Muş Varto doğumlu olan Nilüfer Akbal, 1987 yılında İstanbula geldi. Aynı yıl Arif Sağ Müzik Merkezi’ne devam ederek bağlama, solfej ve şan dersleri almaya başladı. 1988 de ilk Türkçe albümü ”Arzuhal Eyledim” adıyla müzikseverlerle buluştu. Daha sonra şan derslerine Timur Selçuk yönetimideki Çağdaş Müzik merkezi ve Öğretim görevlisi İstanbul Devlet Opera ve Balesi Sanatçısı olan Begüm ERDEM’ den almaya devam etti.
O sıralarda ikinci kaseti olan ”Ben Bir Kadınım” ı çıkardı. 1991 yılında müzisyen ve yorumcu Hasret GÜLTEKİN “Newroz 1 ” ve “Newroz 2 ” çalışmasında Kürtçe şarkıları seslendirdi. Aynı yıl Almanya Köln’e giderek bu kez de ses pedegogu Paulo Gronau’dan ses ve opera dersleri almaya başladı. İki yılık bu eğitimden sonra girdiği “Rheinische Musikschule” sınavını başarı ile geçti. Aynı okulda iki yıl daha öğretim gördü. En çok sevilen aynı zamanda en iyi albümünü 1995 yılında Zazaca/ Dımılki olarak “MİRO” adıyla yayınladı. Bu albümle Yurtiçi ve yurt dışında çok sayıda konserler verdi.
1998 yılında Fransız Aranjör olan jean –Michel kanner ile yaptığı “REVİNGİ” adlı albümüyle deneysel çalışmalara yöneldi. 2002 yılında Ayhan evci ile “RAY’E adlı Abümünü yaptı. Albüm Alman Radyosu SFB-Multi-kulti tarafından haftanın albümü seçildi. Böylelikle sanatçı avrupada dinlenen sanatçılar arasında yerini aldı. 2005 yılında çıkartığı “ŞEWA” adlı albümü ise WDR radyosu tarafından haftanın albümü seçidi ve EZ TAZEME adlı şarkısı 3 hafta boyunca listelerde 2.ci sırada yer aldı
L Epözdemir’in sanatçıyla yaptığı röpörtajdan alıntılar
Müzikle küçük yaştan beri tanışıyorsunuz. Bu alanda herkesten çok eğitim aldınız. İyi ve eğitimli bir sesiniz var. Kaliteli müzik yaptığınız tartışma götürmez. Ama ne siz nede öteki Kürt sanatçılar, yeterince tanınmıyorsunuz. Bunun nedenini nasıl açıklarsınız.?
N. Akbal: Müzik benim esas işim ve bende işimi çok severek yapıyorum. Bu kendime olan saygımı da arttırıyor. Bu gün aramızda olmayan ancak Türkiye’de çok büyük şan ve şöhrete ulaşmış olan kimi sanatçılar bana defalarca telkinde bulundular. Kürtçe müzik yapma dediler. Bu müzikle bir yere gelemezsin dediler. Türkçe müzik yaparsan tüm kapılar ardına kadar asana açılır dediler.
Bu yolun zahmetli bir yol olduğunu da biliyorum. Bu bir tercih sorunudur benim için. Ben kendi halkımın yasaklı dilini haykırmazsam nasıl rahat ederim ki. Bir Kürt sanatçısı olarak, bu duruşumla Türkiye’de şöhret olabileceğime asla inanmıyorum. Bu yüzdendir ki on yedi yıldır yaşamaya, ayakta kalıp geçinmeye çalıştım ve bu konularda kaygılar içinde yaşadım. Öyle görünüyor ki bu yöndeki kaygılarım bundan böyle de devam edecek.
Sizi Kürt müziği yapmaya iten nedenler nelerdi. Bu konuda kimler sizi etkiledi. Bu gün gelinen nokta da, bunca sorunlar yaşıyorken tercihlerinizden ötürü pişmanlık duyduğunuz anlar oldu mu.?
N. Akbal: Her zaman saygı ile anacağım büyük müzisyen Hasret Gültekin’den çok etkilendim. Beni Kürt müziğine entgre eden Hasrettir. O da bir Kürt Alevi’siydi. Sivasta Madımak Otelde canice yakılanlardandır. Ondan etkilenmiş olmam gerekir ki, bende Kürt-Alevi olgusuna merak sardım. Benim birde Zaza yönüm var. Vartoluyum. Bana göre Varto Zaza Lehçesinin anayurdudur.
Kimi Aleviler kendilerini Kürt kabul etmiyor. Ama bizim coğrafyadaki Alevilerin büyük bölümü, hatta tümü diyebilirim ki Zaza Kürttür. Ben böyle bir sonuca vardım. Ben de, bu işi müzik dili ile ıspat etmeye çalışıyorum. Koçgiri Halk hareketi ile ilgili araştırmalar yaptım. Alişêr Bey’in MİRO adlı eserine rasladım. DILO YEMAN’a rastladım. Bu eserlerin Kürtçe olduğunu gördüm. Ama alevi inancını irdeliyorlardı. Çok etkilendim ve de kasete okumaya karar verdim. Okudum. Kaset çıkar çıkmaz büyük sükse yaptı.
