1976 Yılında Diyarbakır/Dicle de doğan sanatçı, ilk ve orta öğrenimini burda tamamladı.1996 yılında Dicle üniversitesi Eğitim Fakültesi Coğrafya Öğretmenliği Bölümüne girdi. Bu yıllarda aktif müzik çalışmalarına başlayan sanatçı, ilk müzik grubu olan “Koma Kulilkén MED”’i kurdu. Bu grupla beraber sendikalarda, kültür merkezlerinde ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının etkinliklerinde çeşitli dinletiler ve konserler verdi.
Kendi Ana dilinde şarkılar söyleme bilincine bu süreçte eriştiğini ifade eden sanatçı; TRT nin açtığı sınavlarda başarılı olarak bir süre bu kurumda akitli ses sanatçısı olarak çalıştı. 2002 yılında Dicle Üniv. Devlet Kons. Temel Bilimler bölümü sınavlarını birincilikle kazanarak konservatuar eğitimine başladı. 2004 yılında Galatasaray ITM de mikrofonlama teknikleri ve kayıt teknolojileri alanında eğitim gördü. 2006 yılında Modern Müzik Akademisinde Armoni ve Şan Teknikleri eğitimi aldı.
Yaklaşık 15 yıldır Zazaca, Kürtçe, Ermenice şarkıları derleyen Kerem Sevinç, 2009 yılında kendi şarkılarının ağırlıkta olduğu bir albüm çalışmasına başladı. “Lome” adını verdiği bu albümü baskı aşamasında olup yakın zamanda çıkacaktır.
Müzikseverlerin ilk kez Medya TV’de yapılan müzik yarışmasıyla tanıdığı ve Zazaca/ Dımılki söylediği şarkılarla tanınan Sena Dersimi, ‘Asme û Per’ [dinle] albümünü ardından ‘Azdane’ adlı ikinci albümünü çıkardı. “Efendiler Bağı”, “Geldim Şu Alemi Islah Edeyim” adlı iki Türkçe türküye de albümde yer veren Sena, bu çalışmasını tüm halklara armağan ediyor.
‘Asme û Per’in ardından ‘Azdane’ albümünü de çıkaran Sena, ‘yürüyorum yolumda bir kaplumbağa misali…’ diyor.
Kurmanci, Zazaki ve Türkçe söylediği şarkıları ile Kürt müzik dünyasına renk katan sanatçı Sena, Ocak 2005 yılında çıkardığı ‘Asme û Per’ (Ay Işığı ve Kanat) isimli ilk albümünden sonra Eylül 2009’da ‘Azdane’ isimli yeni albümüyle müzikseverleriyle buluştu. „Müzik insanın içine bir sır gibi yerleşir, onun tınılarının büyüsüne kapılıp sürüklenir ve gidersiniz. Ben içimdeki müziğin peşine düşmüşüm, kendimi arıyorum, ruhumu arıyorum“ diyen Sanatçı Sena ile müziğin insanlık üzerindeki etkileri ve toplumsal değeri üzerine sohpet ettik.
2009 yılının sonbaharında ‘Azdane’ isimli yeni müzik albümünüzün dinleyicler ile buluştu. ‘Azdane’ ne demek ve niçin bu isime karar verdiniz?
Doğaya bağımlılığımız, Doğa ile uyumumuz, organik olarak devinimlerimizle ispatlanıyor zaten. Tıpkı köklerimiz gibi… Bir ağacın kök salıp büyümesi, filiz verip çiçek açması ve meyve vermesi doğanın kanunudur. İmkansızlıklar, çaresizlikler içinde umut ve inanç ile yola koyulurken ve ayrıca o dönemde geçirdiğim önemli bir ameliyat ardından yenilenmek ve yaşama yeniden sarılmak adına ikinci albümün isminin ‘Azdane’ olmasına karar verdim. Bu terimi içselleştirdim, yani ‘filizlendi’.
Albümünüzde Zazaca parçalar ağırlıkta…
Biliyorsunuz, müziğin dilinde sınır yoktur aslında. Müzik ile tüm dünyada, tüm insanlara, tüm canlılara koşulsuz ulaşabilirsiniz, bütünleşir ve sevilirsiniz. Müzik insanın içine bir sır gibi yerleşir, onun tınlarının büyüsüne kapılıp sürüklenir gidersiniz. Ben içimdeki müziğin peşine düşmüşüm, kendimi arıyorum, ruhumu arıyorum. Her dilin bir güzelliği vardır. Fakat müziği farklı dillerde okumak başka, anadilinde okumak bir başkadır. İnsanın kendi dilinde konuşması, ağlaması, gülmesi, müzik yapması, eser okuması bir başkadır. Bu nedenle albümde yer alan eserlerin çoğunluğu kendi dilim olan Zazacadan oluşuyor. Bunun yanında albümde bir Kurmanci, iki de Türkçe eserler vardır.
