İtaat, sorgulamadan kabulleniştir! Radyo Tiyatrosu: Ceza Sömürgesi – Franz Kafka

“Mahkemelerde karar, yasalara göre verilir. Mahkemelerde adaletsiz, baştan savma karar verildiğine inanılırsa, yaşam sürdürülemez bir şey olur. Mahkeme, yasakların ihtişamının gizlenmeden sergilendiği yerdir, güven vericidir bu, hatta mahkemenin tek görevidir.

Devamı…İtaat, sorgulamadan kabulleniştir! Radyo Tiyatrosu: Ceza Sömürgesi – Franz Kafka

“Belki de son güzel günleriydi” Sesli Öyküler: Motorcu İbrahim’in Bahçeli Evleri – Tezer Özlü

İstanbul’un Şirinevler semtini oldum olası hiç sevmem.
İbrahim’i de ilk kez burada gördüm.
Ucuz alınmış otomobilin motoruna bakıyordu.
Dinçti, saçları siyahtı, konuşkan bir hali yoktu.
Zaten onu nişandan sonra herkes övdü.
– Ağır başlı bir bey, dediler.
– Ama kadın, kadın kimseyi konuşturmuyor ve tıkıyor her sözü İbrahim’in ağzına.

Devamı…“Belki de son güzel günleriydi” Sesli Öyküler: Motorcu İbrahim’in Bahçeli Evleri – Tezer Özlü

Sesli Öyküler: “Masumiyet kurtlara teslim!..” Ayran – Sabahattin Ali

“Hey, çocuk, hakkını helal et!”
Köyden istasyona giden yol, eriyen karlarla diz boyu çamurdu. İki mızrak boyu yükselen güneş, tarlaları hala örten karların üzerinde pırıltılarla ve göz kamaştırarak yanıyor, fakat yoldaki pis su birikintilerine vurunca donuk sarı bir renk alıp boğuluyordu.

Devamı…Sesli Öyküler: “Masumiyet kurtlara teslim!..” Ayran – Sabahattin Ali

Sesli Öyküler: Bir Ruhsal Çatışma Öyküsü, “Dikkat! Kırılacak Eşya” – Tomris Uyar

Tomris UyarÖyküdeki ısrarı, yazınsal titizliği ve sanatçı duruşu, Tomris Uyar’ın seçkinleştiren en belirgin üç özelliğidir. Yazın hayatında, kuşağının pek çok yazarının aksine ne roman ne de bir başka türe “sapmamış”, öykü dışında hiçbir edebî türde ürün vermemiştir. 1971’de “İpek ve Bakır”la başladığı öykü serüveni, 2002’de yayınlanan “Güzel Yazı Defteri”yle birlikte onbir kitaplık bir birikime ulaşmıştır. Öykü oluşturmaya yeterli görmediği kimi yazılarını ise “Gündökümü” adını verdiği günlüklerinde değerlendirmiştir. Bu anlamda gündökümleri de onun öykü serüveninin bir parçası olmuştur.
Tomris Uyar’ın “Dikkat! Kırılacak Eşya” adlı öyküsünü aşağıdan dinleyebilirsiniz.

Devamı…Sesli Öyküler: Bir Ruhsal Çatışma Öyküsü, “Dikkat! Kırılacak Eşya” – Tomris Uyar

“Sıkıştıkça yalnızlığımız daha da koyulaşıyor…” Sesli Öyküler: Çıkılmayan – Yusuf Atılgan

Yusuf Atılgan1936 yılında Manisa Ortaokulu’nu, 1939 yılında ise Balıkesir Lisesi’ni ve ikinci sınıftan sonra askeri öğrenci olarak devam ettiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Akşehir’de Maltepe Askeri Lisesi’nde bir yıl edebiyat öğretmenliği yaptı. Üniversite öğrenciliği sırasında sıkıyönetim mahkemesince tutuklanarak ceza kanunu’nun 141. maddesi uyarınca hapse mahkûm edildi. altı ay Sansaryan Han’da, dört ay da tophane cezaevi’nde olmak üzere on ay hapis yattı. 26 Ocak 1946’da öğretmenliği elinden alınarak serbest bırakıldı. 1946 yılında Manisa’nın Hacırahmanlı Köyü’ne yerleşerek çiftçilik yaptı. 1976’da İstanbul’a döndü danışmanlık, çevirmenlik ve redaktörlük yaptı. Canistan adlı romanını tamamlayamadan kalp krizi sonucu 9 Ekim 1989 yılında İstanbul, Moda’da öldü.

