Edip Cansever: “Nedir mi insan? – ya nedir sahi, biraz anlatsanıza!. hadi anlatsanıza!

Edip CanseverBen sanki unuttum da yaşamakta olan her şeyi
acıyı, sevinci, aşkı, o her zamanki her şeyi
derim ki vakit olmayacak, olmayacak pek şimdi
hanlarda, ve pirinç karyolalarda, ve deliksiz uykularda gibi
tadarken bir ekmeği hep, kurarken bir cep saatini
tam öyle gibi, çok alıngan birinin doyumsuz yalnızlığında
o karanlık sözlerin daha bir kesinleştiği gibi
vakit pek olmayacak şimdi

bir bir gezindim de ben bütün mezarlıkları
zakkumları gördüm ve erguvanları
ölüler gördüm ölüler, bir avuç kemikle o sonsuz

onlar ki ne yaparlar, hiç bilmem – ben sevmem omuzlarımı
ayaklarımı da
takır da takır, takır da takır omuzlarımı
ayaklarımı
ayaklarımı, omuzlarımı
içimde yürürler doldurup uykularımı
dışımda yürürler, ki benden değiller gibi kaskatı
ah nasıl bilirim ben vakit olmadığını
yaşarken olmadığını, sonra hiç olmadığını
ve nasıl isterim ki, açınca bağrımı birden
der gibi, diyerekten: ey lazar çık dışarı!
çık dışarı, çık dışarı!
oysa ne mezarlar konuşur, ne lazar çıkar dışarı
ne de bir ses olur ağzımda: kaygılı, titrek
göstermek için sizlere yaşıyor diye insanı
ne sanki bir böcek gibi olduğum yerde kurumak
süpürün kabuklarımı!
ne öyle balıklar gibi vurmak kıyıya
döndürmek için sulara bir balık boyu yaşamı
ah nasıl bilirim ben vakit olmadığını
yaşarken olmadığını, belki hiç olmadığını
ya sonra nasıl işte, kuşkuyla soraraktan
insan, insan, insan! ben miyim, başkaları mı
ben miyim başkaları mı – yani bin köşeli, bin kıyılı
bir kavrayışla
istesek bir şey değil
istesek daha fazla
takır da takır, takır da takır omuzlarıyla
ayaklarıyla
nedir mi insan? – ya nedir sahi, biraz anlatsanıza!.
hadi anlatsanıza!
– elbette anlatırız, niye anlatmayalım
– insan mı dedik, ne dedik? haa, tamam, bize kalırsa..
– evet size kalırsa
– hiç canım, biraz oyalansanıza

ne çıkar siz bizi anlamasanız da
evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar
eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da.

hiçbir şey! işte çok beyaz yataklarda çok beyaz öğlen uykuları
bir suçun olmazlığı, bir elin çalmazlığı kapınızda
bir deniz – ta dibinden – süresiz duyduğunuz
kutsal ama din değil, bir tutku kafanızda

dersiniz: bir konser sonu, geçmekte yaz ikindilerinden
bir pencere sapsarı; ya sizden, ya müziğin renginden
dersiniz hiç çekinmeden
dersiniz: niye kullanmayayım ben bu duygusal zamanı
örneğin bir balkonu, oradan
balkona ekleyerekten bir dağ başını
sonra balkonla dağı
ansızın bitiştiren
öyle bir kuş sürüsü tek kuşa benzeyerekten
bir aşağı bir yukarı
niye kullanmayayım ben bu duygusal zamanı

niye kullanmayayım öylesi bir ustalıkla
bularaktan bir yüzü, okşayaraktan saçları
derim ki tam sırası, yakaraktan bir cıgara
üfleyip tutaraktan bir sürü akçıl dumanı
ve nasıl bir fiyakayla elleri cebe sokmalı
bilirim, böylece vakit olmalı

bilirim, böylece vakit olmalı
bir caddeyi kullanmalı az çok, bir göğü, bir kadeh siyah şarabı
denedim, sen varsın ya, sen olunca bir o kadar dayanıklı
yerler var, boyunca sokaklar, geçince çok duvarları
o duvarlar ki hep öyle: akasya, erzurum, askerlik fotoğrafları
ya kâğıtlar – ne de çok – çok gözlü bir deniz hayvanı kâğıtlar..
nerde bir alaska var, nerde bir alaska yok, işte onları
nerde bir afrika’yı
afrika.. ve akılda tutulan yerleşik insan kokuları
diyorum kullanmalı
o durmuş saatleri, baş başa evrensiz kalmaları
şehvetli çarşıları; çarşılar.. yağ, balık, gül yazıları
kocaman evleri sanki, bir kocaman anahtarları
bulanık bir göz gibi – tam öyle gibi – çok kaygan odaları
odalarda yan yana, erinçli, hür yatmaları
diyorum kullanmalı
“nereye? – bilmem ki..” işte o adamları
eskimiş kanları az çok, bir filmin koptuğu yeri, resimsi bakışları
peygamber soylarını, o uysal ateşleri, hurma şaraplarını
ve kutsal kitapları
öyle ya, sen varsın ya, sen olunca bir o kadar dayanıklı
bu ölümsüz kalmaları
yani bir sonsuza varmayı boyuna – biz ikimiz seninle
ama sen kimsin işte? bunu hiç sormamalı
bunu hiç sormamalı; bitmesin, sürsün diye
böylece, azıcık vakit olmalı

<İKİNCİ BÖLÜMÜ OKU | DÖRDÜNCÜ BÖLÜMÜ OKU>
Ne Gelir Elimizden İnsan Olmaktan Başka, Edip Cansever (Şiir -3. Bölüm) 

Kaynak: Adam Yayınları, Yerçekimli Karanfil, “Nerde Antigone” 1987

Yorum yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki yazıyı okuyun:
Çökmekte Olan Bir Sınıfta Aşkın İmkânsızlığı | İlk Aşk: Kirlenen hayaller – Turgenyev

Babalar ve Oğullar adlı, kuşak çatışması üzerine kurulu ünlü romanın yazarı Turgenyev, 19. yüzyıl Rus edebiyatında, daha çok Fransız gerçekçi...

Kapat