Albümünüzde daha çok hangi eserler sizi etkiledi?
Aslında tüm eserleri severek okudum. Tabii ki bir kaç eser var zaman ve anlam bakımından farklı bir önem taşımaktadırlar. Örneğin „Canê mi“ ruhumun ve canımın acıdığı bir anda oluşan eserdir. Diğer bir eserler ise „Cime tu, ve xo vira meke“
Bu albümü çıkarabilmek için çok emek, sabır ve zaman harcadınız. Bu konuda en belirgin engelleri bizimle paylaşabilir misiniz?
Var olduğu sürece her alanda karşılaştığı zorluklar olur tabii ki. En başta ekonomik diyebilirim. Genelinde ise yaşamın kendisidir. Geçirdiğim önemli ameliyat söz konusuydu. Gidip gelmeler beni hem fiziki hem de ruhsal alanda yoruyordu. Bir de studyo çalışmamdaki zaman kısıtlığı beni dönem dönem strese sokuyordu. Bu da verimli konsantrasyonu engeller. Bunun yanında engel hissettiğim önemli bir diğer nokta ise dostluk ve dayanışmadır. Zazaca dilinde birçok anonim eser var. Bu eserler birilerinde olması ve bunları dinleyicilerimle paylaşamamam beni üzdü. Bu eserler paylaşılmıyor, kendi mallarıymış gibi saklanıyor.
Sizce anonim eserler konusunda niçin böylesi bir tutum sergilenmektedir?
Doğrusu bunları bilemiyorum. Engeller yaşadığım için doğrusu yüreğim biraz buruk. Bu eserlerin çoğu bizde vardı. 12 Eylül dönemi ‘har vurup harman savurduğu’ dönemdi. Ne kitaplar ne eserler talan edilip yakıldı. Çok acı. Araştırma içindeyim. Umarım yolumdaki engeller azalır ve daha verimli ve daha güzel çalışmalarımı dinliyicilerimizle paylaşırım. Öyle veya böyle; kesin bir kararlılık ile yolluma devam ediyorum. Gidebildiğim yere kadar…
Diğer bir nokta ise günümüzde sanata ve sanatçıya verilen değerdir. Bunu nasil değerlendiriyorsunuz?
Aslında her alanda, her yerde bir uğraş ve emek söz konusudur. Karşılaştığım en büyük zorluklar; verilen sözlerin yerine getirilmemesi, emeğimin karşılığını alamamam. Beni çok kişi dinlesin beklentisi içinde değilim, ama emeğimin hakkımın verilmesini isterim. Halkımıza, kültürümüze, dilimize ve sanatımıza sahip çıkalım diyoruz. Haklarımıza sahip çıkalım diyoruz. Bu çok güzel bir sözdür. Fakat bazılarımız yine hak yiyor. Bu da hoş bir tavır değildir. İnsanlık dışı tutumlardır bunlar. Bu konuda evrensel bakmalıyız. Tüm halklara saygı göstermeliyiz. „Nasıl olsa bizdendir“ deyip bir sanatçıyı daha da çok ezmenin, hor görmenin insanlığa hiç bir faydası yok. Herşey saygı ve sevgi temelinde korunup değer verilirse, güzelleşir ve çoğalır.
Albümleriniz dinleyici tarafından nasıl bir tepki alıyor?
Olumlu eleştirileri almak her sanatçının umududur tabii ki. Bu nedenle bana yöneltilen olumlu eleştireler beni mutlu ediyor. Hangi alanda olursa olsun yaptığın bir çalışma emek ve zaman ister ve onu toplum ile paylaşıyorsun. Bunun sonucunda mutlu olmak ve toplum tarafından sevilmek, taktir edilmek istersin. Bu çok doğal bir arzudur. Bunun yanında olumsuz eleştiriler yerinde ve ölçülü olur ise bu da beni son derece sevindirir. Bu aslında az da olsa bir sonraki aşamamda bana katkı sunuyor. Yani yapıcı eleştiriler beni mutlu eder. Henüz kesin bir yorumlama için daha erken diyorum. Dinleyicilerim ‘Asme û Per’ albümünü beğenmiş ve severek dinlemişlerdir. Umarım bu ikinci albüm de sevilir ve beğeni kazanır.
Bunu günümüzün müzik piyasası ile karşılaştırırsak nasıl bir sonuç alırız?
Şartların kolay olduğu ve zamanın acımsız olduğu bir dönem içerisindeyiz. Bir velveledir almış başını gidiyor. Rant peşinde olanlar, para için insanlıklarını, sanatını ve onurunu kaybedenler… Böylesi bir dönemde var olmak kolay değil elbet. Bunun üzerine kadınlık statüsü eklenir ise toplum içinde bir yer edinebilmeniz için mücadele ve güç ister. Kendi adıma, yürüyorum yolumda bir kaplumbağ gibi misali… yavaş ama onurlu ve kendimden emin…
Azdane ile Asme û Per arasındaki ne gibi farklılık ve yenilikler var?
