Yenilikçi Düşünce ve Şairler – Guillaume Apollinaire

Açılın ey mezarlar! Müzelerdeki ölüler, saraylarda şatolarda, manastırlarda paravanların altındaki cesetler! İşte gelmiş geçmiş bütün zamanların anahtarlarını taşıyan efsanevi bekçi. En sağlam kilidi bile zorlayıp açıyor ve sizi bugünün dünyasına, paranın soylu kıldığı teknisyenlerin, hamalların arasına karışmaya çağırıyor. Şovalyenin zırhları kadar güzel olan otomobillerinde kendinizi evinizdeymiş gibi hissetmenizi, uluslararası yataklı vagonlarda yerinizi almanızı, ayrıcalıklardan hala gurur duyabilen insanlarla kaynaşmanızı istiyor sizden.  Ama uygarlık fazla süre tanımayacak onlara.”[1]

Sanatın malzemesi ve araçlarını meydana getiren şey için, düşlenemeyecek bir bolluğun özgürlüğü içinde olduğumuzu umut edebiliriz. Şairler bugün, bu ansiklopedik özgürlüğün çıraklık dönemini yaşıyorlar. Esin alanında özgürlükleri; bir tek sayfada en çeşitli malzemeleri ele alıp işleyen, en uzak ülkelerde at koşturan günlük bir gazetenin özgürlüğünden daha az geniş değildir. Telefonun, telsiz telgrafın ve uzay karşısında artık çekingenliği kalmayan havacılığın var olduğu bir çağda, şair hiç olmazsa aynı özgürlüğe niçin sahip ve zorunlu olmasın sorusunu kendi kendimize sormalıyız.

Evren gibi, topluluk gibi, millet gibi karmaşık varlıkları, çabukluk ve kolaylıkla tek kelimeyle anlatmayı alışkanlık haline getirmiştir düşünceler. Oysa çabukluk ve kolaylığın şiirde çağdaş anlamda karşılıkları yoktur. Şairler bu boşluğu doldurmak zorundadırlar ve onların yapay şiirleri, ortaklaşa terimler gibi bir araya getirilmiş plastik bir değere sahip olan yeni kendilikler yaratır.

İnsan, makine denen şu şaşırtıcı varlıklarla içli dışlı oldu. Sonsuz derecede küçük olanların alanını didik didik etti. Yeni alanlar da insanın imgeleminin etkinliğine açılıyor. Bu da sonsuz olarak büyüğün ve olacağı haber vermenin alanlarıdır.
Yenilikçi düşüncenin karmaşık, durgun, yapay ve donmuş olduğunu sanmayınız. Doğanın düzenini bile izleyen şair, şişirilmiş boş laflardan bütünüyle kurtuldu. Artık içimizde Wagner Almanyası’nın o dev gibi coşumculuğunun bir yana bırakılmış eski giysisini kendilerinden uzağa atıverdiler; onun göz aldatan parlaklığına, aldanarak, Jean Jacques Rousseau kadar değer vermiştik.

Sanat ancak, günün birinde evren aynı iklim altında yaşarsa, insanlar aynı biçimde yapılmış barınaklarda otururlarsa, aynı söyleyişi taşıyan aynı dili konuşurlarsa, ulusal olmaktan kurtulacaktır; bu da hiçbir zaman olmayacaktır. Etnik ve ulusal farklılıklar edebi anlatımın çeşitliliğini doğurur ve korunması gereken de işte bu çeşitliliktir.

Çağdaş bir şair bir uçağın homurtularını kaleme aldığında, her şeyden önce, zihnini gerçeğe alıştıran şair arzusuna sahip olmak gerekir. Şairin hakikat tutkusu onu neredeyse bilimsel denebilecek notlar almaya iter; eğer şiir olarak ortaya koymak istiyorsa bunlar her zaman gerçeğin gerisinde kalacak, diyelim ki kulak aldatıcı olacaktır.

Yenilikçi düşünce, insanı, bir gelecekten haber vericinin çabası içine girmeye zorluyor. İşte bunun içindir ki yenilikçi düşünceye göre tasarlanmış eserlerin çoğunda gelecekten haber vericiliğin izlerini bulabiliyorsunuz. Hayatın ve imgelemin tanrısal oyunları yepyeni bir şiirsel etkinliği bütünüyle serbest bırakıyor.

