Gülseven Medar sevilen şarkıları ve “Rind-i Şeyda” adlı albümü

1982’de Sivas Zara doğumlu sanatçının müziğe ilgisi çocukluğunda başladı. İstanbul Teknik Üniversitesi Ses Eğitimi bölümünü bitirdi. Marlen Adamadze ve Alexandra Ivanoff’dan antik arya ve Bel Canto şan teknikleri ile ses terapisi eğitimi aldı. Kendisi de şan eğitmeni ve ses terapisti olarak değişik müzik evleri ve konservatuarda çalıştı.

2008 yılında Diyarbakır büyükşehir belediyesi ve Hollanda Rast Tiyatrosu ile töre cinayetini konu alan ‘dilek’ adlı halk operasında başkarakter oyunculuğu yaptı. Yine Türkiye-Hollanda ortak yapımı ‘Hamlet’ müzikalinde Ophelia karakterini oynadı ve müziklerin besteciliğini yaptı. Her iki oyun da başta Hollanda ve Türkiye olmak üzere de birçok ülkede gösterildi


Sonraki şarkıya geçmek için >| şarkı seçmek için [>] işaretine basınız.

HollandaTheater Rast ve amsterdam Filarmoni Orkestrası ile ortak yapım olan Göç Türküleri projesi ve kompozitör Wim Selles yapımı ‘Bach Anatolia’ adlı konser projesinde yer alan sanatçı, Rind-i Şeyda adlı solo albümünü 2010 yılında çıkardı. Savaş Kadınları, Karacaoğlan Sevdası, Bizim Ninniler gibi karma albüm projelerinde yer aldı. Yinon Muallem’in “Meeting of heart “adlı albüm projesine de sesiyle ve bestesiyle katılan sanatçı, Türkiye ve birçok ülkede çeşitli dil ve içerikte konserler yapmaya devam ediyor.

“Rind-i Şeyda”  albümü

Sonraki şarkıya geçmek için >| şarkı seçmek için [>] işaretine basınız.

Söyleşi: Birol Korkmaz

Öncelikle sizi tanımakla başlayalım. Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz?
Ben Sivas-Zara doğumluyum başka bir isimle Koçgiri. 18 yaşıma kadar orada yaşadım. Konservatuar eğitimi için İstanbul’u mesken tuttum. İ.T.Ü. Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Ses Eğitimi bölümünden mezun oldum. Devamında Arif Sağ’ın yaptığı bir ses yarışmasında derece aldım ve Arif hocanın desteğiyle ve ayrıca Erdal Erzincan’ın gönüllü yönetmenliği ve değerli dostlarımın da katkılarıyla “Rind-i Şeyda” adlı bir albüm çalışması yaptım. İlerleyen zamanlarda çeşitli konser ve müzikal projeleriyle de müzik yaşamımı sürdürdüm. Halen de devam eden projelerle çalışma içerisindeyim.

Doğup, büyüdüğünüz Koçgiri yöresi müziğinizi ve çalışmalarınızı nasıl etkiledi, neler kattı çalışmalarınıza?
Koçgiri gibi yerel yaşam alanları müziği, dansı günlük yaşamında ve özel zamanlarda canlı tutarak sürdürüyor. Yöre insanının kendi zevkine has bir üslubu var ve o çerçevede doğaçlama şeklinde günlük işleri eşliğinde veya düğün-cenaze-cem gibi özel zamanlarda ağıtlarını, oyun havalarını ve deyişlerini seslendirerek yaşatıyorlar. Çocukluğumdan beridir bunun çokça şahidi oldum ve bende de şarkı, türkü, kılam, deyiş söyleme alışkanlığı doğal olarak oluştu. Genetik yetenekle de profesyonel çizgiye taşıyabilmek gibi bir şansım oldu.

