Hititlerde Anatomi ve Tıp, Tıp Eğitimi, Hitit Tıbbi Bilgilerinin Seviyesi

Eski uygarlıklarda, modern tıbbın temelini oluşturan ilk bilgiler, dönemin dünya görüşü içinde yorumlanmış ve dinî-mitolojik görüşlerden de etkilenmiştir. Dünyaya bakış açılarının temelinde din ve büyü olan toplumlarda, tıbbın sihirden etkilenmesi tabiîdir, hatta bu etki böyle bir bakış açısının zorunlu bir sonucudur. Bu sebeple bu tür toplumlarda, ilmi temelli tıbbın sihir ve dini görüşler ile iç içe olduğu görülür.  Önceleri tıp tarihi Yunan uygarlığı ile başlatılıyordu. Ancak bugün tıbbın temellerinin, Yunan’dan daha önce Mısır ve Mezopotamya’da atıldığı bilinmektedir. Bugün üzerinde yaşadığımız Anadolu topraklarını askerî ve siyasî bir güç altında toplayan ilk toplum Hititlerdir. Hititlerin Anadolu’da kurduğu büyük uygarlık içinde, farklı kültürlerin etkileri görülür.
 Hititler çeşitli alanlarda olduğu gibi, sağlık sahasında da diğer uygarlıklardaki tıbbi gelişmelerden etkilenmişlerdir. Böylece ilk olarak kendi yaşadıkları bölgede sık görülen hastalıklara çözüm arama yoluna gitmişlerdir.

Hititler döneminde Anadolu’da gelişen tıbbî faaliyetler ve hekimlik hakkında bilgi veren belgeler henüz yeterli değildir. Ancak eldeki belgeler ışığında, Hititlerde de Mısır ve Mezopotamya’daki gibi gelişmiş tıbbî faaliyetlerin olduğu anlaşılmaktadır.

1. Hititlerde Anatomi Bilgisi
Bu bölümde Hititlerin insan vücudunu ve organlarını ne ölçüde tanıdıkları ve organların faaliyet ve işleyişini ne kadar bildikleri araştırılmıştır. Hititlerde, “anatomi kitabı” niteliğinde bir tablet ele geçmemiştir. Bu sebeple Hititlerin insan anatomisi hakkındaki bilgilerine, ancak rituallerde geçen ve vücut organlarıyla ilgili olan bazı terimlerden ulaşılmıştır. Ayrıca Hitit anatomi bilgileri günümüz anatomisine taşınarak, Sistematik Anatomi açısından bir şema hazırlanmıştır. Bölümün sonunda ise konuyla ilgili tüm bilgilerin insan vücudu üzerinde gösterilebilmesi ve Hititlerin bu konudaki bilgi seviyesinin daha iyi anlaşılabilmesi için, insan vücudunu gösteren diyagramlar üzerinde, Hitit tabletlerinde geçen iç ve dış organlar gösterilmiştir.
İnsan vücudunu meydana getiren sistem ve organlardan Hititçede karşılığı bilinenler, metin yerlerine göre tartışmalarıyla birlikte ele alınmıştır. Bu amaçla hekimlik ve cerrahlık bakımından anatomi öğretiminde kullanılan çeşitli metotlardan biri olan “sistematik anatomi” temel alınarak insan vücudu, sistemler halinde incelenmiş ve bugün bilindiği kadarıyla, Hitit anatomi bilgisini oluşturan ve çivi yazılı birçok Hitit tabletinde geçen organlar ve isimleri her bir sistem içine yerleştirilerek incelenmiştir. Bu bölümün sonunda ayrıca Hititçe-Türkçe, Türkçe-Hititçe ve Hititçe-Almanca, Almanca-Hititçe Anatomik Sözlük başlıkları altında Hititçede geçen organ isimleri, alfabetik olarak listelenmiştir.

