En Güzel Hürriyet ve Vazgeçmemek – Kutsiye Bozoklar

Nazım o güzelim “Sevgilim” başlıklı şiirinin sonunda ;“Sevgilim,/ bu ayak sesleri, bu katliamda/ hürriyetimi, ekmeğimi ve seni kaybettiğim oldu,/ fakat açlığın, karanlığın ve çığlıkların içinden/ güneşli elleriyle kapımızı çalacak olan/ gelecek günlere güvenimi kaybetmedim hiçbir zaman” der. Devrimci olmanın aydınlık yanı işte bu güvendir. Bana öyle gelir ki, kişisel ilkemiz de karşılaştığımız tüm karanlık günlerde, ışıklı elleriyle kapımızı çalacak güneşli günlere inanmaktan vazgeçmemek olmalıdır her zaman. Sonra sıkı tutunmalıdır yaşama ve en güzel hürriyete dair düşlerimize…

Vazgeçmemek bir yana içinde yaşamakta olduğumuz yeni bin yılda insanlığın süreklilik duygusunu yitirmekte olduğunu söylemek abartma olmayacaktır. İlerleme fikrinin bir tarafa bırakılmasının tipik uzantısıdır bu durum. Uluslararası kapitalizm tüketim toplumu kültürü ile birlikte spekülatif malumat bombardımanı örgütlemektedir Böylece hem günlük yaşamımızı, hem de düşünme yollarımızı kuşatıp belirleyen mekanizmaları kontrol etmektedir. Emperyalizmin kolay yönetebilmek için insanı küçültme amacını taşıyan bugünkü mekanizmaları, küreselleşirken tekil birey üzerine yoğunlaşmaktadır. İnsanın aklının bozulduğu, belleğinin silindiği, kirli bir düzen hedeflenmektedir. Program budur.

İnsanlıktan çıkarabilmek için asalaklık ve çürüme esastır. İnsanın küçülmesi birikiminden koparılması ve kirletilmesi ile mümkündür. Bu anlamda Kürt savaşının halkımızın kitlesel dönüşümünün gerçekleşmesinde etkili bir katalizör olduğunu akılda tutmak gerekmektedir. Türkiye insanının tanımlarının silinmesinde, ahlak ölçülerinin değişmesinde ve erdemsizliğin erdem haline gelmesinde bu hızlandırıcı etkiyi göz önüne almak gerekmektedir. Sistem insanımızı sürekli bozmaktadır.Çünkütoplumu bozmadan yönetemez duruma gelmiştir.

Artık toplumda; ahlaksızlık ahlak, cehalet, kültürsüzlük ve yeteneksizlik insanı yükseğe taşıyan niteliklerdir. Şimdi yönetebilmenin koşulu insan beyninin işleyişini en aza indirmek olarak görünmektedir. Dünyada finans ve rantiye sermayesinin egemenliğinin yol açtığı en belirgin sonuç, asalak yaşam biçiminin topluma egemen hale gelmesidir. Türkiye’de durum budur. Kirlenme çürütürken, şiddet çözmektedir. Bu anlamda sürekli şiddet üretmek için korkular imal etmek emperyalizm ve yerli ortaklarının vazgeçilmezidir.

Emperyalizm tekeller kapitalizmidir. Günümüzde tekeller kapitalizminin ekonomik, askersel, politik egemenliğinin önünü düzleyen ideolojik-kültürel hegemonyadır. Kitleleri tekellerin gereksindiği biçimde formatlayarak yığınlaştırma bu yolla mümkün olmaktadır. Bu durumda sistemin en önemli ideolojik silahı medyadır kuşkusuz. Emperyalizmin başarısı kendi yaşam tarzını kitlelere içselleştirebilmesine bağlıdır. Bu yüzden tüketim kültürünün egemen kılınması, kültürün piyasa kurallarına uygun olarak işleyen bir mekanizma haline getirilmesi önemlidir. Bu mekanizmaların işlevselleşip kitleselleşmesi ise medya marifetiyle olmaktadır. Türkiye’de bu düzleme mekanizmalarının işleyişinde aydınların rolü özellikle yabana atılmamalıdır.

