Sartre: Burjuvaziyi kınamanın yasal bakımdan hiç bir manası yok!

sartreABD’nin Vietnam’da izlediği politikanın şer olup olmadığını —şer olduğu konusunda birçoğumuzun en küçük’ bir şüphesi yok— yargılamak değil söz konusu olan: bu şerrin uluslararası hukuktaki savaş suçları kapsamında olup olmadığı. Amerikan emperyalizminin onun boyunduruğundan kurtulmak isteyen Üçüncü Dünya ülkelerine yaptığı acımasız saldırıyı kınamanın yasal bakımdan bir manası yok.

devamı ⇒Sartre: Burjuvaziyi kınamanın yasal bakımdan hiç bir manası yok!

Fikret Başkaya’nın, Samir Amin ile yaptığı söyleşi: “Amerikalıların amacı bölgeyi kaosa sokmaktır…”

Samir Amin
Önce neden emperyalist müdahaleler var ve bunlar neden Orta-Doğu’da odaklanıyor? Çünkü neo-liberal, neo-emperyalist yeni dünya düzeni sürdürülebilir değil. Artık çevre ülkelerin büyük çoğunluğunda sosyal planda tam bir yıkım tablosu söz konusu ve bu asla tahammül edilebilir bir durum değil. Bir zamanlar Mao’nun dediği gibi, dünya kapitalist sisteminin çevresindeki Güney ülkeleri, doğası gereği “fırtına bölgesi” (zone de tempête) olmaya devam ediyor.

devamı ⇒Fikret Başkaya’nın, Samir Amin ile yaptığı söyleşi: “Amerikalıların amacı bölgeyi kaosa sokmaktır…”

Emperyalizm neden Nelson Mandela’nın yasını tutuyor? – Bill Van Auken

MandelaBirçok devlet yöneticisinin Mandela’nın 95 yaşında ölümünden sonra yas tutması dünya çapında, neredeyse hiç emsali görülmeyen, resmi bir protokol uygulaması haline gelmesine neden oldu.
Güney Afrika’da ve de küresel düzeyde çalışan kesimi oluşturan insanlar Afrika Ulusal Kongresi lideri Mandela’nın hukuksuzluğa ve zulme maruz kaldığı, nefret dolu Apartheid rejimi (ırkçı ayrımcılık) döneminde hapis yattığı yılları, aynı zamanda, uzun süren mücadele dönemlerinde hayatını ortaya koyup, özgürlüklerini kaybeden diğer binlerce kişinin gösterdiği cesareti ve yaptığı fedakârlığı kuşkusuz takdir edeceklerdir.

devamı ⇒Emperyalizm neden Nelson Mandela’nın yasını tutuyor? – Bill Van Auken

Fikret Başkaya: “Burjuva uygarlığı yalan, ikiyüzlülük ve çifte standart üzerinde yol alıyor”

Fikret-BaşkayaSuriye’ye saldırının gerekçesi, “halkı diktatörden kurtarmak, oraya demokrasi götürmek”… Eğer “uygar dünya” veya emperyalist kamp, böylesi yüksek insânî kaygılar taşıyor olsaydı, geride kalan yaklaşık 60 yılda sayısız darbeler peydahlamazlar onca kanlı diktatörü sonuna kadar desteklemezlerdi. Dünyanın bu tarafında diktatörlükler her zaman emperyalist Batı’nın en çok tercih ettiği rejimler oldu. Zira, emperyalizmin varlığı demokrasinin engellenmesine bağlıdır. Demokrasi sosyal eşitliği varsaydığı için… Gerçek durum böyledir ama söylem farklıdır. Tabii diktatör emperyalist çıkarlara hizmet etmek kaydıyla… Eğer artık emperyalist çıkarlarına hizmet etmiyorsa, kontrolden çıkmışsa veya çıkma potansiyeli seziliyorsa, anında kanlı diktatör, zalim, halk düşmanı, dünya barışı için tehlikeli, çıban başı, vb. ilan edilir ve artık katli vaciptir. Hemen bir şeytanlaştırma kampanyası başlatılır. Medya devreye sokulur… Panama’da Noriega’nın başına gelen, söylemek istediğime tipik bir örnektir… Kendi çıkarlarına hizmet ettikleri sürece diktatörlere diktatör demezler.