Maddi ve manevi çok büyük sıkıntılar çektim, çekiyorum da. Elbette Kürt müziğinde karar kıldığım için. Ama asla pişman değilim. Bu gün gene bir seçenek yapmam gerekirse hiç kuşkusuz Kürt müziğini seçerim, çünkü bu bana inanılmaz bir haz veriyor, tüm sıkıntılarımı unutturuyor.
Bu gün Kürt Sanatçıların yüz yüze bulunduğu çok çiddi sorunlar var. Bizler ise yıllardır belki düzelir diye umutlarımızı koruduk ve de sabrettik. Ama ilgililer hiç oralı olmadı ve sorunlar dağ gibi üst üste yığıldı. İleride bu konuya tekrar değineceğim için şimdilik sadece işaret ederek geçiyorum. Ama her şeye karşın direnmeye ve dayanmaya devam diyorum. …
Ben Kürtlerin Sezen Aksu’su değil, Nilüfer Akbal’ı olmak istiyorum
N. Akbal: Türkiyede toplumun ezici çoğunluğu herkesin eşit olduğunu savlar. Oysaki bu böyle değil. Örneğin biz Kürt sanatçılar eğer Türk sanatçılarla eşit isek, neden tüm kanallarda onları şarkıları ve klipleri özgürce çalınıyor da bizimkilere yer verilmiyor. Eğer biz de bu ülkenin sözüm ona eşit vatandaşları isek ulusal kanallardan da eşitçe yararlanmamız gerekir. Ama açıktır ki durum böyle değil. Bu yüzden biz de medyamızı ve ulusal kurumlarımızı kurmak zorundayız.Ben Kürtlerin Sezen Aksu’su değil, Nilüfer Akbalı olmak istiyorum. Bu adaletsizliğin giderilmesi gerekiyor. Tüm bu durumlar olmadan, Kültürler arası diyalog sağlanmadan, eşitlik uygulanmadan kültürlerin, dolayısıyla da halkların kaynaşmasını sağlamak olanaklı değildir.
…
Türkiye çok sesli ve çok renkli bir ülkedir. Bu durum pek az ülkeye nasib olabilir. Bu renklilik ve seslilik büyük bir zenginliktir. Ancak tekçi ve Türkçü mantık bu zenginlikten istifade etmeyi engelliyor. Bu kaynaklar heder ediliyor. Kendi zenginlik kaynaklarını böyle hoyrat kullanan bir ülkede, ulusal kimliğinizle ayakta kalmanız ve kendi halkınız adına başarılar kazanmanız çok güç. Türkiye Kürtlere vatandaşım diyorsa onları tüm vatandaşlık hak ve ayrıcalıklarından yararlandırmalıdır.
Her şarkı kendi kökleri üzerinde çalinmalıdır. Çünkü şarkı kendi akarında güzeldir
Bende dahil olmak üzere, geçmişte, zaman zaman bir çok Kürt müzisyen önemli yanlışlar yaptı. Özellikle de 90 lı yıllarda, savaşın yoğun olduğu dönemlerde, hem müzisyenler hemde yapımcılar ciddi yanlışlıklar yaptılar. Çoğumuz savrulduk, hatalar işledik, bir çok kişi ise, kendini riske etmek istemediği için, Kürtçe Müzik defterini kapatıp o günlerde rafa kaldrdı. Aynı kişiler bu günün serbestilerinden istifade ile bu aralar Kürtçe müziğe hevselenmiş görünüyorlar.. Dünyanın yeniden keşfini kendileri gerçekleştirdi sanıyorlar. Yaptıkları işi bir devrimmiş gibi göstermeye çalışıp böbürleniyorlar Kürtler karşısında. Ama Burası Türkiye ve hepimiz birbirimizi çok iyi tanıyoruz kaygılarımızı, endişelerimizi, samimiyetimizi çok iyi biliyoruz.
…
Ben ve birkaç sanatçı arkadaşım, Türkiye’nin o zorlu yıllarında, az da olsak sayıca , Kürt müziği yapmayı tüm olumsuz koşullara karşın sürdürdük. Doğal olarak, eksik yanlış, aksak okuduğumuz oldu ve telafuz hatalarını sıkça yaptık. Belki bu çok önemli bir hataydı. Ama günlerde bundan daha önemli şey Kürtçe sözlü müzik yapmaktı. Bu siyasal bir tavır olarak da görülebilir. Dahası eksik yada yanlış okuduk diye Kürt aydın çevrelerinden çokta eleştiri almadık. Tersine desteklendik, dayanışma gördük ve de alkışlandık. Kürtçe söylemek dinleyenlerin göğsünü kabartıyor ve onları gururlandırıyordu. Alkışlanmamız Kürtçe Müzik yaptığımız içindi, yanlış ya da eksik okuduğumuz için değildi kuşkusuz. Kuşkusuz bu gün hiç birimiz dün olduğumuz noktada değiliz, aradan yıllar geçti ve yetkinleşip olgunlaştık. Bu gün artık dünün yanlışlarına düşmemek için daha bir özenliyiz ve en doğruyu yapma konusundaki istek ve tutumumuz ufkumuzu daha da genişletiyor.
