“Bazen hakikati örten perdenin bir ucu sıyrılıyor…” Son Meclis – A. Hamdi Tanpınar

ahmet hamdi tanpinarÇok eski, devri bilinmeyen bir imparatorluğun taht salonu. Salonun dibinde geniş, kıymetli taşlar kakılmış bir taht üzerinde imparator oturmaktadır. Uzun ve mücevherlerle süslü bir külah, sert, uzun sakal ve bıyıklar, ağır silâhlar, zırhlar. Sağ tarafta veliahdı ve birinci vezir, sol tarafta ikinci vezir ayakta beklerler. imparatorun ve onların arkasında sıyrılmış kılıçları omuzlarında, kalkanları ellerinde muhaftz askerler vardır.

Solda kapıya yakın bir ocağın önünde sihirbaz. Uzun cübbesiyle, külahıyla çok esrarlı hareketler yaparak ve dualar okuyarak ocağa bir şeyler atar. Salonun duvarlarında altın, gümüş ve bakırdan putlar, üzerlerine sırlı ekiller yapılmış muskamsı remizler, korkunç sırıtmalarla gülen maskeler, silahlar, zırhlar, avda öldürülmüş vahşi hayvan başları asılmıştır. Ocakta yükselen alevde bütün bu eşya, tahtın mücevherleri, odanın içindekilerin boyu ve ellerindeki süsler, acayip parıltılarla tutuşup sönerler.

İmparatorun yüzü soluktur. Yalnız gözleri zırhının ve tahtının mücevherlerini andıran hoyrat, korkutucu ve aynı zamanda korkan bir parıltı ile parlamaktadır. Herkeste olması beklenilen fakat bilinmeyen bir şeyin korku ve sıkıntısı vardır. Oyle ki herkes zırhlarının altından kalplerini tutmak istiyormuş ve bunu yapa mıyormuş gibidir.

Perde açıldığı zaman mabeyinci kapıdan girer. Odanın ortasına doğru bir adım atar. Sonra yere yatarak imparatora secde eder. İşareti üzerine kalkar, aynı hareketi odanın ortasına gelene kadar birkaç defa tekrarlar ve orada ayakta imparatorla konuşur.

MABEYİNCİ- Maiyet-i şâhâneleri gelmiş efendim. Efendimizin ayaklarına yüz sürmek istiyorlar efendim.

İMPARATOR- (Bir müddet etrafına bakınır.) Benim başka maiyetim var mı? Hepiniz burada değil misiniz?

MABEYlNCİ- Bunlar başka maiyetinizmiş efendim..

VELİAHT- Nasıl şeyler?

MABEYlNCİ- Bilmiyorum efendimiz, korkunç şeyler… Birtakım hayvanlar… Konuşan hayvanlar…

(Yüzü sararmıştır. Bir adım geriler ve toprağa kapanır.)

İMPARATOR-Hayvanlar mı?. . (Taaccüp eder.) Benim hayvanlarla ne alışverişim var?

BİRİNCİ VEZİR- Şüphesiz arka dağlardaki avcılar, efendimize vurdukları nadide hayvanları getirmişlerdir.

VELİAHT- Yahut geçitteki bekçilerdir. Ormanda çok karaca var bu yıl. Geçen gün ben de birkaç tane vurdum.

İKİNCİ VEZİR- Belki de komşu hükümdarlardan biri, size tazimlerini arz için ülkesindeki hayvanlardan takdim etmiştir. Ulaklar, gene tazim için maiyet kelimesini kullanmış olabilirler.

MABEYİNCİ- Hayır efendimiz hayır.. Yanlarında insan yok. Ve hepsi canlı. Konuşuyorlar. Benimle konuştular.. Efendimiz hayvanlar maiyet-i şâhânelerinden olduklarını bana, kendileri söylediler. Sonra bizim diyarın hayvanları değil; sihirbazın anlattığı hayvanlar da var aralarında…

SİHİRBAZ- Kabul etmeyiniz efendim. Allah rızası için kabul… (Sözünü keser. Ocağa bir otdemeti atar. Gölgelere bakar. Aleve dikkat eder. Başını sallar.) Kabul edeceksiniz efendim.