2. Hitit Tıbbı Bu bölümde, eldeki yazılı malzemeye dayanılarak Hititlerde hastalıklar, teşhis ve tedavileri ve hekimler hakkında bilgi verilmiş ve Hititlerin doğum konusundaki bilgileri, kendi dönemlerindeki diğer toplumlarla karşılaştırılarak, Hitit tıbbının seviyesi üzerinde bir yorum ve değerlendirme yapılmıştır. Ayrıca Hitit belgelerinde geçen ve sağlık-hastalık-temizlik ve pislik ile ilgili terimler incelenerek, Hititlerin bu kavramlar karşısındaki bakış açıları ortaya konulmuştur.

A) Hastalıklar
a) Hitit belgelerinde geçen bazı hastalıklar
Dünya üzerinde hastalıkların ortaya çıkışı, insanlık tarihinden eskiye dayanır. Medeniyetler kurulduktan sonra da hastalıklar varolmuştur. Anadolu’da da çok sayıda hastalıkla karşılaşılmıştır. Hititlerin maruz kaldığı hastalıklar karşısındaki tavırlarını, onlardan zamanımıza kalan çivi yazılı kil tabletlerden öğrenmekteyiz.
Hititler devrinde Anadolu’da görülen hastalıkların en kötüsü, kitle halinde ölümlere yol açtığı bilinen ve henkan denilen hastalıktır. Bu hastalığın veba, kolera veya tifo gibi bir salgın hastalık olduğu düşünülebilir. Anadolu’da zaman zaman uzun süren kıtlıkların ve salgınların olduğu bilinmektedir. 1. Şuppiluliuma devrinde başlayan ve 2. Murşili devrinde de devam eden veba salgını, bu tür salgınlar arasında yer alır. Bu dönemde tesirini gösteren veba, 2. Murşili’nin veba dualarının da konusunu teşkil etmiştir. 2. Murşili’nin veba dualarından, vebanın o devirlerde Hatti ülkesini perişan ettiğini anlamak güç değildir. Vebanın ortadan kaldırılabilmesi için hemen her yolun denendiği anlaşılmaktadır. Veba dualarından anlaşıldığı kadarıyla Murşili, vebanın sebebini, babasının döneminde yapılan haksızlık ve kötülüklere bağlar ve babası 1. Şuppiluliuma’nın yaptığı haksızlıklar yüzünden tanrıların kızarak, tüm ülkeye böyle büyük bir ceza verdiklerini ifade eder:
1. Veba Duası (KUB XIV 14 + KUB XIX 1 ve KUB XIX 2)
Öy.
8 DINGIRMES EN[MES-IA SA] KUR URUHa-at-ti-kan UG6-an ki-sa-at nu KUR URUHa-at-ti hi-in-ga-na-az
9 ta-ma-as-t[a-at] na-at me-ik-ki dam-m[e-es-ha-it-ta-at] nu ka-a-as mu 20. KAM me-ik-ki-ia
10 ku-it KUR [(URUHa-at)-ti] ak-ki-is-ki-it-ta-[ri nu am-mu-u]k se-ir A-UA-AT
11 IDu-ut-ha-[(li-ia DUM)]URISA DUMU IDu-u-ha-li [-ia] na[-a]k-ki-e-es-ta IS-TU DINGIRLIM-ia
34 an-da sa-an-ha-at-ten nu-kan A-BU-IA IS-TU SA IDu-ut-ha-li-ia is-ha-na-[az ak-ta A-NA A-BI-IA-ma]
35 ku-e-es DUMUMES LUGAL BE-LUMES PA LUMES LI-IM LUMES DUGUD an-da ki-sa-an-da-at nu a[-pu-u-us-sa a-pi-e-iz
36 me-mi-ia-na-az a-kir A-NA KURURU Hat-ti-ia-kan a-pa-a-as-pit me mi-as a-ar-as nu KURURU Ha-at-ti-ia a-pi-e-iz
37 me-mi-ia-na-az ak-ki-is-ki-u-an ti-i[-ia-a]t nu KURURU Hat-ti du-ua-a-an pa-ra-[a …]
38 ki-nu-na hi-in-kan pa-ra-a nam-ma da[-as-sa-u-]es-ta KUR URUHat- ti hi-in-ga-na-az [me-ik-ki]
39 dam-me-es-ha-it-ta-at na-at te-pa-u-e-[es-ta am-] mu-uk-ma-za IMur-si-li-is I[R-KU-NU SA(G)-az]
8 “Tanrılar, Efendi[leri]m! Hatti ülkesinde veba meydana geldi. Ve Hatti ülkesi vebadan (dolayı)
9 mahvoldu ve çok sıkıntı çekti, artık bu 20. yıl(dır).
10 (Ve) [Hatti] ülkesi devamlı (çok uzun zamandan beri) öldüğü için, (aklıma)
11 genç Tuthalya meselesi geldi
34 Ve babam, Tuthalya’nın kanlı cinayeti yüzünden [öldü];
35 [babamın tarafı]na geçmiş (olan) kral oğulları, beyler, binbaşılar (ve) daha yüksek (rütbeli) subaylar (da),
36 [bu] sebep (mesele) yüzünden öldüler. Bu şey Hatti ülkesinin üzerine de geldi ve [Hatti] ülkesi de [bu] şey yüzünden
37 ölmeye başladı ve Hatti ülkesi [zayıfladı] .
38 Ve şimdi veba daha da [beter] oldu; Hatti ülkesi vebadan (dolayı) [çok]
39 üzüldü (bunaldı) ve (nüfus olarak) daha azaldı. Ama ben, Murşili, sizin h[izmetkarınız],
40 [Tanrılar], benim [Efendilerim], [dualarımı] kabul ediniz, [yardımı]ma geliniz”