Albümleri
1987 Arzuhal Eyledim
1990 Barıştan Resitaller
1991 Dört telden dört dilden(başka sanatçılarla birlikte)
1991 Newroz 1 (Hasret Gültekin yönetiminde kürtçe ağıtlar)
1992 Newroz 2 (Hasret Gültekin yönetiminde kürtçe ağıtlar)
1992 Ben bir kadınım (türkçe özgün müzik)
1995 Miro
1998 Rewingi
2002 Ray’e
2005 Şewa
Film Müzikleri
Mem u Zin: Yönetmen: Ümit Elçi
Yol:Yılmaz Güney
Mülteci:yönetmen: Reis çelik
Cemil Koçgün ve Hakan Aday’ın ortak projesi olan ‘Dersim Halk Aşıkları/Sarraf’ adlı arşiv çalışması 2005 yılında Etno Müzik tarafından yayınlandı. Çalışma, özellikle Fırık Dede, Zeynel Dede ve Sılo Qıc gibi halk ozanlarını gelecek nesillere taşımakla ve onların eserlerini arşivelemekle beraber, Dersim kültüründe önemli bir yeri olan Halk Aşıkları geleceğe taşımakta. Dersim Halk Aşıkları albümü; 2007 yılında 106 yaşında aramızda ayrılan Firik Bava / Seyfi Firik Dede, Silo Qıc, Zeynel Dede, Derviş İsmail, Hozatlı Ahmet Dede Şavaklı Ayşe ve Mithat Dede seslerdirdiği birer deyişten oluşuyor.
Aslika Qadir, Ermenistan’ın, Elegez bölgesinin Axdara köyünde 1945 yılında doğdu. ilkokul eğitimini burada bittirdikten sonra ailesiyle birlikte Erivan’a göç eden Qadir, Ermeni Dili ile Fars Dili ve Edebiyatını okur, Üniversiteyi bitirip Erivan’da ders vermeye başlar. 20-22 yıl ders hocalığının son 6 yılını Ermenistan Kültür Eğitim Bakanlığında uzman olarak çalıştı.
Erivan Radyosundan tüm Kürtlerin evine misafir olan bir sanatçı. “Welatê me Gulîstan e” parçasıyla ünlenen Qadir, Kürtlerin bilinen ve sevilen kadın sanatçılarından biri. Sovyetlerin yıkılmasından sonra güçlenen ırkçı eğilim dolayısıyla Ermenistan’ı terk ederek Avrupa’ya yerleşti.
musicwebtown.com
Egide Cimo Keşfetti
Irakta başlayan Kürt hareketlenmeleri Ermenistan Kürtlerini de etkilemiş. Aslida Qadir haberleri almak, gelişmeleri takip etmek için Erivan Radyosuna ile gittiği üniversite arasında mekik dokur. Bir gün bir ezgi mırıldar radyoda ve Egîdê Cimo sesini duyar. Duyar duymaz, “Sesin çok güzel ve bizden saklıyorsun. Gel okuman için sana ezgi vereceğim” der. Onun için artık müzikal yaşama adım atma başlamıştır.
İlkin Ermeni şair Sayat Nova’nın “Kemençe” ve “Hetanî hebin” (Var olana dek) adlı iki parçasını okur, ardından gün gelir yine Egîdê Cimo “Tam sana göre” dediği “Welatê me Gulîstan e” parçasını verir. Verir vermesine ama Ermenistan Türkiye’yle ilişkisini bozmamak için “Gulîstan” gibi kelimelerin geçtiği parçaların radyoda çalınmasına izin vermez. Parçayı Erivan Radyosunda okuması için izin gerekir ve bir gün o umut ışığı yanar: Bir gün Ermeni ve Kürt ezgilerini derlemek için Moskova’dan bir müzisyen grubu gelir. Egîdê Cimo grubunu toplar, Aslîka Qadir’i de çağırır; “Aslik hazır ol” der. Ermenistan’ın büyük opera salonuna giderler, ilkin Ermeni müzisyenlerin ezgilerini okuyup gitmeleri isterler ve orada “Welatê me Gulîstan e” parçasını okur, kayıtlar Rusya’ya gider. İki ay sonra kayıtlar Merkezden (Moskova) ‘olur’ alıp radyoya döndüğünde artık kimse bir şey diyemez. “Welatê me Gulîstan e” Güney’den gelmiş ama isimsiz bir parça. Asilka Qadir’in sesinden Erivan Radyosundan yankılanan, “bir marş gibi’’ yayıldı ve ünlendi Kürtler arasında.
Kendisi hiç ezgi sözü yazmamış, sadece yorumlamış Erivan Radyosunda. Radyo Qadir gibi birçok Kürt kadın sanatçıya kapılarını açar. Sûsika Simo, Zadîna Şekir, Kûbara Xido, Belga Qado bunlardan bir kaçı. Onlar sesleri, renkleriyle süslerken Kürt illerinden Radyo programının başlaması için zaman iple çekilir.
Sovyetler Yıkılır, Fatura Kürtlere Çıkar
Yıl 1992. Sovyetler yıkılır, Ermenistan’daki Kürtler zorluklarla karşı karşıya kalır. Aralarına nifak tohumları ekilir, merkezi hükümetten onlara verilen destek çekilir, halk perişan olur. Böyle bir dönemde Aslîka Qadir de ülkeyi terk eder; Avrupa’ya yerleşir. Gerisini kendisinden dinliyoruz: “Sovyet döneminde biz Kürtler örgütlüydük, Ermeniler bize bir şey diyemiyorlardı. Sovyet döneminde etnik gruplara karşı iyiydiler. Sovyetler dağıldıktan sonra çoluk çocuk iktidara geldi, bilginleri geri çekildiler. Biz Kürtlerin arasına nifak koydular. İlkin Müslüman Kürtleri kovdular, sonra sıra yezidi Kürtlere geldi. Adamlarımızdan Seide İbo’yu öldürdüler, birçok kişiyi öldürdüler. Ermenistan hükümeti bunu biliyor. Ben ile Ermenistan Başbakanı olan Levon Ter Petrosyan 5 yıl aynı sınıfta okuduk. Ben Ermeni dilini, o Arap dilini okuyordu. O Başbakan olduğunda ‘Biz büyük başarı kazandık. 75 yılda yapamadığımızı şimdi yaptık. Diğer halkları içimizden silip süpürdük’ dedi. O, kendi halkını diğer halklara karşı kışkırtıyordu.”
