Birol Topaloğlu ile söyleşi: “Ben sisteme zarar veriyorum ve zarar vermeye devam ediyorum”

Laz müziği üzerine yaptığı değerli çalışmaları ile tanıdığımız, ülkenin en önemli etnik müzik sanatçılarından biri olan  Birol Topaloğlu’nun son albümü ‘’Kıyı Boyu Karadeniz’’ 2001 ocak  ayında çıktı. Geçtiğimiz günlerde bu yeni çalışmanın tanıtımı Taksim/ Maya Sahnesi’nde -çoğu- albümdeki eserlerinden  oluşan  kısa bir konserle yapıldı. Sanatçı ile bu etkinlik sonrasında  yaptığımız söyleşide; kalabalık ve sanata ilgili bir ailede büyüdüğünü belirten Topaloğlu, önceleri hep kendisi için müzik yapmış. “Ben istemedim aslında kendime çalıyordum, sevdiğim için.’’ dediği müzik hayatını ısrar ve tekliflerle bugüne taşımış.  Ama kendisi de artık başka müzisyenlerle sahne paylaşmak ve dinleyicileriyle buluşmak onlarla iletişim içinde olmak istediğini dile getiriyor.   Söyleşimizde; moda olduğu için  ortaokul lisede bağlama çalıp türkü söylediğini de belirten sanatçı o zamanlar Lazca, Kürtçe, Ermenice  dillerinde şarkı söylemek  yaygın olmadığı,   gereksiz, utanılacak bir şey gibi görüldüğü için kimsenin buna tenezzül etmediğini de ekliyor.

İlkokula kadar Türkçe bilmediğiniz ve Lazca konuşmuş olmanızın çalışmalarınıza katkısı olduğu kesin. Ama müziğe bağlama ve türkülerle başlamışsınız. Nasıl oldu bu geri dönüş?

Tabii kulağım bir kere Lazca seslerle ezgilerle dolmuş. Ben modadır diye ortaokul-lisede bağlama çalıp türkü söyledim çünkü Lazca, Kürtçe, Ermenice bunlar utanılacak ve utanç duyulacak yaygın olmayan ve gereksiz şeylermiş gibi algılandığı için kimse buna tenezzül etmiyordu, söylemiyorduk, dinlemiyorlardı. İster istemez gizlemek durumunda kalıyordunuz. Ama üniversite yıllarında aydınlanma, kendini fark etme dönemi geçirdim. Dedim ‘’ben niye kendimi gizliyorum kendimi doğru dürüst anlatmıyorum’’ Laz-Karadeniz müziğine o alanlara yöneldim.

Kıyı Boyu Karadeniz albümü fikri nasıl oluştu?

Yıllarca Laz müziği, Karadeniz müziği üzerine hem araştırma yapan hem performans sergileyen biri olarak müzikal alanda bir birikimim oluştu. Bu birikimin ortaya çıktığı konserler oldu ve hoşumuza gitti.

Mesela ben bu son albümümde kendimi hazır hissettiğim an bir Rumca, Gürcüce, Hemşince şarkıyı seslendirdim. Bunun karşılığında gelen eleştirilerden anlıyorum ki çok isabetli olmuş o parça seçimleri. Özel ilgi gösterdim hani ben Laz müziği yapıyorum bunun üzerinde yoğunlaşmışım, kendimi daha hazır hissediyorum ama bir Hemşince ezgiye de en az onun kadar hatta daha da özen gösterdim ki öne çıkan parçalar bir Hemşince bir Rumca oldu. Tabiri caizse şişirme yapmadım yani Rumca da olsun Hemşince de olsun olmuşken o da olsun diye değil hem konsepte uygun hem de iyi olsun istedim hakkını vermek istedim. Ekip olarak da hakkını veriyoruz.

Canlı hücum tekniğinden bahsedecek olursak; nedir canlı hücum tekniği?

Ben hep hayalini kurardım stüdyoya gidip o sahne dinamizmini kaydetmenin.  Dedik ki gidip canlı kayıt yapsak? Bir stüdyo bulduk, gidip sahnede söylemekten zevk aldığımız, ısındığımız, deneyim kazandığımız parçaları seslendirdik. Çok da memnun kaldık, başarılı bir albüm oldu.

Pek alışık olunan bir kayıt türü değil belki de teknoloji gelişmeden hep beraber stüdyoya girip mikrofonları alıp canlı çalıp yaptıkları kayıttı önceden. Bu canlı kayıtta sinerji oluşuyor; gitarcısıyla, basçısıyla, ritimcisiyle hep beraber güzel bir birliktelik oluşuyor.

