Gerçek, başkalarının bize uygulamaya çalıştığı tatsız bir ölçüdür – Oğuz Atay

Ülkemizde en çok yetişen, köylüdür. Köylü, bütün iklimlerde yetişir. Köylünün yetişmesi için, çok emek vermeğe ihtiyaç yoktur. Köylü bozkırda yetişir, yaylada yetişir, ormanda yetişir, dağda yetişir, kurak iklimde yetişir, ovada yetişir, sulak iklimde yetişir.

Devamı…Gerçek, başkalarının bize uygulamaya çalıştığı tatsız bir ölçüdür – Oğuz Atay

“Gelmeni ben istemiştim ama beklemiyordum seni” Düşüş – Oğuz Atay

Gözlerini tavana dikmiş yatıyordu. Zaman her şeyi hallediyor, diye düşünüyordu. Beni hor görenler zamanla ayıklandı; benden üstün olduklarını düşündüğüm insanlar zamanla yere vuruldu. Nasıl olacak yarabbim? O gün gelince ne yapacağım? diye titredim ve böyle anlar da gelip geçti.

Devamı…“Gelmeni ben istemiştim ama beklemiyordum seni” Düşüş – Oğuz Atay

Oğuz Atay: Batı ülkeleri temiz olmalarını güneşsizliklerine borçludurlar!

Yatağa uzandı, ülkesini ve çocukları düşündü. Bu ülkede çocuklara yer yok. Başka ülkelerde varmış, her tarafı yeşil ülkelerde. Biz, büyük bir sabırsızlıkla çocukların büyümelerini bekliyoruz. Onların kafalarına vuruyoruz, adam olmaları için. Seniyezitseni olarak görüyoruz onları. Kafalarını tıraş ediyoruz çabuk büyüsünler diye.

Devamı…Oğuz Atay: Batı ülkeleri temiz olmalarını güneşsizliklerine borçludurlar!

Oğuz Atay’a: Gelmemek üzere gidenler çok sevdiklerim olur genelde

oguz-atayBen vedaları sevmem albayım. Hiç gitmesin insanlar. Hele gelmemek üzere giderlerse, çok üzülürüm albayım, dayanamam. Gelmemek üzere gidenler çok sevdiklerim olur genelde. Bi de bir hikaye bırakır ki geride, noksanlığın daniskası içinde. Ölse, öldü dersin, ama ölmez onlar. Ölmesinler de. Ölürlerse bi kere daha üzülürüm. Çünkü koklayamazlar bir daha çiçek. Yazık olur.

Devamı…Oğuz Atay’a: Gelmemek üzere gidenler çok sevdiklerim olur genelde

Oğuz Atay: “Genel af, aslında değişik bir işkence yoludur. Yoksa affederler miydi?”

oguz-atayAkıl insanın yakasını bırakıyor mu? Fakat, afla birlikte şartları da düzeltmek gerekiyor albayım. Yoksa serbest bırakılanlar ümitsizlikten, yapacak başka bir şey olmamasından, bir şey yapmak gerektiği için, bir şey yapmadan yaşanamayacağı için, iyi bir şey yapmasını öğrenmedikleri için ve kötü bir şey yapmaktan başka çareleri olmadığı için aynı suçlan tekrar işlerler.

Devamı…Oğuz Atay: “Genel af, aslında değişik bir işkence yoludur. Yoksa affederler miydi?”

Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar kitabı üstüne günlüğünden geçen notlar

oguz-atay27 Nisan 1970
İkinci kitabımda, herkesin saldırdığı ve saldırmakta haklı olduğu bir adamla (bir bakıma adam haklı görüyor onları) herkesin hor gördüğü bir kadının maceralarını yazacağım(1). İkisinin de tek tek yaşantıları, onların birleşmesini zorunlu hale getirecek. Kimse adama acımayacak. Adam ise her zaman kötü değil. Gene de acımaya layık görülmüyor hiçbir zaman. Her zaman, başkalarının üstün olmalarının acısını yaşamış ve başını kaldırmadıkça küçümseyici bir hor görüşle izin verilmiş nefes almasına. Biraz direnip, ben de bir şeyler yapmalıyım dediği zaman binmişler tepesine; hem de, aldırmadan, yaptıklarını fark etmeden, hemen unutarak yapmışlar bunu.

Devamı…Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar kitabı üstüne günlüğünden geçen notlar

Oğuz Atay: Bazı insanlar bazı şeyleri hayatlarıyla değil, ölümleriyle ortaya koymak durumundadır

Oğuz Atay(…) aziz varlığımı artık ara sıra kaybettiğim oluyor. Fakat yaralı aklım, henüz gidecek bir ülke bulamadığı için bana dönüyor şimdilik. Biliyorum ki, bu akıl beni bütünüyle terkedinceye kadar gidip gelen azizvarlık masalına kimse inanmayacaktır. Bazı insanlar bazı şeyleri hayatlarıyla değil, ölümleriyle ortaya koymak durumundadır. Bu bir çeşit alın yazısıdır. Bu alın yazısı da başkaları tarafında okunmazsa hem ölünür ve hem de dünya bu ölümün anlamını bilmez; bu da bir alınyazısıdır ve en acıklı olanıdır.

