Acının bedenime ilk kez girmiş olduğu o gün – Frida Kahlo

Yeniden düşündüğümde, o öğleden sonranın ne kadar korkunç olduğunu daha iyi anlıyorum. Babam, beni Chapultepec korusunda yürüyüşe götürmüştü. Orayı, yaşlı sedir ağaçlarından ötürü özel olarak severdi. Pek fok kez olduğu gibi kol kola yürüyorduk; bana kimi yerleri, insanları, olağandışı durumları, renkleri gösteriyordu. Gözünden pek az şey katardı. Onun gözlem biçiminden çok şey öğrenmişimdir. Görünüşte böylesine sakin bir adam olan babam, dışarıya çıkar çıkmaz tepeden tırnağa dikkat kesilir, neredeyse pusudaki avcıları andırırdı. Birdenbire, boylu boyunca yere devrildi; bedeni sarsılıyor, yüzü kızarıyor ve morarmaya başlıyordu; gözleri sabitleşmişti, dudaklarının kenarından salyalar akıyordu. Bu, benim gördüğüm ilk sara krizi değildi. Aslında alışıktım (eğer her seferinde endişe veren bir şeyin üst üste görülmesine alışkanlık denebilirse tabii). İyi ki de alışıktım, çünkü bir saniye bile yitirmeden tüm hareketleri koordine etmek gerekiyordu. Hemen, her zaman yanında taşıdığı küpük eter şişesini açıp koklatmak, boynundaki fotoğraf makinesini çıkarıp serbest kalan elimle sıkıca tutup çalınmasını önlemek, kaçınılmaz biçimde etrafımızda toplııanan insanları  bir iki laf etmek, sonra da, kriz geçtiğinde yavaşça kalkmasına yardım etmek, onu tutmak ve bu krizlerden her def asında fok etkilenmiş ve tükenmiş olarak çıktığından ötürü olabildiğince avutmak gibi bir sürü şey yapmalıydım.

Dirilen bir ölü gibi bembeyazdı. Evet, sanırım bu gözlemim en yerinde olanı. Kendini dirilen bir ölü gibi hissediyor olmalıydı. Aynı yürüyüş sırasında, kısa bir süre sonra, bir ağacın toprak üstünde kalan köklerine takıldım ve düşerken çok canım yandı. Ertesi sabah, ayağa kalkmak istediğimde, sağ baldırımla bacağıma oklar batıyormuş hissine kapıldım. Korkunç bir acıydı, ayağımın üzerine basamıyordum. Bir daha hiç yürümeme korkusu o anda tüm benliğimi kapladı, çoğu zaman heyecanlarım mantığımdan daha haklı çıkmıştır. Bağırdım, annem hemen yanıma koştu. Doktorlardan biri “iyi huylu bir ur” olduğunu söyledi. Bir diğeri ise kendinden çok emin olarak, “çocuk felci,” dedi. Aylar boyunca yatak istirahati, ceviz suyu banyoları, sıcak kompresler, biraz zayıf bir ayak, artık diğerinden daha ince ve daha kısa kalacak bir bacak ve ortopedik botlar, yani bir sürü zevkli şey beni bekliyordu. Bir süre sonra (bir yıl mı, iki yıl mı?), tam bir tarih söylemek istemiyorum, çoğu zaman tarihleri karıştırmakta pek becerikli olduğumu söylerler, yine de bunun Trajik On Gün (bazıları o dönemi Sihirli On Gün diye adlandırırlar) sırasında olduğunu sanıyorum, Allende Sokağı ‘na bakan pencereden, bir isyancının bacağından kurşun yiyip yolun ortasında dizlerinin üzerine düştüğünü gördüm. Çok etkileyiciydi. Gün batıyordu ve adam beyazlar giymişti, alacakaranlıkta gayet belirgindi. Çevresine bakındı ama kapacak yeri yoktu. İnsanlar sağa sola koşuşturuyorlardı. Beyaz kumaştan çıkıyormuş izlenimi veren kan fışkıra fışkıra yere akıyordu. Sandaletleri kana bulanmıştı. Yoksul bir adamdı. Annem ortalık biraz sakinleşince ona yardım etmeyi başardı. Bu, annemin o dönemde yardım ettiği tek adam da değildi üstelik.

Önemli olan, sırf adamın yarasına bakmakla hastalığım sırasında bacağımda hissettığim acıyı yeniden duymamdı. Bacağı benim bacağımdı sanki ya da benim bacağım onundu. Ne hissedebileceğini en ince ayrıntısına değin biliyordum. O acı bana şiddetle birlikte gelmişti, ona da. Chapultepec)teki düşüşümle daha sonraları yaşadıklarım arasında ne tür bir bağlantı kurulabilir, bilmiyorum. Ama kesin olan bir şey varsa, o da acının bedenime ilk kez o gün girmiş olduğudur.

Frida Kahlo
Kaynak: Aşk Ve Acı

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Kitka Kadınları ve Katedral* (A Cathedral Concert) Konser Kaydı

Kapat