Aslında çok açık bir fark yok… Yeni çalışmamda biraz daha müzikal zenginlik oluşturduk. Fakat bazen tek bir enstrüman bile her duyguyu içinde barındırır ve bunu dinleyiciye yansıtır. Ana rahmi insanın ilk vatanıdır. Sonra ise doğduğu yer. Kendini diline gerçekliği, büyücülüğü, kutsallığı, varlığı, kendin olmaktır ve aslında tartışılamaz. Bir dilin yok olması ya da yasaklanması o dili konuşan insanın varlığını inkar etmek demektir. Diline sahip çıkmak ise kendine sahip çıkmaktır. Özünü ve köklerini bilmeyen, geçmişini inkar eden bir insan ise yaşamıyordur aslında. Her dili bilmek, anlamak ve ona saygı göstermek ise yaşamaktır, sevmek ve var olmaktır.
Keşke insanlar hep aynı dili konuşsalar. Ama aslında konuşuyoruz. İnsanların inançları, acıları sevinçleri, duyguları aynıdır; başka yerlerde başka mekanlarda olsalarda… Buna bir de müzik dilini eklersek yaşamı, dünyayı paylaşmamak için bir engel aramamalı. Her halk kendi kültürü ve müziği ile güzel ve zengindir. Bu zenginliği barış ve dosluk içerisinde paylaşmanın ne zararı var. Hiç dilini anlamadığın bir melodi senin ruhuna, yüreğine giriyor ansızın. Yani yasak yok orada. Yaşam ve sevgi var. Doğallık var, zenginlik ve paylaşım var.
Yani müziğin dili evrenseldir diyorsunuz…
Evet, en ortak ve koşulsuz olan müziğin dilidir diyorum. Tüm insanlara koşulsuz, barışcıl bir duygu içerisinde gönüllere yerleşen ve o insanın varlığına hitap eden, tüm duygularına ortak olan, onun yüreğine süzülen müzikdir. Tüm insanların üzerinden geçebildiği ve sınırı olmayan bir köprüdür. Bir dilin yaşatılmasına, nesilden nesile geçmesine, aktarılmasına önem veriyorum. Bir dile sahip çıkmak, bir kültüre sahip çıkmak, benim için oldukça önemlidir. Sanat ise bunun için önemli bir alandır. Önemli olan bu alanı iyi değerlendirmektir.
(…)
Barış ve özgür bir dünyada yaşamayı hepimiz için umut ediyorum. İlginize teşekürler.
Koçgiri kökenli olan Cemil Koçgün 1980 Almanya’da doğdu. Aileden varolan saz çalma geleneği, sanatçıyı da etkilemiş, küçük yaşlarda başlayan saz ilgisi yaşıyla beraber anlam kazanarak büyüdü. Bağlamayla olan tanışıklığı ve eğitimi sürecindeki birikimini, sanatçı Mikail Aslan’dan aldığı müzik teorisi dersleri ile pekiştirdi. 2001 yılından itibaren “Mikail Aslan Ensemble” de yer aldı. Sanatçının “Kılite Kou” adlı albümüne de sazıyla eşlik etti. Daha sonra Ahmet Aslan’ın “Va u Waxt” isimli çalışmasında, Koçgirili Alişer Efendiye ait olan “Birlik Zamanıdır” adlı şiiri besteleyip okudu.
ilk albümü olan ”Aşk-ı Pervaz” genç sanatçının sanatsal duyarlılığını toplumsal alana çeviren bu anlamda sanatsal birikimini paylaşıma açan bir misyona sahip.
Mikail Aslan: “Cemil çok genç olmasına ve Avrupa’da doğup büyümesine rağmen, bağlamaya olan hakimiyeti ile bizleri şaşırtıyor. Binlerce yıllık otantik halk müziğimizin mirası, onun parmaklarında pamuk yumuşaklığında bir sihire dönüşüyor.” diyor
Üç yıllık bir çalışmanın ürünü olan albüm, yolculuklar ve kökler üzerinden düş dünyamıza akan mütevazı ve mahçup bir ırmak gibi. Aşk-ı pervaz, sislerle kaplı bir mekanda, küçük bir ışık hüzmesine doğru yol alırken aşkı keşfedip, dirilen pervaz` ın hikayesi. Yani Şem u Pervane, aşkını ve inancını ateşte sınayanların baladı. Kendi kökü üzerinde yeşeren her bitki misali, kökleri üzerinde boyveren bu genç fakat kamil ruh hali, dinleyicilerin yüreğinde hoş bir yankı uyandırıyor.