b) Hastalık sebepleri
Hitit toplumunda, hastalıklara sebep olduğu düşünülen faktörlerin başında tanrıların ihmal edilmesi veya onlara karşı işlenen suç ve günahlar, bedeni ve ruhi kirlilik, mağaralar, düdenler ve yer çatlaklarından çıkarak insanları kötü biçimde etkileyen birtakım kötü güçler, ölü ruhlarının huzursuz edilmesi ve karabüyü bulunmaktadır.

c) Tedavi
Bir hastalığı tedavi etmek amacıyla geliştirilen metotlar, o hastalığa sebep olduğu düşünülen faktörleri ortadan kaldırmak için düzenlenirler. Hititlerde, çeşitli hastalıklar ve rahatsızlıklar karşısında uygulanan tedavi usulleri iki grupta incelenebilir. Bunlardan biri büyü ve majik rituallerle tedavi, diğeri ise droglar kullanılarak yapılan tedavidir.
Hastalığın bir tanrı ya da başka bir güç tarafından verildiğine inanılıyorsa, hastalığı tedavi etmenin yolu, hastalık sebebi olduğu düşünülen güçlere yalvarmak, dua etmek, ritualler düzenlemek ya da kurban sunmaktır.
Hititlerde çeşitli hastalıkların tedavisinde büyüden faydalanılmıştır. Hititlerde büyünün dışında kullanılan bir başka metot da ‘günah keçisi’ denilen ve kötülüklerin keçi, koyun, fare, boğa, eşek gibi hayvanlara majik olarak geçirilmesine dayanır. İnsanın hasta olan kısımlarına, hayvanın kesilen uzuvları yerleştirilerek, insandaki hastalığın, hayvanın bu organlarına majik olarak geçeceği düşünülür. Hititler, bunlar ve bunlara benzer daha birçok majik tedavi metoduna başvurmuşlardır. Hititlerin, tedavisinde ‘büyü’ kullandıkları hastalıkların arasında birtakım psikolojik problemlerin yanısıra, üro-genital sistem hastalıkları ve pek çok hastalık da (göz hastalıkları, epidemik hastalıklar v.b.) bulunmaktadır.
Etkili ilaç aramaları sebebiyle, Hitit tıbbında büyünün yanısıra droglarla tedavinin de önemli bir yeri vardır. İlaç yapımında kullanılan droglar organik (bitkisel ve hayvansal) ve anorganik (mineraller v.b.) menşelidirler. Bitkiler, insanlar tarafından tedavi amacıyla kullanılan ilk ilaçlardır. İnsanoğlu, zamanla edindiği tecrübeler sonucunda, bitkilerin tedavi edici özellikleri olduğunu keşfetmiştir. Anadolu, iklim ve toprak özellikleri bakımından, üzerinde her tür bitkinin yetiştirilebildiği verimli topraklara sahiptir. Florası zengin olan bir yerde ikamet ettikleri için, Hititlerin de bu bitkilerden ilaç olarak faydalanmış olmaları doğaldır. Hitit tabletlerinde geçen bitkiler arasında, bugün Anadolu’da halen tıbbi amaçla kullanılan adamotu, banotu, haşhaş, mazı, mersin, meyan kökü, safran gibi bitkiler de yer alır. Tabletlerde, nebati drogların yanısıra, birtakım hayvansal ve madeni droglar da geçmektedir.
Hititler, hastalıkların tedavisinde hiçbir zaman lakayt davranmamışlardır. Tedavi için majik işlemlere başvurdukları gibi, droglardan da faydalanmışlardır. İlaç reçetelerinde geçen ilaçların bir kısmını ise dışardan (Mezopotamya ve Mısır’dan) ithal etmişlerdir.
Hitit tıbbı ve ilaçları hakkındaki bilgilerimiz, Hititlerin merkezi Hattuşa’da (Boğazköy) bulunmuş olan arşivindeki tabletlere dayanmaktadır. Bu arşivde ele geçen tıbbi metinlerin büyük kısmı Akkadcadır, bir kısmı ise Akkadcadan Hititçeye tercüme edilmiştir. Tıp ile ilgili bu tabletlerin başında hastalıktan bahsedilir. Hastalığın ismi verilir ya da özellikleri belirtilir ve hasta organlar sayılır. Sonra da bunları iyileştirmek için kullanılacak ilaçlar ve bunların hazırlanış şekilleri verilir. Bu ilaçların büyük bir kısmının bitkisel droglardan elde edildiği görülür.

