“Babanın düşmanı var mıydı? dediler” Bildiğin Gibi Değil, Rojin Canan Akın ve Funda Danışman

Bildiğin Gibi Değil“Babamın bir arkadaşı vardı, onunla gittiler. Çarşı dönüşü amcamın evinin orada vurulduğu yeri gördünüz herhalde- silah patladı, annem çığlık attı.  Abbas gitti, dedi. o zaman ben, teyzem, ablam vardık,  ilk önce ben koştum… Zaten belli sokaklar vardı; bir de çarşıya gittiğini bildiğim için hemen o yöne doğru koştum.
Etrafta kalabalık vardı. Bakıyorsun, babam mı değil mi? sonuçta annen çığlık atmış, sen de o korkuyla koşuyorsun. Baktığından baban orada yatıyor, babanı görüyorsun, yatıyor orada. Gitmek istiyorsun, gidemiyorsun. O anki çocuk şeyi, korkuyorsun bir şeyler oluyor bir şekilde. Arkadaşları falan kaldırdı babamı;  kaldırdıklarında bana bakıyordu, yaşıyordu.  Gel mi dedi, bir şey mi dedi? O an bir şey yapamıyorsun. Arkamı döndüm, koşarak ağlaya ağlaya eve geldim.  
O esnada teyzem, ablam da çıkmış oraya doğru koşuyorlardı. İşte yolda benim ağlayıp koştuğumu görünce kolumdan tuttular.  Ne oldu, babam mı, dedi.  Ben de ağladım, bir şey demedim, kolumu çektim koştum. Teyzem, sakın annene bir söyleme, dedi. Koştum geldim kapının önüne. annem yatıyordu.

Annem bana baktı, o lafını asla unutmam:  Avrehan, sen bana müjde mi getirdin, dedi. ben bir köşeye çekildim. Oturdum ağladım, bir şey diyemedim.  O esnada annem ağlamaya başladı.  Sonra hastaneye kaldırmışlar, ablam falan koştu arkasından. Ben de koştum, yani yetişirim diye koştum. Onlar çoktan gitmiş,  geri döndüğümde orada özel timler, polisler falan vardı vurulduğu yerde.  Geri döndüğümde onları gördüm, o yeri kullanmayacaktım, başka yerden gidecektim ama orada ilkokul arkadaşlarım vardı, o polislerin yanında. Polislere öldürülen adamın kızı, dediler. Polisler beni çağırdı, gittim. Evinizin telefon numarası ne, babanın düşmanı var mıydı? dediler.  Hangi düşman?  Siz öldürdünüz demek istiyorsun, bağırmak istiyorsun.  Yok dedim, bir düşmanı yok. Tamam git, dediler.”

Yıldırım Türker: Sözlü tarih çalışmalarının en özlülerinden biri, bu kitap.
Bundan yüzlerce yıl sonraya kalacak bir belge, dolayısıyla.
Onlarca yıldır hayatımızın, önünde kan ve ter döktüğümüz kördüğümünü anlamak için başvuracak insanlık, 90’lı yıllarda çocukluğunu cehennemin tam gözünde geçirmiş insanların anlatısına.
Onları, insan aklının alamayacağı bir zulümle yaralamış olan devlet aygıtının sığ-derin bütün yüzleri var bu kitapta. Kürt isyanının doğuş hikâyesi de.
Ama en önemlisi çocuk gözünden; en çıplak, en güçlü, en kırılgan olanın, insan tomurcuğunun yanı başından bakmaya zorluyor bizi.
Başkasının yarasına gözlerimizi kaçıramadan bakmanın aynasına buyur ediyor.
O yıllardan sağ kalanlar, dev bir yetimler ordusu olarak ulaşabileceğimiz bir mesafede yaşıyor.
Onlara yaşatılan zulüm, insanlık tarihinin en kanlı toplama kamplarını aratmayacak zenginlikte.
Anna Frank’ın güncesi, savaşın, ırkçılığın, vahşetin hikâyesini en kapsamlı tarih metinlerinden daha güçlü hissettirir insana. Hiçbir şey, on üç yaşındaki o hülyalı kız çocuğunun arta kalan sözcükleri kadar yakıcı olamaz.
Bu kitapta da onca işkenceden geçip sağ kalmayı başarmış insanların hikâyelerini dinleyeceğiz. Sanki bir ateşin başında, fısıltıyla anlatılıyormuş gibi.
Onları okurken kendi çocukluğumuzun yaralarıyla yüzleşeceğiz bir kez daha. Çünkü bilirsiniz, “Gökyüzü gibi şu çocukluk / Hiçbir yere gitmiyor.”

