Kürt dengbêjlik geleneğinin modern temsilcilerinden biri olan Delil Dilanar, Ünlü Dengbêj Husêno’nun hem yeğeni hem de Huseno’nun müzikal geleneğini günümüzde sürdürmeye çalışan kimi çalışmalara da imza atan bir müzisyen. İlk albümü “Ji bo Bîranîna Dengbêj Husêno” dan sonra çıkardığı ”Nêçirvano” ve özelikle “Serayê “ adlı çalışmasıyla tanınan sanatçı, geçtiğimiz günlerde çıkardığı ”Zeriye” adkı bu albümüyle beraber yayınlanan 4. çalışması var.
Muş Varto doğumlu olan Nilüfer Akbal, 1987 yılında İstanbula geldi. Aynı yıl Arif Sağ Müzik Merkezi’ne devam ederek bağlama, solfej ve şan dersleri almaya başladı. 1988 de ilk Türkçe albümü ”Arzuhal Eyledim” adıyla müzikseverlerle buluştu. Daha sonra şan derslerine Timur Selçuk yönetimideki Çağdaş Müzik merkezi ve Öğretim görevlisi İstanbul Devlet Opera ve Balesi Sanatçısı olan Begüm ERDEM’ den almaya devam etti.
O sıralarda ikinci kaseti olan ”Ben Bir Kadınım” ı çıkardı. 1991 yılında müzisyen ve yorumcu Hasret GÜLTEKİN “Newroz 1 ” ve “Newroz 2 ” çalışmasında Kürtçe şarkıları seslendirdi. Aynı yıl Almanya Köln’e giderek bu kez de ses pedegogu Paulo Gronau’dan ses ve opera dersleri almaya başladı. İki yılık bu eğitimden sonra girdiği “Rheinische Musikschule” sınavını başarı ile geçti. Aynı okulda iki yıl daha öğretim gördü. En çok sevilen aynı zamanda en iyi albümünü 1995 yılında Zazaca/ Dımılki olarak “MİRO” adıyla yayınladı. Bu albümle Yurtiçi ve yurt dışında çok sayıda konserler verdi.
1998 yılında Fransız Aranjör olan jean –Michel kanner ile yaptığı “REVİNGİ” adlı albümüyle deneysel çalışmalara yöneldi. 2002 yılında Ayhan evci ile “RAY’E adlı Abümünü yaptı. Albüm Alman Radyosu SFB-Multi-kulti tarafından haftanın albümü seçildi. Böylelikle sanatçı avrupada dinlenen sanatçılar arasında yerini aldı. 2005 yılında çıkartığı “ŞEWA” adlı albümü ise WDR radyosu tarafından haftanın albümü seçidi ve EZ TAZEME adlı şarkısı 3 hafta boyunca listelerde 2.ci sırada yer aldı
L Epözdemir’in sanatçıyla yaptığı röpörtajdan alıntılar
Müzikle küçük yaştan beri tanışıyorsunuz. Bu alanda herkesten çok eğitim aldınız. İyi ve eğitimli bir sesiniz var. Kaliteli müzik yaptığınız tartışma götürmez. Ama ne siz nede öteki Kürt sanatçılar, yeterince tanınmıyorsunuz. Bunun nedenini nasıl açıklarsınız.?
N. Akbal: Müzik benim esas işim ve bende işimi çok severek yapıyorum. Bu kendime olan saygımı da arttırıyor. Bu gün aramızda olmayan ancak Türkiye’de çok büyük şan ve şöhrete ulaşmış olan kimi sanatçılar bana defalarca telkinde bulundular. Kürtçe müzik yapma dediler. Bu müzikle bir yere gelemezsin dediler. Türkçe müzik yaparsan tüm kapılar ardına kadar asana açılır dediler.
Bu yolun zahmetli bir yol olduğunu da biliyorum. Bu bir tercih sorunudur benim için. Ben kendi halkımın yasaklı dilini haykırmazsam nasıl rahat ederim ki. Bir Kürt sanatçısı olarak, bu duruşumla Türkiye’de şöhret olabileceğime asla inanmıyorum. Bu yüzdendir ki on yedi yıldır yaşamaya, ayakta kalıp geçinmeye çalıştım ve bu konularda kaygılar içinde yaşadım. Öyle görünüyor ki bu yöndeki kaygılarım bundan böyle de devam edecek.
Sizi Kürt müziği yapmaya iten nedenler nelerdi. Bu konuda kimler sizi etkiledi. Bu gün gelinen nokta da, bunca sorunlar yaşıyorken tercihlerinizden ötürü pişmanlık duyduğunuz anlar oldu mu.?
N. Akbal: Her zaman saygı ile anacağım büyük müzisyen Hasret Gültekin’den çok etkilendim. Beni Kürt müziğine entgre eden Hasrettir. O da bir Kürt Alevi’siydi. Sivasta Madımak Otelde canice yakılanlardandır. Ondan etkilenmiş olmam gerekir ki, bende Kürt-Alevi olgusuna merak sardım. Benim birde Zaza yönüm var. Vartoluyum. Bana göre Varto Zaza Lehçesinin anayurdudur.