Sanatçının 2. Albümü “Heya – Kızılbaş Halk Türküleri”nden “Heyder” (Heya albümünün tamamını dinlemek için tıklayınız)
Bremen Dayanışma Korosu’nun bir çalışması olan “Türkülerde Anadolu – Songs From Anatolia” 1998 yılında Ada Müzik’ten çıktı. Anadoluda konuşulan çeşitli dillerde 13 şarkı seslendiren koro hem dil çeşitliliği/ kapsayıcılığı hemde kolektif çalışma açısından örnek ve başarılı bir çalışmaya imza atıyor. Solingen ve Sivas katliamı anısına çıkan albümde; Türk, Rum, Laz, Azeri, Kürt, Arap, Safarad, Zaza ve Ermeni ezgileri yer alıyor.
“Türkülerde Anadolu – Songs From Anatolia” albüm İçeriği: 01- Malan Bar Kir 02- Dile Yaman 03- Tires Kalavinas 04- Dervislik Bastadir 05- Semahlar 06- Roula Moulou 07- Yaman Yar 08- Yemen Turkusu 09- Sanlı Yemen 10- Rinde 11- Cayelinden Oteye 12- Ya Hella Biddeyf 13- Baris Turkusu
* Solingen katliamı
29 Mayıs 1993 Cumartesi gecesi Amasyalı Genç ailesinin Untere Werner sokağındaki evleri 24 yaşındaki Markus Gartmann, 16 yaşındaki Felix Köhnen, 17 yaşındaki Christian Reher ve 20 yaşındaki Christian Buchholz isimli ımilliyetçi ırkçı dört Alman genci tarafından kundaklandı.
Olayda Gülsün İnce (28), Hatice Genç (18), Hülya Genç (9), Saime Genç (5) ve Gülistan Öztürk (12) feci şekilde yanarak yaşamlarını yitirirken Genç ailesinin 15 yaşındaki oğlu Bekir Genç ile 3 yaşındaki torunu Güldane İnce ağır yaralı olarak kurtuldu. Üç hafta komada kalan ve bugüne kadar tam 24 ameliyat geçiren Bekir’in tedavisi halen devam ediyor. Kendilerini pencereden atarak kurtulan Mevlüde ve Durmuş Genç çifti ise halen Solingen’de belediyenin kendileri için inşa ettiği özel bir binada sağ kalan çocuk ve torunlarıyla birlikte yaşıyor.
Metin ve Kemal Kahraman kardeşlerin en iyi albümü diyebileceğimiz enstrumental ağırlıklı bir çalışma. İsmini güneş doğmadan önceki alacakaranlık, sabah ışığı anlamına gelen “Ferfecir” sözcüğünden alan albümde tekdüze basit duzenlemelerden özelikle uzak durulmuş. Her eser, ayrı bir döngü içinde ele alındığı için tek başına sağlam bir yapıya ve düşünsel devime sahip olmakla beraber bir bütünün parçası olmayı da başarıyor.
albümde bir sözün ifade ettiği mana müziğin etkisi daha doğrusu “gerçeğin beceriksiz avcısı” kelimelerin imdadına koşan müzikle derin bir delhize dönüyor. Öyle ki; sanatçı Metin Kahraman bir röportajında: “başka ferfecir beklemeyin çünkü biz bile yapamayız bir daha.” diyerek haklı bir şekilde övünmüş diğer yandan da mütevaziliği elden bırakmamıştır.
Kültürel olarak köy yaşamında dayalı Kürt müziğine kentli bir bakış getiren kardeşlerin bu albümü, ilk dinleyenlerin genelikle hemen sevmediği ancak bir kaç tekrardan sonra “dinlemeye doyulmaz” albümler listesine alındığını da hatırlatmakta fayda var.
Metin & Kemal Kahraman’ın son albümü ‘Çevere Hazaru’ dan bir ezgi – Roz Vejino Ferfecir: 1. Karasu (Enstrumantal) Söz: Müzik: Metin Kahraman 2. Göç (Enstrumantal) Söz: Müzik: Kemal Kahraman 3. Ferfecir (Enstrumantal) Söz: Müzik: Kemal Kahraman 4. Dewrano Söz: Kemal Kahraman Müzik: Metin Kahraman 5. Seda Söz: Kemal Kahraman Müzik: Metin-Kemal Kahraman 6. Vay Bavo (Enstrumantal) Söz: Müzik: Kemal Kahraman 7. Yetiş Oku Söz: Kemal Kahraman Müzik: Metin Kahraman 8. Roze Xızıri (Enstrumantal) Söz: Müzik: Kemal Kahraman 9. Dewreso (Enstrumantal) Söz:Müzik: Metin Kahraman
Metin ve Kemal Kahraman, müziğimizin geleneksel ritimleriyle yetinmeyip üzerine deneysel çalışmalar yapmış ve bu alanda başarılı olmuş iki kardeş. Müziğe Grup Yorum’un kurucuları arasında yer alarak başlayan Metin Kahraman, Cemo albümüne kadar bu grupla çalıştı. Daha sonra ayrılıp kardeşi Kemal ile etnik müziğe yöneldi. İki kardeşin o günden bu güne yayınlanmış yedi albümü bulunmakta. Bu albümler içerisinde en çok sevilen Metin Kemal kardeşlerin muziğinin doruğa çıktığı, Serdar Keskinli ve flüt ve kemanının sıkça kullanıldığı “Ferfecir” adlı albümleridir. Albümün tümüne sinmiş sesiz bir çığlık, insanı saran derin bir duygu, sözlerin yerinde, az ve tesirli olarak kullanılması, gerçeği yakamak için yola sürdüğümüz kelimelerin çaresizliğine yetişen müzik büyük bir keder dolduruyor insanın yüreğine. Bundan olsa gerek bu albümdeki enstrümantal parçalar, televizyon, belgesel filmleri, şiir programları ve maalesef haber bültenlerindeki acılı sahnelerde isimleri zikredilmeye tenezzül edilmeden bolca kullanılmaktadır.