Kuruyan Dengbejlik Çeşmesi
Sovyetler döneminde sayısız dengbêj çıkar, ama Sovyetlerin yıkılışından sonra dengbêjler çeşmesi kurur, yeni nesil yetişmez. Nedenini soruyoruz, “İlginç bir soru” diyor ve devam ediyor; “Eskiden olduğu kadar şimdi imkanlar yok. Eskiden bir buçuk saat bize ayırıyorlardı radyo da, Ermeniler bize yardım ediyordu. Şimdi hepsi milliyetçi olmuş, Kürtlere yardım etmiyorlar. Şimdi sadece yarım saat zaman ayırıyorlar. Yarım saatlik yayında ne yapabilirsin ki? İkincisi ise onların grupları artık bize yardım etmek istemiyorlar. Önce onların en ünlü müzisyenleri gelip bizim parçaları seslendiriyorlardı. Şimdi söylesen bile hiç gelmezler. Finans yönünden de Kürtler iyi değil. Perişanlar. Çoğu oradan kaçtı. Yarısı Kirasnadar’a, yarısı Avrupa’ya, kaçtı, azı kaldı orda. Şimdi ilgilenecek kimse kalmadı.”
AYŞE ŞAN’LAR DEVRİMCİYDİ
“Eskiden Ayşe Şan vardı, Meryemxan, klasik müzik yapan çok kişi vardı, Mihmemed diyeyim Mihemed Şêxo vardı, Erivan Radyosunun sanatçıları, Şêroyê Biro, zurnacı Xelîlê Evdile, Egîdê Cimo var, bunlar nasıl çıktılar? Çünkü onlar kendi müziklerinden uzaklaşmadılar” diyor Qadir. Müziğin modernleştirilmesinin doğru olduğunu dile getiren Qadir,“Senin müziğinde ulusal kök, ulusal tat olmalı. Şimdi bazıları Türkçe, Arapçayı müziklerine katıyorlar, ben bunu hiç kabul etmem” şeklinde konuşuyor.
Bir yandan Qadir’in, radyodan sesleri yankılanır, kulakların pası silinir ama diğer yandan toplum onları kabul etmez. ‘Bakın filan kesin kızı kaçmış’ gibi birçok şey söyler. Aslîka Qadir bu durumu şöyle değerlendiriyor: “Ayşe Şan, Meryemxan, Sûsîka Sûsika Simo onlar devrimciydiler. Çünkü onlar toplumun önündeydiler. Ayşe Şan, Meryemxan için hiç kolay değildi, toplum onları kabul etmiyordu, çünkü onlar çok öndeydiler. Biz onları unutmuyoruz, onları ezgilerini hala söylüyoruz. Ama şimdi ezgilere bak. Bir kere dinliyoruz, ikincisinde artık dinlemiyoruz.”
Aslîka Qadir hunermernda kurd e.
Aslîka Qadir sala 1945an li gundê navça Axbaranê yê Elegezê (piştra ev gund ket nava sînorên navçên Elegezê, Aragasê û Aragasotinê) ji dayka xwe bûye. Piştî temamkirina dibistana gundê xwe ew salên 1963-1968an di fakûlteta Rojhilatzaniyê da ya Zanîngeha Yêrêvanê da perwerdebûna xwe bi cî tîne û gava perwerde, xwendina bilind distîne dibistaneke Yêrêvanê da dibe mamosta ziman û edebiyeta Ermenî û li vir digihîje posteke bilind û bi rûmet ya serwera beşa perwerdê. Piştî çend salan Aslîka qadir Wezareta Ermenistanê ya Ronkayê (perwerdê) da dibe mêdodîst (pispora karê mamostatiyê).
Çawa piştî hilweşana Yekîtiya Sovyêtiyê li Ermenistanê nijadperestan serî hildan û xwestin bi şikênandina ronakbîrên Kurd, ku yekîtiya miletê Kurd diparastin, dutîretiyê bixin nava olka Kurdên Ermenistanê ser bingeha cihêtiya olê Aslîka Qadir wek mêrekî çarquçikî piştgiriya hogirên xwe-ronakbîran kir û rê neda, ku kitêbên fêran wek yê bi navê “Zimanê êzdîkî” bên weşandinê. Aslîka Qadir mecbûr ma dawiya salên 90î ji Ermenistanê derkeve û li welatekî Ewropayê bi cî bibe.
