Orhan Kotan ve şiirleri: “Çoğalt gecenin kapılarını zulmün kasaturalarını acıyı ve hüznü”

.
Son Yerine
.
Kirsiz-passız, arı duru özümüz
Namussuza kanlı hançer sözümüz
Çok uzaktır dostlar bizim yolumuz
Düşene dövüşene bin selam olsun
.
Orhan Kotan


gülseren
– ruşen’in karısı-
kocasını göremedi aylarca
ceyhun, kardeşim benim
– yaşamadan çocukluğunu
ilk gençliğini –
umutsuz bir ihtiyar oluverdi bir yıl içinde
yılmaz askerliğini bitirdi
konuşmaya başladı jir – yeğenim –
mümtaz’ ın kızı
– zelal –
okuma yazma öğrendi
mektup yazdı bana
resim gönderdi
çiçekleri
ağaçları
bulutları ile
koca bir dünya
resmin üstünde bir kelepçe var
zincirinde kan
sonra öğrendim ki bütün bir yıl
hasret büyüten çocuk
bir dakika görebilmiş babasını
kollarında zincir yaraları
bileklerinde kan
zelal – mümtaz’ın kızı –
bir daha ne zaman yazar bilemem
ama biliyorum ki
okullar tatile girince
ve parası da varsa anasının
gene gidecek diyarıbekr’e
hasret dolu gözleri
ve beyaz
toparlak yanaklarıyla
biliyorum ki
gene konuşamayacak doyasıya
ve göremeyecek geçen yılki amcalardan pek çoğunu
ali’ yi
ferhan’ı
önder’ i
ve kimliksiz vurulup
törensiz gömülenleri göremeyecek
dijle’nin çığlıklarından
fırat’ın homurtularından yükselen seslerle
demek ki yazın
demek ki diyarıbekr’in cehennem yangınında zelal
zincir seslerini
copları
ve köpek hırlamalarını duyabilecek ancak
bir de kanlı duvarlara yapışmış
çıplak gözlerle
ölülerimizin direnme türkülerini
umudu yaşadık geçen yıl
öfkeyle
kin tutarak
saksılar soldu, büzüldü
ama
dağlarda
solgun bir güz geçirileceği düşünülmedi hiç
bütün bir yıl solgun bir güz
çiçeksiz
rüzgarsız
miting alanlarının coşkusu kelepçede
grev şenliklerinde panzer karası
ve asla bahara çıkılamayacakmış gibi
zemheri ayazı yürüdü düşüncelerimizden
ölüler taşıdık bir odadan bir odaya
ölüler
ölüler
ölüler

(1991- Orhan Kotan’ın “Geçen yıl” adlı şiirinden bir bölüm)

Nabzım Bir Devrim Sabahında

Asi karagahların uğultusudur
Sabahın seher vaktide
İlk tomurcuk çiçeğe durur
Doğrulunca arkadaşlar sığınaklardan
Kıpırdanınca dünya
Ve halklar
Sırtsırta vurunca
Davranırım
Davranırım coşkuyu omuzlayarak.
Hücrelerimde volkanik zelzeleler
Ve gözlerim ışıltısında
Taze bir fidandır yaşamak
Mağrur, ılımlı, taze bir fidan.

Kahrın penceresini aralayarak
Hınçla giriyorum dünyaya
Yaşlı küre çatırdıyor ağırlığımdan
Ve karşı koyuyor bana
Adi masallar anlatarak
Saray artıkları
Oysa anamın ak saçları şahidimdir
Şahidimdir doğumdan giden gelinim
Ve karanlık fatihalarıyla
Çocuk mezarlıkları.
İnsan yumuşacık cinayetler düşüne bilir
Allahı düşüne bilir
Ve meczup kralları
Mihrapların derin manasına oturabilir
Ama acayip gelir nedense
Gökyüzü böyle sonsuz
Toprak böyle bereketli dururken
Cesetlerle dolu muhaceret yolları
Açlık
Ve insan soyunun sefaleti.

İşte oyüzden işgal ordularından çözülen müfrezeler
Kahraman milislere bağlar atardamarlarını
İşte bu yüzden korkusuz dolaşır
Militanlar başşehrin sokaklarında
Ve çekilmiş bir hançer gibi ışıldar
Ve bana kanayan yaralarından
Onikiye çakılmış bir kurşun olarak
Devrim
Her günün yirmidört saatinde.

Eyy günahkar dünyanın yüzakı
Sevdalıyım sana.

Çoğalt gecenin kapılarını
zulmun kasaturalarını
acıyı ve hüznü
ve ihaneti çoğalt
artık kendimizi yargılayabiliriz…

Nehri destanı

bir yanım arz-ı miri
bir yanım haraciyye
benim çürüdüğüm zindan
halkların fideliğidir.

benim gömüldüğüm toprak
bin yılların tarlası
yedi iklim
dört bucak
sevda ile sürülen
başağından binbir çiçek getiren
ve kuşların
çiçekleri
gözleri çapak çapak
aşiret çocukları
zincirde
pusuda tutmaz
türkülerde söylerler.
benim ellerimin hünerinde
yüreği çatal civan
dört bir yanı
sevda ile karılmış
kınalı fatihadır
doğan çocuğun altın çığlığı.

benim atmadığım dağda
ya gece
ya zulum
ya esaret.

cehennemden hınç kuşanıp gelirler
kanlı taçlarında zincirli seher
tan yerinin ağartısı dönektir
ve sınır karakolları
kaçakçı ölülerinden
muhacir halklara derttir
kederdir,
aşiret beylerine intihar
gül yüzlü gelinlere hasrettir.,,

hasrettir nazlım

hasrettir belalım

hasrettir buruk
çaresiz
uslu
hasrettir:

sapı kiraz dalından
çeliği kırk gün kırk gece
iliklerinden su yemiş
bilgelerden akıl
ululardan dirayet derlemiş
ve aşiret kadınlarından vefa
destanlardan yiğitlik almış
eğri ucu kürt hançer
deli urartu
elleri turuşpa’da başak başak açılan
benim atmadığım dağda
çiledir
öşürdür
ve kelepçedir.

gül açar
meyva verir deng’imiz
elbet,
bir türküde söylerler bizi
güneş vurukça açar
zulüm vurdukça düşer
ipe çekildiysek eğer
“be şeref ü zureker”
mahabad’tan
rewanduz’a
cizre’ye
ip atıp
kin ördüğünden.

benim göğerdiğim toprak
halkların isyanıdır
şeyh ubeydullah nehri derler adıma
kanım
acılıdır
çaresiz
yorgun
ve yaralıdır,
ve gözlerimin akı
kan akıtır geceye
ve ellerim büzülmüş,
felce girmiştir,
toprağım kısır,
çiçeğim vurgun,,
yüreğimde,
yüreğimin içinde
bir hayın mermidir kölelik.

ne kırlangıç uçar
ne serçe düşer,
bir osmanlı paşaları
divan kurup
yargı tutar
bir de
eli kanlı safevi sultanları
idam sehpasına mührümü asar
selam ederim halkıma
baş eğip
el bağlamasın.

benim çatladığım başak
halkların emeğindedir
açılır gönlümün bağı
ya zindandan
ya zulümden gelirim..

al bu ellerimi ateşte kavur,
gülümü
goncamı gecede çürüt,
ve zor getir,
cefa getir,
dayatma getir:
dal ucunda açan tomur
penceremde donmasın
etekleri,
etekleri canım eyy,
tutuşmuş gelin kızlarım
zindanda zulümde döl tutsun benden.

benim atmadığım dağda
ya zulüm
ya öşür
ya esaret
ubeydullah nehri derler adıma
acılıdır birinci yanım,
ikinci yanım cinayet,
üçüncü yanım zindandır,
işkencedir,
dördüncü yanım akıl sır ermez
göz görür
dil söylemez,
beşinci yanım bebeğimin kaderi,
altıncı yanım bir cehennemdir,
umuttur,
sevdadır yedindi yanım,
sekizinci yanım bilinmez,
dokuzuncu yanım kölelikten,
onuncu yanım ihanettendir.

benim yürüdüğüm sırat
dijle’de köpük köpük,
fırat’ta meddir, cezirdir,
ve mezopotamya’nın yeşil yüreği
demiri döve döve
mermeri oya oya
duvarı dele çıka
baharın bereketinde
süren filizindedir,
ne güz gelir yaprağının ucuna
ne kış tutar köklerinin dilini
benim çürüğüm zindan
halkların fideliğidir……

orhan kotan..

Sevdalıyım Sana

Deli deli akan suların hasretinde
Genç bir kadın gibi kıvranır toprak
Şehrin kirli şamatasından uzak
Umudu üryan aydınlık
Yalansız ve yiğitce
Teketek bir dövüştür seni yaşamak.

Teketek bir dövüştür seni yaşamak
Köleliğe ve intihara dair ne varsa
Gözyaşlarında birikip duran
Hem kederli rüyaları gelinlerin
Hem gurbete giden erkeklerin kahrı
Yani öfke ve kin
Yanı acının tırpanı
Hıncı kurşuna dizilenlerin
Kelepce kollarında
İdamlıkların
Mahsus mehal dedikleri zindandan
Barbar sultanların saraylarına doğru
Kahpece vuruşanlara inat
Sapına kadar erkekçe
Yalana dolana sapmadan
Teketek bir dövüştür seni yaşamak.

Sana ben
Aç çocukların gözlerinde vuruldum
Damarlarımı kanatarak geçiyorum toprağını
İçimde
Hırçın bir başak gibi atıyor sevdan
Öfkeyi kınından soyuyorum.
Demek istiyorum ki
Çevremde sekip duran
Dünyanın sevincidir
Çünkü köleliğin yasında
Benim nişanımda
İsyanın yüce destanı göğerecektir

Başkaldıran yığınların coşkusu
Gece seninle ışıyacak
Seninle karılacak sabahın harcı
Sevdalıyım
Sevdalıyım sana
Irgatın bağrından sökülen şafak.

Mart Şiirleri

Çoğalt gecenin kapılarını
Zulmün kasaturalarını
Acıyı ve hüznü
Ve ihaneti çoğalt:
Artık kendimizi yargılaya biliriz…

1.kural

Hep eski bir zamanı getiri
Gidipte dönmeyene
Dönüpte görmeyene
Bu muhacir sızı
Bu hasret.
Ve sabır
Kin dalında kızıl bir gonca
Dökülür kahrın güz ayları
Odunsuz, etsiz ekmeksiz
Gün olur kıtlık kıran
Gün olur feryat figan
Dökülür umudun oyaları
Dökülür buzlu rüyası mahpusların.
Gün olur bir mitink alanıdır
Gün olur
Diz döver and veririz
Parlar namlularımızın ucu
Gün olur alanların orta yerinde
Birer birer kurşuna diziliriz.

Biz ki umudun bahçivanıyız
Gönül kin dalında sevda üretir.
Çağın destanıyız dijle boyunda
Issız acılarda delik deşik olmuş gelinler
Ve gözleri
Pusularda
Vişne gibi çatlayan kaçakcılarla
Güller kararan dünya bahçesinden
Doğmadan ölen çocukların ipince sevincine
Gül fidelerini serpip geçen analarımız
Destan içre sızlıya sızlaya gelir.

Eğer akacaksa gök yüzüne doğru
Topraklarda döllenen tohum
Tütecekse kaynayan tencerenin buğu
Küskün tomur dal ucunda çatlayacaksa
Ve karımın karnında oğlum
Tekmeleyip rahmin ince duvarını
O büyük çığlığa ulaşacaksa
Yürüsün bin yanlardan bu yana
Zumlun kan lekeleri
Cevher
Kömürün karasından çalınsın
Çünkü yürek
Katil mermilerin önünde
Aça söne
Vura düşe gülüm
Delire köpüre
Umudun alevini çoğaltacaktır
Bileni bileni yanıp dönerken
Hınçın çelik ışıltılı bıçağı…..

Orhan Kotan

Gururla Bakıyorum Dünyaya

çünkü isyan bıçağıdır böğrüme saplanan sancı
çünkü harcımı öfkeyle, imanla karıyorum
ve kederin
ve solgun yüzlü işçilerin üzerine
dağbaşlarının hırçınlığı savruluyor benden.
çünkü beni ateşiyle dimdik tutan kin
çünkü benim gözbebeklerimde tutuşan şafak
miting afişleri
cesur pankartlar
ve binlerce militan
derin denizlerin aydınlığı
zorlu sabahlar
gökyüzü ve lâle
sıkılmış bir yumruk gibi giriyoruz hayata.

çünkü ben sevdiğim kızı
yaşamak gibi
halkrm gibi sevdiğim kızı
/ki şiirini yazamayan
ve türküsünü söyleyemeyen halkım gibi
binlerce ve binlerce kurşunlanan halkım gibi
zincirlere vurulan
savaşlara yollanan
vergilere bağlanan halkım gibi
felç ofmuş yalnızlıklara bırakarak
büyük acıların ve gözyaşının içine bırakarak
şiirlerimin bir bıçak gibi ışıldadığı
devrim türkülerini
ve başkaldırmayı öğreten dudaklarını
bir kere olsun öpemeden
bir kere olsun tutamadan kaygısızca
serin bir yaz gecesi gibi ürperen ellerini
hatta boynunu ve ayak bileklerini
bilemeden bilemeden bilemeden
vurdum yüreğimi şanlı kavgaya
barışın ve özgürlüğün dağlarına yürüyorum işte

/yiğitsen uslandır beni
ey yasakların
kahpeliğin
ve soygunların koruyucusu
türkü çağıran kızlarımı sustur
ve kahraman oğullarımı,
mezar kaza kaza kederli, kızgın
tohum serpe serpe hünerli
ve sömürüle sömürüle bomboş
ve açlığın
ve zulmun izlerini
derin uçurumlarında taşıyan ellerimi
nacaklara ve tırpanlara sarılan ellerimi
mavzerlere sarılan ellerimi
zincirlere vur gücün yeterse.
ama adına yaşamak dersen
ot gibi, saman gibi yaşamak dersen
bir solucan gibi yerlerde sürünerek
ezilerek
horlanarak
sömürülerek
re-zil-ce

çatlayan tomurcuğun
doğan çocuğun çığlığını duymadan
gül benizli sevgilinin
titreyen göğüslerini öpmeden doyasıya
korka korka
yana yana
her gün biraz daha derinden
her gün biraz daha kapkara duyarak ölümü
aç ve arkasız
köpekleşerek
yaşamak dersen
bu yürek
çat diye çatlasın be!
gelgelelim parlayan güneşi
emekçi halkların
kahraman halkların güneşini
şehvetle içine dolduran toprak
şimdi sımsıcak
şimdi ulaşılmaz
şimdi olgun meyvalarla dolu
bahar bahçelerini salmaktadır dünyaya,
ve gül benizli sevgililerin dudaklarında hayat
bizi aşka ve kavgaya çağırmaktadır,
bıçak kemiğe dayandığı
ok yaydan fırladığı için değil
/bu bezirgan saltanatı
bu zulum bitsin diye

ağaran günler için
yeni bir dünya uğruna
yüzlerinde cesaretin onuru
ve imanlı gücü dövüşen dünyanın
emperyalizme karşı dövüşen dünyanın
ve ölüme
gülerek koşan genç savaşçıların
al bayrakları dalgalansın
dalgalansın dalgalansın
kinle boğuşan yorgun yüreği
aydınlansın diye anamın.
felaketler geçirmiş anamın
dişleri dökülmüş kederli ağzı
ağlamaya hazır gözleri
safrası
ve sonsuz
ve dağlar eriten sabrı,
merhameti
yani bir bütün halinde insanlığımız
yunsun, arınsın diye duru pınarlarda
alın terinin namusu kurtulsun diye
kurtulsun diye sıcak somun
acı soğan
ve çiçekli basmalar
ahdettik
vefa ettik
kelle koyduk
ölen ölür dostlar
düşmanlar heyy
kalan sağlar
….
..
.
1969-70

Dosta Düşmana Karşı

Bu türkü mor dağların emanetidir
Firari mahpuslara bir avuç su
Bir türkü dilimi içerdekine
Çeyiz sandıgına oyalı yazma
Memeye süt
Ve baharın toprağa bereketidir
Sığmaz dört duvarın yanına, dikenli tele
Cesur mermidir, mavzer yatağında bu
Önü kıtlık kıran, zemheri
Ardı ateş külü, kızılcık
Ve menekşedir
Bir teli asuri vurur, bir keldani
Ve yeşile çalar her mevsim
Petrol mavisini
Kan kızılını
Kavruk dudakların tuzunda tadı
Fırat’ı
Dijle’yi vurur
Heyy bre
Şahin gagasında
Can suretidir
Kara saçlım
Gül benizlim
Sevdiğim
Bu türkü
Mor dağların emanetidir
Gün kar yanığı yüze vuranda
Debreşir gökçe yürek
Kasketi keder gömleği kan
Sevdası bir uçurumdur
Gözleri kor tanesi gözleri hançer
Gözleri cesarettir
Krizantem çiçegidir emegi gülüm
Elleri cesur vede hünerli
Mor dağların ardında
Üç koca destan üç koca dünya
Üç denklem
Üç şifre üç atom çekirdeği ve
Bir çakmak bir kıvılcım birde dinamit
Gün kar yanığı yüze vuranda
Mor dağların türküsü gelir
Onlar güneşin bağrında ateş
Yer yüzünde bir taze çiçektiler
Namluda namusun fişengi
İsyanda yürek kara düşte
Bembeyaz gerçektiler
Ben yılların sevdası
Nazlım
Sabır kıyısında
Kin köpüğü
Al almada
Başaklarda
Gül dudaklarda hasret

Söyle türkünü sen
Erinme nazlı bacım
Ağlamadan
Karalara bağlamadan
Kına gecelerinin sevincinde
Lurke’de Goven’de
Temirağa’da.