B) Hekimler ve Tıp Eğitimi
Hititçede “hekim” anlamını karşılamak üzere, yabancı dillerden Hititçeye girmiş terimler bulunmaktadır. Sümercede “hekim” anlamına gelen LÚA.ZU Hititçede de kullanılmıştır. Ayrıca Sümercede “falcı, büyücü” anlamlarına gelen AZU kelimesi de Hitit tabletlerinde geçmektedir. LÚA.ZU ile LÚAZU farklı iki terimdir. Akkadcadaki karşılıkları da bunu gösterir. LÚA.ZU’nun Akkadca karşılığı ASU, LÚAZU’nun ise BARU’dur. LÚA.ZU “hekim”, LÚAZU ise “falcı,kurban bakıcısı,kahin” manasına gelir. Her iki kelimenin de Hititçede kullanılmış olması, Hitit hekimlerinin sadece büyü temelli tedavi uygulamadığını gösterir.
Kaynaklarda SALA.ZU’ya da rastlanmıştır. SAL “kadın” anlamına geldiği için, Hititler döneminde kadın hekimlerin de görev yaptığı anlaşılmaktadır. KUB XXX 42 I 8 ve devamındaki satırlarda, Hurrili bir kadın hekim (SALA.ZU ) olan Azzari’nin, düşman saldırılarına karşı, bir sıvı ile ordu komutanını, atları ve savaş arabalarını, ordudaki askerleri ve diğer savaş malzemelerini yağlayarak majik bir şekilde koruduğu anlatılır. Eldeki az sayıda belgeye dayanarak, Hitit toplumunda kadın hekimlere de başvurulduğu, ancak bunların tıbbi müdaheleden çok, majik işlemler uyguladıkları görülür.
Eski Yakın Doğu’da saray ve tapınağa bağlı olarak çalışan uzman personelin, sanatçıların ve bir ülkeden başka bir ülkeye giden veya gönderilen zanaatkarların arasında hekimler de yer almaktaydı. Bu hekimlerin yer değiştirmesi, genel olarak, hekimin bir şehir veya ülkeden başka bir yere gitmesi ve orada bir süre kaldıktan sonra, tekrar eski yerine geri dönmesi şeklindeydi. Ayrıca metinlerdeki ifadelerde, bu hekimlerin, başka bir yere gönderilirken, geri dönüşleri ve kalış süreleriyle ilgili sıkı kaideler getirilmiş olmasından, bulundukları ülkeler için çok değerli ve önemli oldukları anlaşılmaktadır. Bu hekimlerin daha ziyade Mısır ve Babil’den Hatti topraklarına gönderildiği bilinmektedir. Hititler bu yabancı hekimlere büyük değer vermişlerdir. Yabancı hekimlerin dışında tabletlerde isimleri geçen Hititli hekimler de bulunmaktadır. Bunlardan Hutupi ve Akiya, Hatti ülkesinin en meşhur hekimlerinden olup, saray halkını iyileştirme yetkisine sahiptiler. Hitit hekimlerini, sadece saraydaki hekimlerle sınırlamamak gerekir. Ayrıca Hitit ülkesinde, halkın tedavisiyle meşgul olan pek çok hekim de vardır. Ancak Hitit devlet arşivindeki tabletlerde geçmediği için bu halk hekimlerinin isimleri bilinmemektedir.
Hititlerde hekimlerin aralarında usta-çırak ilişkisi olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü hekimlerin, vazifelerini nasıl yerine getireceklerini belirten metinlerde “büyük hekim”, “küçük hekim” gibi ifadeler geçmektedir. UGULA LÚA.ZU (yönetici hekim, hekimlerin idarecisi), GAL LÚ.MESA.ZU (hekimlerin en büyüğü, şef hekim), LÚA.ZU SAG (başhekim), LÚA.ZU TUR KAB.ZU.ZU (yardımcı-talebe-küçük hekim; asistan hekim veya tıp öğrencisi ?) gibi unvanlar olması, Hititlerde hekimler arasında bir hiyerarşinin olduğunu göstermektedir.

