İnsan Hakları Yazıları: Zayıf Düşünceye Karşı Hak ve Kudret – Ulus Baker

Ulus Bakerİktidarın ve gücün ‘hukuki model’ çerçevesinde tanımlanması, onu bir ‘aidiyet’ ve ‘mal’ mertebesinde ele almaya yol açmakla kalmaz, aynı zamanda ‘ona sahip olmayanlar’ın bir ‘yoksunluk’ özelliğiyle tanımlanmasına kadar işi vardırabilir. Buna göre iktidarın aritmetiğinde ‘ya hep ya hiç’ ilkesi geçerli kılınır iktidara sahip olmayan yönetilmektedir, yani pasiftir. Sahip olan ise, ister yönetici sınıf olsun isterse devlet gücünü elinde bulunduran bir kişi veya grup, yönetmektedir, yani aktiftir. Bu kadar yalın ve basit bir kavrayışın aslında kuramsal ve pratik açılardan bir felaket olduğunu görmek pek zor değildir: hiç değilse, La Boetie’nin ‘Gönüllü Kulluk Üstüne Konuşma’sından başlayan bir dizi eser insanların ‘yönetilmek’ ve ‘kullaşmak’ için ne kadar büyük güçler harcadıklarını, boyun eğmenin bir ‘hiçlik’ten, ‘yoksunluk’tan ibaret olmayıp, tarih boyunca insanların en çok uğraştıkları mesele olduğunu gösteriyor.

Devamı…İnsan Hakları Yazıları: Zayıf Düşünceye Karşı Hak ve Kudret – Ulus Baker

Adı Aydınlık… Fakat Türkiye solunun tarihinde hep karanlık rollerin yuvası oldu…

oran-evren
Görüş ayrılığına düşerek örgütten ayrılan İbrahim Kaypakkaya‘yı öldürtmek için Doğu Perinçek-Halil Berktay ikilisi üzerine tetikçi gönderdi. “İdeolojik görüş” söylemiyle uzun süre ÇKP piyonluğu yaptı. Sol hareket içinde çatlakları fırsat bilerek başkalarının içini karıştırmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Sınıf işbirliği dayanan “Üç Dünya Teorisi”ni savunurken ABD’ye bile hayırhah bir gözle bakıp Türk Ordusu‘nun bütün gücünü Sovyet sınırına yığması çığırtkanlığını yaptı. 12 Eylül öncesinde adı Aydınlık olan derginin sayfalarında ihbarcılığa soyundu. Komünistlerin ve devrimcilerin eylemlerini deşifre edip adreslerini yayınladı…

Devamı…Adı Aydınlık… Fakat Türkiye solunun tarihinde hep karanlık rollerin yuvası oldu…

Oya Baydar: Çöplüğün Generali romanımdaki ‘Oğlunu Arayan Köpekli Ana’ydı Berfo Ana

Berfo AnaÖnceki günkü haberdi: “104 yaşındaki Berfo Ana oğlunun mezarını bulamadan öldü.” Onu 12 Eylül davası başlarken mahkeme kapısında görüp tanımıştık; oğlunu, daha doğrusu oğlunun mezarını arıyordu, “Bulmadan ölmeyeceğim”, diyordu. Ölüm haberini televizyondan aldığımda, içime yayılan acıyla karışık garip bir duyguyla ürperdim; çünkü onun hikâyesini tam dört yıl önce, Berfo Ana’yı hiç tanımadan ama yüzlerce Berfo Ana’nın varlığını -bilmekten çok sezerek- yazmıştım. Çöplüğün Generali romanımdaki Oğlunu Arayan Köpekli Ana’ydı o.  Paylaşmak istedim.