Metin ve Kemal Kahraman Tunceli’de dünyaya gelmiş. Babalarının Devlet Demiryolları’nda çalışmış olmasından dolayı, çocukluklarının ilk yıllarını Erzincan’da geçirdiler. Ancak daha sonraları ise yazları Tunceli’de kışları Erzincan’da olmak üzere iki ayrı şehirde yaşamlarını sürdürdüler. Bu durum onlara farklı kültüre de tanıklık etme imkânı sağladı. Erzincan’daki Türkçeyi de, Tunceli’de konuşulan Zazacayı da kendi dilleri saydılar ve ortaya koydukları ürünlerde bu iki dili de kullandılar. İlk, orta ve lise eğitimlerini Erzincan’da tamamladılar. Kemal Kahraman 1983 yılında İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne girdi. Ancak 1984 yılında bu okulu bırakarak, Ankara’da ODTÜ Felsefe Bölümü’ne başladı.
Metin Kahraman ise 1984 yılında Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu Radyo Televizyon Bölümü’ne girdi. 1985 yılında bu okulda okuyan birkaç arkadaşıyla birlikte Grup Yorum’u kurdu. Aynı yıllarda Kemal de Ankara’da çeşitli amatör müzik gruplarında yer aldı. Grup Yorum’dan ayrıldıktan sonra, 1991 yılında İstanbul’da tekrar bir araya gelen Kahraman kardeşler, 1993′te iki yıllık çalışmalarının ürünü olan ilk albümlerini gerçekleştirdiler. Daha sonra Kemal Kahraman eğitim amacıyla Almanya’ya yerleşti. Metin Kahraman’ın da zaman zaman Almanya’ya gitmesiyle müzik çalışmalarını birlikte sürdürdüler. Kahraman kardeşler büyük beğeni toplayan çalışmalarını profesyonel albümlerle farklı zaman dilimlerinde dinleyicilerle buluşturdular ve çalışmalarına devam etmektedirler. 1990 yılından itibaren Tunceli ve Erzincan yörelerinde derleme çalışmaları da yapan Metin-Kemal Kahraman, bölgenin tarihi, sözlü edebiyatı, inançları, günlük yaşamı, gelenekleri, müziği gibi çeşitli konularda araştırmalar yaptılar ve bu doğrultuda belgesel albümler hazırladılar. Sözleri ve besteleri kendilerine ait olan eserler, başka müzisyenler tarafından da seslendirildi. Her iki sanatçı da saz, cura ve gitar çalmaktadır.
1993′te iki yıllık çalışmalarının ürünü olan “Deniz koydum adını” adlı ilk albümlerini yaptılar. 1995 yılında kayıtlarını Berlin ve Türkiye’de gerçekleştirdikleri ikinci albümleri “Renklerde yaşamak” ortaya çıktı. 1990 yılından itibaren dersim yöresinde derleme çalışmaları yaptılar. Bölgenin tarihi ve sözlü edebiyatı, inançları, günlük yaşamı, adetleri, müziği gibi çeşitli konuları içeren bu çalışmaların ilk ürünü de zazaca, türkçe ve kurmanci olmak üzere, o yörede konuşulan dillerde yaşlıların kendilerinin çalıp söyledikleri türkülerden oluşan belgesel bir çalışma niteliğindeki “Yaşlılar dersim türküleri söylüyor” albümü olmuştur. 1999 yılında, kayıtlarını berlin’de gerçekleştirdikleri albümleri “Ferfecir” ile yeniden dinleyicileriyle buluşan ikili, 1997′den beri birlikte çalıştıkları Serdar Keskin ve 1995′te Berlin’de tanıştıkları Dorethea Marien’i en önemli müzik ve yol arkadaşları olarak görüyorlar. Metin ve Kemal kahraman’ın son albümleri sürela ise temmuz 2000 itibarıyla yayınlanmaya başlandı.