Kimi Aleviler kendilerini Kürt kabul etmiyor. Ama bizim coğrafyadaki Alevilerin büyük bölümü, hatta tümü diyebilirim ki Zaza Kürttür. Ben böyle bir sonuca vardım. Ben de, bu işi müzik dili ile ıspat etmeye çalışıyorum. Koçgiri Halk hareketi ile ilgili araştırmalar yaptım. Alişêr Bey’in MİRO adlı eserine rasladım. DILO YEMAN’a rastladım. Bu eserlerin Kürtçe olduğunu gördüm. Ama alevi inancını irdeliyorlardı. Çok etkilendim ve de kasete okumaya karar verdim. Okudum. Kaset çıkar çıkmaz büyük sükse yaptı.
Maddi ve manevi çok büyük sıkıntılar çektim, çekiyorum da. Elbette Kürt müziğinde karar kıldığım için. Ama asla pişman değilim. Bu gün gene bir seçenek yapmam gerekirse hiç kuşkusuz Kürt müziğini seçerim, çünkü bu bana inanılmaz bir haz veriyor, tüm sıkıntılarımı unutturuyor.
Bu gün Kürt Sanatçıların yüz yüze bulunduğu çok çiddi sorunlar var. Bizler ise yıllardır belki düzelir diye umutlarımızı koruduk ve de sabrettik. Ama ilgililer hiç oralı olmadı ve sorunlar dağ gibi üst üste yığıldı. İleride bu konuya tekrar değineceğim için şimdilik sadece işaret ederek geçiyorum. Ama her şeye karşın direnmeye ve dayanmaya devam diyorum. …
Ben Kürtlerin Sezen Aksu’su değil, Nilüfer Akbal’ı olmak istiyorum
N. Akbal: Türkiyede toplumun ezici çoğunluğu herkesin eşit olduğunu savlar. Oysaki bu böyle değil. Örneğin biz Kürt sanatçılar eğer Türk sanatçılarla eşit isek, neden tüm kanallarda onları şarkıları ve klipleri özgürce çalınıyor da bizimkilere yer verilmiyor. Eğer biz de bu ülkenin sözüm ona eşit vatandaşları isek ulusal kanallardan da eşitçe yararlanmamız gerekir. Ama açıktır ki durum böyle değil. Bu yüzden biz de medyamızı ve ulusal kurumlarımızı kurmak zorundayız.Ben Kürtlerin Sezen Aksu’su değil, Nilüfer Akbalı olmak istiyorum. Bu adaletsizliğin giderilmesi gerekiyor. Tüm bu durumlar olmadan, Kültürler arası diyalog sağlanmadan, eşitlik uygulanmadan kültürlerin, dolayısıyla da halkların kaynaşmasını sağlamak olanaklı değildir.
…
Türkiye çok sesli ve çok renkli bir ülkedir. Bu durum pek az ülkeye nasib olabilir. Bu renklilik ve seslilik büyük bir zenginliktir. Ancak tekçi ve Türkçü mantık bu zenginlikten istifade etmeyi engelliyor. Bu kaynaklar heder ediliyor. Kendi zenginlik kaynaklarını böyle hoyrat kullanan bir ülkede, ulusal kimliğinizle ayakta kalmanız ve kendi halkınız adına başarılar kazanmanız çok güç. Türkiye Kürtlere vatandaşım diyorsa onları tüm vatandaşlık hak ve ayrıcalıklarından yararlandırmalıdır.
Her şarkı kendi kökleri üzerinde çalinmalıdır. Çünkü şarkı kendi akarında güzeldir
Bende dahil olmak üzere, geçmişte, zaman zaman bir çok Kürt müzisyen önemli yanlışlar yaptı. Özellikle de 90 lı yıllarda, savaşın yoğun olduğu dönemlerde, hem müzisyenler hemde yapımcılar ciddi yanlışlıklar yaptılar. Çoğumuz savrulduk, hatalar işledik, bir çok kişi ise, kendini riske etmek istemediği için, Kürtçe Müzik defterini kapatıp o günlerde rafa kaldrdı. Aynı kişiler bu günün serbestilerinden istifade ile bu aralar Kürtçe müziğe hevselenmiş görünüyorlar.. Dünyanın yeniden keşfini kendileri gerçekleştirdi sanıyorlar. Yaptıkları işi bir devrimmiş gibi göstermeye çalışıp böbürleniyorlar Kürtler karşısında. Ama Burası Türkiye ve hepimiz birbirimizi çok iyi tanıyoruz kaygılarımızı, endişelerimizi, samimiyetimizi çok iyi biliyoruz.
…
Ben ve birkaç sanatçı arkadaşım, Türkiye’nin o zorlu yıllarında, az da olsak sayıca , Kürt müziği yapmayı tüm olumsuz koşullara karşın sürdürdük. Doğal olarak, eksik yanlış, aksak okuduğumuz oldu ve telafuz hatalarını sıkça yaptık. Belki bu çok önemli bir hataydı. Ama günlerde bundan daha önemli şey Kürtçe sözlü müzik yapmaktı. Bu siyasal bir tavır olarak da görülebilir. Dahası eksik yada yanlış okuduk diye Kürt aydın çevrelerinden çokta eleştiri almadık. Tersine desteklendik, dayanışma gördük ve de alkışlandık. Kürtçe söylemek dinleyenlerin göğsünü kabartıyor ve onları gururlandırıyordu. Alkışlanmamız Kürtçe Müzik yaptığımız içindi, yanlış ya da eksik okuduğumuz için değildi kuşkusuz. Kuşkusuz bu gün hiç birimiz dün olduğumuz noktada değiliz, aradan yıllar geçti ve yetkinleşip olgunlaştık. Bu gün artık dünün yanlışlarına düşmemek için daha bir özenliyiz ve en doğruyu yapma konusundaki istek ve tutumumuz ufkumuzu daha da genişletiyor.