Devamı…Oğuz Atay: Bazı insanlar bazı şeyleri hayatlarıyla değil, ölümleriyle ortaya koymak durumundadır

Oğuz Atay: Yazarların kahramanlarını neden baştan öldürmediğini şimdi anlıyorum

Oğuz Atay“Bugünün doktorları, insanın delirdiğini çok kolay kabul ediyorlar da, iyileştiğine inanmakta biraz nazlanıyorlar.”

Yazarların kahramanlarını neden baştan öldürmediğini şimdi anlıyorum albayım,” dedi Hikmet. “Oyunun devamı güçleşti, değil mi Hikmet?” diye yorumladı bu sözü Hüsamettin Bey. “O zaman geriye dönmek gerekiyor ki; artık bu teknik de eskidi albayım; üstelik tiyatro seyircisi olayları yeni baştan öğrenmek istemez.”

Devamı…Oğuz Atay: Yazarların kahramanlarını neden baştan öldürmediğini şimdi anlıyorum

Oğuz Atay: Ne kadar süslenseler, bir yerden sırıtıyor zavallılıkları

Oğuz AtayKötü şartlar altında yetiştiler tabii: Avrupa yüzü? görmediler. Taşıma suyla dönen değirmen bu kadar olur albayım.
Ne kadar süslenseler, bir yerden sırıtıyor zavallılıkları; bir taraflarında, küçük de olsa T.M. yazısı okunuyor. Ülkemizdeki büyük oyun, işte bu kadroyla oynanıyor albayım. Başka çaremiz olmadığı için de hepimiz yerli mallara karşı sonsuz bir hoşgörüyle bakıyoruz. 

Devamı…Oğuz Atay: Ne kadar süslenseler, bir yerden sırıtıyor zavallılıkları

Oğuz Atay: “Ağaçlar demiştim kuru dallarını uzatarak bulutlardan yağmur bekler”

Oğuz AtaySalim, merdivenleri koşarak çıktı; kalın tabanlı siyah ayakkabılarıyla tahta merdivenlerde gürültülü yankılar uyandırdı. Ağır ayakkabılar, diye düşündü, insanın bileklerini acıtıyor. Merdiven sahanlığına gelince güm güm vurdu ayaklarını yere. (Hikmet amca duymadı). Kapıya baktı. (Hikmet amca, kapısını boyamış.) «Hikmet amca, kapısını boyamış,» dedi soluk soluğa. Zayıf, patlak gözlü, hastalıklı görünüşlü bir çocuktu; birden soluksuz kalıyordu. Elini göğsüne götürdü. (Orası acıyor.) Koyu yeşil boyalı kapıya baktı gene; elini cebine soktu, bir tebeşir çıkardı ve kapının karanlık bir köşesine becerebildiği tek yazıyı yazdı: Çarpı işareti.

Devamı…Oğuz Atay: “Ağaçlar demiştim kuru dallarını uzatarak bulutlardan yağmur bekler”

Oğuz Atay: “Sen de nereden çıktın? bile demediler…”

Oğuz AtayBeni sevseydiniz, şimdi yanımda olurdunuz gene. Beni bir türlü bırakmazdınız: Vallahi bırakmayız seni Hikmet Bey oğlumuz, derdiniz. Vakit çok geç oldu, “bu saatten sonra vasıta da bulamazsın. Misafir odasında yatarsın; ara kapıyı açarız, salondaki sobayı da söndürmeyiz. Gece yarısından sonra, tek başına yollara düşmeğe değer mi? Bir şeyler bulup söylerdiniz işte. Başucuma filtreli sigaralarınızdan koyardınız, bana kısa gelen bir pijama da bulurdunuz. Damat sevgisi, albayım, insan sevgisine oranla çok kısa sürüyor.

Devamı…Oğuz Atay: “Sen de nereden çıktın? bile demediler…”

Nihayet insanlık da öldü: İnsanlıktan paylarını alamayanlar için o zaten bir ölüydü – Oğuz Atay

oguz-atayNihayet insanlık da öldü. Haber aldığımıza göre, uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık, dün hayata gözlerini yummuştur. Bazı arkadaşlarımız önce bu habere inanmak istememişler ve uzun süre, ‘Yahu insanlık öldü mü?’ diye mırıldanmaktan kendilerini alamamışlardır. Bu nedenle gazetelerinde, ‘insanlık öldü mü? ‘ya da ‘insanlık ölür mü?’ biçiminde büyük başlıklar yayımlamakla yetinmişlerdir. Fakat acı haber kısa zamanda yayılmış ve gazetelere telefonlar telgraflar yağmıştır, herkes, insanlığın son durumunu öğrenmek istemiştir. Bazıları bu haberi bir kelime oyunu sanmışlarsa da, yapılan araştırmalar bu acı gerçeğin doğru olduğunu göstermiştir.