1992 yılında İzmir’de kurulan Grup Munzur, Lazca, Türkçe, Kürtçe( Kirmancki , Kurmancki ve Gorani ) ve Çerkezce şarkı söyleyen bir özgün müzik topluluğudur. 1993 yılında çıkardığı ilk albümü olan ‘Babanın Türküsü/Onların Kavgası”nın ardından, ‘Hep Birlikte’, ‘Tutuşturun Geceleri’ , ‘Beklenen Uzak değil’ 2003′te ‘Bahara Çağrı’ ve 2008 de “Kızıl Anka” adlı toplam altı albüm çıkardı. Grup, İstanbul Okmeydanı’nda bulunan Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi’nde çalışmalarını sürdürüyor.
………. Eğer bu bölümdeki bazı müzikleri dinleyemiyorsanız yapmanız gereken 1 dk işlem için burayı tıklayınız.
Grup, İnsanın duygu yoğunluğunun bilinçle sentezlendiği sanatı, insanlığın tarihiyle tanımayı, kavramayı, tarihinden öğrenerek yarına taşımayı amaçlıyor… Kültür ve sanat üretimini, ezilen halkların özgürlük ve eşitlik mücadelesine bir parçası olarak görüyor; kültür ve sanat alanında farklı biçimlerin, üslupların özgürce ifade edilip, tartışılarak gelişmelerini savunuyor. Kültür sanat alanındaki çalışmalarının kaynağını ezilen halkların mücadelesinden alıyor; sanatını sömürüye, haksızlığa, gericiliğe, ırkçılığa, şovenizme, feodalizme, kapitalizme karşı isyanın estetik ifadesi olarak görüyor.
23 Eylül 1979 Sivas İmranlı- Kavalcık’ta doğdu. Daha sonra ailesiyle İstanbul’a göçtü. İ.Ü. Arkeolojisi bölümüne girdi. Müziğe küçük yaşlarda flüt çalarak başlayan Cihan Çelik, daha sonra bağlama çalmasını kendi çabasıyla öğrendi. 1995-1997 yılları arasında Erdal Erzincan Müzik Merkezinde bağlama dersleri aldı. 2002 Yılında ”Dağlar ”adlı albümünü ,2005 yılında ”Dost Perişan” 2007 yılında ise “Koçgiri” adlı albümünü yayınladı.
Fırat Güneş 1963 yılında Muş’un Varto ilçesinde dünyaya geldi. İlköğretim sonra Adana’ya göç etti. Lise yıllarında müziğe ilgi duydu. Malatya da hem yüksek okul hem de ekmek fabrikasında işçi olarak çalıştı. O dönem “Güneşli Bahar” isimli bir şiir kitabı yayınladı. 14 Aralık 2007 Tarihinde “Strana Hêvî/ Umudun Şarkısı” adlı ilk albümü çıkardı. ROJDA vokalde eşlik ettiği albüm 11 eserden oluşuyor.
musicwebtown.com
Albüm içeriği: 1-Ape Selim 2-Beritan 3-Cemo 4-Deste Muse 5-Omane Metropola 6-Eyse 7-Gede Lo 8-Gule 9-Le Le Daye 10-Roj Naye Girtin 11-Strana Hevi
Yaşadığı bölgede tanınan bir halk ozanının oğlu olarak 1956`da Dersim- Hozatta doğdu. Düğün ve eylencelerde saz, seman ve cümbüş çalan, Kürtçe, Zazaca şarkılar, Türkçe türküler söyleyen babasından etkilendi. Küçük yaşta müzikle ilgilenmeye başladı. Kürt – Alevi Müziği ile iç içe olan bir evde büyüyen Baran, 6-7 yaşında davul çalar, 12 yaşında ise saz çalma ya başlar. Orta Okulu Elazığda okur, Elazığ Halkevi ile iliski kurar. Lise döneminde burada tiyatroda ve foklör çalışmalarında yer alır. Siyasi nedenle 1973 ten Elağız’da okuldan uzaklaştırılır.
Ali Baran, 1973 yılında Almanya’ya gider. ilk defa 1976 `da Hozatta sahne de Kürtçe Türkü okur. Sonrasında polisin takibinden kurtulmaz, bir kaç defa içeri alınır. 1977 yılında Diyarbakırda Dilan sinamasında verdiği Kürtçe konserden sonra tutuklanır. Bir süre hapiste kalır. 1978`de Almanya’ya kaşmak zorunda kalır. Karlsruhede Üniversitesinde kimya okur. 1982 Askeri darbe`de ilk 12 kişiyle (M.Demirag, S.Yurdatapan ve bazı sendikacılar) birlikte vatandaşlıktan çıkarılır.
1992 den sonra Baran Alman Pasaportuyla 14 yıllık sürgünden sonra M.Demirag – S.Yurdatapan ile birlikte Türkiye’ye gelir.
‘Lo ware’ (1981), ‘Deriye Hepisxane’ (1984), ‘Ey Dersime’ (1987), ‘Helepçe u Zindan’ (1989), Çene Çene (1992) ‘Deste ma’ ve ‘Evina me’ (2000) adlarında çıkmış sekiz albümü var.
cafrande.org’ta en çok dinlenen 17 zazaca şarkıyı aşağıdan dinleyebilirsiniz.
