Oruç Aruoba Şiirleri: Özlediğin, Gidip göremediğindir/ Ama, gidip görmek istediğin…

Özlediğin, gidip göremediğindir;
ama, gidip görmek istedigin
.
Özlem, gidip görememendir; ama
gidip görmek istemen
.
Özlediğin, gidip görmek istedigin-
ama gidip göremediğin
.
Özlem, gidip görmek istemen-
ama, gidememen, görememen;
gene de, istemen


İnce Ellerin
Bir yeri, gerçekten ve toptan terketmeyen, yeni bir yola çıkamaz
(Tanrı Lût`a boşuna dememişti ya, “geriye bakmayacaksın” diye )

Oruç Aruoba

Nasil ince, ellerin, parmakların
Coşkuyla ağırlığını kavrarken yaşamın,
Nasıl kati, nasıl soğuk, kurşunların
Sessiz ve dingin dünyanda yasaman için.

Orada misin?
Göremiyorum seni—
Öylesine yoğun bir karanlık
Uzanıyor ki benden sana
Gözlerim
Delinmiş gibi.
Orada misin?
Densiz gülüşlerden uzak—
Kuruyor musun beni?

Ben ki
Yılların yağmurlarıyla çürümüş
Tahta gibiyim:
Dokusu grileşmiş,
Artık yalnız,
Ateşe atılabilen.

Beni
Kuruyor musun—
Arsız gürültülerden uzak
Orada?

Sessizliğim:
Orada
Duyuruyor mu beni sana
Buradan,
Rüzgarın dalları
Bir an
Biraktığı aralarda?

Akan Kan

Ne çok
Ölü
Düşün var senin

Kirik
Dökük
Gerçeklerin üşüşünce düşüncene
Ne çok
Canlı
Acın var senin.
Bölük pörçük
Gerçeklerin inince içine
Ne çok
Kati
Kanin var senin.
Ne çok
Diri
Ölün var senin.
Param parça
Yaşamın bastırınca bakışına
Ne çok
Akan
Kanin var senin.
Ne çok
Yiten
Anin var senin.
Delik deşik
Yaşamın ulaşınca durağına
Ne çok
Biten anin var senin.
Ne çok
Halin
Var senin…

Gidiyorsun 

Gidiyorsun:
Bütün ışıklarimi göndersem seninle
Aydınlanır mısın?
Gidiyorsun:
Bütün sevinçlerimi göndersem seninle
Mutlanır mısın?
Gidiyorsun:
Bütün hüzünlerimi göndersem seninle
Üzülür müsün?
Gidiyorsun:
Bütün acılarımı göndersem seninle
Yıkılır mısın?

Ben
Üzüntülü ve yıkık
Kalırken
Sen
Aydınlık ve mutlu
Git
Işıklarımla ve sevinçlerimle:
Üzülme
Yıkılma
Aydınlan
Mutlu ol.
Bırak bana,
Hüzünleri, üzüntüleri
Acıları, yıkımı—
Al götür
Işıkları, aydınlığı
Sevinçleri, mutluluğu.

Gidiyorsun:
Bütün kendimi göndersem seninle
Götürür müsün?

Havada

Burada
duvar ile direk
arasında asılı,
sallanıyorum

Kenarlarım yırtıkk
parçalarım sarkık
içim patlak.

Burada
geçmiş ile gelecek
arasında gerili,
sallanıyorum.

Saatlerim çarpık
günlerim çatlak
yılım yitik.

Sözcükler gelip geçiyor içimden
anlamsızlığa doğru,
eylemler gelip gidiyor elimden
çaresizliğe doğru.

Boşalıyorum
burada
hiçlik ile yokluk
arasında.

Biliyor musun Nereden Geliyorum

Oradan:
senin gideceğin yerden-
en dibinden
acıların
en içinden
sevinçlerin:
ikimizin gideceği yerden.

Oradan:
ikimizin olduğu yerden-
çevremizden gelen
etkilerden sıyrılıp,
kendiliğimizden
olustuğumuz yerden.

Oradan:
bizim yerimizden-
ikimizin de geldiği yerden:
yenilgiden
üzüntüden
yeşillikten
mavilikten.

