Çağrı: “Ellerinizi uzatın bana. Soluk yüzlerinizi güneşlerle yıkayacağım…” – Tezer Özlü

KalanlarBU ODADA neden bulunuyorum? Kırmızı, siyah çizgilerin iç içe girdiği örtüye bakıyorum. Tahtadan yapılmış masa. Şimdi gelecekler. Beni götürecekler. Bilemiyorum. Kırmızı kanlara bulanmış bir örtü buldum. Sakladım onu. Kapı çalacak mı? Bana sorular yöneltecekler mi? İnsanın biri. Neden bakıyor bana? Yaklaşıyor. – Sizin – dedi. Titriyorum. Ona anlatacak hiçbir şey yok. Günler koptu. Artık geceleri bir ölüm akıyor sokaklara. Kentin evlerinin aralıklarına doluyor. Boğuluyoruz.
Şimdi cam kenarında oturuyorum. Gene titriyorum. Bir kadın çocuk arabasını sürüyor. Yok oluyor. Mutlu çocukluğum.

O mutluluğu şimdi kırmızı balonlar sürdürüyorlar. Benim siyah saçlarımın üstünde. Pazar sabahı. Çanlar çalıyor. Dün bu ağacın altında kendime sarıldım. Öptüm kendimi. Merdivenlerden çıkarttı beni. Oda. Gene de oda. Siyah. Kırmızı duvarları var. Köşeye büzüldüm. Ben karşıma oturdu. Balalayka aldı eline. O ülkenin halk şarkılarını çaldı bana ben. Baktım. Büyük kulaklar. Büyük başlar. Tavandaki cam. Bana bir şey sorma. Ne yapacağımı ben de bilmiyorum. O insanlar Paris’ten geliyorlar. Uzun sakalları, uzun saçları var. Hiçbirinin uykusu yok. Öksürüyorlar. İşte birisi daldı. Gene uyandı. Sigara içti. Sövdü. Gene uyudu. Uyandı. Duvarın kenarına dikildi. Saçlarını okşuyor. Yarın resim yapacak sokaklara. Yarın gidecek uzaklara. Yarın aç kalacak. Her gün aynı. Her gün bir gün. Aynı evlere. Aynı yollara. Aynı kentlere düşen aynı gün. Ben’in çaldığı şarkılar gidiyor.
Onlar da kaçıyorlar. Tren yollarının uzunluğu. Teller. Karamsı. Ben beni tuttu. Küçük camdan sabahın ilk ışıkları odaya akmaya yelteniyorlar. İhtiyarlar pazar gezmesine çıkmak için süsleniyorlar. Tüm çocuk arabaları sokaklarda sürülüyor. Balonlar uçuyor. Tramvaylar gidiyor. Karanlık durakta tramvayı bekliyorum. Bekleyemiyorum. Gidip geliyorum. Sevgi dolu gözlerle bakmayın bana. Ürkütüyor bunlar beni. Titriyorum. Bakmayın. Gidiyorum. Her gün gideceğim. Tren kalkarken çocukluğumu aldım. Ardından tüm gözyaşlarımı çocukluğuma karıştırdım.
Beni öldürdüm. Her insanı öldürmek kanısı ile öldürdüm. BEN BEN MİYİM? BEN HERKES MİYİM? BEN HER ŞEY MİYİM? Yatıyorum. Kısa süre sonra gelecek ölüm. Biliyorum bunu. Umursamıyorum oysa. Güzel bir ölüm kucakladı beni. Yeni açıyor çiçekler. Aydınlıklar koşuşuyor. Kızların şarkıları kulağımı dolduruyor. Güzel gözler bakıyorlar bana. Kendi gözlerimi bu gözlerle karıştırıyorum.
Yatağımdayım. Anlamak için bunu duvara sarılıyorum. Uyuyan insan sesleri. Saat sesleri. Susan gecenin sesleri.
Duvara yapıştırdığım resimler. Ellerimle dizdiğim kitaplar. Kapıyı açıp sokağa çıksam.
Uyandım. Teller. Ve gri gökyüzü ardında. Bir kadın bağırıyor. Kollarım. Çürümüşler. Büzüyorum yatağa kendimi. Tüm gücümle ağlıyorum. BENİ düşündükçe büyüyor ağlama isteğim. Karşı duvarda merdivenler beliriyor. Camın ardı horozlarla doluyor. Koridorlardan doktorlar akıyor. Beyaz önlüklü. Gözlüklü. Gözlüksüz. Bana gelseler bağıracağım. Geliyorlar işte. Horozlar. Doktorlar. Balonlar.
Kokuyor burası. Simsiyah koridorlar. Her yanı tellerle kitlemişler.
İşte koridorda üç adam önemli konular tartışıyorlar. Bir kadın duvar kıyısına büzülmüş. Diğerleri yataklara. Kokan koridorlar SEN ve Benlerle dolu.
Kalkın. Tüm ellerinizi uzatın bana. Tutmak istiyorum. Sizleri yemyeşil çimenler üzerine çıkaracağım. Soluk yüzlerinizi güneşlerle yıkayacağım. İrak ülkelere gideceğiz. Oralarda kara bir ay ağaçlar arasına akmış. Ağaçlar yüksek. Sık. Uğulduyorlar geceleri. Gün ışığını avuçlarımıza alacağız. Gelin. Kalkın. Uzatın ;
ellerinizi.