Zazalar Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun Fırat ve Dicle su havzasında ve dağlık alanlarda yaşarlar. Sükun ettikleri yer enlem 37,8°- 42° ve boylam 37,8°- 40° arasında yer alan bölgede, il olarak Sivas’tan Karlıova’ya, Gümüşhane’den Urfa’ya kadar uzanır. Ağırlıklı olarak Tunceli, Bingöl, Erzincan, Elazığ, Sivas, Diyarbakır, illerinde yaşarken, Solhan, Genç, Kiğı, Adaklı (Bingöl) Kangal, Zara, Ulaş, İmranlı, Hafik, Gürün (Sivas), Varto (Muş), , Gerger (Adıyaman), Mutki (Bitlis), Sason, Kozluk,Gercüş (Batman) , Dicle, Ergani, Hani, Lice, Kulp, Çermik, Çüngüş (Diyarbakır) ilçelerinde de meskendirler.
Bunun dışında İstanbul, Ankara, Bursa, Kocaeli, Güzeltepe İzmir, Aksaray şehirleri ve birçok ilçeye göçetmiş Zaza mevcuttur. Almanya, Avusturya, İsviçre, Hollanda, Belçika, Fransa, İsveç, Danimarka gibi Avrupa ülkelerinde bulunan Zaza sayısı tahminen 500.000’dir. Cambul (Kazakistan) Batum (Gürcistan) ve Musul bölgelerinde de Zazalar vardır. Zazalar’ın nüfusu hakkında kesin ve sağlıklı bir bilgi mevcut değildir. Genellikle dünyadaki Zaza nüfusuna dair olarak 1 milyon ile 2 milyon arasında değişen tahminler mevcuttur.
Kürtçe müzik dinlemek için burayı, bu müzikler açılmıyor ise burayı tıklayınız
Zazalar’ın dili Zazaca olmakla birlikte, Zazalar arasında çiftdillilik veya çokdillilik göze çarpmaktadır. Yaşadıkları veya göç ettikleri coğrafyanın siyasi ve demografik koşullarına göre Türkçe, Almanca, Kürtçe gibi diller de konuşulur.
Zazaca’nın yerel olarak Zazaki, Dersimce, Dımılki, Şo-Bê gibi birkaç farklı adlandırması vardır.
Zazaca olarak yazılan önemli eserlerden Ehmedê Xasi’nin Mewlid adlı kitabı (1899 yılında) ve Usman Efendiyo Babıc tarafından yine başka bir Zazaca mevlid ise Şam’da 1933′de Arap alfabesiyle yazılmıştır.
Latin alfabesine esas alınan Zazaca yazılış sistemi (Dilbilimci Prof. C.M. Jacobson’un Zazaca’ya uyarladığı alfabe, Jacobson Alfabesi), 1980′li yıllarda İsveç, Fransa ve Almanya gibi ülkelere göç eden Zazalar’ın gayetleriyle yayıldı ve Türkiye’de Zazaca dergileri ve kitaplarının yayınlanmasına yardımcı oldu. Bu alfabede 32 harfden oluşur. 1980′lerden itibaren Zazaca olarak birçok dergi ve kitap yayınlandı. Zazaca’nın yaşatıldığı en önemli alan ise müzik olarak değerlendirilebilir. Sılo Qıc, Rençber, Sey Qaji, Dewres Baba, Rençber Aziz, Mehmet Çapan, Hüseyin Doğanay gibi halk ozanları Zaza Halk Müziğinin 20.yy’daki başlıca önemli temsilcileridir. Bunun dışında 90′lı yıllardan itibaren Metin – Kemal Kahraman, Ahmet – Mikail Aslan, Nilüfer Akbal, Yılmaz Çelik, Avni Polat, Vengê Sodıri, Grup Munzur gibi sanatçılar ve müzik grupları da Zaza Müziğini batı müziğiyle tanıştırmışlardır.
Alevi Zazalarda ibadet dilinin Zazaca olması Tunceli’de bu dilin geçmişte kutsal kabul edilmesine neden olmuştur. Yörede Zazaca’dan bahsederken “Zonê Xızıri” (Hızır’ın Dili) diye bir kutsama deyimi kullanılır. Tunceli’deki Zazacası’nda yazılı hale getirilen yüzlerce “dêse” (deyiş, Alevi müziğinde ilahi) vardır.
Zazalar’ın hemen hemen yarısı Alevi, diğer yarısı da Sünni kesimden oluşmaktadır. Sünni kesimde ayrıca Şafii ve Hanefi mevcuttur.
Alevi Zazalar, Tunceli, Sivas (Zara, İmranlı, Ulaş), Mahallebaşı, Merkez), Erzincan (Merkez, Kemah, Tercan), Varto, Bingöl (Yayladere, Kiğı, Yedisu), Elazığ (Karakoçan, Merkez, ), kısmen Gümüşhane, Şiraz, Kürtün, Köse ve Kayseri (Sarız, Develi ve Merkez), ikamet etmektedir.
Sünni Zazalar, daha çok Elazığ, Arıcak, Maden, Palu, Bingöl, Siverek, Adıyaman, Mutki, Aksaray gibi il ve ilçelere yayılmış durumdalar.
Alevi-Sünni ve Şafii-Hanefi farklılığı, Zazaca’daki şive farklılıklarına ve yaşam tarzlarına, gelenek ve göreneklere de yansımaktadır.