Devamı…“Sıkıştıkça yalnızlığımız daha da koyulaşıyor…” Sesli Öyküler: Çıkılmayan – Yusuf Atılgan

“Yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapamaz” Sesli Kitap: Satranç – Stefan Zweig

Stefan ZweigStefan Zweig’ın Brezilya’da sürgündeyken yazdığı ve Şubat 1942’deki intiharından birkaç ay önce tamamladığı Satranç, Avrupa kültürünün faşizm tehlikesi altında yok oluşuna işaret eder.
Rastlantı sonucu eline geçidiği bir kitapla satrancın inceliklerini öğrenerek bu oyunu bir tutkuya dönüştüren ve giderek bu tutkusu yüzünden beyin hummasına yakalanan Dr. B.’nin öyküsüdür görünüşte Satranç. Ama derinlerde bir veda mektubudur aslında.
Avrupa kültürüne elveda derken yaşama da veda etmeyi seçen Zweig’ın son yapıtı Satranç, gerilimli kurgusu ve kahramanın ruhsal gelgitlerinin işlendiği dokusuyla, kısa ama her bakımdan etkileyici olağanüstü bir uzun öyküdür. Okan Bayülgen’in Radyo Trafik’teki kitap okumalarında seslendirdiği Stefan Zweig’in Satranç’ı,  yazarın  en tanınmış eseri. 

Devamı…“Yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapamaz” Sesli Kitap: Satranç – Stefan Zweig

“Zorla yürümeye çalışan küçük hamal kendi oğlu idi” Apartman – Sabahattin Ali

sabahattin_aliSiri damın üzerinde, keskin bir koku dağıtan yaş tahtalara keseri vuruyor, bir taraftan da batıya doğru inmeye başlayan güneşi gözlüyordu. Ağustosun sonuna yaklaştıkları için mal sahibi çatının çabuk örtülmesini istemişti. Yağmurlar başlar diye korkuyordu. Bunun için sekiz kişi iki gündür hep çatıda uğraşıyorlardı.
Öğleyin şöyle on dakika dinlenip biraz ekmekle yarım karpuz yemiş, hemen işe başlamıştı. Böyle yüksekte (apartman beş katlı idi) ve yarı yatmış, yarı ayakta durarak yaş tahtalara abanmak ve mütemadiyen başının üst tarafında keser sallamak insana sersemlik, hatta baş dönmesine benzer bir şey veriyordu.
Bir akşam olsa, bir eve gitse, bir arka üstü yatsa ve karısı ile küçük kızına şöyle göğsünü kabarta kabarta bir bağırıp çağırsa!..

Devamı…“Zorla yürümeye çalışan küçük hamal kendi oğlu idi” Apartman – Sabahattin Ali

“Eşşeoğlu eşşekler!– diye bağırıyorum sonra; Eşşeoğlueşşekler!” Uğraşsız – Leyla Erbil

Leyla Erbil“Bir başkası belki anlardı”

Olduğum yerde uyuyakaldım. Çevrem sıcacık. Sıcacıklığı beni uyandırıyor. Başımın ucunda kırmızı topraklı adalardan birinde bilmemkimle geçmiş bir gün var. Güneşten, derimle bir tüylerim de yanmış; Gauguin’den tanıdığım bi renk almışım. Yüzükoyun uzanmış kuruyorum. Dışım, çevrem: gözleri kıpkırmızı sulanmış, külhan, kaçamaklı okullular, cezaevleri, varsayımcılar, yıldızlar, köpeklerle dolu; hıncahınç. Yanıbaşımda bu olmasa! Bu, çok karı görmüş, yapmacıklı, içinden koşullu adamı sevmiyorum. Onun, ağacı, kediyi, denizi sevmesi benim yüzümden. Bu maviliğin, bu pırıl pırıl sarıların içinde hangi kadın olursa, onun yüzünden tüm nenleri sevmeye razıdır.

Devamı…“Eşşeoğlu eşşekler!– diye bağırıyorum sonra; Eşşeoğlueşşekler!” Uğraşsız – Leyla Erbil

Sesli Öyküler – Aziz Nesin: “Biz adam oluruz, demek, biz şimdi adam değiliz demektir”

Aziz-NesinBiz Adam Olmayız!..
Kalabalığın içinden birisi, “Biz adam olmayız birader!” dedi mi öbürleri de, “Eveeet, çok doğruuu, olmayız,” diye baş sallarlar. Biri de çıkıp, “O nasıl söz efendi… Sen sayıyla kendine gel bakalım!” demez. Yirmibeş yaşlarında, kanımın fokur fokur kaynadığı günlerde ben bunu deneyecek oldum. Ada’ya giden vapurda neye kızdığını anlayamadığım yaşlı bir adam,
-Biz adam olmayız!., diye bağırıp duruyor, salondakiler de, baş sallayarak onu onaylıyorlardı. Delikanlılık, kanım tepeme sıçrayıp,
– Neden adam olmazmışız, bal gibi de adam oluruz… Öyle bir adam oluruz ki herkes de şaşar kalır… diye bağırdım.
Salondaki yolcular sözleşmişler gibi yaygarayı bastılar:

