Nilgün Marmara: Burada daha ne kadar öleceğim?

Nilgün MarmaraYeryüzüyle gökyüzünün aracısı olarak bulutu haraca kestiğiniz yerde?
Ben size alışamam. Tehdit: koltuğunuzun bedeninizle dolmaması. Tehdit: bir merdivenin uygunsuz konumu, gözüme saldıran güneş ışınlarında yüzünüzün yok oluşu. Ağlıyordum, onu gönlümde isterdim ve sadece orada. Öylesine yoksulluk, bir sevi düşünün bu kadar yayılması günlere, hiç karşılıksız…
Ağlıyorduk. Ben bu ıslaklığı tanıyordum, düşümde böyle düşünüyordum size dokunurken. Siz bu ıslaklığı tanıyordunuz, düşümde böyle düşünüyordunuz.

Devamı…Nilgün Marmara: Burada daha ne kadar öleceğim?

Nilgün Marmara: “Şimdi ölü bir kirpiyim…”

Nilgün MarmaraYüzeyi dikenlerle kaplatan, dışa çekerken döndüren gözümü en derine sen oluyorsun. Bir kez yakmıştın beni, bir kumsalın ürkünç gecesinde. Eziyetçi tanıklığın, tutuşan dikenlerimin çığlığını gömmüştü küle. Kısık gözkapakların yeterince örtmüyordu parıltısını gözlerinin, az aralığından hazzını izliyordum yanadurarak. Duymuyordun denize ulaşmaya yalvardığını tinimin, öte kıyılara, tuttuğun ve yok ettiğin oluyordu, sen oluyordun. Sonsuz tiksintin her yalımın canavarlığına güç ekliyordu; benim yanarak özgürleşecek sınırlarıma ise meleksilik.

Devamı…Nilgün Marmara: “Şimdi ölü bir kirpiyim…”

“Burada daha ne kadar öleceğim?” Metinler – Nilgün Marmara

Nilgün MarmaraSonra buradan giderdim bir hiç için, nasıl hiç nedensiz dökülüp de yollara vardımsa şu doğa kucağına ve birden buralı doğumlu, buralı yaşamışlı nasıl duyabildiysem benimi, öyle kolayca bir başka belde de kabullenebilir beni ve hep bulurum yeni güneşler, yeni dağlar, yeni denizler, yeni sevi titreşimleri, hiç yardımsız. Düşüneceğim bu buluntuların ne kadar sonsuz olacağından başka hiçbir şey ve yaşamın tüm kolaylığı içindeki erişilmez gizem ve güçlük…

Devamı…“Burada daha ne kadar öleceğim?” Metinler – Nilgün Marmara

Öç alma duygusuyla yanarak neden büyüdünüz, genleştiniz, yayıldınız? – Nilgün Marmara

Nilgün MarmaraZaman, Yer, Sonra
Ayla örtünüyoruz çağlardır, buğulu camlar ve farklanmış yüzümüzle. Başkaları uygarlıktan söz ediyor, bilmeden her geriye dönüşün belki ulaşılmaz bir ileriye adım olduğunu. Tohumdan korkuyoruz, yeryüzünün ilgisizliği hafif kılıyor bedenlerimizi, bakışımız göğe yönelirken yürekler serin tutuluyor. Sonra her çınlamayla endişe güğümleri omzuma biniyor; toprağın değişmezliği, yapıların kalıcılığı, anaların istemi kadar tehdit edici yükler. Örümcek ağında gizlenen eski yazılar kinin kuşkusunu kusuyor. Yeniden hatırlanıyor bir zamanın beyaz evleri, dudakların uyarısıyla sonu ertelenen aşkın iyicil kucağı açılıyor, öte dünyanın gerçek konutlarında.

Devamı…Öç alma duygusuyla yanarak neden büyüdünüz, genleştiniz, yayıldınız? – Nilgün Marmara

“Hayat yine de üzülmeye değer!” Kırmızı Kahverengi Defter – Nilgün Marmara

Nilgün MarmaraZaman, Yer, Sonra
Ayla örtünüyoruz çağlardır, buğulu camlar ve farklanmış yüzümüzle. Başkaları uygarlıktan sözediyor, bilmeden her geriye dönüşün belki ulaşılmaz bir ileriye adım olduğunu. Tohumdan korkuyoruz, yeryüzünün ilgisizliği hafif kılıyor bedenlerimizi, bakışımız göğe yönelirken yürekler serin tutuluyor. Sonra her çınlamayla endişe güğümleri omzumuza biniyor; toprağın değişmezliği, yapıların kalıcılığı, anaların istemi kadar tehdit edici yükler. Örümcek ağında gizlenen eski yazılar kinin kuşkusunu kusuyor. Yeniden hatırlanıyor bir zamanın beyaz evleri, dudakların uyarısıyla sonu ertelenen aşkın iyicil kucağı açılıyor, öte dünyanın gerçek konutlarında…
Çerçeveleri yalnızlıklarımızdan oluşan, kapıları acılardan örülmüş, toz, taş, geçmiş ve şimdi’yi saklayan güzellik! Hiç bitmesin diyoruz dingin tavrımız, bir kez seçilmiş uğraşı yaşamdan ayırmamakla. Arınalım, arınalım artık yozluklarından, şu densiz yeryüzünün kalık çirkefinden; Sevgi yazısıyla!