Son albümleri “Çeverê hazaru – binler kapısı” 2006 tarihli albümü. 1 cd ve 1 kitapçıkla çıktı.
Albümde kahraman kardeşler, Dersim Kızılbaş-alevi kültürüne ait ibadet müziğinden örnekleri yorumlamışlar. Dersim’deki kızılbaş-alevilerin kullandıkları kırmancki (zazaca), kurmancî (kırdaski-kürtçe) ve türkçe örneklerin büyük çoğunluğu ikilinin kendi derlemelerinden oluşuyor. Ayrıca söz ve müziğini kendilerinin yazdıkları bir şarkı da yakın zaman önce yitirdiğimiz değerli dostumuz sanatçı Tuncay Akdoğan’ın (*) anısına ithaf edilmiş.
(*)Tuncay Akdoğan 1959 yılında Adana da doğdu, Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulun dan mezun oldu. Üniversite yıllarında müziğe başlayan Tuncay Akdoğan, 1984 yılında Grup Yorum un kurucuları arasında yer aldı. Grup yorum un yayınladığı Sıyrılıp Gelen Haziranda Ölmek Zor ve Türkülerle adlı ilk üç albümde beste ve söz yazarlığı yapmasının yanı sıra cura ve davul çaldı.
1989 yılında Grup Yorum dan İlkay Akkaya ile birlikte ayrılan Tuncay Akdoğan, 1990 yılında, İlkay Akkaya ve İsmail İlknur ile birlikte Kızılırmak ı kurdu. 1990-1997 yılları arasında Kızılırmak ın Ölüme de Tilli, Geçmişten Geleceğe Pir Sultan Abdal, Gidenlerin Ardından, Aynı Göğün Ezgisi, Güneşin Olsun, Pir Sultandan Nesimi ye Anadolu Türküleri, Çığlık, Rüzgarla Gelen, Günde Dün, adlı dokuz albümde besteleri, şarkı sözleri ve yorumlarıyla yer aldı.
1990 yılında Erol Toy un yazdıgı, Ankara Birlik Tiyatrosu nun sahneye koydugu Pir Sultan Apdal adlı oyunda anlatıcı olarak rol aldı.
Tuncay Akdoğan, 2000 yılında Serüvenciler i kurdu ve Veda adlı bir albüm yayınladı.
Çok sayıda sanatçı tarafından şarkıları yorumlanan Tuncay Akdogan, birçok albüme de aranjörlük yaptı.
Kızılırmak ile ortak üretim sürecine devam eden Tuncay Akdoğan, grubun son albümü Yılkı da üç şarkısı ve kendi seslendirdiği bir şiir ile yer aldı.
Uzun bir süredir kendi stüdyosunda çalıştıgı solo albümü Bir Nehir ki Ömrüm tamamlanamadan 21.11.2004 tarihinde evinde çıkan yangın sonucu hayatını kaybetti.
Dersim’de dünyaya gelen Erdoğan Emir, müziğe küçük yaşlarda ilgi duydu. Yaşamını sürdürdüğü çevrelerde şarkılar seslendiren sanatçı, profesyonel anlamda müziğe Grup Eylül’ün “Yağmurlar” adlı çalışmasında yer alarak başladı. Daha sonra Gölge, Sürgün Yel ve son olarak Grup Munzur’la devam etti. Müziğin kişilik kazanması ve bu kazanımın kendisini etkinleştirme süreci en belirgin Grup Munzur’da oluştu. Müzikal birikimi üzerinde ciddi bir katkı sağlayan Grup Munzur’dan sonra kişisel müzikal yolculuğuna ”Sad” adlı albümüyle ilk adımını atıyor.
Erdoğan Emir – İnsano Kamil (Canlı performans kaydı)
MusicWebTown.com
12 Eserden oluşan albümde Hozat’ın Yolları adlı Türkçe ezgiye de veriyor.
Erdoğan Emir’- Sad (Şahit) albüm içeriği: 1-İnsane Kamil Söz & Müzik: Erdoğan Emir 2–Elkana Vayi Söz & Müzik: Erdoğan Emir 3–To Şiya Söz & Müzik: Erdoğan Emir 4–Ez Merdo Söz & Müzik: Erdoğan Emir 5–Ezo Sono Söz & Müzik: Hıdır Ağırdağ 6–Qese Na Dina Söz & Müzik: Erdoğan Emir 7–Seyid Rıza Re Söz & Müzik: Erdoğan Emir 8–Tew Veyvıke Söz & Müzik: Anonim 9–Hengame Söz & Müzik: Erdoğan Emir 10–Vengde ( Maw U Piye Xore ) Söz & Müzik: Erdoğan Emir 11–Hozat’ın Yolları.. Söz & Müzik: Geleneksel 12–Rem ( Enstrümantal ) Müzik: Erdoğan Emir Şiir: Alişan Önlü
Almanya’da yaşayan Dersimli müzisyen Mikail Aslan’ın dördüncü solo albümü “Zernkut/ Simya” Kalan müzikten yayınlandı.“Bir simyacının esrarı ve ısrarı gerektir altın saflığına ulaşmaya. Zernkut inceliği ve hüneri taşımak, ehil bir sarraf olmak gerektir, paha biçilmeze o ışıltılı biçimini vermeye… işte böylesine bir özenle “agêrayîs”den “kîlitê kou”ya, “mîraz”dan “zernkut”a… o meçhul izleri takip ederek yol alageldim. Yön aldığım kayıp işaretleri, kimileyin uçurum boşluklarına çağırsa da, o ezgin klamların, şarelerin tonlarına en hakikatli karşılığın uçurumlardan yankı bularak döneceğini bilenlerdenim…”diyor Mikail Aslan.