Devamı…Oya Baydar: Çöplüğün Generali romanımdaki ‘Oğlunu Arayan Köpekli Ana’ydı Berfo Ana

Demokrasi Erdoğan’ın Kalın Bağırsağında Tıkandı Kaldı – Ahmet Nesin

Belki çok katı bulabilirsiniz ama ben sağcı hatta sağcının da ötesinde aşırı milliyetçi yada dinci partilerle, daha doğrusu o partilerin temsilcileriyle demokrasi tartışmayı doğru bulmuyorum. Sonuçta tartışma bir ikna yöntemidir, ikna yöntemi de bence kemikleşmiş siyasiler arasında hiçbir işe yaramaz. Bu tip tartışmalar sadece onların işine yarar, demokrasiyi az bilen ve öğrenmeye çalışan halk üzerinde ters teper, onlar da demokrasiyle uzaktan yakından ilgisi olmayanları demokrat sanırlar… Buna değişik partilerden ve yıllardan örnekler verebilirim.
3 yaşıma kadar yaşadığım Demokrat Parti döneminden örnek vermeyeceğim ama sonrası kurulan Adalet Partisi’nden vereceğim örnek o mantığı da bağlar bir anlamda… 1970 yıllarda ülkücüler devrimci ve komünistleri öldürürken “Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz!..” diyen Süleyman Demirel’e ben demokrasi adına ne anlatabilirim.  

Devamı…Demokrasi Erdoğan’ın Kalın Bağırsağında Tıkandı Kaldı – Ahmet Nesin

Muhsin Yazıcıoğlu ergenekon değil miydi?.. – Ahmet Nesin

Bu size son ihtarım. Abdullah Çatlı’yı bırakmazsanız Ankara’nın 150 yerinde bomba patlatacağız.” Bu sözler Abdullah Çatlı ve Mustafa Pehlivanoğlu 1978 yılında Ankara’da yakalanınca Muhsin Yazıcıoğlu’nun polise telefonda söylediği sözler. Abdullah Çatlı’yı size anlatmama gerek yok, 12 Eylül öncesinin lider ülkücüsü ve 12 Eylül darbesiyle beraber Kenan Evren ve damadının yeşil pasaport verdiği kişi.
Gelelim Mustafa Pehlivanoğlu’na, Pehlivanoğlu Ankara’da Piyangotepe katliamından, bir kahvehanenin taranması ve kişinin öldürülmesinden sanık. Hüsamettin Kurban, ( 1962- ….) Tuncay Sarıkaya ( 1956- ….) Mızrap Taşkın ( 1942- … ) Erdoğan Doğan ( 1957- …) Müslüm Doğan ( 1950- …) Mehmet Turan ( 1956- …) Ahmet Turan ( 1954- …) Bu isimleri anımsayanız var mı, sanmıyorum, bu arkadaşlar o baskında taranarak öldürülenler. Kahveye üç kişi girer, biri Pehlivanoğlu’dur, diğeri İsa Armağan ve Ali Bülent Orkan’dır.

Devamı…Muhsin Yazıcıoğlu ergenekon değil miydi?.. – Ahmet Nesin

Aysel Tuğluk: Ne Türkiye Sri Lanka ne de Kürt hareketi adanın kuzeyine sıkışmış yerel bir örgüt

12 Eylül 1980 darbesiyle beslenen Türk-İslam sentezi, Erbakan hükümetinin düşürülmesiyle ikinci bir adaptasyondan geçirildi. Özellikle geleneksel İslami alışkanlıkların ağırlıkta olduğu milli görüş hattının yerine daha geniş bir tabana oturabilen, “değiştik” mottosuyla devlet elitlerinin taleplerine duyarlı, neoliberal orta sınıfları kapsayan ve enformasyon çağının kimi özellikleriyle, lümpen sokak kültürünün karması olan AKP ikame edildi. Demirel’in “28 Şubat bin yıl sürer” lafıyla bugünlerde alay ediliyor. AKP’nin 28 Şubat’ın en semereli ürünü olduğu unutuluyor. AKP kurucularının ve özellikle Gülen hareketinin 28 Şubat karşısındaki tutumlarını kimse hatırlamak istemiyor. Hasdal ve Silivri’ye tıkılan generallerden söz ediliyor ancak onları engelleyenlerle AKP ilişkilerinden kimse söz etmiyor.