Devamı…Sesli Öyküler – Aziz Nesin: “Biz adam oluruz, demek, biz şimdi adam değiliz demektir”

Sesli Öyküler, “Mustafa açlıktan, yorgunluktan titriyordu” Beyaz Pantolon – Yaşar Kemal

Yaşar Kemal’in öykülerini derlediği eseri Sarı Sıcak, 1955 yılında yayınlandı. Yazarın öykü dalında verdiği bu ilk eser yazarın daha sonra verdiği baş yapıtlarından İnce Memed’den önce yazarın Türkiye ve dünyaca tanınmasını sağladı.
Çoğu Çukurova’da geçen öykülerden oluşan Sarı Sıcak, Anadolu insanının çevre koşulları, hastalık, açlık, yokluk ve yoksulluk içinde verdiği yaşam mücadelesini konu alır. Anadolu halkının yokluğa, açlığa, unutulmuşluğa karşı verdiği insanüstü mücadelesini anlatır. Sıcağın ve sefaletin ortasında kalan bir avuç insanın hayatla aralarındaki ince bağa sımsıkı sarılışlarının ve hayatta kalma çabalarının dramı yirmi iki hikayede dile getirilir. Birçok yönleri ile bu insanların duygularını, iç dünyalarını, gündelik yaşamın zorlu sıradanlığı içindeki yaşam kavgasına ışık tutuyor. 

Devamı…Sesli Öyküler, “Mustafa açlıktan, yorgunluktan titriyordu” Beyaz Pantolon – Yaşar Kemal

“Bağışlayın! Oysa ben… böyle olmasını istemezdim…” | Memurun Ölümü – Anton Çehov

Anton Çehov“Acılardan, ezinçten başka bir şey çarpıyor mu gözünüze? Hırsızlık, soygunculuk, yağmacılık, dolandırıcılık, her türlü kötülük sarmış dünyamızı! Herkes umutsuzluktan kendini içkiye vermiş! Zorbalık diz boyu! Gücü gücü yetene!.. Sonuçta bir sürü gözü yaşlı, acı çeken insan! İşte burada bizler onlar için ağlıyor (konuşmacının gözleri yaşarmıştı) ve kadehimizi…”
Tam bu sırada kapı aralandı, biri sessizce içeriye süzüldü. Başımızı döndürüp baktığımızda, tepesinde geniş dazlağı, dudaklarında babacan gülümsemesiyle ufak tefek bir adam gördük. Çok yakından tanıdığımız biriydi bu. Adam durdu, konuşmalara kulak kabarttı.*

Devamı…“Bağışlayın! Oysa ben… böyle olmasını istemezdim…” | Memurun Ölümü – Anton Çehov

“Benim dün annem ölmüş. Postacı söyledi. Hala, hiç ağlamıyordu…” Kül Kuşları – Onat Kutlar

onatkutlar

Yusuf ile Kenan, Hazal ve Hakkâri’de Bir Mevsim adlı yurtdışı ve yurtiçi festivallerde çok ödüllü filmlerin senaryolarına imzasını attan Onat Kutlar’ın 1959 yılında yayınlanan, Fethi Naci’nin “Dünya edebiyatında büyülü gerçekçilik akımının ilk örneklerinden biri” olarak değerlendirdiği bir kitap İshak. Yurt koğuşunda, kahve köşelerinde yazılmış dokuz kısa öyküden oluşan eser, 1959’da a Dergisi Yayınları’ndan çıktığında Kutlar 23 yaşında, Kadırga Yurdu’nda kalan, taşralı bir hukuk öğrencisiydi.
Hak ettiği değeri bulamadığını düşündüğümüz kitaptan Rüçkan Çalışkur‘ın seslendirdiği yangına tutulmuş kuşlardan söz eden “Kül Kuşları” adlı  öyküyü  aşağıdan dinleyebilirsiniz.

