“Küskün ve Göçebe” Alpaslan Akdağ – Cevat Sarıkartal

alpaslan-akdag“Herkes biraz başkası…”
Selim Temo

gün olur,
mavi kıvılcım
şimşekler düşürür
kara kara bulutlar
kendinden göçer insan
yarından, dostundan
yerinden, ocağından
ana yurdundan göçer
ve ayrılıkların en katmerlisi ecel
sarsılmaz tahtını kurunca avlusuna
yalınayak revan olur yollara insan
sarınarak üç metrelik ak patiskalara
dar-ı dünyadan göçer
efkârlı bir kış mevsiminin
sulusepken yalnızlığında…

gün olur,
karbeyaz pamuklar dökülür
kül rengine bulanmış
esmer nakışlı bir gökyüzünden
deri kırbaçlar gibi çarparken pencereye
buz yanığını aratmayan bir ayaz
kendine küser insan
kent’ine küser
cızırdayan sobaya
ampulün soluk ışığına söverek
zamanın kurt köpekleri
akrep ile yelkovana küser…

2012/ Alpaslan Akdağ

Alpaslan Akdağ şiirlerini okuyunca sanki dizelerin ellerine kına yakıldığını görürsünüz. Kına demek, hüzün, acı, lirizm ve duygusallık demekse, diğer bir yüzü sevinç, duygu, özlem ve aşk demektir. Yani iyi ve kötü gününüzün şiirleridir. Hayatın bütün damarlarından akar, hayatın bütün coğrafyalarını dolaşır. Evrenseldir, yerelden evrensele uzanan bir yeryüzü şairidir Alpaslan Akdağ. Şiirleri dağların dorukları gibidir, eğilmez bir başın, onurlu bir duruşun renkli ve içten bir selamlama şeklidir. Alpaslan Akdağ şiirlerinde zalimlere, ezenlere, sömürenlere büyük bir başkaldırı vardır. Yaşam biçiminize, yaylalarınıza, ovalarınıza toz kondurmaz. Gür bir çeşmedir, gülen berrak bir suyun adresi gibidir.
Ozan Akdağ;

“hüzzamlı sabahların ıpıslak serinliğinde
buğulu çayırlara sinmiş fesleğen kokunu bırakıp…”

derken buğulu bir aşkm kokularından demlenmiş, tadı baharlara ve sonbaharlara çıkan, hep gündeminde aşk ve sevgi olan, her daim taze ve karanfil kokulu, her daim mavi ve gri gündeminde durur. Akdağ’m gönlünde aşk bir köşede dururken, hüzün gönlündeyken, toplumsal sorunlar, acılan da izleyen, önce toplum diyen, bir insan kokusunun bahar bahçesidir, “kardeş kokulu sabahlar” demesi boşuna değildir. Düşmanı dost karşılayan, düşmansız bir dünyanın gönül erenidir. Şiirleri mertlik kokar, mavi ve yeşil bir dünyanın kapısını aralar. Hayatın pembe yüzüne gülümser. Ve bir Ahmet Arif mahallesine taşındığınızı görürsünüz…

“Bir Hüseyinem Kerbela’da” adlı şiiri ile Alpaslan Akdağ, kronolojik bir sırayla Kerbela vakasını anlatır. Sanki oraya gitmiş gibi olursunuz, oklar geçer her bir yanınızdan, kanlar akar sinenizden, çocuk çığlıkları duyarsınız. Atlarınız şaha kalkar, Fırat ağlaya ağlaya hüzünle akar, bir zalimi görürsünüz, zulmü tanırsınız, merhametin bittiğine, insanlığın yere battığına tanık olursunuz. Şiirde kullandığı dil, bir mazlumun söylem ve eylem biçiminin katıksız ve abartısız anlatımıdır. Bu romanın kodlarını Alpaslan Akdağ şiiriyle çözersiniz. Merhamet ve şefkatin orta yerinden kırıldığını görerek, gözyaşlarınızdan kanlı çayların aktığına tanık olursunuz. 1400 yıllık bir dramı bugün kalbinizde hissedersiniz. Bir İmam Hüseyin feryadına kanatlarında su taşıyan turnaları görürsünüz. 21. Yüzyılda bile modern Yezid’lerin hâlâ yaşadığını hissedersiniz. Bir mazlumun, İmam Hüseyin’in zorbalığa nasıl meydan okuduğunu, cesaretini ve onun onurunu selamlarsınız, ölümsüz olmanın farkım hissedersiniz…

