Karanlık Öyküler: Artık kendimden başka kimi kandırabilirim? – Stephen King

Stephen KingBence radyo oyunları yazmak, kayıp bir sanat. Bir zamanlar sahip olduğumuz kulaklarımızla görebilme yeteneğini kaybetmişiz.
Shakespeare stili oyun yazarlığı bir başka kayıp sanat. İnsanlar hâlâ kolejlerin sahneye koyduğu Hamlet veya Kral Lear’ı görmeye gidiyor ama birbirimize dürüst olalım: bu oyunlar televizyonda yayınlansa, Hamlet’i Brad Pitt, Polonius’u Jack Nicholson oynuyor olsa bile En Zayıf Halka veya Survivor Five: Stranded on the Moon gibi yapımlar karşısında izlenme şansları ne olur sizce?
Şiir, kayıp bir sanat değildir. Şiir, her zamankinden iyi durumda. Elbette gösteriş ve dehayı birbirine karıştıran aptallar çetesi her zamanki gibi çalıların ardına sinmiş durumda ama sanatın çok parlak temsilcileri de var. Bana inanmıyorsanız yerel kitapçı dükkanınızdaki edebi dergilere bakın. Okuduğunuz her altı berbat şiire karşılık bir iki iyi şiire rastlayabilirsiniz.

Devamı…Karanlık Öyküler: Artık kendimden başka kimi kandırabilirim? – Stephen King

Samuel Beckett: Eğer bir gün susarsam, bu artık söylenecek hiçbir şey kalmadığı içindir

Akşamüstü Gölgeleri
“Çektiğim acılar varlığımın inşasının irili ufaklı parçalarıdır. Sadece düşünmek var etmez insanı; duygularını, ruhunu ve hatta zekasının geliştiren asıl öğreticiler acılardır. O halde varım çünkü acı çekiyorum.
Doğduğum günden beri anlatmak istediklerim var ve elbette asla anlatmayacaklarım ve anlatıyor gibi yapıp asla anlatmadıklarım. Önce akciğerlere değen oksijenin yakıcılığıyla başladı ilk acılar, sonra dünyanın anlamsızlığını düşünüp duran beynimin kıvrımlarındaki patlamaların elektrik çarpmalarıyla.

Devamı…Samuel Beckett: Eğer bir gün susarsam, bu artık söylenecek hiçbir şey kalmadığı içindir

“Muhafazakar sanat” isteyenler aslında ne istiyorlar? – Ergin Yıldızoğlu

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Edebiyat Profesörü Mustafa İsen “Muhafazakâr kesimin nasıl bir demokrasi anlayışı varsa, muhafazakâr demokrasi diye bir şeyden bahsedebiliyorsak, o zaman ‘muhafazakâr estetik’ ve ‘muhafazakâr sanat’ diye bir şeyden de bahsetmek, bunun normlarını ve yapısını oluşturmak gibi bir yükümlülük içindeyiz.” açıklaması AKP çevrelerinde “canlı” ama bir o kadar da sığ bir tartışma, katkı yapma heyecanı yarattı, bir manifesto bile yayımlandı.
Manifesto’cular, inanılmaz bir sığlıkla, konuya ne kadar yabancı olduklarının dahi ayırdında olmadan yazarken, Yeni Şafak Yazarı Yusuf Kaplan gibi, belli bir entelektüel derinliğe sahip olduğundan, bu sığlıktan neredeyse yüzü kızaran yazarlar da vardı.

Devamı…“Muhafazakar sanat” isteyenler aslında ne istiyorlar? – Ergin Yıldızoğlu

Eğlendirici tiyatro mu? Öğretici tiyatro mu? – Bertolt Brecht

Birkaç yıl önce modern tiyatrodan söz açıldı mı, Moskova, New York ve Berlin tiyatroları gelirdi akla. Jouvet’nin Paris’te, Cochran’ın Londra’da sahneye koyduğu bir oyunun, Habima’nın bir Dybuk temsilinin anımsandığı da olurdu. Gerçekte Mybuk temsilleri de Rus tiyatrosundan sayılırdı; çünkü Vaçtangov sahneye koyardı bunları. Ama modern tiyatroya kucak açan, bu üç tiyatro başkenti vardı yalnız.
Rus, Amerikan ve Alman tiyatroları enikonu birbirinden ayrılıyor, ama modern nitelik taşımaları, yani teknik ve artistik yenilikler getirmeleri bakımından da birleşiyordu; hattâ bir ölçüde üslûp benzerlikleri gelişmişti aralarında. Bu da, kuşkusuz, tekniğin (yalnız doğrudan tiyatro değil, filim tekniği gibi tiyatroyu etkileyen tekniklerin) uluslararası karakter taşımasından ve adı geçen kentlerin ileri sanayi ülkelerinin büyük ve öncü kentler olmasından ileri geliyordu. Son zamanlarda, eski kapitalist ülkeler içinde Berlin tiyatrosu önderliği adeta ele geçirmiş, modern tiyatronun ortak yönleri, bu tiyatronun çalışmalarında en güçlü ve bir süre en parlak anlatımına ulaşmıştı.