D) Doğum ve Ebeler
Hattuşa’daki kazılarda açığa çıkartılan tabletler arasında, doğumdan bahseden ritual tabletleri de tespit edilmiştir. Doğumla ilgili olan bu tabletler vasıtasıyla, Hitit ülkesinde ebelerin (SALhasnupal(l)a) doğum öncesinde, doğum esnasında ve doğum sonrasında neler yaptıkları ve doğumda kullandıkları aletler hakkında bilgi bulunmaktadır. Mesela doğum öncesinde hazırlanması gerekli olan şeylerden bahseden KUB XXX 29 metninde: “Bir kadın doğum yapacağı zaman, ebe şunları hazırlar: [İki sandalye] (ve) üç yastık (öyle bir şekilde hazırlanır ki) her tabureye bir yastık yerleştirilir. Ve [bi]r yastık taburelerin arasına, yere koyulur. Çocuk düşmeye (yani doğmaya) başladığı zaman, [sonra] kadın, sandalyelerin üstüne oturur.”
Doğum ile ilgili rituallerden anlaşıldığı kadarıyla bir kadının gebelik durumuna ilk girişi, tanrıçaların onuruna düzenlenen bir tören ile belirginleştiriliyordu. Ayrıca kadının hamileliği süresince çeşitli tanrıçalara belirli dönemlerde ayinler düzenleniyor ve çeşitli zamanlarda kurbanlar sunuluyordu. Hamileliğin belirli bir döneminden sonra kadın, bir müddet için ailesinden ayrılabildiği gibi, doğumların evde gerçekleştirildiği de oluyordu. Ayrıca doğum öncesinde kadının, dini yönden doğum yapmaya elverişli bir durum içinde bulunup bulunmadığı, tanrı veya tanrıçalara karşı görevlerini eksiksiz olarak yerine getirip getirmediğini anlayabilmek için kehanet yoluyla sorular sorulur ve eğer bu soruların cevabı negatif olursa, (bu durumu düzeltmek için) tanrılara kurbanlar sunulurdu. Doğum sonrasında anne, doğum aletleri ve yeni doğan çocuk için dini yönden temizle(n)me ritualleri yapılıyordu. Bu arındırma ritualleri çocuk dünyaya geldikten sonra çeşitli zamanlarda (ikinci gecede, dördüncü gecede, yedinci gecede v.b.) gerçekleştirilmiştir. Hititlerde doğumla ilgili faaliyetlerin bir kısmı hijyenik karakterde, büyük bir kısmı ise majik ve dini temellidir. Hitit doğum adetlerini gösteren Papanikri Rituali (KBo V 1=Bo 2001), doğumla ilgili ritualler arasında zamanımıza kadar en iyi şekilde kalmış Hitit belgelerinden biridir. Bu metinden, Hitit kadınlarının doğumu gerçekleştirmek için gittikleri bir doğum evinde doğum sandalyesine oturdukları ve doğum sırasında doğum sandalyesinde (harnau) kırılma olduğunda (bu durumun Hititler tarafından ‘lanet’ olarak kabul edilmesi sebebiyle) doğum yapılan yerin değiştirildiği anlaşılmaktadır:
KBo V 1 Öy. I
