Sylvia Plath: Sana doğru atıyorum adımımı Unutkanlık Irmağı’nın kara vagonundan, Safım bir bebek kadar*

Sylvia PlathBazen kendimi çok ama çok aptal hissediyorum ama öyle olsaydım, tanıdığım adamlardan biriyle mutlu olmaz mıydım? Yoksa mutlu olamamam aptal olduğumdan mı; bu çok zor. Richard’ın izlerini silmesi için birinin hasretini çekiyorum; bunu hak ediyorum, öyle değil mi, birlikte yaşayabileceğim alev alev yanan bir aşkı.

Tanrım, yemek yapıp bir evi çekip çevirmek ve eğer konuşuyor, yürüyor, çalışıyor ve tutkuyla kariyerinde ilerlemek istiyorsa bir adamın hayallerini canlandırmak ve yazmak isterdim. Bu sevgi dolu ve verici potansiyelin içimde kanatıp kuruyacağını düşünmeye katlanamıyorum. Ama seçim çok önemli, beni birazcık korkutuyor. Aslında çok.

Bugün rom satın aldım ve karanfil, limon ve Fındık almak için pazara çıktım ve nezle olduğum ilk zamanlarda almam gereken tereyağlı rom tarifini aldım; kısa süre içinde yapacağım. Hamish çok sıkıldı, içki içiyor. Ne korkunç. Bense kendi başıma seri ve şarap içiyorum çünkü bu hoşuma gidiyor ve tuzlu fıstık ya da peynir yediğimde hissettiğim o tensel haz hissini duyumsuyorum; Lüks, saadet, biraz da erotizm. Galiba kendime bu şansı tamsam, alkolik olabilirim.

En korktuğum şey, sanıyorum ki hayal gücümün ölmesi. Dışarıdaki gökyüzü pespembe ve bina çatılan simsiyahken: çelişkili bir biçimde dünya hakkındaki doğruyu ancak hiçbir değeri olmayan doğruyu anlatan o totografik zihin. Benim çok arzuladığım, bereketle tomurcuklanan ve kendi dünyalarını Tanrı’dan çok daha büyük bir yaratıcılıkla yaratan o birleştirici ruh, o “şekillendirici” güç bu. Hiçbir şey yapmadan öylece oturursam, dünya anlamsızca gevşek bir davul gibi vurmaya devam edecek. Hareket ediyor, çalışıyor, ilerlemek için hayaller üretiyor olmalıyız; hayalsiz hayatın fakirliğini hayal etmek bile korkunç: en kötüsü de bu tür bir delilik: imgeler ve sanrılarla dolu olanı zincirleri boşalırcasına bir rahatlama olurdu.

Merdivenlerden yukarı çıkan ayak seslerini dinliyorum hep ve bana gelmiyorlarsa eğer onlardan nefret ediyorum. Neden, neden, çalışmak ve okumak için tam bir ıssızlık ve diğer insanların bir sürü, bir dolu el kol hareketini ve sözcüklerini istemenin eşiğinde sendelemek yerine bir süreliğine de olsa münzevi bir hayat yaşayıp çilemi çekemiyorum. Evet bu Racine makalesinden, bu Ronsardarafmdan, bu Sophocles’ten sonra, yazacağım: haftanın sonuna doğru mektuplar, düzyazı ve şiir; o zamana kadar metin olmalıyım.

Kaynak: Günlükler
Yazar: Sylvia Plath
Çevirmen: Merve Sevtap Ilgın
Yayınevi: Kırmızı Kedi


Sadece otuz yıl yaşadı Sylvia Plath ve bu otuz yıla fırtınalı bir hayat ve unutulmaz eserler sığdırdı. 1963 yılında hayatına kendi eliyle son vermesinden sonra eşi Ted Hughes’un büyük kısmını sansürleyerek ilk kez yayımlattığı Günlükler, yıllar sonra özgün haliyle yayımlanmıştı. Bu kitap Plath’ın hayatının son on iki yılını kapsayan günlükleri onun özelindeki ve edebi alandaki mücadelelerini veriyor ve okura onu tanımak için geniş pencereler açıyor. Günlükler, bu özgün yazarı tanımak ve yapıtlarını daha iyi anlamak isteyenler için eşsiz bir başvuru kaynağı, hayranları için vazgeçilmez bir başucu kitabı.
(Tanıtım Bülteninden)

*Ariel – Sylvia Plath – Ariel

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Senol Filiz ve Birol Yayla’nın “Miras – Heritage” adlı albümü

Adını daha önce Yansımalar albümüyle duyuran sonra da bu isimle birkaç albüm çıkaran Şenol Filiz ve Birol Yayla’nın bir çalışması...

Kapat