Susuyorlar…
Bir zamanlar mutluluk suların üzerine akmış. Dalgalar boğmuşlar onu. Kalkın. Kumlar ısıtsın ayaklarımızı. Dalgalara atalım kendimizi. Bir zamanlar mı… Uyanmak. El ele. İç içe.
Sarı ışık yetmiyor ortalığı aydınlatmaya. Eller, ayaklar havada uçuşuyorlar. İnsan burunları kopmuş. Sokağa çıktığımda yan yapıların gökyüzüne değin uzadığını gördüm. Mağazaların ışıkları yollara dökülmüşler. Gülüyorlar. Bulurlar hep gülecek bir şeyler… Ayaklar. Önü. Gerisi. Çok önü.
BEN varım.
Etimin kapladığı yer de var. Adım atamıyorum. Bu caddede. Günün yaşantısı pis bir koku bırakmış. Pislikler arasında adım atacak yer yok. Aynı yerde duruyorum. Karanlıkta geçenler okşamaya yelteniyorlar beni. Okşanmak gelse içimden kendi ellerimi süreceğim vücuduma.
Karamsı bir sıcaklık çökmüş duvarlarıma. Yatağıma giriyorum. İşte gene başım büyümeye başladı. Şimdi. Ellerim. Ayaklarım. Parmağım. Tüm etim büyüyecekler. Gücüm olsa elimi kaldırır, kendimin her yaru nasıl bürüdüğüne bakarım.
İstasyonda yakaladılar beni. Günleri mağazalann içinde yi-tiriyorlar, insanlara ve satılan eşyaların renklerine bakıyorum. Dönen merdivenleri çıkıyorum. Aynalara bakıyorum. İlgim yok onlarla. Büyük kentte özgürlüğümü solurken yakaladılar beni. Suratım soluktu. Kaçıyor gibiydim. Adam bir şey gösterdi. Yetkili bir kişi imiş. Sırtından doğru geçen ağır bavullu yolcular.
— Yürü.
Yürüdüm. Dar bir koridor. Birbirlerimizle oyalanacağız şimdi bir süre. -İsminiz…
Ağzını açınca dişlerinin sigaradan sarardığını gördüm. Bir sigara yaktım. Ona da uzattım. Beni küçümserce baktı. -İşiniz?
Duvara astıkları büyük resim solmakta…
— Suçlusunuz. Kendinizi öldür… -Çalındı o ÖLÜM.
Karşı yapının kulesini aydınlatmışlar. Her gece oraya çıkıp bir şeyler arıyorum. Sonra gene iniyorum.

— Törelerimiz.
Siyah kaşları var bu adamın. Parmakları etli.
— Evet.
— Yargım ne?..
— Yaşama. Uğraşma. Başarı… Doğmamam gerektiğini düşünüyorum.
— SÖZ verin.
— Trala… La… la… laaam…
Caddede arabalar akıyor. Tüm arabalara sövüyorum. Başım ağrıyor. İki sinema bileti alıyorum. Yanıma kimse oturmasın istiyorum. İçeriye giriyorum. Dünya haberleri başlıyor. Dışarıya çıkıyorum. Bir süre sonra gene giriyorum.
SAMSON I EN SPEGEL
Akıl hastası bir kadın.
— İkisinden birini seçmeliyim.
— Beni oraya çağırıyor sesler.
— Ben görünmezi gördüm. Kapı açıldı. Görünmez içeriye girdi. Koskoca gözleri var. İçime girmeye yeltendi. Bağırdım. Duvarlara tırmandı ardından. Koskoca örümcek olarak girdi kapı aralığından.
Gece ilerliyor. Korkularım büyüyorlar. Duruyorum. Kaldırımlara bakıyorum. Gözlerimi gökyüzüne dikiyorum ardından. İşte burada yüksek bir yapı. Ben gene iki BENLER oluyorlar bir BEN kaldırımda durmuş, yüksek yapıya bakıyor. İkinci ben tepeden ölümlere uçuyor. Diğer benler nerelerde? Bilemiyorum. Tüm benlerimi toplayıp uçmak.
Tramvayı aksi yönde beklediğimi anlayıp, caddenin karşısına ölümlere geçiyorum.

Tezer Özlü
Münih, Nisan 1963 | Kalanlar

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın kaleminden Adem’le Havva’nın hikayesi

I Büyük hurma yapraklarının, acayip bambuların, tepesi nemli duran okaliptüslerin, akşam güneşi meyvalı narların, incirlerin, ağır akışlı berrak suların arasında...

Kapat