Karanlığın kapıları | Cellat Fuchs Kent Halkına Nasıl Karıştı? – Sevgi Soysal

Kentin ortasından kıvrıla kıvrıla kentin dışındaki sulara varan ırmak celladın evinin orda ikiye ayrılıyordu. Kentle ve ırmakla kesin bir sınırı vardı celladın evinin. Kentin bittiği yerdi bu ev. Kentin olabilecek en ırak noktası. 1400 yılından bu yana kent cellatlığım babadan oğula devreden Fuchs ailesi. Onlar kentin içinde oturmazlardı. Yasaktı bu. Kentin insanları arasına karışmaları da. Evlerinin önünden ırmağın bir kolu akardı. Celladın bahçesine girebilmek için ırmağın üstündeki özel köprüden geçmek gerekirdi. Kentin gözüpek çocuklan bazen bu köprüye kadar sokulurlar, sonra celladın bıçağı boyunlarına değmişçesine kente kadar soluk almadan koşarlardı. Ortaçağdan 1900’lere kadar kaç çocuk bilir bu korkuyu. Yabancı cellat çocıık Manrm ıraktan seyretmenin ne olduğunu bilir. Fuchslar kızılsaçlıydılar. Ortaçağdan beri. Kızılsaçlılık bir şeytan işareti sayılırdı.

Devamı…Karanlığın kapıları | Cellat Fuchs Kent Halkına Nasıl Karıştı? – Sevgi Soysal

Seçildiğim belliydi; ben taşıyacaktım bu yükü – Yusuf Atılgan

Yusuf AtılganGöç zamanı deniz kıyısında toplandık. Son gelenlerdendik biz, neredeyse akşam oluyordu; kıyı göz alabildiğine kalabalıktı. Bizlerden başka sürüyle kırlangıçlar da vardı. Havalanma işareti ertesi sabah verilir sanıyordum. (Aslında işaret falan değildir bu. Bildim bileli güneyden kuzeye, kuzeyden güneye yılda iki kez bu büyük denizi aşarız; hiçbir sefer işaret verildiğini duymadım; sırası gelince birlikte havalanırız. Nasıl olur bu, bilemem… Anlaşılan bütün bunlar kimselerin bilmediği eski zamanlarda düzenlenmiş.)
Yeni eşimle yan yana yüksekçe bir kayaya tünedik. Pek yorgun değildim; birkaç yerde, su kıyılarında dinlenmiştik. Kuzeydeki köyden sabahleyin gün doğarken çıkmıştık; sağlığım yerindeydi, sevinçliydim.

Devamı…Seçildiğim belliydi; ben taşıyacaktım bu yükü – Yusuf Atılgan

“Caddelerde idim. Binlere karşı birdim” Yalnızlığın Yarattığı İnsan – Sait Faik Abasıyanık

Sait Faik AbasıyanıkPardösüsünün kürklü yakasını kaldırınca üşüdü mü diye baktım. Aslında soluk esmer yüzü balmumu gibi sararmıştı.
— Üşüdün, dedim.
Kaşını kaldırdı. Yanağındaki çıban yerinde kan yoktu. Durdum. Yüzünü avuçlarıma alıp ovaladım.
— Neden böyle oldun, dedim.
Güldü. Karanlığa doğru tükürdü. Başını iki tarafa şiddetle salladı.
— Olurum bazı bazı böyle, dedi.
— Bir yere girelim, dedim.
— Girelim, dedi. Girelim ama içmeyelim artık.
— İçelim, dedim.

Devamı…“Caddelerde idim. Binlere karşı birdim” Yalnızlığın Yarattığı İnsan – Sait Faik Abasıyanık

“Diğer Benler Nerelerde? Bilemiyorum” Tezer Özlü’de Benlik/Kendi(M)lik Algısının İzleri

Tezer Özlü: “İktidardaki egemen sınıf ve benim toplumumdaki düzen her gün sayısız kez benim ve benim gibileri vazgeçmeye ve bizi kendisi gibi olmaya zorladı ben bir kezinde aklımı yitirdim ama kendimi yeniden kendi elime geçirdiğimde daha da zor yenilebilir durumdaydım…
Çocukluğumuzun üzerine kabus gibi çökenler bilinçli yıllarımızı da elimizden almayı başaramayacaklar. Biz mutlu isek mutlu olmayı istediğimiz ve bunun için çaba harcadığımız için mutluyuz…” [Kalanlar]

Devamı…“Diğer Benler Nerelerde? Bilemiyorum” Tezer Özlü’de Benlik/Kendi(M)lik Algısının İzleri

Nazlı Eray’dan bir öykü; “Mutlu Yuvalar, Sıcak Yuvalar” (1977)

1945 yılında Ankara’da doğan Nazlı Eray, İstanbul Arnavutköy Kız Kolejini bitirdikten sonra devam ettiği İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirmeden ayrıldı. Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’nda çevirmen (1965-68) olarak çalıştı. Iowa Üniversitesi’nde konuk öğretim üyesi olarak bulundu ve bir dönem edebiyat dersi verdi (1977). Sanat hayatına lise yıllarındaki öykü çalışmalarıyla başlayan Nazlı Eray, Yoldan Geçen Öyküler’iyle 1988 Haldun Taner Öykü Ödülü’nü kazandı. Yaşamının ileriki dönemlerinde roman türüne ağırlık verdi. Varlık dergisi, Cumhuriyet ve Güneş gazetelerinde çalıştı.
Gerçekçilik akımının Türk Edebiyatı’ndaki temsilcilerinden  olan yazarın 1977 yılında yazdığı “Mutlu Yuvalar, Sıcak Yuvalar” adlı bu öykü 1980 yılında Yazko Edebiyat dergisinin 2. sayısında yayınlandı.

Devamı…Nazlı Eray’dan bir öykü; “Mutlu Yuvalar, Sıcak Yuvalar” (1977)

Tanpınar’ın Şiir Anlayışı Ve Şiirinin Kaynakları Üzerinde Bir İnceleme – Elif Emine Özer

Batı Edebiyatında Poetikalar
Bir şairin şiirlerini yazarken biçim ve öz bakımından uyduğu ilke ve kuralları inceleyen eserlere ve bilgi dalına poetika denmektedir. Genel edebiyat biliminin bir alt dalı olan ve şiir kuramı, güzel ve doğru söyleme ve yazma kılavuzluğu, eleştirme gibi bölümleri olan poetika, adını Aristo’nun İ.Ö. 344’te yazdığı tahmin edilen aynı adlı eserinden almıştır.1 Aristo’nun temel sorusu güzellik kavramının kendisi değil, hangi eserin neden güzel olduğudur. Ona göre şiirin kökeni taklit ve hazdır. Bu iki karakterolojik özellik de insanın varlık yapısında doğuştan bulunur.

Devamı…Tanpınar’ın Şiir Anlayışı Ve Şiirinin Kaynakları Üzerinde Bir İnceleme – Elif Emine Özer

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org