Albümleri
1987 Arzuhal Eyledim
1990 Barıştan Resitaller
1991 Dört telden dört dilden(başka sanatçılarla birlikte)
1991 Newroz 1 (Hasret Gültekin yönetiminde kürtçe ağıtlar)
1992 Newroz 2 (Hasret Gültekin yönetiminde kürtçe ağıtlar)
1992 Ben bir kadınım (türkçe özgün müzik)
1995 Miro
1998 Rewingi
2002 Ray’e
2005 Şewa
Film Müzikleri
Mem u Zin: Yönetmen: Ümit Elçi
Yol:Yılmaz Güney
Mülteci:yönetmen: Reis çelik
Düzenlemeleri Cebrail Kalın’a vokalleri Ali Yılmaz ve Grup Munzur’a ait olan Nevajin – Kürt Enstrümantal Halk Müzikleri/ Kurdish Instrumental Folk Music – Ararat, Munzur, Karacadağ Ezgilerinden oluşuyor. Albüme emek veren diğer sanatçılar ise şöyle; Sinan Güngör – Akustik Gitar, Cem Yıldız – Bağlama/ Şelpe, Serhat Tunç – Tar, Adnan Karaduman – Solo Keman, Özer Arkun – Çello, Burhan Elmas – Kemançe, Osman Aktaş – Dilsiz Kaval, Zafer Taştan – Balaban, Cebrail Kalın – Mey, Çoban Kavalı ve Zurna, İzzet Kızıl – Vurmalı Çalgılar, Cemal Kaplan – Bendir ve Davul
Mardinli beş çocuklu bir ailenin ortanca kızı olarak Adana da doğdu İlk ve orta öğrenimini Adana da tamamladı sonrasında Adana Belediye Konservatuar’ına devam etti. Ailesinin karşı koymasına rağmen sanatla bağını koparamayarak amatörce müzikle uğraştı, şan dersleri aldı.
1990 yılında Ankara Devlet konservatuarına girdi aynı yıl Erlangen Tiyatro Festivaline katıldı. Taziye adlı oyun ile, bölümü iyi derece ile bitirdi öğrenimini tamamladıktan sonra Ankara Devlet tiyatrosunda çalışmaya başladı, birçok oyunda rol aldı.
İlk albümü “Ya hep Ya hiç” 2000 yılında, ikinci albümü olan “Sî” adli single albümü 2003 yılında “Jan/Sızı” albümü 2005 yılında, “Deg/ Dövme” adlı son albümünü 2008 yılında çıkardı.
2005yılında 32. si yapılan Halk Oylaması ile ödül sahiplerinin belirlendiği Altın Kelebek, En iyi Halk (etnik) müziği ödülünü adı. (Ödül tarihinde, İlk kez Kürtçe müzik yapan bir sanatçıya verildi)
Ankara’da, 11 yıl önce kurulan Grup Kibele’nin “Bereket” adlı ilk çalışması Kalan Müzik tarafından geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Anadolu ve Mezopotamya topraklarının kadim halklarının şarkılarını kendilerine özgü üslupla yorumlayan Grup Kibele, ilk albümlerini şöyle özetliyor: “Bu topraklarda yeşeren kültüre, kimisi folklorunu, kimisi dilini, kimisi de inançlarını bıraktı. Ama hepsi ana yurdundan ayrılırken hasretini ve sesini bırakmayı ihmal etmedi. Mezopotamya’nın özündeki gizler çözülecek gibi değil…
Çünkü insanlar hayallerini hep orada yeşertmeyi denedi. Düşünsenize Kibele tüm bereketini Anadolu’ya yaydı ve kadim halklar bundan nasiplendi. Bu bereketin yine bu topraklara barış ve özgürlük getirmesini, aşkların ve sevdaların korkusuzca yaşanmasını ve stranların, deyişlerin, halayların, ağıtların, türkülerin bu sevdalara rehberlik etmesi diliyoruz…”
Grubun solisti Rezan Bilgin albüm için: “Bu topraklar kültürel anlamda da çok verimli, bu kadar zengin ritimleri barındıran az toprak vardır. Biz albümümüzde bu çeşitlilik içerisinde şu dildir, bu dildir diye ayırım yapmadan kulağımıza hoş gelen, güzel söyleyebildiğimiz türküleri seçtik” diyor.
Kürtçe söyledikleri için “çok nadiren tepki aldıklarını” belirten Bigin: “Tepki gösterenlerle oturup konuşuyoruz, kendilerine müziğin evrensel olduğunu anlatıyoruz; ‘İngilizce, Bulgarca, Arapça dinliyorsun da Kürtçe niye dinlemiyorsun, Kürtçeyi de dinlemelisin’ diyoruz. Kafalarına dayatılan düşüncenin yanlışlığını anlattığımızda tavrı değişiyor, sonradan özür diliyorlar”.
