“Peynir ne? Sütün cesedi” Sonsöz gibi – Tezer Özlü

Ceset, kokmuş ettir. Güzel, ya peynir ne? Sütün cesedi. Durmadan içeriye girip çıkanlar. Her hastanın sayısız iyileştiricisi var. Kahvaltıdan sonra akıl verenler, öğle yemeğinden sonra akıl verenler. Kente eşlik edenler, bir mağazaya eşlik edenler, ormana eşlik edenler ve her gün burada oturan ve kazak ören sayısız iyileştirici.

Devamı…“Peynir ne? Sütün cesedi” Sonsöz gibi – Tezer Özlü

“Çevreyi tanımlamak değil, duygularla yaşamak gerekir…”* – Tezer Özlü

Açlık, savaş, geri kalmışlık ve inanılmaz felaketlerle ilgili haberleri kitleler, masal dinler gibi dinliyor. İşte böylesi bir yaşam önümüzden gelip gidiyor. Sen kendi duvarlarının gerisine çekiliyorsun. O, kendi duvarlarının gerisine çekiliyor. Bir başka kentte. Bir başka ülkede. Herkes bir başka kentte. Herkes bir başka dili konuşuyor.

Devamı…“Çevreyi tanımlamak değil, duygularla yaşamak gerekir…”* – Tezer Özlü

Tezer Özlü’nün En Sevdiği Yazar: Her cümlesinden olağanüstü zevk alıyorum

Ama her şeyden önemli olan, yaşayabilmek… Biz, kimse ile yaşayamıyorsak da, kendimizle yaşayan, kendi içimizde gece gündüz mücadele eden insanlarız. Ben de her zaman yaşamın kendisini yazı dünyasından daha önemli bulduğum için, bakmaya, algılamaya, insanlarla konuşmaya devam ediyorum.

Devamı…Tezer Özlü’nün En Sevdiği Yazar: Her cümlesinden olağanüstü zevk alıyorum

“Belki de son güzel günleriydi” Sesli Öyküler: Motorcu İbrahim’in Bahçeli Evleri – Tezer Özlü

İstanbul’un Şirinevler semtini oldum olası hiç sevmem.
İbrahim’i de ilk kez burada gördüm.
Ucuz alınmış otomobilin motoruna bakıyordu.
Dinçti, saçları siyahtı, konuşkan bir hali yoktu.
Zaten onu nişandan sonra herkes övdü.
– Ağır başlı bir bey, dediler.
– Ama kadın, kadın kimseyi konuşturmuyor ve tıkıyor her sözü İbrahim’in ağzına.

Devamı…“Belki de son güzel günleriydi” Sesli Öyküler: Motorcu İbrahim’in Bahçeli Evleri – Tezer Özlü

Tezer Özlü: İşte çağdaş dünyanın, ileri sanayiinin çalışan yabancılara verdiği mutluluk!

Tezer ÖzlüEn sevdiğim görüntü Antalya’da Torosların denize dikey indiği görüntüdür. Dağların dibinde Akdeniz masmavi pus içinde sonsuza açılırken, Torosların dik, güçlü tepeleri zaman zaman pus, zaman zaman havanın berraklığı içinde gökyüzüne yükselir.
Duisburg’un işçi, özellikle Türk işçilerinin oturduğu mahallelerin üzerimde bıraktığı izlenimi anlatmaya neden Torosların görüntüsüyle başladım? Bunlar birbirlerine o kadar ayrı dünyalar ki… Ama biri güzelliği ile çarpıyor, biri korkunçluğu ile. Yağmurlu gri bir hava. Gökyüzünün terkedilmişliği içinde siyah taş bloklar. Hiçbir yerde bu denli büyük siyah taş blokların ev diye dizildiğini görmedim.

Devamı…Tezer Özlü: İşte çağdaş dünyanın, ileri sanayiinin çalışan yabancılara verdiği mutluluk!

Çağrı: “Ellerinizi uzatın bana. Soluk yüzlerinizi güneşlerle yıkayacağım…” – Tezer Özlü

KalanlarBU ODADA neden bulunuyorum? Kırmızı, siyah çizgilerin iç içe girdiği örtüye bakıyorum. Tahtadan yapılmış masa. Şimdi gelecekler. Beni götürecekler. Bilemiyorum. Kırmızı kanlara bulanmış bir örtü buldum. Sakladım onu. Kapı çalacak mı? Bana sorular yöneltecekler mi? İnsanın biri. Neden bakıyor bana? Yaklaşıyor. – Sizin – dedi. Titriyorum. Ona anlatacak hiçbir şey yok. Günler koptu. Artık geceleri bir ölüm akıyor sokaklara. Kentin evlerinin aralıklarına doluyor. Boğuluyoruz.
Şimdi cam kenarında oturuyorum. Gene titriyorum. Bir kadın çocuk arabasını sürüyor. Yok oluyor. Mutlu çocukluğum.

