Godot’u beklerken adlı oyun üzerine – Samuel Beckett

Godot’u beklerken; Vladimir, Estragon’un sürekli devam eden bekleyislerinin, bir agaçtan ve taslıklardan olusan düz, ıssız bir mekanda, Godot’u beklemelerinin hikayesi. Godot gelmemekte, bir ulak vasıtasıyla da her gün bir gün sonra gelecegini söylemektedir; görünüse bakılırsa Vladamir ve Estragon’un beklemesi bosunadır; ama bir yandan da Godot’un gelmeyecegine dair bir izde yoktur.
Estragon, unutkan biridir, Godot’u beklediklerini, dün ne yaptıgını unutur, bu sayede dünde,ondan önceki günde Godot’u beklediginin farkında degildir ve hergün ilk günüymüs gibi Godot’u bekler. Sürekli mekandan ayrılmak ister ama arkadasının uyarısıyla Godot’u bekledigini tekrar hatırlayınca vazgeçer.
Sembolik olarak, daha az farkındalıga sahip, daha az akıllı, daha rahat insanlara bir göndermedir. Uyuyakalır, rüyasında mutlu olabilir. Vladimir ise daha akıllı, bilinçli ama durusu, durumu, eylemleri Estragon’dan pekte farklı olmayan biridir. Daha fazla farkında olmak bes para etmiyordur. Her ikisi, ve onlara ugrayan bir hizmetçi ve efendisi de; batmıs, varolusu anlamsızlık olarak bilincine almıs, yenilmis bireylerdir. Sözcükler olarak bu yenilgiyi dillendirmeseler de, içinde bulundukları konum yenilginin ta kendisidir.

Belki de en büyük yenilgileri, zaman, mekan algısından ve tanrıdan koparılmıs olmaları. Geçmeyen zaman, aniden gelen geceler, sürekli aynı yerde bekleyen insanlar ve bir çiflikte yasayan, bir türlü gelmeyen
God(ot).
Oyun genel olarak bakılcak olursa küçük, tersi ispat edilemez mantık parçacıklarından olusuyor. Bir bütünlük, mantık parçalarının bizleri götürdügü bir yer yok tabi ki. Çünkü Beckett’a göre öyle bir yer yok.
Bir ateisttir Beckett, ama Camus gibi Tanrısız bir evrende insanı yüceltecek bir yasam biçimi seçmez. Beckett’ın kisileri, Tanrısızlıkta, karar vermeden beklerler. Bu durus bana kalırsa, tanrısızlık içinde en tutarlı durusdur. Beklemek. God(ot)’u beklemek. Beckett, bir yandan tanrısızlıkta ve tanrısızlıgın olusturdugu bütün anlamlarını yitirmis dünyada bekleme halini anlatırken, bir yandan da bunun tam tersi olarak kuralları olan bir yapıyla karsımıza çıkıyor; iki perdelik bir tiyatro oyunu.
Beckett, “Molloy, Malone Ölüyor ve adlandırılamayan” üçlemesinde, karakter önce vücutsal olarak eksiltilir ve kavanozda yasayan ‘adlandırılamayan’a dönüsür, bir yandan da dil de eksiltiliyordur.
Kısa cümlelerle baslayan bu eksiltme süreci, salt dogal seslere sonra da teybe kaydedilen
mekaniklesmis insan seslerine dönüsür. Aslında bir sonraki adımı tahmin edebiliyoruz. Susmak. Beckett’ta bunun farkındadır, yoksa ‘Godot’u Beklerken’ de her üç bes diyalogta bir uzun-kısa sususlar koymazdı. Tabi oyunlarının, romanlarının en basından beri bu son noktanın farkında olan Beckett tutarsızca davranmıs, susmak yerine, (görece) “saçma”lamayı tercih etmis, karakterlerini susturmaya baslamadan önce birkaç kelime konusturmak istemis.
Her türlü alıskanlıgın acılarımızın susturuculugunu yaptıgını savunan birisi, yazma alıskanlıgına da bundan öte bir anlam ifade etmiyordur herhalde. Aldıgı nobel ödülü ödül törenine gelmemis olmasını da buna yorabiliriz. Peki onu üretime iten neydi?
Bu nokta da Yelda Eroglu’nun saptaması bizi bir noktaya götürebilir. Sanat, (her hangi bir zanaat gibi), insanın ölümlü yazgısına avunma yollarından biri. Sanat sayesinde, bir zamanlar dünyada oldugunu ispatlayacak olan “sanatçı”; eserin izleyicileriyle birlikte ölümsüzlük sanısından payına düseni alacak, kısa süreli de olsa kendi varlıgına deger biçmesine yardımcı olacak. Yani Godot’yu beklerken, bir yar sevip, gözlerine dalıp, halini açmasını saglayacak.
Tanrı, Tanrısızlık arası salt metafizik bir okuma oyunu sınırlandırıyor bir yandan. San Quentin cezaevinde hükümlere oynanan Godot’u beklerken’i, mahkumlar soluksuzca izlerler. (halbuki paristeki ilk gösterimde zor anlasılır bulunmustu oyun). Oyun sonunda mahkumlara Godot’un ne oldugu soruldugunda “dıs dünya”, “toplum” gibi yanıtlar alınır. Oyunun bir basarısı da bu noktada, metin yazarın kendi baglamından neredeyse tamamıyle kopmus oldugundan, özdeslesmeye çok müsait. Ayrıca bu bana kalırsa, varolussal sorunlarımızın çözümü ya da bu sorunların farkına varılmasının, alınan egitim, ögretimle bir iliskisi olmadıgının örneği.
Yazılan metin, (Godot’yu beklerken’i okumakta dahil) topyekün bir anlamsızlıgı savunurken, ben ‘Godot’yu beklerken’i” mutlaka okuyun diye ortalıkta dolasmayacagım. Takılın.

Çeviren: Onur Eyüboglu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here