Devamı…Aysel Tuğluk: Ne Türkiye Sri Lanka ne de Kürt hareketi adanın kuzeyine sıkışmış yerel bir örgüt

Ahmet Nesin: Nazlı Ilıcak Köşesinin Adını “Ben Sordum Soruşturdum” Köşesi Yapsın

Size bişey söyleyeyim mi Nazlı Ilıcak, siz Demirel’i desteklerken, o benim dün andığım Deniz Gezmişlerin idam edilmesi için elini kaldırıyordu. Eski kocanız Kemal Ilıcak 1. Ordu Komutanı Necdet Üruğ’un direkt telefonunu açabiliyorken, babam Sıkıyönetim Askeri Savcısı, Süleyman Takkeci’ye ifade veriyordu, arkadaşlarım işkence görüyordu, DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk hapisteydi, İstanbul Baro Başkanı Orhan Apaydın içerde kansere yakalanıyordu, Erdal Eren yaşı büyütülerek idam ediliyordu, birileri 5. kattan atılıyor, Kürtlere bok yediriliyordu.

Devamı…Ahmet Nesin: Nazlı Ilıcak Köşesinin Adını “Ben Sordum Soruşturdum” Köşesi Yapsın

Ömrümüzün Yılmaz Güney’i ve 12 Eylül Sabahı

Amcam dikkatle karşısına geçmişti televizyonun, ‘bende yanına iliştim’; halam kahvaltı sofrasını hazırlamakla meşguldü.

Büyük askerlerin içinde ortada duran asık suratlı olanı; ‘Yüce Türk Milletti; Büyük Atatürk’ün bize emanet ettiği ülkesi ve milletiyle bu bütün olan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, son yıllarda, izlediğiniz gibi dış ve iç düşmanların tahriki ile varlığına, rejimine ve bağımsızlığına yönelik fikri ve fiziki haince saldırılar içindedir’ diye tarihe geçecek acılı bir sürecin uzun söylevini okuyordu…

-Darbe olmuş, dedi amcam

Devamı…Ömrümüzün Yılmaz Güney’i ve 12 Eylül Sabahı

9 Bölümlük 12 Eylül Belgeseli ve Darbenin Bilançosu


2. Dünya savaşında Hitleri destekleyen Cumhuriyet  darbeye’de destekliyordu.
12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden 30 yıl geçti. Türkiye’yi tamamen değiştiren müdahale sonrasında 650 bin kişi gözaltına alındı, 1,683 bin kişi fişlendi, 50 kişi idam edildi, 171 kişinin ‘işkenceden öldüğü’ belgelendi. Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı. 71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.  98 bin 404 kişi “örgüt üyesi olmak” suçundan yargılandı. 7 bin kişi için idam cezası istendi. 517 kişiye idam cezası verildi. 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 171 kişinin “işkenceden öldüğü” belgelendi.

Devamı…9 Bölümlük 12 Eylül Belgeseli ve Darbenin Bilançosu

Referandumu boykot etmek en anlamlı ve ahlaki tavırdır


Anayasa referandumunu ‘boykot’ etme kararı alan aydın ve kurum temsilcileri, hiç kimseye hitap etmeyen bir anayasa taslağına karşı en anlamlı ve ahlaki tavır olduğunu dile getirdi. PSAKD Eğitim ve Örgütlenme Sekreteri Kemal Bülbül, yapılmaya çalışılanın Türkiye siyasi organizasyonuna yeni bir şekil verme arayışı olduğunu kaydederek bu oyuna gelmeyeceklerini belirtti. KESK Genel Sekreteri Emirali Şimşek ise Türkiye’de kanunların çok kolay yapılmadığını hatırlatarak ‘Bu anayasa oylamasında ‘evet’ demek demokratik özgürlükçü bir anayasa isteminizi ertelemek anlamına gelir’ dedi.