Abidin Parıltı: Hamza Aktan’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan Kürt Vatandaş kitabı ile Rojin Canan Akın ve Funda Danışman’ın hazırladığı Bildiğin Gibi Değil: 90’larda Güneydoğu’da Çocuk Olmak, bu ve benzeri hikâyeleri çeşitli tanıklıklarla ele alan önemli kitaplar. Hamza Aktan, Kürt Vatandaş kitabında Türkiye’de Kürt olmanın deneyimlerini okura aktarıyor. Aktan, Kürtlerin anadillerini konuşma ve konuşamama deneyimlerini, büyük şehirlerde yaşayan Kürtlerin sosyal, kültürel sınıfsal farklılaşma süreçlerini, Kürt olmayı ve kimliğini saklayan “Ev Kürtleri”ni, siyaset kariyerindeki Kürtleri, popüler kültürün, kültür endüstrisinin klişelerini ve Kürt kültür üretimini, medyada Kürt olmanın çilelerini, Kürtlerin askerlik deneyimlerini, genç Kürtlerin rahatsızlıklarını ele alır. Bildiğin Gibi Değil’de ise Funda Danışman ve Rojin Canan Akın’ın, 90’lı yıllarda çocukluğu Güneydoğu’da geçmiş Kürt gençleriyle yaptıkları on dokuz söyleşi bir araya getiriyor. Söyleşiyi yapılan gençler yoğun bir şiddet ortamında geçen çocukluklarını ve ilkgençlik yıllarını anlatıyorlar: “Kışlaya benzeyen okullarda” geçen, Türkçe bilmedikleri için birçok trajikomik olay yaşadıkları, öğretmenlerden gerizekâlı muamelesi gördükleri, zaman zaman ajanlık teklifleri aldıkları eğitim hayatlarını… Babalarının, analarının, kardeşlerinin, arkadaşlarının gözlerinin önünde dayak yediği, öldürüldüğü, koruculuğa zorlandığı, evlerinin kurşun yağmuruna tutulduğu, “sevdikleri, değer verdikleri insanların tek tek kaybolduğu”, kaybettikleri yakınlarının kavurucu özlemiyle dolu aile hayatlarını… Sokaklarda, “yanı başlarında sürekli birilerinin öldürüldüğü” bir ortamda, mayınların arasında oynadıkları ya da BM mülteci kamplarında geçen gündelik hayatlarını anlatıyorlar bize.

Aysel Tuğluk:  “(…) her alanda asıl yenilgi unutmaktır.” L.F. Celine Gecenin Sonuna Yolculuk
Bellek, esas olarak unutamadıklarımızdan var eder kendini. Sevgili Rojin ve Funda’nın Bildiğin Gibi Değil kitabını okurken aklıma düştü bu cümle. Acılar unutulmuyor. Bilinci ve duyguları da besliyor durmadan sızladığı için. Üstelik kişisel değil, toplumsal ölçekte yaşanıyor her şey. O nedenle 90’lı yılları herkes aynı hatırlıyor!
Kitaptaki anlatıcıların tümü “Unutmamı, affetmemi beklemeyin. Ama barış olsun. Başkaları bu acıyı yaşamasın” diyor vakarla. Kürt acıyı da soylu yaşar. “Ben yaşadım, başkaları bu tarifsiz acıları yaşamasın” demek, bu soyluluğa delalettir. Her şeye rağmen birlikte yaşama isteğini ifade eder. O acıları diri tutan bellek, öç alma duygusu yaratmıyor, aksine teskin edip barışçıl /hümanist bir bilinç yaratıyor. Hem de en saf haliyle…
Eğer bir birlikte yaşam /bir gelecek şimdiye kadar bu denli güçlü dile gelmişse, bu duygu ve bilincin esini nedeniyledir. Ancak acıyı, öfkeyi, anıyı teskin etmek sanıldığı kadar kolay değildir. Bunun toplumsal/psikolojik ortamını da sürekli olgunlaştırmak gerekir. Aksi halde depreşir, kontrol edilemez, bünyeden sızar ve bir yerlere çarpar!

Handan Aysever: Yanan köyler, günlerce taranan ve bombalanan evler, babalarının neden öldürüldüğünü anlayamayan çocuklar, kaybolan ağabeyler, oyun oynarken paramparça olan dostlar, zorla Türkçe konuşturmaya çalışan öğretmenler, onuncu yıl marşı eşliğinde insanın tahayyülünü sınayan işkenceler. Ölümün, acının, korkunun, şiddetin ve savaşın “yüzlerinin rengini değiştirdiği” çocuklar!