Alpaslan Akdağ şiirlerinde, renklerin kardeşliğini görürsünüz, bayramlar hüzünleri kucaklar, davul ve zurnaların eşliğinde atlar şahlanır, ovalarda cirit oynanır. Yalnızlık, aşk, özlem, isyan dilinin tercümanıdır ozanınız. Erişemediklerinize hayıflanmak yerine, yarınınıza bir demet umut gönderir, “sevmek ilaçtır, yarama bir lokma ekmektir” diyen şairin her türlü yolu sevgi ve aşka çıkar. Sevginin bütün renklerini ele geçirmiş, sevgiden beslenmiş, aşk diliyle edebiyatın diplomasını almaya hak kazanmış bir ozandır. Sevgi ve ekmeğin kardeşliğinin anlatımı ise, hayatın kayıtsız şartsız tüm özeti gibidir. Sevgi ve ekmek uğruna badireli bir yolun en virajlı adresidir…

“ayrıldığım yerde bulmalıyım seni Beni bekle…”

derken, dostu için yola düşen bir şair bulursunuz. Dostluk makamına bir gökkuşağı taşımak için, özgür bir dünya buluşması için, çocuk sevinçleri için, türküler, şarkılar, şiirler, destanlar için, aşk ve kadim bir dostluk bestesi için dostluğu ertelemez. Hep sevgi katından seslenir, kocaman bir yürek, köz gibi bir ateş, nar gibi bereket ve bolluk, sudan bir yürekle anlatır, anlatmak ne kelime, yaşatır.

Ozan Akdağ “bir halka değildir beni sana bağlayan, bir halktır” dizesiyle toplumcu ve insancıl bir tavır sergiler. O insancıl ruh, yeryüzünün üzerinde insana ve canlılara pervane, yaşam hakkının bütün damarlarından akan bir oksijen kanalıdır. Kendine zaman ve aşk, toplumdan sonra gelir. Toplumsal acıları, toplumsal özlemleri, endişeleri ve düşleri vardır. Özgür bir toplumun hayaline çıkar bütün yolları. Kalemi bütün canlılara ve geleceğe açılır. Bir ezgi duyarsınız, yarını kurmak için bir davul zurna, lirik bir ritim, folkloru belirir gönlünüzde bütün bir coğrafyanın…

Alpaslan Akdağ şiirleriyle bütün coğrafyayı gezersiniz. Hayatın enstrümanlarıyla tanışırsınız. Renkler, peyzajlar, sayılar, kokular, hayaller, düşler, yere düşenler, vurulanlar, kalbi yananlar, kalpten yananlar, duygulananlar, öfkelenenler, nezakete bürünenler, üretimler, tüketimler, mahpuslar, hayatımıza konan romanlar, kendimize uçan kuşlar, bu şiirin yüreğinden kanatlanmıyorsa nasıl uçabilir? Bu şiirlerde kendinizi tanırsınız, bu şiirlerde kendinizi görürsünüz, kendinize gelirsiniz. Sarhoş kelimelerden dizeler yaparsınız, dizelerin mateminden bir ağıda yol olup, gözyaşlarınızı şiirin kalbine akıtırsınız. Kısacası ezilmişliğin bir tercümanıyla tanışırsınız, “vur beni alacakaranlıkta dar uykularda” diyebilen, isyankar ve mazlum ve natürel bir dilin sevgiye evrilerek, saygı sınıfının A şubesine yürümesini izliyorsunuz.

Küskün ve Göçebe (Önsöz’den)
Şiir/Artshop Yayınları/Mayıs 2016

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Murathan Mungan: Birbirimizi bağışlayacak, birbirimize yeni sözcükler bulacak… yaşa gelmedik mi?
Nuri Bilge Ceylan’ın Bir Zamanlar Anadoluda Filmi’ndeki Anton Çehov Öyküsü: Güzeller
Kapat