12 Eylül’ün baskı ve şiddet ortamında gündeme gelen küreselleşme saldırısı ile çözülmüş aydınlar entelektüel yeteneklerini ve birikimlerini, en çok da medya sektöürnde, tekellerin hizmetine sunmuşlardır. Darbe alan beyinleridir, fiziksel varlıklarını devam ettirerek kırılmışlardır. Bu yüzden günümüzde inat etmek ve vazgeçmemek en temel aydın hali gibi görünmektedir. Kuşkusuz yetmişli yıllarda aydının yüzü önemli ölçüde sola dönüktü, önce 12 Eylül sonra sosyalizmin yenilgisi müthiş bir güven yitimine neden oldu. Öyle ki, vazgeçmek ve dönmek aydın bakımından bir erdem ve ahlak halini aldı. Yenilgi ve umutsuzluk sol aydını yaşlandırdı. İleriye yürüyecek güçte olmayanlar giderek kendini var eden değerleri aşağılayacak kadar alçaldılar..

12 Eylül sonrası dönemde özellikle Özallı yıllarda inkar en önemli erdem oldu..İdeallerin eskimesinden, inançların boşluğundan, ideolojilerin sona erdiğinden söz ediliyordu. Aydınların tekellerin hizmetine girmesi için inançlarını, ideallerini terk etmeleri arkasında durmamaları, doğrularını değiştirmeleri yetiyordu. Böylece solculuğu kötülemek de eski solculara bırakılıyordu. Ancak birikim, eski ya da yeni, solda olduğundan düzen bakımından solcu istihdam etmek şarttı.. Solcunun evcili ve dayanaksızı, ayakta durmayı beceremeyeni, düşüncelerinde ısrarlı olamayanı seçildi.Ve kullanıldı.

Bunların kiminin “ben solcuyum” diye bağırması önemli değil, pratiğe bakılmaktadır. İktidarsız olanlarla yürünmektedir. Holding yayınevlerinin anılarını ya da kitaplarını yayınladığı eski solcuları böyle görmek abartma sayılmamalıdır. Düzenin sahipleri, asimile ettiğine ya da etmeyi düşündüğüne el atmaktadır. Edemediği koşullarda gözden düşürme kampanyaları açmaktadır.. Böylece hem bozmakta, hem de halkın kültürüne ve değerlerine cepheden hücumlar düzenlemektedir.

Solun yenik algılanması egemenlerin kendilerini güçlü hissetmelerine neden olmakta, saldırıya cesaretlendirmektedir. İhtiyaç tekelleri düzene tabi dayanaksız ve temelsiz yeni idoller yaratmaya sevk etmektedir. Biraz solda görünmek, biraz Kürt sorunu ve biraz Ermeni soykırımı konusunda söz söylemek yetmektedir. Ancak bunların önemli özellikleri düzen çitinin dışına çıkmayışları, sürekliliklerinin olmayışı ve inatsızlıklarıdır. Çeşitler çoğalmaktadır. İçlerinde milliyetçi ve sola saldırmayı gelenek haline getirmiş gazeteleri yönetip “ben hâlâ sosyalistim” diyenleri vardır.

Ancak şimdi asıl en önemlisi eski solcuların bir kısmının giderek bir tür nasyonal sosyalizm anlayışını dillendirmeleridir. Sol jargon ve Anti-Amerikancılık şoven milliyetçiliğin örtüsü olmaktadır. Tehlike buradadır. Ve artık devrimci değerleri inatla savunarak bu tür sözde solcuların ipliğini pazara çıkarmak aynı zamanda çözülmeye karşı mücadele etmek anlamına da gelmektedir. Bu amaçla hem savunmacı ruh halinden, hem de milliyetçilikle bulaşık olmaktan kurtularak devrimci değerleri öne çıkarmak gerekmektedir..

Ancak, tutarlılık, devrimci inat ve örgütlü yürüme iradesi şarttır. Kirli savaş solcu kırımı olarak da devam etmektedir. Bir yandan F Tipleri yaygınlaştırılmakta, bir yandan tekellerin imkanları sunulmaktadır. İdeolojik, politik yasal ve ekonomik düzenlemelerle, hem emekçi kitlelerin hem de solcuların kalıcılık duygusu kazınmaya çalışılmaktadır.. Ancak düzen tüm bunları dayatsa da solcular bakımından güven duygusunu yerleştirmek şarttır. Güvensiz devrimcilik olmaz. Fakat birikimsiz güvenden söz etmek anlamsızdır. Sorularımızı çoğaltmak, aklımızı büyütmek, eleştirel bakışı ve estettik duyarlığı geliştirmek devrimci iş sayılmalıdır. .

