir.
Jest sağduyuya da soluk aldırır. ama, ne yazık, onun kadar evrensel değildir. Özlemini her zaman çekse de.

673. Gün
Şiirle jest arasındaki ilk ilişkiyi ben buldum galiba. Rastlantısal bir kazıda buldum. Kazı sırasında yazmayı sevdiğimi anladım. Ya da onu sever oldum. Biraz geç ama..

Jest, Cemal Süreya (Düzyazı – Kısmi)

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Sevgi Soysal Cezaevi Anıları: “Biz insanları sevdiğimiz, çok sevdiğimiz için buradayız”

Koğuşta çıt yok. Sessizlik saati. Bir iki kız ranzalarında uyuyorlar. Çoğunluk okuyor. Her kitabın peşinde en az beş kişi var....

Kapat