Devamı…Eğlendirici tiyatro mu? Öğretici tiyatro mu? – Bertolt Brecht

Kahraman ve “Tragedya” Açısından Lukacs, Brecht ve Benjamin*

Lukacs modern sanatı totalite duygusundan, totalite anlayışından ve belirli bir perspektif ten yoksun olduğu için eleştiriyor ve beğenmiyordu. Oysa, Brecht ve Benjamin’e göre, 19. Yüzyılın ortalarına kadar yaşanan toplumsal realite, realiteyi algılayan sanatçının bu ikisine sahip olmasına hâlâ olanak tanımaktaydı. Yaşadığımız Yüzyıl ise sanatçıya böyle bir totalite duygusu ve bütün’ün kavranabilmesinden oluşacak perspektif edinme olanağı tanımamaktadır. Yaşadığımız Yüzyıl, gerçekliğin “sahih” yüzünü görebilmemiz için açık seçik bir perspektife yaslanmaktan, gerçekliği bir totalite olarak görebileceğimizi sanmaktan çok, gerçekliği (realiteyi) oluşturan ayrıntılardan, önemsiz bulunduğu için kenarda-köşede kalmış şeylerden yola çıkmamızı gerektiriyor. Bu nedenle, günümüzün sanatı fregmancı olmak zorundadır.

Devamı…Kahraman ve “Tragedya” Açısından Lukacs, Brecht ve Benjamin*

Samuel Beckett: Varoluştan “Öz”e 100 Yıllık Yolculuk – Ayşegül Yüksel

Beckett’in çıplaklaşmış dünyasına en yaraşan insan tipini, toplumla tüm ilişkileri kesilmiş, sahip olabildikleri eşyalar bile olabildiğince sınırlı, ‘uzam’ın ve ‘zaman’ın bağlayıcılığından arınmış, yeri yurdu olmayan garip serseriler oluşturur. Beckett bu insan tipini Molloy başlıklı romanının kahramanı Molloy’da ve Godot’yu Beklerken’in iki başkişisi Vladimir ve Estragon’da somutlaştırır. ‘Sofokles’in Oedipus’unun Kral Oedipus ve Oedipus Kolonos’ta oyunları arasında geçen süreyi kaplayan ‘sürgün’ yaşamı, ya da Lear’ın ‘fırtına’ sahnesi boyunca ‘zaman’, ‘uzam’ ya da ‘toplumsal kimlik’ sahibi olmanın güven vericiliğinden yoksun olarak ‘bilinçte’ yaşadığı sancılı süreç, Molloy’un, Vladimir’in ve Estragon’un öykülerinin tümünü oluşturur.

Devamı…Samuel Beckett: Varoluştan “Öz”e 100 Yıllık Yolculuk – Ayşegül Yüksel

Bilinmeyen bir kişiyi – bir şeyi beklemek, Godot’yu Beklerken

Godot’yu Beklerken 1948 yılında Fransızca olarak yazıldı ve 1953’te Paris’de sahneye kondu. Avangard olarak nitelenmesine karşın hızla klasikleşti. Oyunun varoluş sancıları çeken kahramanları Vladimir ve Estragon, yolları kesiştiğinde birbirleriyle iletişim kurmaya çalışırlar. Her gün yinelenen bu ritüelde bellek işlevinin yerine getiremeyince de gerçekliğin kesinliğinden uzaklaşmaya başlarlar.
Eylemsizliklerine yenilmiş insanların, Godot adında ne olduğunu bilinmeyen bir kimseyi veya “şeyi” beklemelerini konu alan absürd tiyatronun en önemli eserlerinden birisidir.
Oyun Türkiye’de 1963 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu tarafından oynanmış aynı zamanda AST’ın ilk oyunu olmuştur.

