Ezilenlerin Terbiye Edicisi Olarak Mizah – B. Sadık Albayrak

Mizah üzerine düşünmüş az sayıdaki düşünürden biri olan Bergson, gülmenin, toplumsal hayatın olağan akışının dışına çıkan insanın davranışlarını ve değerlerini törpüleme, bir anlamda terbiye etme işleviyle yüklü olduğunu savunuyor. Bunun, günümüzün dünyasında yaşanan toplumsal hayatı incelediğimizde, gülme’nin veya ona kaynaklık eden mizah etkeninin sorgulanması açısından son derece önemli bir saptama olduğunu düşünüyorum. Çünkü bugünün dünyasındaki toplumsal hayatı son derece çirkin, sorunlu ve insan tüketici buluyorum. Böylesi bir toplumsal hayatın belirlediği ilkelerin üzerinde temellenen mizah, gülme ya da Bergson’un deyimiyle toplumsal terbiye, benzeri olumsuz sonuçları pekiştirecektir. Gülünç görünen, bu çirkin hayatın dışına düşen güzel, olacaktır belki. Mizah, insanı alçaltıcı bir ahlak anlayışının doğru ve haklı gösterilmesinin bir aracı olacaktır.

Bu ilişkiyi tarihi boyutuyla kurduğumuzda ise, bir başka önemli sonuçla karşılaşıyoruz. İnsanı çürütücü, yoksullaştırıcı, sınırlayıcı toplumsal ilişkilerin parçalanmaya başladığı ve geliştirici, özgürleştirici insan ilişkilerinin doğduğu koşullarda gülme, mizah yaratımı tam tersi bir işlev yükleniyor, insanı hapseden geri ve çirkin davranışların, ilkelerin yıkılmasında etkili oluyor. Rönesans’ın büyük edebi yapıtlarının, Decameron, Don Kişot, Gargantua’nın birer mizah eseri olması bunu gösteriyor. Tarihin dinamik güçleriyle, mizahın toplum ve insan üzerindeki etkinliği paralel ve geliştirici yönde akıyor. Aydınlanmada da bu birlikteliği buluyoruz. Burada mizah, eski, köhnemiş toplumun yıkıcısı, bu geri toplum insanının yeni toplumun gözünden terbiye edicisi rolünü oynuyor. Günümüzün dünyasının en önemli belirleyenlerinden birinin, dünya çapında yürütülen meta üretimi ve ticareti olduğunu biliyoruz. Üretimi ve tüketimi kontrol eden çok ülkeli tekellerin “Çok Taraflı Yatırım Anlaşması” adı altında yürütülen en son girişimlerinden biri, kapitalist devletlerin ülke insanına verebildiği birkaç kırıntı özgürlüğü de bu tekeller lehine ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Yine bunların egemenliğindeki gündelik hayat hızla tektipleşiyor. Yenilenler, içilenler, giyinilenler dünyanın her yerinde aynılaşıyor. Bunların sattığı “kola” “hayatın tek tadı”, tek tip “blue jean” özgürlüğün simgesi olarak benimsetiliyor.
Charlie Chaplin’in, tekellerin dünyasının insana ettiklerini anlatan o unutulmaz filmi Modern Zamanlar’ın, makinenin parçası haline gelmiş insan imajı hepimizin belleğindedir. Bugünün dünyası insanı yalnızca çalışma zamanında değil, gündelik hayatının bütün alanlarında, belirlenmiş, mekanik, tekdüze bir hayatın vidalarına dönüştürmek üzeredir. Bugün, artık, otomatlaşmış insan geneldir, normaldir, bunun dışında kalan insan ise marjinaldir. Gülünçtür. Çeyrek yüzyıl önce komik ve marjinal bulduğumuz, “arabesk” olarak adlandırılan müzik bugün iktidardır; İbrahim Tatlıses, gülünç değil, geniş bir kesimin hala kıskançlıkla baktığı idoldür. Böyle bir toplumda gülmenin terbiye edici gücü otomatlaşma ve tektipleşmeye ayak direyenlere yönelecektir.
Bu dönemin komiği okuyarak, yazarak bilgisini ve kişiliğini geliştirmeye çalışan insan, “entel” karikatüründe hırpalanacaktır. Doğrusu, bu karikatürün haklılığı da yok değildir. Ülke tarihinin, bilgiyi hep bir süs gibi kafasının üzerinde taşımaktan öteye gidemeyen aydın tipi için iyi bir hiciv de denebilir. Ancak bu tipin ortaya çıktığı tarihi dönemle ilişkilendirildiğinde, emeği aşağılayan, çalışmayla bir yerlere gelmenin önünü tıkayan, asalaklık, köşe dönücülük ve her türlü insani değeri çiğneyerek toplumda yükselmeyi idealleştiren bir toplumsal yapılanmanın ürünü olması anlamlıdır.