Düzenin sundukları insanlıktan çıkışımıza yöneliktir. Ve yapılanlar toplumun akılsal özgürlüğünü sistemin kanallarına hapsetmeyi amaçlamaktadır. Tüketimin sürekli körüklenmesinin bir nedeni de budur.. Sonuçta insanlar kendilerine neyin gerektiğine iradi olarak karar veremez hale gelmektedir. Ve farkında olmadan kendileri için planlanan bir hayatı yaşamaktadır. Böylece birey yalnızca tüketici, yalnızca alıcı haline dönüşmektedir. Bilinçli bir biçimde işleyen aklı dumura uğratıcı ortam hızla insana ilişkin değerler sistemini değiştirmekte, tüketim esaslı yeni bir yaşam anlayışı şekillenmektedir.

İnsanın tamamen edilgenleştiği, bireysel kimlik kurmanın sürüleşmeye, insanı insanlaştırmanın esas unsuru estetiğin ’kitsche dönüştüğü zamanlardayız. İnsanlık kültürünün, insanlığın tüm kazanımlarının parçalanıp öğütüldüğü ve görselleştirildiği, görüntü tüketiminin esas olduğu bir insanlık durumu söz konusudur. Bu pozisyonda sorgulamadan alıcı haline gelen birey; edinir, günlük yaşamın bir parçası haline getirir ve tüketir. Bu yaşam biçimi sistemin doğal uzantısı ve yaşamın her anını kuşatan bir boyutudur. Doğal bir ilişkidir. Bu haliyle birileri hayatı bizim adımıza seslendirirken, nasıl ve ne tarz yaşayacağımız konusunda düzenlemeler yaparken, egemen ideoloji evrensel olarak geçerli ortalama bir insan şekillenmesi ortaya çıkarmaktadır.

Oluşturulan bu ideolojik ve kültürel ortamın tekeller sistemine hizmeti, bireyleri ve toplumsallıkları düzene uyumlandırma yollarının bulunmasına, hatta NGO adı verilen pek çok muhalif görünümlü sivil toplum örgütüyle sistemin sivri görünen yanlarının düzlenmesine kadar, başarıyla uzanmaktadır Çünkü bunlar kapitalist küreselleşmeye karşı mücadelede ve muhalefette erksizdirler. Ancak düzenin aksayan yanlarını törpüleyerek özgürlük ve muhalefet yanılsamasına yol açarlar.

Bu nedenle halklarımızın üstüne çöken bu karabasanı etkisiz hale getirmenin yolu, iktidar hedefleyen kolektif karşı çıkıştan geçmektedir. Bu karşı çıkışın en iyi örgütlenmesi gereken alanlarından biri de kültürel-entelektüel boyuttur. Bu yüzden aydınımızın düzenin tekelinden kurtarılması, direniş kültürüyle beslenme yollarının yeniden açılması, düşünmenin önündeki engellerin kaldırılması, eleştirel şiddetin diri tutulması, tıkanan dilin önünün açılması devrimci görevler olarak önümüzde durmaktadır.

Kuşkusuz başarı bu coğrafyada örgütlü bir direnme ve dayanışma ağının yaratılmasına bağlıdır. Ve uzun soluğu gerektiren bu kavga aslında hepimizin kavgasıdır. Hep söylendiği gibi barbarlık ya da sosyalizm seçeneği önümüzde durmaktadır. Zorunluluğumuz aslında özgürlüğümüzdür. Bize dayatılanı reddetmek, sürekliliğe, yani moda deyimle büyük anlatının sona ermediğine inatla inanmak, kavgadan da sevdadan da asla vazgeçmemek; ama eskiteni, sıradanlaştıranı, kurutanı fırlatıp atmak… Yenilenmenin, sürekli umutlu olmanın, ısrarla geleceğe yürüme iradesi göstermenin sırrı burada aranmalıdır. Devrimci kalmanın, solcu aydın olmanın başka yolu yoktur.

En Güzel Hürriyet ve Vazgeçmemek – Kutsiye Bozoklar
Sanat ve Hayat  22. Sayısı

1 YORUM

  1. 6.paragraf’taki “…once 12 Eylul sonra sosyalizmin yenilgisi…” cumlesine takildim… Oysa sosyalizmin ‘reel deneyiminin yenilgisi’ demek daha dogru olmaz miydi? Veya sosyalizmin ‘deneyiminin real yanilgisi’ de olabilir!.. Evet sonucta bir “yenilgi” var. Ama bu sosyalizm ideasi’nin degil…diye dusunuyorum..(?)
    Genel anlamda ise yaziyi olumlu ve sorgulayici buldum. ‘Mutlaka okumali’ diye de oneririm… Saygilar..

    Merhaba Suna,
    Senin belirtiğin anlamda kullanmış zaten. Ama yanlış anlamaya mahal vermemek için belki önerdiğin gibi olsaydı daha iyi olurdu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here