UM-MA IPa-a-pa-ni-ik-ri LÚ hat-ti-li SA KUR URUKum-ma-an-ni ma-a-an SAL-za har-na-a-u-i e-es-zi nu DUGLIS.GAL har-na-a-u-ua-as hu-ni-ik-ta-ri na-as-ma GISKAK du-ua-ar-na-at-ta-ri nu-za ma-a-an SALTUM na-a-u-i ha-a-si na-as-kan a-pi-ia-bat an-da e-es-zi nu GISDUBHI.A EGIR-pa ha-as-sa-an-zi nam-ma Ú-UL su-up-pi
nu LÚ hat-ti-li-is har-na-a-u sa-ra-a da-a-i U-NU-TEMES-ia-kan ku-e an-da-an na-at sa-ra-a da-a-i na-at-kan ma-ah-ha-an KA-as pa-ra-a ar-nu-zi nu KA-as pi-ra-an 1 MUSEN A-NA DA-li-ta-pa-ra ua-ar-nu-zi 1 MUSEN-ma A-NA DINGIR MES URU LIM ua-ar-nu-zi
nam-ma har-na-a-u U-NU-TEMES-ia si-na-ap-si-ia pi-e-da-a-i na-at a-ra-ah-za dam-mi-li pi-di da-a-i nu-za-kan SALTUM an-da-an-bat ha-a-si LÚ hat-ti-li-is-sa A-NA SALTUM ki-is-sa-an te-iz-zi ar-ha-ua-za a-ri-ia I-NA E ka-ri-im-mi-ua-at-tak-kan ku-it an-da sa-ta-a-is
nu-za ar-ha a-ri-ia-zi nu-us-si ma-a-an DINGIRLUM ku-is-ki kar-tim-mi-ia-u-ua-an-za na-an-za si-pa-an-ti nam-ma 2 DUGLIS.GAL har-na-a-u-ua-as i-ia-zi NA.AK.TAM.MA-ia-as-ma-as 2 DUGLIS.GAL i-ia-zi 4 GISKAKHI.A-ia i-ia-zi
Öy.I
“Kumanni ülkesinden Hattili rahip (din adamı) Papanikri şunları söyler: Doğum sandalyesinde bir kadın bulunduğu sırada doğum yapılacak yerin (doğum sandalyesinin) küveti zedelendiğinde veya bacağı kırıldığında ve kadın henüz doğurmamışsa, bu kadın o yerin içinde öylece kalır, yeniden bir tahta sandalye kurulur. Bu kadın şimdi artık (dini açıdan) temiz değildir. Hattili rahip doğum sandalyesini ve içinde bulunan alet-edevatı yükseğe kaldırır. O, bunları kapıya (şehrin dış kapısı) doğru taşırken, kapının önünde tanrı Alitapara’ya, yakarak bir kuş kurban eder. Ve (sonra) o; doğum sandalyesini ve aletleri şinapşi’ye getirir (taşır), o bunları (kadının) yakınında (başka) bir yere koyar, sonra kadın orada doğum yapar ve Hattili rahip, kadına şunları söyler: Tapınaktaki bozukluğun sebebini fal yolu ile öğren! Bu kadın fal sorularına başvurur ve eğer herhangi bir tanrıyı kızdırdıysa, ona sıvı kurban eder. Sonra rahip, doğum sandalyesinin 2 küvetini yapar ve onlar için muhafaza olarak 2 tane küvet ve 4 bacak daha yapar “.
Doğum’ denildiği zaman akla gelen kavramların arasında doğumu yaptıran kişiler yer alır. Eski çağlarda doğumu yaptıranlar ‘ebeler’ idi. Hititlerde de doğumun, ebeler ((SAL)hasnupal(l)a-) vasıtasıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Hititlerde ebenin aktivitelerini iki kategoriye ayırmak mümkündür. Bunlardan ilki doğum için gerekli malzemeyi hazırlamak ve çocuğu doğurtmaktır. İkincisi ise çocuk doğduktan sonra, yeni doğan bebek adına, kötü etkileri bebekten uzaklaştırarak bebeğe iyi bir alınyazısı bahşetmeleri için tanrılara dua etmektir.