Şiir ve yaratı, olsa olsa tek bir şeydir öyleyse; insanın yaratabildiği ölçüde, icat eden, yaratan kişidir diye şairi adlandırmak gerekiyor. Şair, yeni coşkular keşfeden kimsedir; bu yeni coşkulara katlanmak güç de olsa. Her alanda şair olunabilir; yeter ki insan serüvenci olsun ve bulup çıkarmayı göze alsın.

Çağdaş şairler yaratıcı, keşfedici ve gelecekten haber vericidirler; sahip oldukları ortaklaşmanın en büyük yararı için konuştukları zaman söylediklerinin araştırılmasını isterler. Platon’a doğru dönerler ve ona yalvarırlar; Cumhuriyet’ten sürüp çıkarılsalar bile hiç olmazsa onlara kulak verilir.

Yenilikçi düşünce, her şeyden önce, formüllerin estetizminin ve bütün bir züppeliğin düşmanıdır. Böylesi bir okula karşı savaşmaktan yana değildir. Çünkü kendisi bir okul olmak istemez ama simgecilikten ve doğacılıktan bu yana bütün okulları kapsayan büyük akımlarından biridir edebiyatın. Çağının aydınlık kavrayacılığı için; evrenin içi ve dışı konusunda yeni görüşler getirmek için, önayak olucu düşüncenin yerleşmesi için savaşır…

Yenilikçi düşünce, yaşadığımız çağın yenilikçi düşüncesidir aynı zamanda. Şaşırtıcılıklar konusunda verimli olan bir çağ. Şairler, gelecekten haber vericiliğe; şu bir türlü evcilleştirilemeyen ele avuca sığmaz kısrağa benzeyen şeye boyun eğdirmek niyetindeler.

Yenilikçi Düşünce ve Şairler – Guillaume Apollinaire
Türkçesi: Eray Canberk

[1] Guillaume Apollinaire bir konuşmasından
____________________________________
Guillaume Apollinaire (1880-1918) İtalyan asıllı Fransız şair, yazar ve sanat eleştirmeni.

Gerçek adı Wilhelm Apollinaris de Kostrowitsky olan Apollinaire Polonyalı bir anne ile İtalyan bir babanın oğludur. 1880 yılında Roma’da doğdu. Monako’daki Collège Saint-Charles’da Fransızca öğrenim gördü. 1902’de Paris’e yerleşti, Cannes ve Nice’de çeşitli okullara eğitimine devam etti. Edebiyat ve resim çevrelerinde sık sık görünmeye başladı. 1903’te Le Festin d’Esope adlı dergiyi kurdu.Fransa’da Pablo Picasso, André Derain, Marie Laurencin ile tanıştı. Daha sonra Almanya Rhineland’e giderek, bir süre öğretmenlik yaptı. Bu yıllarda şiirleri Fransız modern şiirleri arasındaydı. 1911 yılında Pablo Picasso ve Georges Braque ile birlikte Kubist Oda 41’in düzenlenmesine yardım etti. Böylelikle resim eleştirmenliğine ağırlık verdi. İlerleyen yıllarda edebiyata özellikle şiirlere bir resim akımı olan kübizmi oturttu. Kübizme duyduğu ilgi ile birlikte sürrealizm benimsedi.

İlk inceleme yazılarını ve şiirlerini çeşitli ressamların gravürleriyle birlikte yayınladı. 1913’te geçmiş 15 yılın şiir seçkisi olan Alcools’u yayınladı.Daha sonra kübist ressamların resimlerini analiz ettiği Kübist Ressamlar adlı eseriyle kübizmden ayrılıp,kuramlarını ve öncülüğünü kendisinin yaptığı Orphizmi benimsedi.

1911 yılında Mona Lisa tablosunu çaldığı şüphesiyle bir hafta gözaltında tutuldu,suçsuz olduğu anlaşılınca serbest bırakıldı. Apollinaire, I. Dünya Savaşı’nda ağır yaralandı ve 1918’de Paris’te gripten öldü.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Rosa Luxemburg’un Mezarında Başkası mı Yatıyor?

Öldürdükten sonra  da  rahat bırakmamışlar... Berlin Charité hastanesi adli tıp bölümü başkanı Michael Tsokos, adli tıp bodrumunda varlığı yeni fark...

Kapat