Leonardo’nun Ölümsüz Dehası – Claudia Kalb

Leonardo da Vinci’nin bilim, sanat ve mühendislik alanlarındaki dudak uçuklatan öngörü ve yaratıcılığı, bizi ölümünden 500 yıl sonra dahi şaşkına çevirmeye devam ediyor. Tek bir anda yüzyıllar iç içe geçiyor –daha önce deneyimlediğim hiçbir şeye benzemeyen bir an bu. Kraliçe’nin Leonardo da Vinci çizimlerinden oluşan koleksiyonunu görmek üzere Windsor Kalesi’ndeyim.

Yüksek taş duvarların ardında turistler fotoğraf çekiyor, hediyelik eşya olarak satılan bulaşık kurulama bezlerine göz atıyor. Ve içeride, gotik mimarinin ürkütücü iblis heykelcikleriyle bezenmiş kemerli geçidin ötesinde, Leonardo beni Rönesans’a götürüyor.

Kalenin haşmetli matbuat odasında, 1500’lü yılların sonunda ciltlenmiş deri albüme bakarken sanatçının fısıltılarını duyar gibiyim. Cildin altı buçuk santimetrelik sırtı altın yaldızlarla bezeli. Geçmiş nesillerin belli belirsiz parmak izlerinin lekeleyip yıprattığı kapağında Disegni di Leonardo da Vinci Restaurati da Pompeo Leoni (Leonardo da Vinci’nin Pompeo Leoni Tarafından Korunmuş Çizimleri) yazıyor.

İtalyan heykeltıraş Leoni bu çizimleri sanatçının sadık öğrencisi Francesco Melzi’nin oğlundan aldı ve onları en az iki ciltlik derlemeler hâline getirdi. 234 sayfa ve Leonardo’nun meraklı zihninin gezintileriyle dolu olan “Leoni Cildi”, 1690 yılına gelindiğinde artık Royal Collection’ın bir parçasıydı. Royal Collection Trust bünyesinde matbuat ve çizimlerden sorumlu isim olan Martin Clayton seçilmiş –ve şimdilerde 60 kutuya ayrılmış– bazı sayfaları sergilemek üzere dizerken, Leonardo’nun odak konuları görkemli bir şekilde açığa çıkıyor: botanik, jeoloji, akışkan mekaniği, mimari, askeri mühendislik, kostüm tasarımı, geometri, kartografi, optik, anatomi.

Bilinmeyeni anlayabilmek için eskizler yapıyor, evrenin gizemlerini mürekkep, tebeşir ve “silverpoint” aracılığıyla irdeliyordu Leonardo.

Çizimleri nefes kesici derecede açıklayıcı. Başparmaktan daha küçük olan en ufağı, yalnızca birkaç silik çizgiyle oluşturulmuş bir kadın gövdesini ortaya koyuyor. Kırmızı tebeşir ve kavisli taramalarla nazikçe resmedilmiş en ikonik çizim ise rahimde kıvrılmış bir fetüsü betimliyor.

Her şey, görsel hassasiyetle teste tabi tutuluyor: Meryem Ana resmi için bir kumaş incelemesi; bir kaleyi bombardımana tutan havanlar; tam ve yarı gölgeler; kafatası, kalp, ayak ve –Leda’nın parıltısından yaşlı bir adamın biçimsiz yüz hatlarına kadar– insan yüzü skalaları.


Floransa’da ressam Andrea del Verrocchio’nun çıraklığını yaparken tamamladığı bu altın yaldızlı bakır top, Leonardo da Vinci üzerinde uzun süreli bir etki bıraktı. Yıldırım hasarları için topu kontrol eden Sandro Schievenin, Santa Maria del Fiore Katedrali’nin tepesinde yer alan kürenin içinden çıkıyor.

“Bazı sayfalarda, Leonardo’nun çizimleri hakkında yapabileceğiniz en önemli gözlem, çekinmeksizin konudan konuya atlıyor oluşu,” diyor Clayton. “Bir zihnin bu denli inanılmaz ölçüde geniş bir alanda çalışmasını görmek, olağanüstü derecede heyecan verici.”