Zazalar, Beluçiler, Farslar, Gilanlılar, Kürtler, Osetler, Afganlar/Peştunlar Lorestanlılar, Mazenderanlılar, Tacikler ve diğer İrani halklarla dil ve kültür bağlamında birçok ortak özellik paylaşırlar. Tüm bu İrani halkların dilleri birbiriyle akrabadırlar ve yüzlerce ortak kelime barındırırlar. Kelime kökleri büyük oranda aynıdır, renklerin, sayıların , bitkilerin adlandırılmasında benzer ortak kelimeler kullanılır. Kılık-kıyafet, halk masalları, gelenek-görenekler , dini inançlar, bayramlar pekçok noktada ortak özellikler taşır. Zazalar bütün İrani halklarda olduğu gibi irili ufaklı çok sayıda aşiretlere bölünmüşlerdir fakat günümüzde aşiret yapısı ve kuralları hemen hemen yok olmuş diyebiliriz. Zazalar tarihsel olarak kırsal ve feodal bir hayat sürmüşler, tarım ve hayvancılıkla uğraşmışlardır. Anadoluda Zazalar, Kürt, Türkmen, Ermeni gibi halklarla sürekli büyük bir kültürel etkileşim içinde olmuşlardır.
Zaza Müziği | cafrande.org’ta en çok dinlenen zazaca şarkılar
1.Berteng – seslendiren- Mikail Aslan
2.Sebe – seslendiren- Metin Kemal Kahraman
3.Mi va – seslendiren- Sena Dersimi
4.Ciko sevep ciko – seslendiren- Hasanali Ruzgar
5.Daye Daye – seslendiren- Nizamettin Aric
6.Lawko – seslendiren- Ziyaddin Doğan
7.Malan Barkır – seslendiren- Sumeyra Cakir
8.Dersim – seslendiren- Gulbahar – Metin
9.Oli divan – seslendiren- Ahmet Aslan
10.Tew weyvike – seslendiren- Umut Akar
11.Bejne – seslendiren- Emek Korosu
12.Biko Biko – seslendiren- Ozan Recber
13.Zer Zeynebe – seslendiren- Aslika Qadir
14.Vay vay nina – seslendiren- Rencber Aziz
15.Biya Duri – seslendiren- Yilmaz Celik
16.Dilo dilo – seslendiren- Mikail Aslan
Emek Korosu, çalışmalarına 1998 yılında Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu’nun (DİDF) “Birlikte değiştirelim” başlığı altında düzenlediği kültür festivallerine katılma amacıyla yola çıktı. İlk Albümlerini 2006 yılında çıkaran koro, çok sık olmamakla birlikte Avrupa’da çeşitli etkinlik ve konserlere katıldı. Kürtçe, Türkçe, Almanca, Rumca Ermenice ve Lazca türküler ve şarkılar söyledi. Kurulduğu günden bu yana halkları ve dilleri eşit, özgür ve kardeşçe bir araya getirdi.
Albümde yer alan Şarkılar-Türküler: Agri dagi-Ay ay xezale – Arix – Bejne – Blowin in the wind – Bu dunya bizim – Ederlezi – Ere gule – Ha bu diyar – Helimcan – Hey lule – Lawike Metini – Sieben tage lang – Xaneme
Bu dünya bizim!
İnsanların var oluşundan bu yana kendisini ifade etmenin etkileyici yollarından biri olan müziği kullanmıştır. Müzik, insanın insan olma , kendisini ve doğayı anlama çabasına eşlik etmiş, bireyin ve toplumların geçmiş ve gelecek arasında bağlar kurmasında önemli roller oynamıştır.
Dünden bu güne ulaşan ezgiler melodiler ve eserler yaşananları kuşaktan kuşa aktarır. Afrika kabilelerinin av sonucu yaşadıkları neşe ve gurur , Amerika’da kölelik koşullarında yaşayan insanların çığlıkları, dünyanın her yerinde haksızlıklara ve zulme karşı söylenen türküler, acıların aşkların sevinçlerin ezgileri dilden dile dolaşır.
Bir ağıt dinlerken hüzünlenir, bir sevda türküsüyle duygulanır, bir direniş şarkısıyla coşarız. Hele dinlediklerimizden kendimizden bir şeyler bulursak, daha fazla benimser, sahip çıkarız.
Müziği seven duygularını müzikle ifade etmek isteyenlerden oluşan emek korosu, nerede yaşanırsa yasansın, insanların çoğunun sorunları, umutları ve özlemlerinin aynı olduğundan yola çıkarak şarkılar söylüyor. Savaşların yaşanmadığı, sömürünün olmadığı, açlık ve sefaletin tanınmadığı bir dünya özlemi ile mücadele eden emekçilere değişik dillerden söylediği halk türküleri, şarkıları ile katılıyor. Nazım hikmetin dediği gibi şarkılarımız rüzgara çıkıyor (albüm kapağından)
Koro şefi: Yiğit Aydın Grup üyeleri: Sidar Demirdöğen, Mercan Aksu, Zafife Elverişli, Günay Aklan, Arzu Yurtsever, Döndü Doğan, Erdoğan Şanlı, Olcay Durmaz, Boran Şenol, Dilan Kalkan, Ahmet Yurtsever, Ekin Mutlu, Yılmaz Yurtsever, Duygu Yurtsever ve Şahnur Yurtsever.
Uzun bir süredir teknik sebeplerden dolayı dinlenilmeyen şarkıları yeniden yükledik Mikail Aslan’ın son albümü ‘Zernkut’a iki ezgisini seslendirdiği Rençber Aziz, 1955 yılında Bingöl Merkez’e bağlı Wusfan (Akpınar) köyünde dünyaya gelir. 1956 yılında 1 yaşında hastalık sebebiyle gözlerini kaybeder. Ancak fiziksel engeller ve yaşam şartlarının zorlularına rağmen müziğe olan ilgisinden vazgeçmez. Bununla da yetinmeyip toplumsal olaylara karşı tavır alır, halktan yana taraf tutar. Sosyalist dünya görüşünü benimser. Besteleri ve müziği ile toplumu aydınlatmaya çalışır.