Sonuç: Hitit Tıbbi Bilgilerinin Seviyesi
Anadolu’da çivi yazısı sistemini kendi dillerine uygulayan ve Anadolu’yu askeri ve siyasi bir güç altında toplayarak büyük bir medeniyet kuran Hititlerin tıp sahasındaki bilgileri, ele geçen tabletlerden öğrenilebilmektedir. Ancak bu döneme ait tıbbi faaliyetler hakkında bilgi veren bu belgelerin yeterli olduğu söylenemez.
Hitit tıbbında etiyoloji (hastalıklara sebep olan faktör), diagnoz (teşhis), prognoz ve terapi (tedavi) unsurları arasında etiyoloji diagnozdan daha önemlidir. Bir diğer ifadeyle, tedavi şekli hastalığın sebebine göre değiştiği için, hastalık sebebi çok önemlidir. Mesela bir hastanın gözlerindeki rahatsızlık, ortaya çıkan semptoma dayalı olarak “göz kanlanması” şeklinde teşhis ediliyordu. Etiyoloji’yi bulmak daha önemli ve zordu. Bunun için omen ile orakel (fal ve kehanet) metotlarına başvuruluyordu. Tedavi ise semptomu ortadan kaldıracak olan droglarla yapılan tedavi ve doğrudan etiyolojiye etki edecek olan dini ve mistik tedavi olmak üzere iki yönlü idi.
Tıp sahasında ilerlemenin başlıca faktörleri arasında insanlardaki hastalık ve rahatsızlık durumlarını ortadan kaldırma ihtiyacı yer alır. Bu faktör hem eski çağlarda hem de günümüzde etkili olmuştur. Hastalıkların asıl sebebinin, organizmaya dıştan tesir eden mikroplar olduğunun anlaşılması, ancak son asırlarda yapılan çalışmaların ürünüdür. Hititler, pislikten her zaman için uzak durmaya çalışmışlardır. Fakat pisliği, bir “ajan patojen kaynağı” olarak görmemişlerdir. Hititlerde gelişmiş tıbbi tedavi metotları yoktur; ancak tıbbi faaliyetlerin temelinde bulunan araştırıcı zihniyet mevcuttur. Tıp sahasında kendilerinden daha ileri ülkelerden hekim getirtmeyi ihmal etmeyen ve hastalıklar karşısında lakayt davranmayan Hititlerde, tıp vardır. Hititler hiçbir zaman kendi dönemlerindeki tıbbi gelişmelerden uzak kalmamışlar, onları her zaman takip etmişler ve bazılarını dışarıdan almakla da yetinmeyip kendi toplum yapılarına uygun hale getirmesini bilmişlerdir.

Hititlerde Anatomi Ve Tıp Gaye Şahinbaş Erginöz
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Bilim Tarihi Anabilim Dalı
Bu metin, yazarın Hititlerde Anatomi ve Tıp (İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fak. Yay. İstanbul 1999) adlı kitabına dayanmaktadır.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Orhan Kemal kendini anlatıyor; Nasıl ve Niçin Yazıyorum?

Gerçekten de, okurlar meraklıdırlar. Haksız da sayılmazlar. Ben, masa başından çok, fazlaca gezer dolaşırım. Yani iş, masa başına geçip yazmaya...

Kapat