“Geleneksel türküleri yorumlarken otantikliğine olabildiğince sadık kaldıklarını ama kendi renklerini de kattıklarını” vurgulayan sanatçı, albümde yer alan eserleri hangi kriterlere göre seçtiklerini ise şöyle ifade etti:
“Bu topraklar kültürel anlamda da çok verimli, bu kadar zengin ritimleri barındıran az toprak vardır. Biz albümümüzde bu çeşitlilik içerisinde şu dildir, bu dildir diye ayırım yapmadan kulağımıza hoş gelen, güzel söyleyebildiğimiz türküleri seçtik. Tercihimizi, rahat söyleyebileceğimiz, duygusunu dinleyiciye daha iyi aktarabildiğimizi düşündüğümüz türkülerden yana kullandık. İlk buluşmamızı hereksin gerçekten sevdiği, uzun zamandır dinlemediği türkülerle yapalım dedik.”
BGST Müzik Birimi, 1997 yılında çıkardığı Kardeş Türküler albümünde, Anadolu’daki çeşitli halkların müziklerini örneklemeye çalışmıştı. Amaçlanan, etnik ve kültürel açıdan, çok kimlikli bir coğrafyanın genel resmini çıkarmaktı. Bu resimden sonra, müziklerin artık daha somut başlıklara dayalı prodüksiyonlar kapsamında ele alınması, ilk albümün dramaturjisini ‘ayrıntılandırma’ olanağı sunacağı gibi, etnik müziklerle kurulacak deneysel ilişkiyi de daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekti.
Bu nedenle Kardeş Türküler/Doğu albümü ‘panoramik’ değil, ‘lokal’ bir çalışma olarak tasarlanmış ve hem bölgesel hem de kültürel anlamda yaşadığımız coğrafyanın ‘doğu’sundaki müziklere yönelmiştir. Albümde kültürel ve müzikal sınırları belirsiz ve gecişken olsa da, bazı karakteristikleri itibariyle ‘doğu’ başlığı altında toplanabilecek olan bu bölgedeki şarkıların daha ayrıntılı işlenmesi hedeflenmiş, müzikal çeşitliliği göstermenin yanı sıra ortak müzikal formlar da (halay, govend. gorani gibi) vurgulanmaya çalışılmıştır.
musicwebtown.com http://www.dailymotion.com/videox5umxj
Kardeş Türküler – Bingöl (Ermenice)
Ve sabaha dek sürdü
Perilerin hüzünlü türküleri.
O eşsiz ezgiler, o büyülü havalar
Güneşin ilk ışıkları görünene dek duyuldular.
Ve pınarın sularında,
Çınarın gövdesinde,
Coşkun derenin dalgalarında
Eriyip kayboldular.
Bu tür çalışmalarda, içeriği belirsiz bir ‘mozaik’ anlayışından kaçınılması, ‘farklılıkları ve ortaklıkları’ ortaya çıkarmaya dönük bir dramaturjinin izlenmesi daha doğru görünmektedir. Aynı şekilde, “türkülere dönüş’ gibi dönemsel anlayışların ya da ‘yok olmaya yüz tutmuş kültürlerin hatırlatılması’ ile yetinen muğlak çerçevelerin terkedilmesi; ‘arkaik’ bir kültürle değil, yeni müzikal tarzların yaratılmasında önaçıcı olabilecek güncel bir mirasla karşı karşıya olduğumuzun unutulmaması gerekiyor. Buradan hareketle, asıl işimizin, bu mirastan ‘güzel türküler’ seçmek değil, müzikal öğelerin (ritm, vokal tarzları, ezgi yapılan, icra teknikleri gibi) geliştırilmesine kafa yoracak araştırmacı bir faaliyete yönelmek olması gerektiğini düşünüyoruz.
Kardeş Türküler / Doğu albümü, bu tür bir faaliyetin içinden üretilmeye çalışılmıştır.
Turgut Uyar
Soner Akalın: Perküsyon
Ayhan Akkaya: Klasik Gitar
Fehmiye Çelik: Vokal
Emre Kocabaş: Perküsyon
Işın Kucur: Klasik Gitar
Erol Mutlu: Bağlama, Vokal
Feryal Öney: Vokal
Diler Özer: Perküsyon
Selda Öztürk: Vokal, Perküsyon
Vedat Yıldırım:Vokal, Perküsyon
Aytekin Atas (BÜFK): Vokal
Özgür Ay (BGST): Elektro Gitar
Nevzat Çelebi (BÜFK): Vokal
Hidayet Duran (BÜFK): Vokal
Rıza Okçu (BGST): Perdesiz Bas, Elektro Gitar
Tolga Tanyel (BGST): Notasyon
Aslika Qadir, Ermenistan’ın, Elegez bölgesinin Axdara köyünde 1945 yılında doğdu. ilkokul eğitimini burada bittirdikten sonra ailesiyle birlikte Erivan’a göç eden Qadir, Ermeni Dili ile Fars Dili ve Edebiyatını okur, Üniversiteyi bitirip Erivan’da ders vermeye başlar. 20-22 yıl ders hocalığının son 6 yılını Ermenistan Kültür Eğitim Bakanlığında uzman olarak çalıştı.