Suriye’de amaç barış değil, kaos

devamı ⇒Fikret Başkaya: “Burjuva uygarlığı yalan, ikiyüzlülük ve çifte standart üzerinde yol alıyor”

Emperyalist Savaşları Anlama Kılavuzu – F. Başkaya “Savaşlarının gerçek nedenini gizlemek kuraldır”

Fikret-Başkaya“Politika, kan dökülmeden yapılan savaştır. Savaş da, kan dökülerek yapılan politikadır” Mao Zedoung
Fransız devlet ve siyaset adamı Georges Clemenceau [1841-1929], “En çok yalan, seçimlerden önce, savaş esnasında ve avdan sonra söylenir” demişti. Öyle görünüyor ki, son dönemin savaşlarında asıl yalan savaş esnasında değil, savaş öncesinde söyleniyor. Savaşlara medyatik yalanlar öncelik ediyor. Elbette yalan sadece medyanın marifeti değil. Yalanlar önce “bilim yuvası” denilen üniversitelerde, prestiji ve ünü büyük “düşünce” kuruluşlarında, think-tank’larda peydahlanıyor ve medya nöbeti devraldığında yalan “gerçek” oluyor… Her zaman olduğu gibi, şimdilerde de “barış” ve “istikrardan” çok söz ediliyorsa da, reel durum retorikten farklı, içinde bulunduğumuz durum tam da George Orwell’in “Savaş barıştır” sözünü hatırlatıyor. Velhasıl, bu günün dünyası yalan, ikiyüzlülük ve çifte standart üzerinde duruyor.

devamı ⇒Emperyalist Savaşları Anlama Kılavuzu – F. Başkaya “Savaşlarının gerçek nedenini gizlemek kuraldır”

“Kapitalist bir dünyada yaşıyorlar ama kapitalizmi bilmiyorlar” Balıklar ve İnsanlar – Fikret Başkaya

Fikret-BaşkayaKapitalizmin sürdürülebilemezlik durumu ortaya çıkardığı bir zamanda ve tuhaf bir şekilde, sürdürülebilir kalkınma söylemini peydahlamış bulunuyor. Bilindiği veya bilinmesi gerektiği gibi, bu tam bir ideolojik manipülasyondur. Zihinsel bir dalaveredir. Bu bir oxymoredur ki, oxymore, yanyana getirilmesi caiz olmayan, uygun olmayan, antinomik, karşıt anlamlı iki kelimeyi veya kavramı yan yana getirmeye deniyor: Faizsiz bankacılık gibi, parlak karanlık gibi… Hem banka olacak hem de faizsiz olacak! Böyle bir şey mümkün müdür? Oysa, bu dünyada ve kapitalizm geçerliyken kalkınma diye bir şey mümkün değildir. Ve esasen kapitalizm koşullarında kalkınma denilen sermayenin büyümesidir, sermayenin genişletilmiş ölçekte yeniden üretilmesidir. Sermayenin büyümesi eşittir kalkınma şeklinde bir özdeşlik varsaymak abestir. Kalkınma diye bir şey mi var da, sürdürülebilirliğinden söz edilsin?

devamı ⇒“Kapitalist bir dünyada yaşıyorlar ama kapitalizmi bilmiyorlar” Balıklar ve İnsanlar – Fikret Başkaya

Temel Demirer: Ortadoğu’da, tüm yerküreyi sarsacak bir savaş “eşiği”nde dolaşıyoruz

“Eşik”teki Ortadoğu ve T.“C”[*]
“Yaralı yarasını bilir.”[1]

“Yokmuş”, “olmazmış”, “gövde gösterisiymiş” gibi sunulmaya kalkışılan bu durum karşısında ilk anımsatılması gereken Sun Tzu’nun, “Tüm savaş sanatı aldatmaya dayanır. O yüzden, saldırıya geçebilecek durumdaysak, saldırıya geçemeyecek durumdaymışız gibi görünmeliyiz; güçlerimizi harekete geçiriyorsak, duruyormuşuz gibi görünmeliyiz; düşmanı, yakınındaysak uzağında olduğumuza, uzağındaysak yakınında olduğumuza inandırmalıyız,”[2] saptamasıdır…

devamı ⇒Temel Demirer: Ortadoğu’da, tüm yerküreyi sarsacak bir savaş “eşiği”nde dolaşıyoruz

Ağdalı Konuşma ve Reel Politik | Güç Diplomasisi, NATO ve Libya Müdahalesi – David N. Gibbs