“Evet, tutunduğumuz piri kâmillerimiz, yüzlerini dünyadan öte dönmüştü. Lakin onların son sözleri, zamanede aşikâr etmekten çekindikleri kadim sırlarıdır ki; o sır dağların tenhalığına çekilmiş, küllere gizlenmişti. Saklı duran kitabeler ve taş tabletler misali günışığına döneceği zamanı bekliyorlardı. Ki taşın sabrıyla billurlaşıyordu zaman, âsil güzelliğine erişmek için. Yerin ulaşılmaz katlarında kendini saklayan değerli cevher, sırlar ve hazineler keşfedilmeyi bekler…”
Bingöl’den bir ezgi Dilo Dilo
“…
Atalarımızın Derviş Toprağı adını verdiği bu yerde arınmışlık duygusu veren bir şeyler vardı. Her dağının, koyağının ayrı bir söylencesiyle kutsandığı, mitlerle anıldığı bu yer, masalsı bir âleme aralık duran gümüş kapısıyla, dağlarca yükselen doğal duvarlarıyla, ülke içinde yitik bir ülke gibiydi. Yenik Şahların, başarısız isyancıların, kayıp kavimlerin, kadim yurtsuzların, sürgünlerin gelip baht tuttuğu kutlu ve lanetlenmiş bir diyar…
Mîjdanîa to bidime kamî ?
Gelenin müjdesini kime vermeli? Yolaklar üstünde yol gözleyenin kalmadığı bu yerde: ne çok oğul, ne çok kız uğurlanmıştı dönüşsüz yollara. Gidenin bir daha geri gelmediği, kalanın beklentisini yitirdiği bir zamana dönmüştüm. Burukluk karışmıştı sevincime. Doğup büyüdüğümüz köyler, mezralar ıssızlık içindeydi. Devrik taşlarıyla, virane köylerin evlerine bakan mezarlıklar gibi suskun ve ıssız…”
Mikail Aslan daha önceki çalışmalarında olduğu gibi bu albümde tarih ve tasavvufla yoğrulmuş, bir kısmını kendi yazdığı, bir bölümü geleneksel Dersim, Koçgiri ve Erivan Bingöl yörelerinden derlenen halk şarkılarını seslendiriyor. Albümde söz ve müziği Mikail Aslan’a ait olan ve Ilda Simonian tarafından seslendirilen Ak libaslı/ Ak güvercin adlı eser, ise 19 ocak 2007’de öldürülen Ermeni gazeteci Hrant Dink anısına yazılmış/ yakılmış bir ağıt…
13 şarkıdan oluşan albümde sanatçı, Kamer Söylemez, Merdan, Yasin Poyraz, Cemil Koçgün ve Sinan Akgün gibi isimlerle çalışmış.
Diğer albümleri gibi ‘Zernkut/ Simya’ da, sanatçının genel olarak oturtuğu geçmişine bağlı geleceğe arayış ve umutla bakan bir dilin gizemini koruyor. İçinde gömü gibi saklı kederlerle.
Sonuçta bu çalışmada da yazılı tarihi tutulmayan bir coğrafyadan bir dilin (Dimilkî/ Zazaca) peşine düşüyor sanki. Bir simyacı hasasiyetiyle bulduğu ezgileri doğu ve batı enstrumanlarıyla harmanlayarak, yer yüzüne, güneşe çıkarıyor.
Mikail Aslan 2 yıllık bir çalışmanın sonucu olan albüm için şöylesöylüyor: “Üç klamı arka arkaya işledim: Yerivan, Çewlik ve Dersim. Bu klamlar birbirinden uzak olsalar da otantik duygu da, nasıl bir birine yakın olduğunu gösteriyor. Çok benzerlik var. Bu albümde Dersim dışındaki Zazakî’yle de, çok meşgul oldum. Diyarbakır, Bingöl, Palu, Siverek ve Gerger gibi yerler. Birçok bölgede otantik klamlar var. Bunlar halen keşfedilmiş değil.”