Erivan Radyosundan tüm Kürtlerin evine misafir olan bir sanatçı. “Welatê me Gulîstan e” parçasıyla ünlenen Qadir, Kürtlerin bilinen ve sevilen kadın sanatçılarından biri. Sovyetlerin yıkılmasından sonra güçlenen ırkçı eğilim dolayısıyla Ermenistan’ı terk ederek Avrupa’ya yerleşti.
musicwebtown.com
Egide Cimo Keşfetti
Irakta başlayan Kürt hareketlenmeleri Ermenistan Kürtlerini de etkilemiş. Aslida Qadir haberleri almak, gelişmeleri takip etmek için Erivan Radyosuna ile gittiği üniversite arasında mekik dokur. Bir gün bir ezgi mırıldar radyoda ve Egîdê Cimo sesini duyar. Duyar duymaz, “Sesin çok güzel ve bizden saklıyorsun. Gel okuman için sana ezgi vereceğim” der. Onun için artık müzikal yaşama adım atma başlamıştır.
İlkin Ermeni şair Sayat Nova’nın “Kemençe” ve “Hetanî hebin” (Var olana dek) adlı iki parçasını okur, ardından gün gelir yine Egîdê Cimo “Tam sana göre” dediği “Welatê me Gulîstan e” parçasını verir. Verir vermesine ama Ermenistan Türkiye’yle ilişkisini bozmamak için “Gulîstan” gibi kelimelerin geçtiği parçaların radyoda çalınmasına izin vermez. Parçayı Erivan Radyosunda okuması için izin gerekir ve bir gün o umut ışığı yanar: Bir gün Ermeni ve Kürt ezgilerini derlemek için Moskova’dan bir müzisyen grubu gelir. Egîdê Cimo grubunu toplar, Aslîka Qadir’i de çağırır; “Aslik hazır ol” der. Ermenistan’ın büyük opera salonuna giderler, ilkin Ermeni müzisyenlerin ezgilerini okuyup gitmeleri isterler ve orada “Welatê me Gulîstan e” parçasını okur, kayıtlar Rusya’ya gider. İki ay sonra kayıtlar Merkezden (Moskova) ‘olur’ alıp radyoya döndüğünde artık kimse bir şey diyemez. “Welatê me Gulîstan e” Güney’den gelmiş ama isimsiz bir parça. Asilka Qadir’in sesinden Erivan Radyosundan yankılanan, “bir marş gibi’’ yayıldı ve ünlendi Kürtler arasında.
Kendisi hiç ezgi sözü yazmamış, sadece yorumlamış Erivan Radyosunda. Radyo Qadir gibi birçok Kürt kadın sanatçıya kapılarını açar. Sûsika Simo, Zadîna Şekir, Kûbara Xido, Belga Qado bunlardan bir kaçı. Onlar sesleri, renkleriyle süslerken Kürt illerinden Radyo programının başlaması için zaman iple çekilir.
Sovyetler Yıkılır, Fatura Kürtlere Çıkar
Yıl 1992. Sovyetler yıkılır, Ermenistan’daki Kürtler zorluklarla karşı karşıya kalır. Aralarına nifak tohumları ekilir, merkezi hükümetten onlara verilen destek çekilir, halk perişan olur. Böyle bir dönemde Aslîka Qadir de ülkeyi terk eder; Avrupa’ya yerleşir. Gerisini kendisinden dinliyoruz: “Sovyet döneminde biz Kürtler örgütlüydük, Ermeniler bize bir şey diyemiyorlardı. Sovyet döneminde etnik gruplara karşı iyiydiler. Sovyetler dağıldıktan sonra çoluk çocuk iktidara geldi, bilginleri geri çekildiler. Biz Kürtlerin arasına nifak koydular. İlkin Müslüman Kürtleri kovdular, sonra sıra yezidi Kürtlere geldi. Adamlarımızdan Seide İbo’yu öldürdüler, birçok kişiyi öldürdüler. Ermenistan hükümeti bunu biliyor. Ben ile Ermenistan Başbakanı olan Levon Ter Petrosyan 5 yıl aynı sınıfta okuduk. Ben Ermeni dilini, o Arap dilini okuyordu. O Başbakan olduğunda ‘Biz büyük başarı kazandık. 75 yılda yapamadığımızı şimdi yaptık. Diğer halkları içimizden silip süpürdük’ dedi. O, kendi halkını diğer halklara karşı kışkırtıyordu.”
Kuruyan Dengbejlik Çeşmesi
Sovyetler döneminde sayısız dengbêj çıkar, ama Sovyetlerin yıkılışından sonra dengbêjler çeşmesi kurur, yeni nesil yetişmez. Nedenini soruyoruz, “İlginç bir soru” diyor ve devam ediyor; “Eskiden olduğu kadar şimdi imkanlar yok. Eskiden bir buçuk saat bize ayırıyorlardı radyo da, Ermeniler bize yardım ediyordu. Şimdi hepsi milliyetçi olmuş, Kürtlere yardım etmiyorlar. Şimdi sadece yarım saat zaman ayırıyorlar. Yarım saatlik yayında ne yapabilirsin ki? İkincisi ise onların grupları artık bize yardım etmek istemiyorlar. Önce onların en ünlü müzisyenleri gelip bizim parçaları seslendiriyorlardı. Şimdi söylesen bile hiç gelmezler. Finans yönünden de Kürtler iyi değil. Perişanlar. Çoğu oradan kaçtı. Yarısı Kirasnadar’a, yarısı Avrupa’ya, kaçtı, azı kaldı orda. Şimdi ilgilenecek kimse kalmadı.”