Devamı…“Hayat yine de üzülmeye değer!” Kırmızı Kahverengi Defter – Nilgün Marmara

“Her sanatçının intiharı kalbinde gizlidir…” Sanatçılar ve intihar üzerine – Cezmi Ersöz

Cezmi Ersöz“Sizinle, sanatçılar ve intihar üzerine konuşmak istiyoruz. Bize zaman ayırabilir misiniz?”
Sesi oldukça gençti arayan televizyoncu kızın. Üzerinde çok düşündüğüm bir konu olmasına rağmen; yine de intihar, sözü beni biraz irkiltmişti.
“Neden, ben?”diye sormadan edemedim bu yüzden. “Sizin bu konuda bize çok şey anlatacağınızı düşünüyorum da ondan, “diye yanıt verdi televizyoncu kız.
Sanatçılar ve intihar. Evet, aslında haklıydı. Bu konuda çok şey okumuş ve yaşamıştım.
Aklıma ilk anda, Nilgün Marmara gelmişti. 27 yaşında aramızdan ayrılmıştı, intiharından yıllar önce, onunla tanıştığımız ilk günlerden itibaren, İntihardan çok sık söz ederdi Nilgün. Zaten tez konusu intihar ederek yaşamına son veren Amerikalı şair Sylvia Plath’dı.

Devamı…“Her sanatçının intiharı kalbinde gizlidir…” Sanatçılar ve intihar üzerine – Cezmi Ersöz

Sylvıa Plath ve Nilgün Marmara’nın Ruh Ortaklığı – Hülya Soyşekerci

Sylvıa PlathNilgün Marmara’ya göre, şairin “Babacığım”, “40 Derece Ateş”, “Leydi Lazarus” gibi şiirleri Plath’ın içsel özel dünyasının öğeleriyle, toplumsal olayları, toplama kamplarını, Hiroşima’nın bombalanışını son derece özgün bir atmosferde, kendi acılarını evrensel-toplumsal acılarla buluşturup kaynaştırmasındaki başarısı olarak yorumlanabilir. Bu arada Plath’a göre erkekler, babası, kocası, faşist ordular gibidirler ve ne yazık ki “Her kadın faşistlere tapar, /Suratına inen çizmeye, senin gibi/ Bir hayvanın hayvanca, hayvanca/ kalbine.” İkili ilişkilerdeki faşizmi ve terörü en sivri diliyle yansıtır Plath. “Leydi Lazarus” şiirinde reenkarnasyonla erkekleri yiyen bir cadı olur: “Küllerin arasından / Kırmızı saçımla yükseliyorum/ Ve erkekleri hava gibi yiyorum.” Elbette, bilinçaltı bir itkiyle kendisini ölüm ya da ayrılık biçiminde terk eden, yalnız bırakan baba ve koca imgeleriyle hesaplaşır asıl olarak.

Devamı…Sylvıa Plath ve Nilgün Marmara’nın Ruh Ortaklığı – Hülya Soyşekerci

Nilgün Marmara: “Maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın hepiniz mezarısınız kendinizin…”

Nilgün MarmaraKuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirleri’ni bırakarak 13 ekim 1987 yılında bekleme salonunu olarak gördüğü dünyamızı kendi isteği ve arzusuyla terk etti. ölümün kıyısında yaşadığı 29 yılını, şiirlerini, kitaplarını ve rüyalarını geride bırakarak. Mutluluğu başka birinin üzüntüsü üzerine inşa edilen  düzenin/dünyanın yerleşik bir yabancısı olarak tutunmadan ve alışmaya çalışmadan dışına bıraktı kendini hayatın. Daima bağrında taşıdığı acıyla, yaşamının sonu kendisi gibi biten  kayıp başka bir şairin peşine düştü. Uzun ince bir patikadan sonra yazık ah ne yazık ki,  peşine düştüğü şairin öyküsüyle aynı bittirdi yaşamını.

“Azımsanamayacak kadar ölmüşüm  Azımsanamayacak denli ölüyüm…
Geliyorlar, bu evde doğan yeni bir ölümü görmeye;
koşarak, düşe kalka yuvarlanarak, sürünerek…
Nasıl olursa olsun; görmek için bu eski dostlarının yeni cesetlerini ve göstermek için kendi dirimlerinin kıvılcımlarını geliyorlar.
Ölüm sessizligi, toz ve küf kokan evden ayrıldıktan sonra seviniyorlar canlıyız diye.”