Devamı…Bilinmeyen bir kişiyi – bir şeyi beklemek, Godot’yu Beklerken

Bir Delinin Hatıra Defteri – Nikolay Vasilyeviç Gogol

gogolArtık dayanacak halim kalmadı. Tanrım! Neler yapıyorlar bu adamlar bana!.. Duymuyor, görmüyor, dinlemek istemiyorlar beni. Ne yaptım onlara?.. Neden eziyet ediyor, benim gibi zavllıdan ne istiyorlar, ne verebilirim onlara? Hiç bir şeyim yok… Bittim artık, dayanamayacağım… İşkencelerinden başım ateşler içinde yanıyor, her şey dönüyor gözlerimin önünde… Yok mu beni buradan kurtaracak bir?.. Bir troika; yıldırım gibi atlar koşulu troika gelsin!.. Babayiğit bir arabacı süsrsün aslanlarını, şıngır şıngır ötsün çıngıraklar… Uçursunlar beni bu cehnennem dünyasından… Uzağa, çok uzağa… Hiçbir şey göremeyeceğim, duyamayacağım bir yere…

Devamı…Bir Delinin Hatıra Defteri – Nikolay Vasilyeviç Gogol

Öykü, yazı, şiir ve oyunlar hazırlan­mış tek kişilik bir oyun; Birtakım Azizlikler*

Oyuncu (kız veya erkek): İster aydın olsun, ister halktan bir yurttaş, bugün herkesin mem­leketin durumunu bilmesi ve birbirine “Nereye gidiyoruz?” diye sor­ması gerekir ki, durumumuzu açıkça bilip yurttaşlık görevimizi ya­palım, gerektiğinde hükümeti de uyaralım; yurttaşlık görevi bunu gerektirir.
Ne yazık, öyle yurttaşlar biliyoruz ki, sabahleyin evlerinden çık­tıklarında daha nereye gideceklerini bile bilmiyorlar. Eğer bizler, bi­rer yurttaş olarak nereye gideceğimizi bilmezsek, hükümet nerden bilsin? Biz her şeyi hükümetten bekliyoruz. Şurası bir gerçek ki hiç­bir hükümet, ne kadar geniş polis kadrosu olursa olsun, yine de ayrı ayrı her yurttaşın nereye gittiğini bilemez. Değil mi efendim? Buna polis yetmez. Demek ki, biz emniyet makamlarına yardımcı olmak için birbirimizi izleyerek, her yurttaşın, hatta kendimizin nereye git­tiğini bildirmeliyiz ki, hükümet de ona göre nereye gidildiğini bile­rek gereken önlemleri alsın.

Devamı…Öykü, yazı, şiir ve oyunlar hazırlan­mış tek kişilik bir oyun; Birtakım Azizlikler*

Marx, Genco Erkal’la sahneye dönüyor; “Ben hem öldüm, hem ölmedim, işte size diyalektik”


Sivas ’93, adlı oyun ile yurtiçi ve yurtdışında 71350 izleyiciye ulaşıp 150 oyun oynayan Dostlar Tiyatrosu Howard ZINN’in yazdığı, Özüm ÖZGÜLGEN’in çevirdiği, Genco ERKAL’ın yönetip oynayacağı MARX’ın DÖNÜŞÜ adlı yeni oyunu Muammer Karaca Tiyatrosu’nda 27 Şubat’ta başlıyor.

Devamı…Marx, Genco Erkal’la sahneye dönüyor; “Ben hem öldüm, hem ölmedim, işte size diyalektik”

Godot’u beklerken adlı oyun üzerine – Samuel Beckett

Godot’u beklerken; Vladimir, Estragon’un sürekli devam eden bekleyislerinin, bir agaçtan ve taslıklardan olusan düz, ıssız bir mekanda, Godot’u beklemelerinin hikayesi. Godot gelmemekte, bir ulak vasıtasıyla da her gün bir gün sonra gelecegini söylemektedir; görünüse bakılırsa Vladamir ve Estragon’un beklemesi bosunadır; ama bir yandan da Godot’un gelmeyecegine dair bir izde yoktur.
Estragon, unutkan biridir, Godot’u beklediklerini, dün ne yaptıgını unutur, bu sayede dünde,ondan önceki günde Godot’u beklediginin farkında degildir ve hergün ilk günüymüs gibi Godot’u bekler. Sürekli mekandan ayrılmak ister ama arkadasının uyarısıyla Godot’u bekledigini tekrar hatırlayınca vazgeçer.

Devamı…Godot’u beklerken adlı oyun üzerine – Samuel Beckett