“Silah satışına ilişkin olarak Nikolas Sarkozy liderliğindeki Fransız hükümeti Rafale savaş uçağını satmak için Libya kampanyasını kullanmakta özellikle ilginç bir rol oynamıştır. Uçağın tarihini düşünelim: Fransız hükümeti tarafından büyük harcamalarla geliştirilmiş ve Dassault şirketi Rafale yurtdışı satışlarının bazı maliyetlerini karşılayacağı varsayımıyla üretmişti. Neticede Fransa’nın dünyanın sinik silah tüccarlarından biri olarak uzun bir tarihi vardı ve savaş uçaklarının bir önceki modelleri çok sayıda devlete satışla (ne gariptir ki 1970’lerde Fransız donanımının büyük bir müşterisi olan Libya’da Kaddafi rejimini bile kapsıyordu) mükemmel ihracat kalemleriydi. Bu tarihe, bu üstün gayrete rağmen Rafale kendisi sıfır ihracat siparişiyle başlangıçta başarısız oldu. Fransızlar, başarılı olmasalar da, 2010’un sonuna kadar Kaddafi’ye uçak satmaya çalışıyorlardı. 

devamı ⇒Ağdalı Konuşma ve Reel Politik | Güç Diplomasisi, NATO ve Libya Müdahalesi – David N. Gibbs

Artan borçları ve liderlik sorunları ile ABD gerileme dönemine mi girdiyor?

Arap dünyasında patlak veren ayaklanmalar dünya siyasetinde liderlik sorunlarını bir kez daha tartışmaların ön sıralarına taşıdı. Bu tartışmalarda Amerika’nın konumu ayrı bir öneme sahip. Bir çok yorumcuya göre, 1945’ten bu yana dünyanın egemen gücü olan Amerika Birleşik Devletleri gerileme sürecine girmiş olduğu iddia ediliyor. 11 Eylül ve sonrasındaki olaylar ve son olarak da Amerikan yönetiminin arap ayaklanmasında sergilediği tutum bunun kanıtı olarak sunuluyor. Tartışmanın bir yönünde Amerikanın Çin’in yükselişi gibi nedenlerle görece güç kaybetmesi de var. Bu haliyle bile tartışma Amerikalılar için yeterince kaygı kaynağı ama tartışmanın diğer yüzü kaygıları iyice derinleştiriyor. Söz konusu yüzde de Amerikalıların kendilerine ve sistemlerine duydukları güveni kaybetmeye başlaması var.
BBC Türkçe servisinin hazırladığı haberi aşağıdan dinleyebilirsiniz.

devamı ⇒Artan borçları ve liderlik sorunları ile ABD gerileme dönemine mi girdiyor?

Kölelikten ücretli işçiliğe | Feodalizmden Kapitalizme – Mick Brooks

Marx’ın söylediği gibi “bir kapitalist daima birçoklarının başını yer”. Kapitalizm sadece küçük üretimi yok etmekle kalmaz, sürekli olarak en güçsüz kardeşlerini iflâs ettirir ve gemiyi kurtarmak için onları mülksüzlerin saflarına atar.
Bu iki yanlı bir süreçtir; insanlığın potansiyel çıkarı için muazzam bir üretici kaynak biriktirmesi açısından nesnel ekonomik içeriğiyle ilericidir, ama öte yandan kapitalizm altında, bir avuç zenginin elinde muazzam bir güç yoğunlaşmaktadır.

Marx, feodalizmin çözülme ve kapitalizmin ortaya çıkma sürecini “ilkel birikim” olarak adlandırır. Bu süreç, bir taraftan toprak yerine para halinde servet biriktirme süreciyken, diğer taraftan mülksüz bir proletaryanın yaratılması sürecidir. Bu, üreticilerin kendi geçimlerini sağlayabildikleri araçlardan ayrılmasıdır.

devamı ⇒Kölelikten ücretli işçiliğe | Feodalizmden Kapitalizme – Mick Brooks

En Güzel Hürriyet ve Vazgeçmemek – Kutsiye Bozoklar

Nazım o güzelim “Sevgilim” başlıklı şiirinin sonunda ;“Sevgilim,/ bu ayak sesleri, bu katliamda/ hürriyetimi, ekmeğimi ve seni kaybettiğim oldu,/ fakat açlığın, karanlığın ve çığlıkların içinden/ güneşli elleriyle kapımızı çalacak olan/ gelecek günlere güvenimi kaybetmedim hiçbir zaman” der. Devrimci olmanın aydınlık yanı işte bu güvendir. Bana öyle gelir ki, kişisel ilkemiz de karşılaştığımız tüm karanlık günlerde, ışıklı elleriyle kapımızı çalacak güneşli günlere inanmaktan vazgeçmemek olmalıdır her zaman. Sonra sıkı tutunmalıdır yaşama ve en güzel hürriyete dair düşlerimize…

devamı ⇒En Güzel Hürriyet ve Vazgeçmemek – Kutsiye Bozoklar