Biliyor musun
nereden?

Yaşamın en dibinden.
İçtenliğin en içinden.

Sen ve ben
neden
gelmişsek ve gideceksek
o yere, o yerden
kendiliğimizden,
gideceğiz ve geleceğiz
o yere
yeniden-

Sen ve ben
yeniden ve yeniden.

senin elin
serin elin
benim elim
derin elim

senin elin
benim elim
benim elim
senin elin

senin elim
benim elin

dingin elin
suskun elim

Gidiyorsun:
Bütün ışıklarımı göndersem seninle
aydınlanır mısın misin?

Gidiyorsun:
Bütün sevinçlerimi göndersem seninle
mutlanır mısın?

Gidiyorsun:
Bütün hüzünlerimi göndersem seninle
üzülür müsün?

Gidiyorsun:
Bütün acılarımı göndersem seninle
yıkılır mısın?

Ben
üzüntülü ve yıkık
kalılırken
sen
aydınlık ve mutlu
git
Işıklarımla ve sevinçlerimle:
üzülme
yıkılma
aydınlan
mutlu ol.

ışık ol
aydınlık ol
sevinç ol
mutluluk ol.

Bırak bana
hüzünleri, üzüntüleri
acıları, yıkımı-
al götür
ışıkları, aydınlığı
sevinçleri, mutluluğu.

Gidiyorsun:
Bütün kendimi göndersem seninle
götürür müsün?

Bak, denizdeyim
diyecektim:
bir serin ürperti
yaladı geçti dalgaları-
diyemedim.

Zaten
yoktun ki.

Kim bilir
nasıl kuru, nasıl tozlu
nasıl gürültülü-
ama, belki
nasıl da renkli, nasıl canlı
nasıl dingin
bir yerdeydin
gün-boyu.

Simdi son pırıltılar çekilirken
suların üstünden
sen, belki
nasıl kuru, nasıl cansız
nasıl boğucu
bir yerdesin-
ama, belki de
nasılsa renkli, canlı, dingin-
yerli yerindesin.

Ama
yoksun ki.

Bak, denizdeyim
diyeektim-
diyemedim.

Oraya
senin olduğun yere baktım.
Bir serin ürperti gibi
yaladı geçti dalgaları
o eski deyiş:
How do I love thee?
Let me count the ways-

Gördüm seni.
Geldin gözümün önüne:
nasıl da duru, nasıl arı
nasıl canlı-
kuru, cansız, boğucu
yerinde,
bütün bezginliğinin içinde
denizde gibiydin.

Ama
yoktun ki.

Bak, denizdeyim
diyecektim:
bir ıslak esinti
düştü dalgaların üstüne-
diyemedim.

Zaten
yoktun ki.

Yokum ben sensiz
yoksun sen bensiz

benimle sen
seninle ben

Var misin?
Yok musun?

Yok musun?
Var miyim?

Orada
beni düşünüyorsun
Hissettim bunu:
Bir şiddetli rüzgar gibi
asarak tepeleri
geçerek boğazları
ulaştı buraya
geldi dokundu bana
düşünmen beni.

Orada
beni düşünüyorsan
hissetmelisin bunu:
Bir rengarenk isin gibi
asarak tepeleri
geçerek boğazları
ulaşmak oraya
gelip dokunmak istiyor sana
düşünmem seni.

Ay’ya

Yarimsin; ama tam karşımdasın
Tam karşımdasın; ve yarimsin…

Gelip Geçici

Gelip geçici, geçip gidici degil mi
Her şey – horoz ötüşü
Çocuk gülüşü, deniz kıpırtısı:
Her şey — sen ve ben
Gelip geçmedik, geçip gitmiyor muyuz?

Bak:
Uçup giden beyaz bulut
Pirildayip geçen isik
Yiten akıntı-
Görülmeden
İşitilmeden
Gelip geçen
Geçip giden
Yüzlerimiz, seslerimiz.

Sen ve ben
Yitip giden
Bilinmeden
Yiten.