Zernkut/ Simya 1-) Bimire Esqê Mi - Söz : Kamer Söylemez , Müzik : Mikail Aslan
2-) Îqrardar – Söz : Mikaîl Aslan, Müzik : Mikaîl Aslan
3-) Bêsebeb – Söz : Mikaîl Aslan, Müzik : Mikaîl Aslan
4-) Dayîka Delal – Söz : Paşayê Efo, Müzik : Paşaye Efo (Yêrêvan)
5-) Gûlîzare – Söz : Doğê Kêwcî, Müzik : Doğê Kêwcî
6-) Way Way Nînna – Söz : Rençber Aziz, Müzik : Rençber Azîz
7 – Berteng – Söz : Kamer Söylemez, Müzik : Mikaîl Aslan
8- Mîjdanî – Söz : Kamer Söylemez, Müzik : Mikaîl Aslan
9-) Dûrî Mendo – Söz : Hüseyin Ayrılmaz, Müzik : Hüseyin Ayrılmaz
10-) Yara Mi – Söz : Hıdır Çelik, Müzik : Mikaîl Aslan
11-) Meleme – Söz : Anonîm, Müzik : Anonîm
12-) Dilo Dilo – Söz : Rençber Azîz- Çewlîg, Müzik : Rençber Azîz- Çewlîg
13-) Sbidak Badankov Ağavnin- Söz : Mikaîl Aslan, Müzik : Mikaîl Aslan
Kısa bir süre önce bazı teknik sebeplerden dolayı dinlenemez duruma gelen Cafrande.org Kürtçe ve Zazaca müzik arşivini güncelleyerek -şimdilik- 56 şarkıyla yeniden dinlenebilir hale getirdik . Zaman içinde arşivimiz başka eserlerin eklenmesi ile giderek büyüyecek
Emek Korosu, çalışmalarına 1998 yılında Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu’nun (DİDF) “Birlikte değiştirelim” başlığı altında düzenlediği kültür festivallerine katılma amacıyla yola çıktı. İlk Albümlerini 2006 yılında çıkaran koro, çok sık olmamakla birlikte Avrupa’da çeşitli etkinlik ve konserlere katıldı. Kürtçe, Türkçe, Almanca, Rumca Ermenice ve Lazca türküler ve şarkılar söyledi. Kurulduğu günden bu yana halkları ve dilleri eşit, özgür ve kardeşçe bir araya getirdi.
Albümde yer alan Şarkılar-Türküler: Agri dagi-Ay ay xezale – Arix – Bejne – Blowin in the wind – Bu dunya bizim – Ederlezi – Ere gule – Ha bu diyar – Helimcan – Hey lule – Lawike Metini – Sieben tage lang – Xaneme
Bu dünya bizim!
İnsanların var oluşundan bu yana kendisini ifade etmenin etkileyici yollarından biri olan müziği kullanmıştır. Müzik, insanın insan olma , kendisini ve doğayı anlama çabasına eşlik etmiş, bireyin ve toplumların geçmiş ve gelecek arasında bağlar kurmasında önemli roller oynamıştır.
Dünden bu güne ulaşan ezgiler melodiler ve eserler yaşananları kuşaktan kuşa aktarır. Afrika kabilelerinin av sonucu yaşadıkları neşe ve gurur , Amerika’da kölelik koşullarında yaşayan insanların çığlıkları, dünyanın her yerinde haksızlıklara ve zulme karşı söylenen türküler, acıların aşkların sevinçlerin ezgileri dilden dile dolaşır.
Bir ağıt dinlerken hüzünlenir, bir sevda türküsüyle duygulanır, bir direniş şarkısıyla coşarız. Hele dinlediklerimizden kendimizden bir şeyler bulursak, daha fazla benimser, sahip çıkarız.
Müziği seven duygularını müzikle ifade etmek isteyenlerden oluşan emek korosu, nerede yaşanırsa yasansın, insanların çoğunun sorunları, umutları ve özlemlerinin aynı olduğundan yola çıkarak şarkılar söylüyor. Savaşların yaşanmadığı, sömürünün olmadığı, açlık ve sefaletin tanınmadığı bir dünya özlemi ile mücadele eden emekçilere değişik dillerden söylediği halk türküleri, şarkıları ile katılıyor. Nazım hikmetin dediği gibi şarkılarımız rüzgara çıkıyor (albüm kapağından)
Koro şefi: Yiğit Aydın Grup üyeleri: Sidar Demirdöğen, Mercan Aksu, Zafife Elverişli, Günay Aklan, Arzu Yurtsever, Döndü Doğan, Erdoğan Şanlı, Olcay Durmaz, Boran Şenol, Dilan Kalkan, Ahmet Yurtsever, Ekin Mutlu, Yılmaz Yurtsever, Duygu Yurtsever ve Şahnur Yurtsever.