Devamı…Nihayet insanlık da öldü: İnsanlıktan paylarını alamayanlar için o zaten bir ölüydü – Oğuz Atay

“Aynı ırmağa bir kere daha girmeğe geldim” | En Büyük Hazinemiz Aklımızdır (2) – Oğuz Atay

<öncesi] Aynı ırmağa bir kere daha girmeğe geldim. Yorgun ve hazırlıklıyım. İnsan aşağılık bir hayvan olduğu için kendimi korumak için geldim. (Dokunaklı bir konuşma.) Sevgi, beni gördüğünü ve benimle konuştuğunu sizlere söylemiştir. Yoksa biraz şaşırırdınız. Fakat Hikmet konusu da artık ilginç olmaktan çıkmıştı. Sevgi’yi de çok sık görmüyordunuz artık. Heyecan yatışmıştı. Zaman her şeyi halletmişti. Sevgi’yi yolda gördüğüm için mesele belki biraz alevlenmiştir, o kadar. Sevgi, kahve tepsisiyle girdi; kahveyi önce ona uzattı. Hikmet fincanı tuttu. Buraya geldiğime göre, bunun bir anlamı var: Elbette kahve, önce bana verilecek. Fincan elinden kaydı. Çok yavaş tutmuşum demek. Fincanın düşüşünü ve kırılışını seyretti. O sırada düşünmeseydin; iki işi aynı zamanda yapamadığını bilmem sana nasıl anlatmalı? Zarar yok, denildi. Var. aklıma çok zararı var.

Devamı…“Aynı ırmağa bir kere daha girmeğe geldim” | En Büyük Hazinemiz Aklımızdır (2) – Oğuz Atay

“Bu kadar zaman nerelerdeydiniz?” Tehlikeli Oyunlar: Son Yemek – Oğuz Atay

Gözlerini açtığı zaman oda gene karanlıktı. Sevgi’yi görmüştü. Onu eskisi gibi sevdiğini söylemişti. Sevgi’ye bakıyordu. Onun konuşmasını bekliyordu. Sevgi, başını önüne eğmiş düşünüyordu. Oysa, bir şey söylemesi gerekiyordu. Hikmet, ne sonuç aldığını öğrenmek istiyordu. “Ne diyorsun?” diye sordu Sevgi’ye. “Ne diyeyim?” diye karşılık verdi Sevgi. Hikmet yerinden kalktı, Sevgi’ye yaklaştı; onun elini tuttu. Sevgi elini çekti, “Yerine otur lütfen,” dedi. “Neden?” diye direndi Hikmet. “Geç kaldın,” dedi Sevgi. Hikmet elini Sevgi’nin karnına koydu, bütün gücüyle sıktı etini. “Yapma,” dedi Sevgi, “Bizi görecekler.” Hikmet, Sevgi’nin elini tuttu, onu kaldırdı, divana götürdü. Hemen sarıldı. “Ne yapmak istiyorsun?” dedi Sevgi. Hikmet baktı: İkisi de soyunmuştu. Sevgi’nin üstündeydi ve bir şey yapamıyordu. “Bana ne yapmak istediğini anlat,” diye yumuşak bir sesle konuştu Sevgi. Divanda çok zor bir durumda yatıyorlardı. Sevgi haklıydı; bu durumda istediği gibi davranamazdı.

Devamı…“Bu kadar zaman nerelerdeydiniz?” Tehlikeli Oyunlar: Son Yemek – Oğuz Atay

“Kendime, söyleyecek söz bırakmadım” Tehlikeli Oyunlar – Oğuz Atay

Anlamak için, insanın bazı eksik yönleri olmalı.
Ülkemiz büyük bir oyun yeridir. Her sabah uyanınca biraz isteksiz de olsak, hepimiz sahnenin bir yerinde, bizi çevreleyen büyük ve uzak bir dünyanın sevimli bir benzerini kurmak için toplanırız. Küçük topluluklar olarak, birbirimizden bağımsız davranarak ve birbirimizi seyrederek günlük oyunlarımıza başlarız. […] İnsanlarımız aynı piyesi yıllardır aynı biçimde oynamanın yorgunluğu ve gerçeğe bir türlü benzetememenin bezginliği içindeyken ben, bizlere bugüne kadar hiç yararı dokunmamış aklın -daha doğrusu, akıl olduğunu sandığımız akıl taklidinin- zincirlerinden kurtularak, bütün ülkeleri ve onların gerçek kişilerini içine alan büyük oyunun heyecanı içinde bulunuyorum.

Devamı…“Kendime, söyleyecek söz bırakmadım” Tehlikeli Oyunlar – Oğuz Atay

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org