Bu dönemin bir başka mizah tipi “Zonta” adıyla sahneye sürüldü. Bu tipin son derece çelişkili anlamlar içerdiği söylenebilir. Bir yandan kentlinin köyden gelene duyduğu tepkiyi ve nefreti yansıtırken, bir yandan da “köşe dönücülüğün” değerlerine ya da değersizliklerine haklı bir eleştiriyi dillendirdiği düşünülebilir. Ancak bu tipte kurban ve celladı büyük bir yanılsamayla iç içe geçirilmişti. Köylü, yaşanan tekelci kapitalist transformasyonun bir kurbanı olarak toprağından sürülüp kentlere atılırken, kentlerde ortaya çıkan sorunların suçlusu durumuna düşürülmüştü. Aynı zamanda, kısa sürede büyük paralar elde etmiş “Hasbi Ağa” olarak ve “köşeyi dönmüş” bir “Zonta” olarak dönemin kazanan kesimine dönüştürülmüştü. Emek harcamadan elde edilenlere yönelik zayıf bir eleştiri, bu tipin kırsal kökeninin içerdiği çelişki nedeniyle etkisiz oldu. Bu karikatürden kalan baskın anlam, modern zamanların dişlileri arasına sokulan köylüyü törpülemeye yaradı. Egemen değerlere bağlı mizahın bayağılığının çarpıcı bir örneği olan bu tip, egemen ideolojinin sınıfsal bilinci körelten mantığına uygundur. Toplumsal sorunların kökenindeki sınıfsal çıkar çatışmalarının üzerini örtmüş, görünüşleri abartarak eleştirinin hedeflerini saptırmıştır.
Bugün, bu tip sahneden çekilmiş görünüyor. Çünkü tirtlistelmasyon başarılı olmuşa benziyor. Transformasyon başarılı olmuşsa, mizah da bu paralelde ise, terbiye edici kırbaç ezilenlerin sırtına inecektir. Çünkü böyle bir toplumun ortak değerleri, egemen değerleri emeği, dönüştürücü bilgiyi, okuyup yazmayı değersizleştirme üzerine kuruludur. Mizah, normdan sapanın gülünçleştirmesi ve bu yolla cezalandırılması ise, böyle bir toplumun mizahı bu yönde etkili olacaktır. Bu mizah değersiz bir mizahtır.
Bu mizahtan kurtuluş nasıl olabilir? Bu sorunun yanıtı, “ezilenlerin terbiye edicisi mizah”ın antitezinde gizlidir; ezilenlerin terbiyesini bozan, “egemenlerin terbiye edicisi bir mizah.” Bergson’dan yola çıkarak ortaya koyduğum mizah anlayışına, “kendiliğinden mizah” tanımlamasını getirmek istiyorum.
“Kendiliğinden mizah”, verili olanı eksen alır. Toplumdaki egemen ahlak anlayışı ve ilkelerin, olağan davranışların dışına çıkan insanı gülünçleştirir ve egemen olanı meşrulaştırır. Pekiştirir. İnsanları bu koşullara şartlandırır. Kendiliğinden mizah bu nedenle değiştirici, dönüştürücü değil, tutucudur. Bu mizahın üretimi de son derece kolaydır. Mizah sanatının eleştirel niteliğini yitirmesi ve tutucu hale gelmesinden kurtuluş, mizahın, toplumun eleştirel güçleriyle ve onların değerleriyle buluşmasından geçer. Yeniden muhalif bir mizah sanatının yaratımı, mizah sanatçısının bilinçli ve iradi çalışmasını gerektirir.
Kendiliğinden mizahın olağanı, verili toplumsal koşullardır; dönüştürücü mizah ise, insana ve topluma olması gerekenin ufkundan bakarak eleştiri getirir. Olması gereken belirsizdir, sınırları çizilmemiştir, özgürlüğe dönüktür. Buradan bakan mizah, otomat haline getirilmiş insanı göstererek, insanın, bu kuşatılmışlığı aşmasını hızlandırmaya çalışır. Bu mizahın tarihi örneklerini Rönesans ve Aydınlanmada bulabiliriz. Bizdeki örneklerini ise, 1908 Devrimi ertesinde, İkinci Emperyalist Savaş sonrasında, 50 Kuşağında ve yetmişlerin genç çizerlerinde bulabiliriz.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Marksist bütünsellik’in sorgulanması açısından akıl, ideoloji ve bilim

Burada, belirtilen noktalara ilişkin eksiklikler, belirsizlikler ve geliştirilmeye duyulan ihtiyaç göz önünde bulundurularak, kısaca, modernizmin felsefi ilkelerine bağlılığı açısından “Marksist...

Kapat