AYŞE ŞAN’LAR DEVRİMCİYDİ
“Eskiden Ayşe Şan vardı, Meryemxan, klasik müzik yapan çok kişi vardı, Mihmemed diyeyim Mihemed Şêxo vardı, Erivan Radyosunun sanatçıları, Şêroyê Biro, zurnacı Xelîlê Evdile, Egîdê Cimo var, bunlar nasıl çıktılar? Çünkü onlar kendi müziklerinden uzaklaşmadılar” diyor Qadir. Müziğin modernleştirilmesinin doğru olduğunu dile getiren Qadir,“Senin müziğinde ulusal kök, ulusal tat olmalı. Şimdi bazıları Türkçe, Arapçayı müziklerine katıyorlar, ben bunu hiç kabul etmem” şeklinde konuşuyor.
Bir yandan Qadir’in, radyodan sesleri yankılanır, kulakların pası silinir ama diğer yandan toplum onları kabul etmez. ‘Bakın filan kesin kızı kaçmış’ gibi birçok şey söyler. Aslîka Qadir bu durumu şöyle değerlendiriyor: “Ayşe Şan, Meryemxan, Sûsîka Sûsika Simo onlar devrimciydiler. Çünkü onlar toplumun önündeydiler. Ayşe Şan, Meryemxan için hiç kolay değildi, toplum onları kabul etmiyordu, çünkü onlar çok öndeydiler. Biz onları unutmuyoruz, onları ezgilerini hala söylüyoruz. Ama şimdi ezgilere bak. Bir kere dinliyoruz, ikincisinde artık dinlemiyoruz.”
Aslîka Qadir hunermernda kurd e.
Aslîka Qadir sala 1945an li gundê navça Axbaranê yê Elegezê (piştra ev gund ket nava sînorên navçên Elegezê, Aragasê û Aragasotinê) ji dayka xwe bûye. Piştî temamkirina dibistana gundê xwe ew salên 1963-1968an di fakûlteta Rojhilatzaniyê da ya Zanîngeha Yêrêvanê da perwerdebûna xwe bi cî tîne û gava perwerde, xwendina bilind distîne dibistaneke Yêrêvanê da dibe mamosta ziman û edebiyeta Ermenî û li vir digihîje posteke bilind û bi rûmet ya serwera beşa perwerdê. Piştî çend salan Aslîka qadir Wezareta Ermenistanê ya Ronkayê (perwerdê) da dibe mêdodîst (pispora karê mamostatiyê).
Çawa piştî hilweşana Yekîtiya Sovyêtiyê li Ermenistanê nijadperestan serî hildan û xwestin bi şikênandina ronakbîrên Kurd, ku yekîtiya miletê Kurd diparastin, dutîretiyê bixin nava olka Kurdên Ermenistanê ser bingeha cihêtiya olê Aslîka Qadir wek mêrekî çarquçikî piştgiriya hogirên xwe-ronakbîran kir û rê neda, ku kitêbên fêran wek yê bi navê “Zimanê êzdîkî” bên weşandinê. Aslîka Qadir mecbûr ma dawiya salên 90î ji Ermenistanê derkeve û li welatekî Ewropayê bi cî bibe.
- 25 Eylül 1941′de Amedîye şehrinde dünyaya gelen sanatçı, ilk müzik eğitimini babası Taha Mihemed’ten aldı. Mihemed Arif Cizrewî gibi Kürt sanatçılarının etkisinde kalan çocukluğu müzik uğraşı ve derlemelerle geçti. Öğretmen olan babasının görevinden dolayı çocukluğu ilk gençliği bir çok şehirlerinde geçen Taha, liseyi Musul’da bitirdi.
17 yaşındayken Bağdat Radyosu’nun elemelerinde başarılı oldu ve 1958′de Bağdat Radyosu’nun Kürtçe bölümünde seslendirdiği bestesi kendisine ait “Eşkere Nakim” adlı stran’la profesyonel sanat yaşamına adım attı.
1960 yılında Maxmal Sanat Enstitüsü’nün tiyatro bölümünde müzik öğretmeni olarak çalışmaya başlayan Taha, 11 Eylül 1961 tarihinde görevinden ayrılarak Bağdat’tan Zaxo’ya gitti ve Baas rejimine karşı savaşmak amacıyla Molla Mustafa Barzanî önderliğindeki peşmerge saflarına katıldı. 1963 yılında 12 arkadaşıyla birlikte esir alınarak cezaevine konundu. İki yıldan fazla hapis kaldı ve ağır işkencelerden geçirildi. Hapisteyken bestelediği stranlar ile adından çokca sözettiren ve halkın sevgisini kazanan Tahsin Taha, uzun bir dönem dillerden düşmeyen “Detin Bahar” adlı stranla özgürlüğe olan özlemeni dile getirdi. Hapisten çıktıktan sonra bir süre Amedîye’ye yerleşti ve burada müzik dersleri verdi.