Devamı…Çağrı: “Ellerinizi uzatın bana. Soluk yüzlerinizi güneşlerle yıkayacağım…” – Tezer Özlü

Tezer Özlü: İnsan ne denli derin düşünebiliyorsa, sevgisi o denli derindir

Tezer ÖzlüHer sevginin başlangıcı ve süreci, o sevginin bitişinin getireceği boşluk ve yalnızlık ile dolu. Belirsizlikler arasında belirlemeye çalıştığımız yaşam gibi. Sevgi isteği, kendi kendine yaşamı kanıtlama isteği kadar büyük.

Belki kendilerine yaşamı kanıtlamaya gerek duymayan insanlar, sevgileri de derinliğine duymadan, acıya dönüştürmeden yaşayıp gidiyorlar. Ya da sevgiyi sevgi, beraberliği beraberlik, ayrılığı ayrılık, yaşamı yaşam, ölümü ölüm olarak yaşıyorlar.

Oysa yaşam ölümle, ölüm yaşamla tanımlı. Ama sen. Senin için her beraberlik ayrılış, her ayrılış beraberlik, sevgi sevgisizlik, duyum duyumsuzluğun başldadığı an.

Devamı…Tezer Özlü: İnsan ne denli derin düşünebiliyorsa, sevgisi o denli derindir

“Yüzerek bu yaşamın dışına çıkmayı yeğlerdim” Franz Kafka üzerine – Tezer Özlü

kafka sözleri
Kafka, 1915’te Fontane Ödülü’nü almıştır. 1920’de ikinci nişanlısı Julie Wohryzek ile ayrılan Kafka, ancak yaşamının son yılını bir kadınla geçirmiştir. Birlikte Berlin’de oturdukları Dora Diamant. Faşist Hitler Almanyası, Dora Diamant’ın evini basarak yazarın bazı yapıtlarını götürmüştür. Bunlar yitik sayılmaktadır. Kafka, son yapıtlarının yakılmasını vasiyet etmiştir. Bir yazar açısından ne yüce bir alçakgönüllülük değil mi?

Devamı…“Yüzerek bu yaşamın dışına çıkmayı yeğlerdim” Franz Kafka üzerine – Tezer Özlü

Tezer Özlü: “Özlerken, severken, sevilirken, sevişirken, hep yalnız değil miyiz?”

Tezer ÖzlüHer sevginin başlangıcı ve süreci, o sevginin bitişinin getireceği boşluk ve yalnızlık ile dolu. Belirsizlikler arasında belirlemeye çalıştığımız yaşam gibi. Sevgi isteği, kendi kendine yaşamı kanıtlama dileği kadar büyük. Belki kendilerine yaşamı kanıtlamaya gerek duymayan insanlar, sevgileri de derinliğine duymadan, acıya dönüştürmeden yaşayıp gidiyorlar. Ya da sevgiyi sevgi, beraberliği beraberlik, ayrılığı ayrılık, yaşamı yaşam, ölümü Ölüm olarak yaşıyorlar. Oysa yaşam ölümle, ölüm yaşamla tanımlı. Ama sen. Senin için her beraberlik ayrılış, her ayrılış beraberlik, sevgi sevgisizlik, duyum duyumsuzluğun başladığı an. Birisinin teniyle yanyana olmak, kendi var oluşumu unutmak mı. Ya da daha derin algılamak mı. Kendi var oluşum. Her var oluş kendisiyle birlikte ölümü getirmiyor mu.

Devamı…Tezer Özlü: “Özlerken, severken, sevilirken, sevişirken, hep yalnız değil miyiz?”

Tezer Özlü’nün Franz Kafka Mezar Ziyareti: “İşte ancak o zaman uzaklaştım yaşamın sonundan…”

bugday tarlası
“Yaşamın sonu hiçbir zaman bana ırak gözükmedi. Her yüzde, her solukta, her büyüyende, her yaşlananda, her sarılmada, her sabahta gördüm yaşamın sonunu. Çocukken bile, buğday tarlalarında, yaz gecesi mehtabında ve çocukluk gecelerinin derin karanlığında gördüm yaşamın sonunu, ama ben giderken, ben ya da tren görünümlerin içinden, kentlerden, köylerden, tarlalardan, dağ sıraları önünden, ardından, bir göl kıyısından, bir nehir yatağı ya da gri bir deniz yüzeyi boyunca ilerlerken, yol alırken, tanımadığım insanlar hızla gidiş yolunun aksi yönde yitip giderken, her görüntüyle birlikte ardımda benden uzaklaşırken, yitip giderken, işte ancak o zaman uzaklaştım yaşamın sonundan.”