VELİAHT- Nasıl, babam hayvanları mı kabul edecek? Koskoca imparatorumuz, yedi ırmağın babası ve dağ mağaralarının en son sahibi…

İMPARATOR- Dün akşam o mağaralarda idim. Altın, gümüş, mücevher kayalar arasında ve sedef suların başında idim. (Herkes dikkat kesilmiştir.) Babam yanımdaydı. (Ayağa kalkar) Kabul edeceğim.

BİRINCI VEZİR- Bir lahza efendimiz.. Bir lahza.. İsterseniz ben bir bakayım.

İKİNCİ VEZİR- Hayır, ben… Efendimize gelecek her tehlikeyi ewela ben önlemek isterim…

VELİAHT- (Çıplak kılıçla ortaya atılır.) Herkes sırasını bilsin… Ewela ben!

(Hepsi birden kapıya doğru gitmek isterler; fakat hiçbirisi olduğu yerden ileriye gidemez.)

İMPARATOR- Durun, telaşa lüzum yok… İhtiyar, ben nasıl öleceğim!.. Mukaddes ateşte ölümümün şekli değişti mi?

SİHİRBAZ-Hayır efendimiz.. Hiçbir zaman. Hep aynı şekiller. Efendimiz ancak istedikleri zaman ve kendi iradeleriyle öleceklerdir. Babam doğduğunuz zaman mukaddes ocakta bu müjdeyi okudu. Ben, elli senedir bu ocağın alevlerinde aynı haberi gördüm ve ölümünüz…

İMPARATOR- Evet, ölümüm…

SİHİRBAZ- Dediğim gibi efendimiz.. Elli senedir size söylediğim gibi ölümünüz, yeni bir devrin başlangıcı olacak… İnsan devrinin!

İMPARATOR- Fakat ziyaretimize hayvanlar geliyor?

BİRİNCİ VEZİR- Niçin olmasın efendim? Tanrıların en sevgilisi değil misiniz? Mukaddes zincirin son halkası sizde değil mi? Hayvanlar belki de sizi ve kudretinizi tâ’zim etmek istiyorlar.

İMPARATOR- (Birdenbire bir şey hatırlamış gibi) Dün akşam dağ tanrılarının mağarasında babam, bana buna benzer bir şey söyledi. “Senin gölgen eşyaya kadar uzanacak!” dedi. “Ve otuz yedi batnın beklediği sende olacak…” Fakat rüyalar aklımızda kalmıyor. Bazen hakikati örten perdenin bir ucu sıyrılıyor; bir şeyler farkediyoruz; fakat gerisini hatırlamıyoruz. Güneş kendi yalanını söylemeye başlayınca.. (mütereddit) doğrusunu isterseniz benim maiyetim olduklarını söyleyen bu hayvanlar hoşuma gitmiyor.

l.IClNCİ VEZİR- Emrederseniz tir-endâzlara söyleyelim. Hepsini öldürsünler…

BİRİNCİ VEZİR- Muharebe hayvanlarımız çoktan beri canlı hayvan parçalamadılar; hepsi taze kana hasret gibi…

İMPARATOR- Hayır, olmaz. Düşünmedim değil; fakat merak ediyorum. Görmeliyim. Sihirbaz, sen ne dersin?

SİHİRBAZ- Ben mi! (Ocağa bakar.) Ben, hiçbir şey söyleyemem efendim.

İMPARATOR- Hakkın var. Görüyorum, buradan ocağını ve alevleri görüyorum. Artık onlara ben de alıştım. Ben de onları okuyorum. Hakkın var…

BİRlNCİ VEZİR- Belki endişe edilecek şey değildir. Şüphesiz bunlar bu kadar yıl gösterdiğiniz gayrete mukabil tanrıların hizmetinize yolladığı kölelerdir.

İMPARATOR- Tanrılar bana çok şey verdiler. Her an bir başka şey verdiler. Şan, şeref, bükülmez kol, titremez el, erkek evlat… Fakat bir şey esirgediler. Huzur…

BİRİNCİ VEZİR- Belki bu gelenler onu getiriyorlar…

SİHİRBAZ- Kabul etmeyiniz efendim, kabul etmeyiniz… En tehlikeli hediye odur. Hayatınız kendi boğulacağınız bir göl olur.

İMPARATOR- Onlar gelecekler… Sen de biliyorsun ki gelecekler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir