Murathan Mungan: “Yaralı bayramlar geçti/ Mevsimler, bütün anlamlarıyla”


Yüreğin koyu yerinde birikenler/  Kendi takvimleriyle gelip geçtiler/ Gelip geçti şehirler ve ölüler/ Unutmadık…

Unutmadık

Yaralı bayramlar geçti
Mevsimler, bütün anlamlarıyla
Yüreğin koyu yerinde birikenler
Kendi takvimleriyle gelip geçtiler
Gelip geçti şehirler ve ölüler
Unutmadık
Topraktan çoban yıldızına değin
Her yer
Her şey
Mümkündü
Nazım kadar coşkulu
Argon kadar aşık
Lorca kadar yaralıydık
Unutmadık
Orada bir coğrafya yağmalanıyor
Orada gazetelerin ofset baskısı
Orada yeniden yazıyorlar 835 satır
Ve umudunu kaybetmeyen şehirler
Gökyüzünun karanlık kefeniyle örttük
Yıldızların delik deşik ettiği ölüleriz
Adsız ölüleriz
Adları bir coğrafya ile yan yana yazılan
Gövdelerinizi unutmadık, unutmadık hiçbirinizi
Savaşlar ve pazarlar cağıydı
Ayni silahlardı kullandığımız
Ayni çarşılar aynı kandı
Sevgiye ve kurşuna açılmayan yüreklerden geçtik
Pusu yataklarından, dağılmış bahçelerden
Viran tarihten
Uykuları çevik, namlularını oğulları gibi seven
Çocuklar gibi koşup
Kırda gelincikler gibi gülümseyen
Müsademe çocuklarını gördük
Geçip gidiyorlardı
Tarihin en uzun gecesinden
Pazarlarda aynı kan
Aynı paranın değiş tokuşunda
Karanlık çarşılar
Aynı kanlı tarih her defasında
Bir biz kaldık bu kadar içindeyken hayatın
Ölüme yakın duran
Bir de on binlerin korosunda haykıran
İntifada intifada
İki güzelliğimiz vardı bizim
Ufkumuzdan inen
Ve bir daha geri dönmeyen iki güzelliğimiz
Birini kurşunlar, ötekini ofset baskılı resimler aldı
Otuz uç kurşun sıkıldı her birimize
Kutuplar kadar uzak, baba ocağı kadar yakın
Doğunun gündüz ve gecelerinde
Otuz üç yıldız
Hala ışığını gönderiyor bize
Birkaç çakmaktaşı cebimde gezdirdiğim
Birkaç karanfil
Yol için ipek, uyku için maya
Kalbiniz için
Kara bir yemin gibi çırılçıplak
Kelimeler getirdim
Kaybolmuş yüzyılların vatanında
Ölümün erken takibe aldığı çocuklar
Dağlarda değilim sizinle birlik
Yalnızca mataranıza su vermeye geldim
Nazım kadar coşkulu
Argon kadar aşık
Lorca kadar yaralı
Serap ile hakikat arası
Çağın aşamadığı uçurumlarda
Gider gelirim gider gelirim
Efsanelerin çeşitlendiği yol ağızlarındaki büyük kamaşma
Anda gizlenen zaman
Ateşin alesta dili
Bitkiler, otlar, kökler
Dağlanmış dil, narin rengi
On binlerin dönüştüğü uğuldarken
Doğunun yeni defteri
Topraktan çoban yıldızına değin
Her yer her şey karanlık bir pusuda
Yazının, tekerleğin, tarihin
İlk çocuklarından
Ey büyük Mezopotamya
İki bin yıllık gece
Dön geri bak
Kardeşlerim ölüyor kalbimin doğusunda

Murathan Mungan

 

“Çocuklarımızı şehit diye getirip bize teslim ediyorlar”

“Herkesin çiçekleri mezar başında soluyor. Bizim çiçeklerimiz de bu sokakta soluyor. Önümüz bayram, gelin bayramla birlikte analar olarak çiçeklerimizi, ellerimizi birleştirelim. Barışın yolunu biz açalım. Açılım, açılım dediler; açılımdan elektrik zammı çıktı. Bunların hepsi çocuklarımıza ağlar, bize acırlar. Ama ölenler geri gelmez, kayıplarımız bulunmaz. Dün anneler toplanmış Edirnekapı Şehitliği’ne gitmişler. İnsanlar çocuklarını güle oynaya, davulla zurnayla uğurluyorlar ama dönüşlerini mezarlıklarda karşılıyorlar. Gelin hep birlikte Şehitlik denilen o mezarlarda barikat olalım. Artık askerlerin oraya gitmemesi için, bizim oralara çiçek götürmemiz için, evlatlarımızın çiçek alarak yanımıza gelebilmesi için savaşın, operasyonların durmasını isteyelim.”
Kayıp yakını bir kadın (Yıldız) Kayıp yakınlarının 232. Eylemi (6 Eylül)

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Sabahattin Ali’den Bir Öykü: Ayakkabı Boyacısı Arap Hayri (1935)

Mektep kitaplarındaki haritalarda bir insan eli kadar küçük görünen Anadolu, çeşit çeşit birbirine benzemez insanlarla doludur. Öbek öbek kasabacıklar, kendi...

Kapat