Stüdyo kaydında ise ayrı kanallardan kayıt yapılır. Bir gün gitarcı gelir çalar bir diğer gün tulumcu gelir yani bir birlerini görmezler. Ama canlı hücum da görürsün beraber çalarsın biz bunu yansıtmak istedik. Pek de yapılmaz aslında Türkiye de biraz da cesaret ister çünkü.

Albüm kayıtlarında en iyi basçıyı getirir çaldırırsınız ya da davulcuyu belki performans olarak iyi bir sonuç elde edersiniz ama ruh olarak değil. Ben daha mütevazı bir çalışma istedim o yüzden kendi grubumla kayıt yapmayı uygun gördüm.

Albümünüz on iki anonim eser ve bir de Mustafa Şafak’a ait olan eserden oluşuyor. Anonim parçaları bulup çıkarmak uzun ve uğraştıran bir süreç olmalı. Albümü oluşturma sürecinden biraz bahsedebilir misiniz?

Batum’da  ‘’Emucem Osman Aga’’yı derledim çok keyifli bir çalışma oldu.  Çok derleme var bazen bana beste çalışması yap diyorlar ama o kadar güzel derleme ve söylenmemiş şarkılar var ki ben onları bırakıp niye beste yapayım. Onlar bana daha çok keyif veriyor ama bir gün derlemeler biter ve tıkanırız yetersizlik hissederiz işte o zaman besteye yönelirim ya da yaptığım derlemelerden daha iyi bir beste çıkarsa onu söylerim ama daha iyi bir beste çıkmadı daha.

Derlemeler,  ham kayıtlar var kimse söylememiş ben onu niye söylemeyeyim ki, bu durumda beste yapmak biraz zorlama olur.

İstanbul’da yaşayıp derlemeler yapmak, Karadeniz’i üretmek zor olmuyor mu?

Ben burada yaşıyorum evet ama fiziken, kalben, ruhen ordayım. Gerçekten çok samimi söylüyorum; sokakta yürürken hep Lazca söylüyorum, konuşuyorum. Kültürümü yaşıyorum aslında burada ve ilişkilerim var gidip geliyorum, bağımı koparmadım.

Ama ben inanıyorum ki orada olsam on katına çıkacak verimim ona inanıyorum. Belki, ilerde ki bu bir lükstür İstanbul’da yaşayıp da memlekete dönüp orada bir şeyler yapmak. Bu koşulları oluşturabilirsem orda üretimlerime devam etmek istiyorum.

Albüm ismi ilk olarak bana Karadeniz sahillerinde yapılmış olan tahribatı hatırlattı ama sanırım siz Karadeniz’de kıyı boyu dillere yer vermişsiniz?

Karadeniz sahilleri tahrip olmuş artık, onu dile getirdik artık söyleyecek bir şey kalmadı, bitirmişler yani sahili.

Kıyı Boyu Karadeniz’de biraz da insanları kaynaştırmak istedim. Laz’ı, Gürcü’yü, Hemşin’i, Türk’ü… Çünkü tulumu seven kemençeyi sevmiyor, kemençeyi seven kavalı falan. Ben o kültürlerin güzel örneklerini seçip bir arada harmanlayıp ‘bakın karşı karşıya türkü söyleyebiliriz’ demek istedim yani ben Lazca söylediğim zaman Hemşinli bir köylü duyup Hemşince cevap verebilir ki bu tam da Karadeniz’de yaşamın kendisi niye bunu açıkça dile getirmeyim dedim. Biraz insanlar birbirini kucaklasın diye.

Av Mevsimi filminde Cem Yılmaz’a danışmanlık yaptınız. Neler yaptınız danışman olarak?

Cem Yılmaz Laz bir karakteri canlandıracaktı. Beni aradılar, heyecan duydum.  Çok hoşuma gitti Cem Yılmaz’ın Lazca konuşacak olması.  Annesi rolünde Emine Umar vardı ne kendisi ne Emine Umar Laz değil o hep bende bir ‘acaba nasıl olacak’ merakı uyandırdı.

Bunun için ne kadar çok Lazca konuşabilirse bu dil orda o kadar iyi aktarılacak diye elimden geleni yaptım. İşimi gücümü bıraktım, asıldık bu işe. Ama Laz olmadığı için bir iki cümleden ileri gidemedi.