Devamı…Referandumu boykot etmek en anlamlı ve ahlaki tavırdır

Siyasi iktidarlar ve sansür ilişkisi, 12 Eylül sonrasında Türkiye’de sansür…

27 Mayıs 1960’dan beri Türkiye’de üç askeri darbe oldu. Bu darbelerin hiçbirisi toplumun haberi olmadan ve toplumsal tartışmalara konu olmadan yapılmadı. Her birinde darbe bekleniyordu, kamu tarafından bilinmeyen sadece darbenin zamanı ve niteliği oluyordu. Her bir darbenin hazırlanması sırasında Türkiye-ABD yetkilileri arasında sıkı görüşmeler oluyordu, bir tür iç içe planlama da denilebilir. Ancak gerek 27 Mayıs ve gerekse 12 Mart darbeleri kısa sürmüş, seçimler yapılmış ve ardından giderek yükselen bir sol dalga Türkiye’ye damgasını vurmuştu. Dünyanın gidişatında söz konusu darbeler döneminde sol bir yükseliş vardı.

Devamı…Siyasi iktidarlar ve sansür ilişkisi, 12 Eylül sonrasında Türkiye’de sansür…

Liseliler, Türkiye ve dünya tarihine damga vurmuş kişilikleri tanımadı

Liseliler, eğitim sistemini bu hale getiren Kenan Evren’i bile tanımıyor…
ANTALYA’da, TÜBİTAK için 4 lisede 289 öğrenciyle yapılan bir araştırma, öğrencilerin Türkiye ve dünya tarihine damga vurmuş kişileri tanımadığını ortaya çıkardı. Fotoğrafları gösterilen 12 Eylül darbesinin lideri ve 7’nci Cumhurbaşkanı Kenan Evren’i ‘Tanımıyorum’ diyen erkek öğrencilerin oranı yüzde 69, kızların yüzde 88 çıktı. İstiklal Marşı’nın yazarı Mehmet Akif Ersoy’u da erkek ve kız öğrencilerin yarısından fazlası tanımadı. Küba’da devrime imza atan Che Guevara,

Devamı…Liseliler, Türkiye ve dünya tarihine damga vurmuş kişilikleri tanımadı

12 Eylül ve Felsefe – Zahit Atam


1980’li yıllardan sonra düşünce hayatımızın genel özellikleri köklü olarak değiştirilmiştir. Bu ülkede yaşayan insanlar bir bütün olarak düşünceden, sistematik fikirden, ideolojilerden, estetikten, etikten, bilimden uzaklaştırılmıştır. Bu yıllarda insanların temel referans kaynakları önemli oranda yerle bir olmuş, bunun yanı sıra okuma edimi köklü olarak aşağılanmıştır.  Darbenin doğrudan etkilerinden birisi “okuma ediminin” bir bütün olarak hor görülmesi, aşağılanması, tehlikeli bulunması ve üniversitelerde öğretim görevlilerinden öğrencilere kadar her kesimde orijinal metinlere yönelik okumaların yapılmamasının olağan bir hale gelmesidir. 1980’li yılların ilk üç yılı televizyonlardan yasak yayın diye önemli ölçüde bilimsel, sanatsal, edebi ve felsefik yayınların gösterilmesiyle geçmiştir, öyle ki bu yayınların önemli bölümü pek çok Avrupalı ülkede üniversitelerde ders kitabı olarak okutuluyordu, bunun yanı sıra aynı yıllarda yakılan kitap sayısı milyonları geçiyordu.
.
Bu yıllarda toplumun kendi geçmişine yönelik “korkunç bir tablo çizilmiş”, bu tablonun yaratıcısı olarak da öğrenciler ve aydınlar gösterilmiştir. Aydın düşmanlığı 1980’lerin en tipik özelliklerinden birisidir. Kamusal mekânlarda insanların birbirlerine yönelik söyledikleri “iki negatif emir” kipi olarak “entellik yapma”, “felsefe yapma” deyimleri o kadar yaygın hale gelmişti ki, Özal’ın vizyonunda insanların pratiği yüceltme ve para kazanma eğilimi bir bütün olarak toplumu ahlaken, aklen, varoluşsal düzlemlerde kirletmiştir. Bir bütün olarak düşünmekten ve felsefenin en önemli ereği olarak tutarlı ve sistematik olmaktan uzaklaştı düşün hayatımız.

Devamı…12 Eylül ve Felsefe – Zahit Atam