Gidiyorum, geliyorum, okur¬ken karşılaştığım şiddete dayanamıyorum. Ama “bitireceğim bu kitabı diyorum,” kendi kendime. Benim okumaya bile dayanamadığım bu olayları ve anlatamadıkları binlercesini, bu insanlar bilfiil yaşadılar veya tanıklık ettiler; Amed, Avrehan, Aznavure, Avsiya, Aşi, Nuvin, Firdevs, Gıre Colya, Stilite, Xezek, Bezvan, Wanteban, Şeyhan, Memiran, Gever, Liyan, Gijal, Manis, Piran.
“1975-80 yılları arasında doğmuş, 90’lı yıllarda çocuk olup yaşanan savaşı tüm çıplaklığıyla belleğine kaydetmek zorunda kalan ve her şeye rağmen yaşamını orada sürdüren kuşağın hikayesi” diyor Rojin Canan Akın ve Funda Danışman kitabın önsözünde. Kitabın hazırlanma amacını Kürt illeri olarak bilinen coğrafyada yaşanan acıları, “öteki” olarak bilinenlerin gerçeğini anlatmak olarak özetliyor kendileri de o coğrafyanın bir parçası olan iki genç araştırmacı.
Kitapta bu köyler, konuşan gençlerin gizliliğinin sağlanması amacıyla rumuz olarak kullanılmış. Çukurca, Yüksekova, Şemdinli, Çizre, Silopi, Erciş, Nusaybin gibi vebalı(!) bir coğrafyanın çocukları onlar. Yasak köylerin yasak çocukları, haritadan silinmiş köylerin hayaletleri!

Kitap Hakkında
Bildiğin Gibi Değil, iki genç araştırmacı Funda Danışman ve Rojin Canan Akın’ın, 90’lı yıllarda çocukluğu Güneydoğu’da geçmiş Kürt gençleriyle yaptıkları on dokuz söyleşiyi bir araya getiriyor.

Söyleşi yapılan gençler yoğun bir şiddet ortamında geçen çocukluklarını ve ilkgençlik yıllarını anlatıyorlar: “Kışlaya benzeyen okullarda” geçen, Türkçe bilmedikleri için bir çok trajikomik olay yaşadıkları, öğretmenlerden gerizekâlı muamelesi gördükleri, zaman zaman ajanlık teklifleri aldıkları eğitim hayatlarını… Babalarının, analarının, kardeşlerinin, arkadaşlarının gözlerinin önünde dayak yediği, öldürüldüğü, koruculuğa zorlandığı, evlerinin kurşun yağmuruna tutulduğu, “sevdikleri, değer verdikleri insanların tek tek kaybolduğu”, kaybettikleri yakınlarının kavurucu özlemiyle dolu aile hayatlarını… Sokaklarda, “yanı başlarında sürekli birilerinin öldürüldüğü” bir ortamda, mayınların arasında oynadıkları ya da BM mülteci kamplarında geçen gündelik hayatlarını anlatıyorlar bize.
Politik söylemler tek tek insanların ne yaşadıklarını gizliyor, örtüyor. Bildiğin Gibi Değil, bu Kürt gençlerinin Batı’daki, büyük şehirlerdeki akranlarına bir iç dökmesi olarak okunmalı. Binlerce insan “çocukluğum sorulduğunda aklıma açlık, rezillik, sefalet, perişanlık, bombalar, savaş uçakları geliyor” diyecek haldeyse, bu gençlerin hemen hepsi “bana yaşatılanları affetmem mümkün değil ama barış mümkün, barış istiyorum” diyorsa, politik kaygılara değil vicdanlara hitap edecek gerçek bir barış ortamı kurabilmek için bu kitaptaki seslere kulak verilmeli.

İçindekiler
Sunuş, Üvey Kardeş Dilinden
Yıldırım Türker
Önsöz
Rojin Canan Akın ve Funda Danışman

Sen hiç Kürt’e benzemiyorsun – Amed
Bu babamın aldığı elma – Avrêhan
Arkadaşlarımıza mı ağlıyorduk biz, kaybettiğimiz çocukluğumuza mı? – Aznavurê
Kan gövdeyi götürüyor, sen oturmuş el işi yapıyorsun – Avsiya
Bütün okullar kışlaya benziyordu – Aşî
Açlık, susuzluk ve sefalet… Bu mudur kardeşlik? – Nuvin
Babam iyi ki öldü de kurtuldu – Fîrdews
Bir misafir gibi, yabancı gibi geliyordu babam – Gırê Colya
Hayat ne kadar anlamlıdır bilmiyorum – Stililê
Her tarafımız karakol, kışla, tabur – Xêzek
90’lı yıllar benim için kâbus yıllarıydı – Bézvan
Başbakan olabiliyorum, her şey olabiliyorum ama Kürt olamıyorum – Wanbetan
Bir baktım Lice’yi hep taradılar – Şêyhan
Bize desin işte buradalar, kemikleri buradadır – Memiran
Kızım dört yaşında, bütün askeri araçların ismini biliyor – Gever
Unutturmuyor devlet o yılları, sürekli hatırlatıyor – Liyan
Barış başkadır, affetmek başka – Gijal
Sevdiğin, değer verdiğin insanlar tek tek kayboluyor – Manis
İç savaşın izlerini taşımaya başlıyordun, yüzünün rengi değişiyordu – Piran

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Murathan Mungan: “Herhalde Türk medyası hiç bu kadar onursuz olmadı”

Murathan Mungan’ın Hürriyet Pazar’dan Zeynep Miraç’a verdiği söyleşinin şöyleşide: İşlerinden olan gazeteciler için “Bazı gazeteciler sınav veremeyecek kadar dışarıya süpürüldüler” derken...

Kapat