1970 yılında Bağdat’a tekrar giden sanatçı, 1974′te evlendi. Dört çocuk sahibi olan sanatçı 90′lı yıllara kadar yoğun bir şekilde müzikle ilgilendi ve öğrenciler yetiştirdi. 13 Mart 1994′te arkadaşı sanatçı Fuad Ehmed ile birlikte Hollanda’ya konser için gitti. Burada aniden rahatsızlaşan Tahsin Taha kanser teşhisi konduktan kısa bir süre sonra 28 Mayıs 1995′te hayata veda etti.
Tahsin Taha, Eyşe Şan, Seîd Gabarî, Gulbihar, Salim Helebî, Erdewan Zaxoyî, Elbirt Nayîl ve daha bir çok Kürt sanatçıyla birlikte hareket eder, birlikte söyler, ismi yayılır, artık her yerde bilinen, sevilen sanatçıdır. Stranlarında yurtseverliği, aşkı, sevgiyi anlatır. 1975 yılında Mele Mustafa Barzani hareketi yenildiğinde “Ey Felek” parçasını yazarak duygularını anlatır.
Ölümüne kadar Gula Min Werîya, Bi Tinê, Çav Belek, Amêdîkê Bilind e, Bûka Behdîna, Rabe Cotyar, Dilêrên Welatî, Dîlberê, Evindar im, Bêrîvanê, Xalxalokê, Şekir Barî, Erê an ne, Pismamo, Cîranê, Eman eman, Aso, Rewşena malê, Xwîna dilan, Derdo, Were Canê, Yarî Dilo, Wele şî nakim, Min bidinê gibi onlarca parçayı seslendiren Taha, toplam 8 albüm çıkardı. Bunlardan ikisi “Rabe Cotyar” ve “Aso” ismiyle Türkiye’de Kom Müzik “Arşiv” serisinde yayımlandı.
ÎBRAHİM ROJHİLAT:
Tahsin Taha’nın hem sanatsal kişiliği, hem Kürt olması bizim için çok önemli, çok değerli bir şahsiyet. Ben Tahsin Taha’nın çok eski şarkılarını dinlediğimde Kürt müziğinin otantik yapısını, gerçekliğini, sanatsal yapısını, toplumsal özelliklerini görebiliyorum. O çok güzel icra etmiş müziği. Yaşamış coğrafyadan kaynaklı onda özellikle Arap kültürünün biraz yansımasını görebiliyoruz. Elinde olmadan kullandığı müzikal alt yapı, belki başkası yapmış o altyapıyı ama etki var. Ancak benim için yorumu esastır. Tahsin Taha’nın yorumuna baktığında gerçekten Kürdi bir yorum var. Onun ürettiği besteler, ezgiler, duyguları ve hisleri onun yorumuna eklediğinde insan onun o güzel özelliklerini çok rahatlıkla görebilir.
Ben Zaxo’ya da gittim, Zaxo’da çok bilinen, tanına ve sevilen bir müzisyen. Onun gittiği evlere de gittim, Zaxo’nun coğrafik özellikleri onun kişiliğine de yansımış. Onun dışında şunu diyebilirim: O Kürt müzisyenleri içinde çok mütevazı kişiliğe sahip, bunu sahne duruşunda, söylediği şarkılarda, mimiklerinde görebiliriz. Çok mütevazı, duygusal ve gerçekten çok içten bir kişiliğe sahip.
Ondaki gırtlak yapısı bir çok sanatçıda olmayan bir gırtlak. Tahsin Taha’yı Tahsin Taha yapan gırtlak özelliğidir. Günümüze çok doğru, eskimeyen eserler bıraktı. Bunlar içinde “Bêrîvanê” parçası çok özel ve yurtsever özellikleri içinde barındıran şarkıdır. O Kürt kültürüne, edebiyatına çok şey kazandıran bir şahsiyettir.
ALİ GEÇİMLİ (Agirê Jiyan):
Müziğe başlayan her Kürt için Tahsin Taha ilk başta örnek alınabilecek bir sanatçıydı. Çünkü hemen hepimiz Tahsin Taha’nın şarkılarıyla büyüdük. Genç yaşımıza rağmen eskiden hep dinlerdik. Tahsin Taha’nın Kürtlerin dört parçasına da katkısı olmuştur. Tahsin Taha’nın parçaları okunup söylenmiş, ondan dolayı müziğe büyük emeği olmuş, onu bilmeyen, tanımayan yoktur. Tahsin Taha o güzel, akıcı sesiyle Kürt müziğinin tarihi içinde kendi yerini almıştır. İster istemez 7’den 70’e Kürt bireylerinin kulağında sesi yer edinmiştir. Tahsin Taha’yı anarken, onun Kürt müziğine, dünya müziğine kattıklarını ortaya koymak gerekiyor.
Onun eserleri hala da söyleniliyor. Onun yarattığı eserler torunluk eserler, yani bugün dinlenilir, yarın yine dinlenilir. Belki farklı tarzlarda, stillerde dinlenilir ama Tahsin Taha’nın şarkıları her zaman dinlenilir. Kürt müziğine damgasını vurmuş biridir.
BÜLENT TURAN:
Ben ilk kez Tahsin Taha’yı Bağdat Radyosundan dinledim ve şimdiye kadar onun ezgileriyle tanıdım, sevdim. O Kürt kültürü ve sanatı için çok önemli bir örnektir. Kürt müziğini modernleştirmede de o öncüdür.