Gelip geçici, geçip gidici degil
Her şey – sevgi öpüşü
Dinginlik düşü, yürek sızısı:
Her şey – sen ve ben
Gelip geçmedik, geçip gitmiyoruz.

Dinle:
Esip yiten tatlı umut
Genişleyip biten serinlik
kalan üzüntü-
Görülerek
İtilerek
Geçip gitmeyen
Gelip kalan
Yüzlerimiz, seslerimiz.

Sen ve ben
Gelip kalan
Bilerek
Gelen
kalan.

Ne Ki Hiç

Simdi gelecek
Sana bahar yeniden:
Bırak, bilme, ne—
Ne bil, ne bilme:
Gelsin hepsi yeniden
Sen bilmeden, hiç…

Kendi Olarak Sana Gelen

Kendi olarak, sana gelen
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen
kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan
O, iste…

Simdi Artık

Simdi, dinginlik:
Olmamış da olsaydın
Vardin gene de—
Artık huzur:
Oldun ve oldun gene:
Varsın, burada.

Ateş,
yakabileceği her şeyi
yakana dek
yanar-
ancak o zaman
söner…

ateş yakana kılavuz-yakın (o.a)

Ve uykum
yeni bitmiştir daha, üstelik
geri veriliyordur bana
düşlerimin o karmaşık mimarisi

dalgalar susmuştur çoktan,
denizse gümüş
sikkeler gibi
harcanıyordur…’

Oruç Aruoba

kişi, kendi yaşam biçiminin de tutsağı olabilir —–olur da…!
Başka tutsaklıklardan kaçınmak için yaptıkları, kişiyi öyle bir duruma getirebilir ki, kendi kişi olma koşulları, onu en sıkı tutsaklığa yöneltir: kendi kendisinin tutsağı olmaya… Kişi başasının tutsağı olmaktan kurtulurken, kendi kendisine tutsak düşer— kişi hep tutsaktır: başkalarının ya da kendisinin…
Kişi tutsaktır—-hep…

“Düzeltmek için çok geç” dedi Kırmızı Kraliçe:”birşeyi bir kez söyledin mi; bu onu kalıcı hale getirir; artık, sen de onun sonuçlarına katlanmak zorundasındır”
lewis carrol/ile140 (O.A)

Oruç Aruoba
Felsefeci ve Şair, 1948 yılında Karamürsel’de doğdu.
Ankara TED Koleji’ni bitirdikten sonra Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Yüksek Lisansı’nı aldı. Aynı üniversitede Felsefe Bilim Uzmanı oldu. Felsefe doktorasını tamamladı ve öğretim üyeliği yaptı (1972-1983). Tübingen Üniversitesi (Almanya) felsefe semineri üyeliği (1976-1977) ve Victoria Üniversitesi (Yeni Zelanda) konuk öğretim üyeliğinde bulundu (1981). Çeşitli basın organlarında yayın yönetmenliği, yayın kurulu üyeliği ve yayın danışmanlığı yaptı. Birçok dergide yazı ve çevirileri yayınlandı. Serbest yazar olarak çalışmaktadır.
Eserleri: “Tümceler”, 1990, “De ki İşte”, 1990, “Yürüme”, 1992,”Hani”, 1993,”OL/AN”, 1994, “Kesik Esin-tiler”, 1994, “Geç Gelen Ağıtlar”, 1994, “Sayıklamalar”, 1994, “Uzak”, 1995, “Yakın”, 1997, “Ne Ki Hiç”, 1997, haikular, “İle”, 1998, “Zilif”, 2002, “Doğançay’ın çınarları”, 2004, şiir, “David Hume’un Bilgi Görüşünde Kesinlik”, 1974,”Nesnenin Bağlantısallığı (Hume-Kant-Wittgenstein)”, 1979, “A Short Note on the Selby-Bigge Hume”, Tebliğ, Edinburgh, 1976, “The Hume Kant Read”, Tebliğ, Marburg, 1988, ‘Meşe Fısıltıları’ 2007

1 YORUM

  1. …ve bir daha anlaşılmak için geriye asla bakmayacaksın. Zira geriye her bakış, yeni bir yanılgının tapusudur aslında…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here