Devamı…Tezer Özlü’nün Franz Kafka Mezar Ziyareti: “İşte ancak o zaman uzaklaştım yaşamın sonundan…”

Cama Vuran Bir Dal Tezer Özlü ve Son Sözü: “Beni yalnız bırakma”

Tezer ÖzlüVallahi tallahi! Evet! İçtenlikle ve özdenlikle yazıyorum ki, Tezer Özlü’yü de, onun çok insanda bulunmaz Doğrucu Davutluğunu her yerde, her kentte ve her sokakta arıyorum. Hayalet Oğuz’a olağanüstü ve eşsiz bir “hayır” işleyen bir insanı ben nasıl özlemem. Tezer Özlü artık benim yakın akrabamdır. Ece Ayhan[1]

Tezer Özlü, tek başına öldü. Son sözü, “Beni yalnız bırakma.” idi. Doğumu ise, o denli Pavese’i andırırcasına idi. Demir Özlü 1993 yılında bir dergiye Tezer Özlü’nün doğumu şöyle anlattı: “1940 yılında İstanbul’da çalışan babamla bir yıl önce Burdur’a atanmış olan annem Simav kasabasında birleştiler. Öğretmendiler. Tezer, kasabanın havuzlu, Arnavut kaldırımı döşeli küçük alanına bakan bir evde 10 Eylül 1942’de doğdu. Ben o zaman 7 yaşındaydım. Aileye kumral bir bebek gelmişti. Bu doğum olayını anımsıyorum.”[2]

Devamı…Cama Vuran Bir Dal Tezer Özlü ve Son Sözü: “Beni yalnız bırakma”

Yazmanın İç Nedenleri | Tezer Özlü: “Yaşamla ve ölümle hesaplaşmak için yazıyorum”

Tezer ÖzlüNeden yazılır? Dünya acılı olduğu için yazılır. Duygular taştığı için yazılır. İnsanın kendi zavallılığından sıyrılması çok güç bir işlemdir. Ama insan bu, bir kez bu zavallılıktan sıyrılmaya görsün, o zaman yaşamı kendi egemenliği altına alabilir. İşte böylesi bir egemenliği bir iki kişiye daha anlatmak için yazılır ya da kendi kendine kanıtlamak için. Çünkü insanın kişisel özgürlüğü, kendi dünyasına egemen olmasıyla başlar. Dünyasına egemen olan insan, acıları coşkuya, bunalımı yaratmaya, sevgisizliği sürekli aşka dönüştürebilir. Ben dünyama egemen olabilmeyi edebiyatla öğrendim.

Devamı…Yazmanın İç Nedenleri | Tezer Özlü: “Yaşamla ve ölümle hesaplaşmak için yazıyorum”

Meraklanma, senin ölüm yazını da kaleme alıyorum, dedim – Tezer Özlü

Tezer ÖzlüBiz yıllardır bu kentte yaşıyoruz. İçimizde ömrü bitenler oldu. Onları oldukça eğlentili törenlerle gömdük. Bu törenlerden ağıt ve içtenlik yönünden en ağır basanı Hayalet Oğuz’un cenaze töreni oldu. Oğuz, İstanbul’da yaşadı. Oğuz bir dönemi yaşadı. Yeryüzünde belki de hiç kimsenin yaşayamadığı gibi. Tek bir sandalye sahibi olmadı. Bir-iki giysisi temizleyicide durur, kirlenince yenilerini satın alır, iç çamaşır ve çoraplarını en yakın çöp tenekesine atardı. Ev almadı, ev kiralamadı, eşya almadı, eşya tamir ettirmedi, belki de tek bir mobilya mağazasına girmedi.

Devamı…Meraklanma, senin ölüm yazını da kaleme alıyorum, dedim – Tezer Özlü

Uyandığımda kendimi annemin koynunda mı bulacağım? – Tezer Özlü

Tezer ÖzlüBir süre sonra kent yaşamı başlayacak. Tüm işyerleri çalışacak insanlarla dolacak. Sürekli çalışan fabrikalarda işçiler vardiya değiştirecek. İstasyonlarda trenler duracak. Trenler kalkacak. Gökyüzünde uçan uçaklar dünyanın belirli havaalanlarına doğru göklerde yol alacak. Gemilere arabalar eşyalar yüklenecek. İstasyonlara yorgun yolcular inecek. Uykusuz gece geçirenler yorgun kalkacak. Uzun uyuyanlar da yorgun kalkacak. Kimi mutlu kimi acılı kimi sevgi ile geçirdiği gecenin aşkı ile uyanacak. Kimi bir intiharı düşünecek. Kimi özlem duyduğu bir kenti, özlem duyduğu bir insanı.

Devamı…Uyandığımda kendimi annemin koynunda mı bulacağım? – Tezer Özlü

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org