Biz Kürt müziği üzerine konuştuğumuzda ilk aklımıza Tahsin Taha ve onun gibiler aklımıza geliyorlar. Çünkü o Kürt müziği üzerine büyük bir etki bırakmış. Bugün de hala bir çok sanatçı onun izinden gidiyor. Bende onun takipçilerindenim. Benim hayatımda Tahsin Taha’nın önemli bir yeri var. Beni çok etkilemiştir.
YEQİN H. (Mahabad Müzik Topluluğu):
Tahsin Taha yenilgiye uğramış sanat tarihimize derman olmuş biridir. O önemli bir fenomendir, onun eserleri, mirası gözler önündedir. O sadece bir müzisyen değil, aynı zamanda bir sanatçıdır da… Onun eserleri bir disiplin sahibidirler ve güzel bir müzikalitenin kokusunu veriyorlar. 20. yüzyılın acımasız şartları içinde üretici, çalışkan biriydi. Bununla yetinmemiş bilimle bir mantık ortaya koymuş, sanat bölümünde mezun öğrenciler yetiştirmiş ve bu değişik roller üstlenmiş. Benim anlayabildiğim kadarıyla şunu söyleyebilirim; Bize modern bir miras bırakmış. Ama maalesef yeni nesil bu mirası hala iyi anlayabilmiş değil.
BRADER MUSİKİ:
1992 yılında rahmetliyi İsveç’te tanıdım. Sonra Hollanda’da görüştük. Dostluğumuz hep devam etti. “Darvano” albümümdeki ‘Darvaniyo’ parçasını o bana verdi. O büyük öğretmen, alçak gönüllüydü. Çok kibar biri, isminden daha büyük biriydi. Tahsin Taha kendi başına bir ekoldu. O’nun isteği üzerine ünlü Kürt kemancısı Dilşad Seid gidip keman çalmayı öğrendi. Tahsi Taha’nın sesi hiçbir zaman eskimez, insan ne kadar dinlerse o kadar sever.
Koma Hivron 2000′li yılların başında Batman’da müzikle uğraşmaya başladı. Bir süre sonra konserler veren grup yörede tanındı. 2007 yılında 9 şarkının söz ve müziği gruba ait olan toplam 11 şarkıdan oluşan ilk albümünü çıkardı. ilk olarak Rojda’dan duyduğumuz “Xeriba beyani” adlı anomin şarkıyı grup üyelerinden Nusret, annesinin yardımıyla gün ışığına çıkarttı.
Kürt müziğini, Batı müziğinin farklı tarzlarıyla sentezleyip kendilerine özgün bir tarz oluşturmaya çalıştıklarını belirten grup üyeleri Nusret ve Kudbettin; Acıyı-tatlıyı, sevinci-hüznü, güzeli-çirkini, sevgiyi-nefreti kısacası insanı insan yapan bütün her şeyi içinde barındıran iç dünyamızdan beslenerek müzik yaptıklarını belirtiyor. Koma Hivron, Batman’da kürtçe müzik çalışmalarını sürdürüyor.
“Dinlediğimiz müzikte kendimizi kesinlikle sınırlandırmıyoruz. Dinlediğimiz her müziğin bize bir zenginlik kazandıracağına inanıyoruz. Nasıl ki bir yazar farklı kişileri okuyarak yazın ruhunu zenginleştiriyorsa, aynı şekilde bir müzisyen de müzik ruhunu değişik müzikleri dinleyerek zenginleştirir. Bunun için ‘Dünya Modern Çağ Müziği’nin bütün tarzlarının yanında milletlerin etnik müziklerini tanıyıp dinliyoruz. Ayrıca Kürt müziğinde de dengbêj müziği ile beraber herkesi dinliyoruz.”
Koma Hivron – Hivron Albümü: BiLura DiLe Min, Cendi Bejim, Cu, Dicemidim, Here WeLLe, Hivron, KoLan KoLan, Nece, WeLato, Xan Xanime ve Yare
Koma Çiya, kültür ve sanat alanındaki boşluğu gidermek amacıyla, bir grup öğrenci ve işçi tarafından 1990’lı yılların başlarında İstanbul’da kuruldu. 1991 yılında Mezopotamya Kültür Merkezi’ne sanatsal etkinliklerini dahil olarak çalışmalarını burada yoğunlaştırdı.
“Rozerin” adlı ilk albümünü çıkardıktan sonra sosyal ve siyasal kimi nedenlerden kaynaklı olarak, bazı grup üyeleri ayrılmak zorunda kaldı. Koma Çiya, halen çalışmalarını İstanbul Mezopotamya Kültür Merkezi’nde sürdürmektedir.
Koma Çiya’nın video kayıt ve kliplerine buradan ulaşıp izleyebilirsiniz
Grubun ilk oluşumunda; Hüseyin İldan ve Ali Temel, Celal Ekin, Beser Şahin , Leyla ve Yekbun Civak, Şêx Melik Abdulbekir, Zana Farqinî, ve Halit Şahin yer aldı. Koma Çiya, Rozerin, Dilana Bê Sînor, Venamire, Xêlî Tolhildan ve Kerwan adlı albümlere imza attı.