Doğası gereği meraklı bir not tutucu ve hakikat arayıcısı olan Leonardo doymak bilmez bir şekilde bilgi peşindeydi. Yapılacaklar listesi “Ay’ı daha büyük görebilmek için camlar üretmek” ve “kahkahanın sebebini tanımlamak” gibi notlar içerirken, bir soru dizisine yanıtlar arıyordu: Dudak ve çenenin birleştiği nokta ile kaşların arasındaki mesafe nedir? Yıldızlar neden gündüz değil de yalnızca gece olduğunda görünürler? Ağacın dallarıyla gövde kalınlığı arasındaki ilişki nedir? Suyu havadan ne ayırır? Ruh nerededir? Hapşırma, esneme, acıkma, susama ve şehvet nedir?

Resimleri daha yaygın olarak biliniyor olabilir ama Leonardo’nun çok sayıdaki elyazması ve çizimi, dehasının içsel mekanizmasını gözler önüne seriyor. Üretken aklı –test ettiği varsayımların kapsamı ve atıldığı düşünsel, bilimsel ve felsefi serüvenler– Windsor’da; Paris, Londra, Madrid, Torino ve Milano’daki kütüphanelerde ve Bill Gates’in özel koleksiyonunda korunmakta olan 7 bin sayfada yaşıyor.

Leonardo ölümünün 500. yılında anılırken, sanatçının not defterleri de kendi Rönesanslarını yaşıyor. Müzeler onun eskizleriyle sergiler düzenliyor ve biliminsanları, yaratımlarının tam kapsamını daha da derinden inceleyen yeni analizler yayımlıyor.

En dikkat çekici olan şeyse Leonardo’nun defterinden alınan sayfaların, tıptan makine mühendisliğine ve müziğe kadar, tam da onun incelediği alanların uzmanlarına ulaşıyor olması. Bu insanlar, yüzyıllar öncesine uzanarak yepyeni anlayışlar ediniyor ve kendi çalışmalarına katkı sağlayabilmek için Leonardo’nun çalışmalarını irdeliyor. Bilim, tıp ve teknolojinin tüm yapabileceklerimiz ve bunları nasıl yapabileceğimiz konusunda sınırları zorladığı bu dönemde dahi Leonardo’nun notları öğrenmemiz gereken daha ne çok şeyin olduğunu açığa çıkarıyor.

Sanat tarihçisi ve Leonardo uzmanı Martin Kemp’in söylediği gibi: “Öncelleri ya da çağdaşlarından bir kişi dahi onun kapsamı, kuramsal dehası ve görsel çarpıcılığıyla kıyaslanabilecek hiçbir şey üretmedi. Sonraki yüzyıllarda da kıyas götürür pek bir şey göremiyoruz.”

Leonardo, 15 Nisan 1452’de Toskana kırsallarında, tepelere kurulmuş bir kent olan Vinci yakınlarında, evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya geldi. Pek çok insan, annesinin Caterina di Meo Lippi adındaki köylü kadın olduğu görüşünde. Babası Ser Piero da Vinci noterdi ve daha yüksek bir statüye sahipti –eğer evlilik dışı doğmuş olmasaydı, Leonardo’nun da takip etmesi beklenecek olan işkolu da buydu.

Vinci kasabası, geniş görüşlü bir çocuk için ilham verici bir zemin sağladı. Kasabanın 12. yüzyılda inşa edilmiş kalesinin tepesindeki terastan bakıldığında gözler önüne serilen Toskana manzarası, günümüzde de Leonardo’nun gençliğinde olduğu gibi: zeytin bahçeleri, gölgeli tepeler ve İtalya’nın batı kıyısı boyunca uzanan bir dağ silsilesi… Museo Leonardiano’dan Stefina Marvogli, “Vinci’de bu görüntü orizzonti geniali (dâhi ufukları) olarak biliniyor,” diyor. Leonardo’ya ve çocukluğunu dolduran coğrafyaya yapılan bir gönderme bu. Bir araya geldiklerinde uyumlu bir bütün oluşturan bu uyumsuz toprak parçaları, Leonardo’nun doğada aradığı bağlantıları yansıtıyor: kozmosu birleştiren örüntüler.