Doğal olarak bir süre sonra müziği yasaklanır, sözleri/söylemleri ve müziği engellenmeye çalışılarak hapse atılır. Bunun üzerine ülkeden ayrılmak zorunda kalan Rencber Aziz’in toplum içinde etkisi içten içe büyür. 32 yaşında şüpheli bir ölümle aramızdan ayrılan sanatçının kendi vasiyeti üzerine mezartaşına “Ey yolcu dur! 32 sene aydınlığın yüzünü görmedim. Aydınlığın değerini bil” yazısını yazdırtarak son mesajını verdirir.
Hayat hikayesine kaldığımız yerden devam edersek; Rencber Aziz Gözlerini kaybedince aynı yıl içerisinde ailesi ile birlikte Wusfan’dan Bingöl Dereikasaran Mahallesine taşınarak burada yaşamaya başlar. Çocukluk yıllarını ağabeyi ve kardeşlerinin yardımlarıyla geçirir.
Rivayetlere göre; müziğe olan ilgisini çevre köylerdeki akrabalarını ziyarete gittiğinde köydeki ağaçların en üst dallarına çıkıp, kasideler ve Bingöl’de yaşanmış acı olaylar üzerine kendisinin derlediği ağıtları söyerek, daha sonra 12-13 yaşlarında gözleri görmediği halde tenekeden basit bir plak iğnesi yaparak ortaya koyar.
1968 yılında ailesinin yönlendirmesi ve topluma faydalı bir birey olma düşüncesi ile medrese eğitimine başlar ve kısa bir sürede Hafız’ül Kuran olur. 1971 Bingöl depreminde yüzünü hiç görmediği annesini kaybeder. Bir yıl sonra da İstanbul Çemberlitaş Mevlithan Mektebine gider. Aynı yıllarda Köylüler cemiyetiyle tanışır. Köylülere ait özürlüler okuluna giderek -1825 Yılında Fransız Luis Braille tarafından bulunan- temelde altı noktadan meydana gelen Körler Alfabesi (Braille) ile okuma – yazma öğrenir. Daktilo yazmaya başlar. İçinde gem vuramadağı duyguları onu müziğe yönlendirir. Üstün meziyetleri ile kısa bir sürede bağlama çalmasını öğrenir. Altı nokta körler cemiyetindeki müzisyenlerle birlikte turnelere katılır.
Aziz türküleri, dönemin ilericileri çalışmalarıyla, Kenan Evren’in cunta anayasına halkın hayır yönünde oy vermesini sağladı. Türkiye’de darbe anayasasını kabul etmeyen tek şehir olarak Bingöl, bütün bedelleriyle beraber tarihe onurlu bir iz bıraktı.
İstanbul’un çeşitli yerlerinde halka açık mekanlarda programlara katılarak müzik eğitimini ilerletir. Toplumsal sorunlara karşı oldukça hassas olan Aziz 1977 yılında kendi bestelerini yaparak topluma müzikle mesajlar vermeye başlar. Fakat söylemleri ve müziği bir takım güçler tarafından engellenmeye çalışılır ve siyasi propaganda yaptığı gerekçesiyle tutuklanarak hapse atılır. Yedi ay cezaevinde kaldıktan sonra 1978 yılının ilk ayında tahliye edilerek Bingöl’e döner. Bingöl’de bir kaç ay kaldıktan sonra dönemin siyasi yoğunluğu ve Aziz’in devam eden mahkemesi onu başka göçe zorlamıştır. Böylece Aziz’in hayatında, yine o topraklarda kapanacak yeni bir sayfa açılır. Almanya artık Rençber’dir 1978 tarihinde Almanya’ya gider ve siyasi iltica talebinde bulunarak Almanya’da vatandaşlık hakkı elde eder.
Almanya yıllarında da toplumsal sorunları dile getiren müzikal çalışmalarda bulunan Aziz; Zazaca, Kurmancca ve Türkçe eserlerden oluşan “Hasreta Azadi/ Özgürlük Özlemi” isimli ilk albümünü çıkarır. Ayrıca Aziz, kendi imkanlarıyla sayısız amatör kayıt yapar. Eserleri yasak kabul edilip engellendiği için çalışmaları teyplerde amatör şartlarda el altından kopyalanarak çoğaltılır. Eserlerinde, toplumdaki sosyal-siyasal sorunları irdelemiş, Aşk, hasret, yurtseverlik gibi pek çok konuyu anlatmış toplumcu-gerçekçi bir halk aydını olan Aziz 1988 tarihinde Almanya’nın Hannover kentinde yüksek bir binadan sebebi bulun(a)mayan şüpheli bir şekilde düşüp yaşama veda eder. Siyasi tavrından ötürü cinayete kurban gittiği en güçlü kanıdır. Aziz’in ölümünün arkasındaki sır perdesi hala aralanamamıştır. Arkasında kalıcı müzik eserleri bırakan Rençber Aziz, 1988 tarihinde Bingöl’ün Wusfan ( Aşağı Akpınar) köyünün Eskiköy mezrasında aile kabristanına defin edilir.