Devamı…“Benim dün annem ölmüş. Postacı söyledi. Hala, hiç ağlamıyordu…” Kül Kuşları – Onat Kutlar

Karanlığın kapıları | Cellat Fuchs Kent Halkına Nasıl Karıştı? – Sevgi Soysal

Kentin ortasından kıvrıla kıvrıla kentin dışındaki sulara varan ırmak celladın evinin orda ikiye ayrılıyordu. Kentle ve ırmakla kesin bir sınırı vardı celladın evinin. Kentin bittiği yerdi bu ev. Kentin olabilecek en ırak noktası. 1400 yılından bu yana kent cellatlığım babadan oğula devreden Fuchs ailesi. Onlar kentin içinde oturmazlardı. Yasaktı bu. Kentin insanları arasına karışmaları da. Evlerinin önünden ırmağın bir kolu akardı. Celladın bahçesine girebilmek için ırmağın üstündeki özel köprüden geçmek gerekirdi. Kentin gözüpek çocuklan bazen bu köprüye kadar sokulurlar, sonra celladın bıçağı boyunlarına değmişçesine kente kadar soluk almadan koşarlardı. Ortaçağdan 1900’lere kadar kaç çocuk bilir bu korkuyu. Yabancı cellat çocıık Manrm ıraktan seyretmenin ne olduğunu bilir. Fuchslar kızılsaçlıydılar. Ortaçağdan beri. Kızılsaçlılık bir şeytan işareti sayılırdı.

Devamı…Karanlığın kapıları | Cellat Fuchs Kent Halkına Nasıl Karıştı? – Sevgi Soysal

Turabi Kişin’den yaşanmış bir olay, bir intiharın öyküsü: Sosin*

Turabi KişinÇocukluğuma dair birçok şeyi anımsarken birçok şeyi kaba hatlarıyla hatırlarım. Çok belirgin hatırladığım anılarımın birçoğunda ise nedense birçok ayrıntı, birçok detay capcanlı, öylece durur. Henüz büyük felaket olarak hafızalara kazınan 1971 Bingöl depremi olmamıştı. 65 doğumlu olduğuma göre üç en fazla dört yaşındayımdır. Henüz anneme bağlı yaşadığımı hatırlıyorum. Onsuz köyün dışına pek çıkamadığım bir durum söz konusu…
Mevsimi sonbahar diye hatırlıyorum. Öyle sararan bir sonbahardan ziyade, yazın bitimine denk gelen bir zaman dilimi olsa gerek. Yapraklar yeşildi Öyle hatırlıyorum.

Devamı…Turabi Kişin’den yaşanmış bir olay, bir intiharın öyküsü: Sosin*

Sesli Öyküler: “Ne acı derim kendi kendime, ne büyük keder bu böyle” – Haydar Karataş

haydar karataşİkindi üzeri, mezarlığa gitmek için yola koyulduk. Neneyi sırtına aldı oğullar, bir babam, bir diğer amcalarım.
Vardık kara kavak ağaçlarına. Halka olduk, yukarıdan telaşla Hıdır amca, irili ufakalı çocukları, babası Seyd-e Hese Hul geldi. Ne güzeldi, iki ağacın etrafına halka olduk. Yemek tepsileri, lokmalar orta yere kondu. Köpeklerimiz, kediler onlar da günün önemini biliyorlarmış gibi durdular sahiplerinin yanında. Mumlar yakıldı, herkes içinden geldiği gibi dualar etti.
Ölmüş yakınların mezarı ziyaret edildi. Ve getirilen yemekler küçük parçalar halinde dağıtılmaya başlandı. Sadece bize değil, o ulu kavak ağaçlarının çatalına, mumların yakıldığı yere de bırakıldı. Köpek ve kedilere de verildi…

Devamı…Sesli Öyküler: “Ne acı derim kendi kendime, ne büyük keder bu böyle” – Haydar Karataş

“Ulan, a kerata! Kumar düşüneceğine karnını doyur!” Sesli Öyküler: İşsizlik – Orhan Veli Kanık

İşsizlik kötü şey vesselam. İşsizliğin kötü olduğunu da yalnız aç kaldığım zamanlar, düşünüyorum. Can sıkıntısından, bunaldığım sıralarda da düşünsem ya. Olmuyor. Bu bahçeye de hep böyle zamanlarımda gelirim. Neden acaba? Etraftakilerin de çoğu işsiz.
Bu bahçe sadece kaderleri bu yolda ortak olanları mı çekiyor dersiniz. Olabilir. Vakit öğleyi geçiyor. Açlıktan bahsettim ama pek de aç değilim. Bununla beraber, neden bilmem, etrafımdakilerden utanıyorum. Herkesin yemeğe gittiği bir saatte benim, parasız pulsuz buralarda dolaşmam bir suçmuş gibi geliyor bana. Boş sıralardan birine oturdum; düşünmeye başladım. Bereket versin sigaram var. O da olmasa felaket.

Devamı…“Ulan, a kerata! Kumar düşüneceğine karnını doyur!” Sesli Öyküler: İşsizlik – Orhan Veli Kanık