Leonardo’nun ergenliği sırasında babası olasılıkla sanatsal yeteneklerini fark etmiş ve onun çizimlerini, Leonardo’yu Floransa’daki atölyesine çırak olarak almayı kabul eden müşterisi Andrea del Verrocchio’ya göstermişti.

Leonardo daha en başından akranlarını ve çok geçmeden de, dini resimler ve Brunelleschi’nin kubbesinde yer alan bakır topun yapımında birlikte çalıştığı akıl hocasını gölgede bıraktı. Leonardo’nun bilinen en eski bağımsız çalışması olan, 21 yaşındayken mürekkepli kalemle çizdiği Arno Vadisi resmi 1473 yılına dayanıyor. Birkaç yıl içinde de ilk siparişlerini almaya başladı; Palazzo della Signoria’daki şapel için bir altar panosu ve bir keşiş grubu için “Müneccimlerin Tapınması” tablosu yaptı.

Leonardo’nun sualtı tasarımları ne kadar ilkel olsa da, günümüzde askeriye tarafından kullanılan araçların birer habercisiydiyler. Bir İtalyan Donanması özel kuvvetler üyesi, liman kenti Messina’da 300 metrelik derinliklere ulaşabilen basınçlı dalış giysisiyle talim yapıyor.

Leonardo ardında pek az kişisel yadigâr bıraktı, ama yine de ona dair bazı ipuçları var elimizde. Eşcinsel olduğu neredeyse kesin –hayat arkadaşlarının hepsi erkekti; iki kez bununla suçlandı ve bu iki olay da davanın düşmesiyle sonuçlandı. Tam bir hayvanseverdi; çarşıdan kafeslerle kuş satın alır, sonra onları serbest bırakırdı. Solaktı ve yakışıklıydı; gül rengi tunikler giyerdi ve güzel şarkı söylemesi, sonsuz enerjisi ve sosyal nezaketiyle beğeni toplardı. “Akşam yemeklerinde oldukça eğlenceli bir konuk olurdu,” diyor Syracuse Üniversitesi’nde sanat tarihi profesörü olan Gary Radke. “Şu gizemli, düşüncelere dalmış ve sürekli söylenen dâhilerden değildi.”

Çoğu Floransa ve Milano’da geçen 46 yıllık kariyeri boyunca Leonardo, konudan konuya atlayan zihni ve onun gösterdiği yolu izleme azminin etkisiyle, kendini bilgiye adadı. Latince çalıştı, şiir koleksiyonu yaptı, Euclides ve Archimedes’in çalışmalarını okudu. Diğerlerinin somut olanı kabullendiği yerde o ayrıntılara dikkat kesildi –geometrik açılar, gözbebeğinin büyümesi– ve aralarındaki bağlantıyı ararken bir alandan diğerine atladı. Eskizlerinde çiçekler ve uçan makineler çizdi, hamisi Dük Ludovico Sforza için savaş makineleri tasarladı, tavuskuşu tüylerinden teatral süsler yarattı ve Arno Nehri’nin yatağını değiştirerek Floransa ve Pisa arasında bir kanal oluşturma planları yaptı.

Leonardo tüm bunları, muhteşem ayrıntılarla kâğıtların arkaları ve köşelerine ters yazıyla yazdığı düzenli notlar aracılığıyla kayıt altına aldı. Bu sayfalardan bazıları günümüze tekli yapraklar hâlinde gelmiş; bazıları ise defterler ya da kodeksler olarak bilinen ciltlerin içinde. Tek bir sayfada dahi görünür bir düzen yok ve benzer temalar, bitirilme tarihleri arasında yıllar olan farklı kâğıtlarda sıkça karşımıza çıkıyor. Floransa’daki Museo Galileo’nun müdürü olan Galluzzi, “Ne zaman bir gözlem yapsa, aklında bir soru beliriyor ve bu da her zamanki gibi bir başka soruya yol açıyordu,” diyor. “Zihni rahat durmuyordu.”

National Geographic Türkiye’nin Mayıs 2019

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“Bir Sevmek Bin Defa Ölmekmiş” 3 Hürel ve “Efsane…Yeniden” Albümü

Kapat