Yani filmi izlediğinizde yaptığınız danışmanlıktan memnun kaldınız mı?

Tabii ki, müthiş etkilendim, çok beğendim. Başarılı bir insan daha çok vakit ayrılsa belki daha çok cümle kurabilirdi ama zaman-bütçe ancak o kadarıyla kurtarabildik. O bile insanımızın gururunu okşadı, hoşuna gitti. Çok güzel oldu. Lazcanın biraz daha tanınır hale geldiğini düşünüyorum.

Şevval Sam’ın Karadeniz Müziği ile anılması hakkında ne düşünüyorsunuz? Belki sizden çok görüyoruz onu Karadeniz sahnelerinde ve bir söyleşinizde de biraz da sitemkâr bir dille Şevval Sam’ı beğenmediğinizi ifade etmişsiniz.

İnsan olarak çok seviyorum, sanatına saygı duyuyorum, muhalif kişiliğine saygı duyuyorum, yetenekli yüreği güzel bir insan. Kişilik olarak da seviyorum bunda Şevval Sam’ın bir sucu yok. Karadeniz insanında bir aşağılık kompleksi var. Başkası seslendirince daha kıymetli oluyor.

Ben kalbinden vuruyorum o popüler kısmıyla ilgileniyor. Organizasyonları yapanlarda da işte ‘’güzeldir, gelsin zararsızdır’’ mantığı var. Ben zararlıyım. Ben sisteme zarar veriyorum ve zarar vermeye devam ediyorum.

Aslına bakarsanız bir de şu açıdan ele almak lazım Şevval Sam’ın Lazca söylemesiyle yaratılan popülerliği ‘’yani Şevval Sam Lazca söylese ne olur ki Laz değil söyler, bu bir güzellik olur.  Söyler geçer, ama siz Lazsınız söylerseniz tehlikeli olur. Çıkıp da Kürtçe söyleseniz belki hiç meşhur olmadığınız kadar meşhur olursunuz çünkü özünüz değil söyleseniz bile tehlike yaratmazsınız.’’

Lazların anadilde eğitim talep etmediğini çünkü çok ezildiklerini söylemişsiniz böyle bakacak olursak Kürtler ezilmedikleri için mi anadilde eğitim talep ediyorlar?

Hayır. Benim orda söylemek istediğim Lazlar o kadar ezilmiş ki talep edecek durumları yok.

Karadeniz kültürü ve Lazların Türkiye’de en baskın ya da kabul görmüş topluluk olduğunu düşünüyorum ve sizin bu derece ezilip susturulmuşluktan bahsetmenize şaşırdım.

Hem de nasıl ezilmiş. Sayıca az, susturulmuş. Lazlığımla gurur duyuyorum derler ama hangi Lazlık? Tırnak içindeki Lazlık. Lazlar Türkiye’nin çimentosudur derler ya hangi Laz çimento? Sen onu mahvetmişsin içini boşaltmışsın.

Sistemle barışık olalım… tamam olalım. Sistemle bir sorunumuz yok bu sistem gider başka bir sistem gelir. Önemli olan birbirimize saygı duymamız. Ben farklı olabilirim; dilimi de tipimi de beğenmeyebilirsin ama ben varım yani kabul etmek durumundasın.

Sistemle barışık olmak biraz abartılmış galiba Türklük Lazlığın önüne geçmiş. Mesela yolda yürürken Lazca konuşan insan duyamazsınız ama Kürtçe, Zazaca konuşanları duyabilirsiniz.

Evet, çünkü aşağılık duygusu var, utanıyor. Tarif edecek canı yok. Bitirmişsin. Lazca eğitim ütopik, gerçekçi değil. Devletin bizden özür dilemesi gerekiyor. Biz size haksızlık ettik sizi bitirdik, öldürdük demesi lazım. Hep aşağılanmış, aşağılanan bir dilden eğitim kim ister?

Yaptığım işi Laz çevresinde uzaktan çok takdir ediyorlar ama beni içlerine almıyorlar ben onların gerçeğiyim. Ondan dolayı mesafeliler bana. Yine geceler yaparlar popüler insanları çağırırlar, beni çağırmazlar.  Çünkü ben onları rahatsız ediyorum. Onların suratlarına çarpıyorum. Laz olduklarını hatırlatıyorum. Onlar unutmaya çalışıyor, ben hatırlatıyorum. Terslik var burada. Umut ediyorum vazgeçecekler bundan.

Söyleşi: Ceren UCA

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here