Bir buğday tanesinden
Bin bereket getiren
Tetikte
Şehvetle ürpüren umut
Diri bir kadın memesidir
Emersin emersin
Çıldırır mavzerde mermi
Ve gözlerin
Patlayan bir mayın cehennemi
Dağlar davranıp doğrulduğunda
Su
Azgınlık çağına varanda
Filiz dal ucunda sır
Dostlar candarma pususundan çıkanda:

Ak elleri boğum boğum kınalı
Mavide bir nazlı mavi bezenir
Morda bir sevdalı mor
Ve destan
Şavkır alaca şafaklarda
Kardeşim (…….)
Sesini dağlara serper şiirim
Ve devşirir bereketini
Dijle de bir kanlı köpük
Nemrut’ta buz
Ve çeteci yürek
Korkusus
Çelik ışıltılı bir bıçak
Çılgın bir eşkıya gözü
Bir katre karanfil.

Dağlar davranıp doğrulduğunda
Su azgınlık çağına varanda
Filiz dal ucunda sır
Dostlar candarma pususundan çıkanda:
Umut.
Umut diri bir kadın memesi
Emersin emersin
Çıldırır mavzerde mermi
Ve gözlerin patlayan bir
Mayın cehennemi
Dostlar candarma pususundan çıkanda:

Gün akça doruklardan koparda gelir
Umudu sevdaya katarda gelir
Dost nice öfkeleri kaparda gelir
Selam eder körpem, morca dağlardan…

Orhan Kotan, 1944 yılında, arkasında ” kürtçü-komünist damgasını taşıyan bir memur ailesinin ikinci çocuğu olarak gözlerini dünyaya açtı. İlk ve Orta öğrenimini tamamlayan Kotan, Üniversite eğitimine, Ankara’da Dil-Tarih ve Edebiyat Fakültesi’nde başladı. 68 gençlik hareketinin içinde aktif olarak yer alan Orhan Kotan, bu nedenle Üniversite’den ayrılmak zorunda kaldı.
Rizgari hareketinin önemli isimlerinden biri olan Kotan, 80 darbesi ile birlikte sürgün yılları başladı. İsveç’e gitmek zorunda kaldı. Şair, her ne kadar sürgünü, “Gri göklerde bin yıllık keder ve ecnebi sokaklarda yalnızlık…” olarak ifade ettiyse de mücadeleye ara vermeden devam etti. Önce Denge Komal sonra Kürt komünist partisi KKP’nin Yekitidergisini çıkardı.
Üç şiir kitabı, birçok makale, araştırma-incelemesi olan Şair-Yazar- Gazeteci Orhan Kotan’ın, “Gururla Bakıyorum Dünyaya”, “Şarkılarım Dağlara- Özgür Çağrı” ve “Dosta Düşmana Sor Beni” gibi popüler bazı şiirleri Ahmet Kaya tarafından bestelendi. Türkiye’de “Gururla Bakıyorum Dünyaya” adlı bir şiir kitabı yayınlandı.
Yıllar süren sürgünün ertesinde, İstanbul’a döndü.
9 Temmuz 1998 tarihinde yaşama veda ederek aramızdan ayrıldı.

2 YORUMLAR

  1. Selam.
    Kurd ulusal mucadelesinin mihenk tashlarindan biri olan degerli Orhan Kotan Isvech-Stockholm,de kurd basin tarihinin en önemli Gazetelerinden biri olan, kurdlerin “kurdewar “ ve “kurdistani“diye adlandirdigi “kurdistan press“ adli gazeteyi 1986-1992 yillari arasinda chikarti.Sonra Turkiyeye dönerek “Real press“ adinda 7 sayilik bashka bir gazete da cikartimshtir.
    Hurmetlerimle
    Zeyniki

  2. çünkü ben sevdiğim kızı

    yaşamak gibi

    halkım gibi sevdiğim kızı…

    bir halkın öz evladı değerli bir ailenin çoçukları..

    sizi bu ulus unutmayaçaktır nur içinde yat..!!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here