Bilindiği üzere Koçgiri de ağıt yakıcı kadınlar yoğun olarak bulunmakta. Sizin de böyle bir özelliğiniz var mı? Ağıt yakıcılar çalışmalarınızı nasıl etkiledi?
Benim o ustalar gibi anında doğaçlama yapıp destansı sözler yaratma gibi bir yeteneğim aktif değil. Fakat odaklandığımda yöresel müziğe yakın melodiler bulabiliyorum. Bir ağıt veya uzun hava seslendirdiğimde onların sesi kulağıma geliyor ve onlara benzetme refleksiyle, onların okuyuş şeklini sesime yansıtmaya çalışırken buluyorum kendimi. Sonuçta kozmopolit bir şehirde ve birçok farklı kültürde müzikle yaşıyoruz ve bundan etkileniyoruz. Ben geleneksel bir eser seslendirdiğimde yönümü yöreye dönerek seslendirmeye özen göstermeye çalışıyorum elimden geldiğince.

Albümünüzün adı Rind-i Şeyda. Neden albümde bu ismi kullandınız?
Bu isim “Bugün güzellerin şahını gördüm” aldı semahta, Fuzuli’nin şiirinin bulunduğu ikinci bölümünde geçen bir söz. Manası itibariyle etkiledi beni ve uygun buldum ben de. Rind, ermiş kimse anlamına geliyor. Şeyda ise, aşktan çıldırmışlık hali… Anadolu tasavvufunda ve özellikle Alevi inancında bulunan “Hakikat aşkı” meselesi benim hassas olduğum bir konu.

Albümünüzde Kürtçe eserler de mevcut. Kürt müziğine baktığınızda durduğunuz yeri nasıl tarif edersiniz?
Koçgiri yöresi Kürtlerin yoğun olduğu bir yer. Bu yöre müziğinin Kürt müziğinde özgün bir yeri var. Bölge müziğini yöre üslubuna yakın şekilde seslendirmeye çalışan biri olarak kısmen de olsa bu üslubun taşıyıcısı olan yeni kuşaktan biri olarak görüyorum kendimi.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu (DBŞT) ve Amsterdam Rast Tiyatrosu ortak yapımı olarak hazırlanan W. Shakespeare’in başyapıtı olan “Hamlet” te oyunculuk ve okuduğunuz stranlarla katkıda bulundunuz. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?
Ophelia karakterini müzikal olarak canlandırdım. Kendi seslendirdiğim 5 kılam ve stranı sahnenin dramasına göre bestelemeye çalıştım. Bu eserlerin bir kaçında Koçgiri üslubuna yakın müzikler de oldu. Kürt müziğinin formunu yakalamaya çalıştım bu eserlerde. Yani geleneksel forma yakın besteler oldu.

Kürtçe müzik ile ilgili son dönemde hükümet eli ile belirlenilmeye çalışılan ve yaptırım uygulanan bir müzik tarzı var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yalnız müzikte değil, sanatın tüm dallarında hükümetlerin, ideolojik merkezlerin ve kazanç pazarlarının müdahalesi, yönlendirmesi olmuştur. Dönem dönem yoğunluğu değişir yalnızca. Bunların farkına varmak ve yaratımımızı, sanatı, geleneksel kültürü korumak, edindiğimiz doğru bilgi ve bakış açısıyla yalnızca mümkün olabilir. Sanatçı bağımsız olabilirse yaptığı sanatı yaşamla, insanla ve olgularla daha doğru ve etkileyici şekilde ilişkilendirebilir. Gerçek sanat bütün siyasal ve toplumsal gerçeklik diye algılatılmaya çalışılan bilgilerin de üstündedir. Sanat; insan ve olgunun saf birleşimidir. Tamamen yaşamsal ve kutsaldır. Etkisi büyüktür ve her zaman egemen olan tarafından toplumda değişim yaratılmak istendiğinde ilk elden geçirilen ve yıpratılan, gözden düşürülen sanat olgusu olmuştur. Sanat icra etme adayı olan herkesin dikkatli ve donanımlı olmasında yarar var.

24/03/2015 Salı, Sol

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Krishnamurti: Doğumdan ölüme hayatımız sonu gelmez bir çatışmadır

Kapat