Devamı…Nilgün Marmara: “Maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın hepiniz mezarısınız kendinizin…”

“Hani” dedi, “bilirsin, kovboy filmlerinde bir adam bir bara girer ve herkes ona sırtını döner.”

Ece Ayhan’ın ardından Garibellaların kraliçesi

Lale Müldür: Ece Ayhan ismini henüz duymamıştım. Lise 1’de okulun kütüphanesinde “Bakışsız Bir Kedi Kara” isimli incecik bir kitap buldum. Okudum ve çarpıldım. Sevdiğim şiirleri not ettiğim bir defterim vardı, hemen birçok şiirini kaydettim oraya. Kütüphaneye ait kitapların arkasında kart-katalog gibi bir şey vardı, kitabı ödünç alanların isimlerinin yazıldığı; en başında benim ismim yazar. Kimse almamış önceden “Bakışsız Bir Kedi Kara”yı. Tanıştıktan yıllar sonra Ece’ye bu hikayeyi aktardığımda o defteri görmek istedi, inanmadı. Ayıptır söylemesi, inci gibidir yazım, çok da şık bir deftendi, şiir zevkim de oldukça gelişmişti. Ece dışında birçok iyi şairden güzel şiirler yazılıydı deftere. Baktı, baktı, “bakkal defteri gibi” dedi. (gülüyor)

Devamı…“Hani” dedi, “bilirsin, kovboy filmlerinde bir adam bir bara girer ve herkes ona sırtını döner.”

Nilgün Marmara: En yakın yabancı sendin / daha sürülmemişken ışığın biberi yaramıza…

Yabancı 
En yakın yabancı sendin,

Daha sürülmemişken ışığın biberi
Yaramıza,
Yaslanırken boşlukta duran bir merdiveni
henüz.
Güzdü sonsuz bir çöle takılan bakışımız,
İlkyaz derken -kışı gözden kaçıran
Yüzlerce eller yukarı, saygı duruşlarımız
En güçsüz kollarla-
Çözüldü aşkın zarif ilmeği
Bulandı aynalar duruluğu.
 Çok gizli bir doğru gecenin toyluğunda/ Bilmedik çekenin yanlış bir uzaklık
 olduğunu… / Yabancıların en yakınıydın sen !

Devamı…Nilgün Marmara: En yakın yabancı sendin / daha sürülmemişken ışığın biberi yaramıza…

Nilgün Marmara: Bulamıyor gök kuma hangi sayıyla yazılmış. Geceleri iyice umutsuz, renk körü…

bedreddin.
.

Göz mü yanlış rengiyle?
Kışlar mı yaşam aralığı kadına?
Kutlandık ezgisi böyle uzak,
Yalnızlık, yalnızlık bitimsiz.
Gece; ipek dokusu çözüldüğünde
Ellerim; eksik cennetim benim…

Gizi Kazınmış Aynada Yüzyüze Geldiler

Devamı…Nilgün Marmara: Bulamıyor gök kuma hangi sayıyla yazılmış. Geceleri iyice umutsuz, renk körü…

Nilgün Marmara: Sen ne getirdin bana çocukluğundan?

Nilgün MarmaraSen ne getirdin bana çocukluğundan?
şen kahkahalar ulumalar dona kalmalar mı?
Üzüncün senin hangi çağrışımlara uzandı
benim eskil saatlerimde?
geçmişsiz ve geleceksiz suç sevinçleri,
deniz kıpırtılarınca yürek dalgalanmaları?
titreyerek uçurulan köpükten balonlar,
anlık aşkın tasarımlar mı?
nasıl bir ak konutun isteklendiricisi oldun
anılarıma düz baktıran
ah, ben pembe fistanımla kuşanırdım
dantelalı tafta yumuşaklıkla
savaşırdım kovmaya, çifte yetkeyi

Devamı…Nilgün Marmara: Sen ne getirdin bana çocukluğundan?

Bir İletişim Biçimi Olarak Şiir: Sylvıa Plath ve Nilgün Marmara Örneği – Yard. Doç. Dr. Nadide Karkıner

Şiirine, “Düşü Ne Biliyorum” başlığını veren Marmara için Temelkuran, “kendisini bilmeyi bilmek, insanın en büyük saçmalığı” der. Çünkü “kendimize, kendi ellerimizle yapılan bu işkence, kendimizi bilmenin bilinemezliği ile son bulmakta.”  Sonuç olarak Marmara, şiirinde ‘Ben Biliyorum’.vurgusunu yapıyor. Böylece, bilen bir kadın ile karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz. Dahası, bilinçli kadın olmakla ilgili bir sorun olmadığını görüyoruz. Ve şiirin sonunda şöyle diyor Marmara: “Ey, iki adımlık yerküre senin bütün arka bahçelerini gördüm ben!

Devamı…Bir İletişim Biçimi Olarak Şiir: Sylvıa Plath ve Nilgün Marmara Örneği – Yard. Doç. Dr. Nadide Karkıner