Bir Şehrin Kayıp Tarihi, Osmanlı Arşivlerinde Çapakçur ve Çorlik

bingol
Daha önce  Çapakçur*  Kalesi olan ismi sonra Çapakçur, 13 Aralık 1944 tarihinde ise Bingöl olarak değiştiriliyor. Sarp kayalıklar üzerinde kurulu olan  kale iskana elverişli olmadığından dolayı Çorlik’e naklediliyor. 1550 tarihli tahrir defterinde; Çapakçur Livası’nda şehirleşmenin minimum seviyede olduğunu, sakinlerinin neredeyse tamamına yakınının kırsal bölgelerde hayvancılıkla uğraştıkları ifade ediliyor. Çapakçur o dönem seksen sekiz köye sahip iken bu köylerden altısının gayri Müslimlere ait olduğu kaydediliyor. Abdullah Demir, Çapakçur Sancağı tarihinin önemli bir kaynağı olan Osmanlı arşiv belgeleri ve Çapakçur tarihiyle ilgili yazılı kitap olarak da Hicri 1005 tarihli Bitlis Hakimi Şeref bin Şemseddin’in Şerefnâme’si üzerine yaptığı Bingöl tarihi ile ilgili araştırmayı aşağıdan okuyabilirsiniz.

Hicri 1316 [M. 1898-1899] tarihli Bitlis salnamesinde 150 sene evvel Çapakçur’un Çorlik’e nakledildiği yazmaktadır. Bu tarihe göre Çapakçur’un Hicri 1166 [M. 1752-1753] tarihinde Çorlik köyüne nakledilmiştir. Çorlik Köyü’ne taşınan Çapakçur’un su yataklarının toplandığı yere yapıldığından sürekli sellere maruz kalıyordu. İskana ve şehrin gelişmesine elverişli olmayan bu yerden de 1950 tarihinden itibaren tedricen şehir merkezi Aşağı Çarşı olarak bilinen vadinin üst kısmında bulunan taraça ve düzlüğe nakledilmiş oldu. Çapakçur Sancağı tarihinin en önemli kaynaklardan biri Osmanlı Arşivi belgeleridir. Bunun yanısıra Çapakçur tarihiyle ilgili yazılı kitap olarak da Hicri 1005 (M.1596) tarihli Bitlis Hakimi Şeref bin Şemseddin’in Şerefnâme’sidir. Şeref Han, Çapakçur beylerinin Âl-i Bermek soyundan gelen Süveydî Beyleri olduğunu söylemekte ve bu bölgede uzun bir süre hüküm sürdürdüklerini ifade etmektedir. Süveydî Beyleri Abbasi halifelerinden Harun Reşit zamanında Bağdat’ı terk ederek Genc’e bağlı Hançuk denilen bir yere yerleşerek bu bölgede hakimiyetlerini kabul ettirdiler. Bu beyler zamanla çevrelerini genişleterek Çapakçur, Meneşkurd Genc, Hancuk, Ağçe Kale ve mülhakatındaki diğer bölgelerde de hükmünü icra ettiler. Çapakçur emirleri bölgedeki aşiretler arasında büyük nüfuza sahip cesaret ve yiğitlikleriyle ün yapmışlardır. Çapakçur’un Osmanlı’ya ilhakı Yavuz Sultan Selim, Çaldıran’da Şah İsmail’i ağır bir yenilgiye uğrattıktan sonra, Doğu Anadolu’yu da Safevilerin hakimiyetinden kurtarmak üzere Çaldıran seferinde beraberinde bulunan Mevlana İdris-i Bitlisi’yi bizzat görevlendirdi. İdris-i Bitlisi de yöre beylerinin “istimalet (gönül kazanma) yoluyla” kısa bir sürede Osmanlıya iltihakını sağladı.

Bölgede dağınık halde bulunan ve hiçbir zaman ittifaka yanaşmayan bu beylerin arasında bir uzlaşma sağlayarak Erzincan yolundan ilk önce Çemişkezek’e varıp o bölgenin hakimleri ve özellikle Merdisi Beyleri’nden olan Palu Hakimi Cemşid Bey’i ve Süveydî emirlerinden olan Çapakçur Emirlerini kendi yanına çekerek Safevilere karşı savaşmak üzere hazır hale getirdi. İdris-i Bitlisi, Çapakçur bölgesinden güvenilir bir elçiyi Bitlis’e, Hısn-ı Keyf, Hizan, Cizre ve Sason emirlerine göndererek Yavuz Sultan Selim’in fermanı gereği Erzincan Valisi Bıyıklı Muhammed Paşa’nın kuvvetlerine katılmalarını bildirdi. Bu ittifakın sağlanması sırasında, Diyarbakır’ın muhasarasına yardım etmek üzere Safevi kuvvetleri ile birlikte bölgeye gelen Şah İsmail’in emiri Kürd Bey fırsat bulup Çapakçur kalesini işgal etti. İdris-i Bitlisi Çapakçur kalesinin işgal haberini alır almaz derhal bölgede bulunan emirlerden Çemişkezek hakimi Kasım Bey ve Palu Hakimi Cemşid Bey’i de yanına alarak Çapakçur beyleri ile birlikte büyük bir kuvvet toplamış ve Safevilerin bütün yollarını kesmek üzere hazırlıklar başlamıştır. Ayrıca Erzincan’da bulunan Muhammed Paşa’ya da durumlarını bildirerek askeri birlikleriyle beraber acilen Kiğı kalesinde toplanmaları için haber göndermiştir. Bunun yanında İdris-i Bitlisi on bin kişilik bir kuvvetle Kiğı kalesine gelerek Muhammed Paşa kuvvetlerine katılmıştır. Daha önce Safeviler tarafından işgale uğramış olan Çapakçur kalesi Safevilerden alınarak, Kürd Bey komutasında bulunan askerler büyük bir hezimete uğratılmıştır. Yenilgiye uğrayan Kürd Bey’in askerleri ise Erçiş ve Adilcevaz taraflarına kaçmak zorunda kalmışlardır. Böylelikle Çapakçur kalesi, Doğu Anadolu’da bulunan diğer sancak ve kaleler gibi Hicri 921 [1515] tarihinde Osmanlı’ya iltihak edilmiştir. Safeviler tarafından işgale uğrayan bu bölgede yeniden idari düzenleme yapıldı. İlk idari taksimatı yapan İdris-i Bitlisi ve Bıyıklı Muhammed Paşa’dır. Bölge beylerinin itaat ve hizmetlerine karşılık ihtisaslarına göre daha önce mutasarrıf oldukları vilayet veya sancaklarına 15 Şeval 921 [22 Kasım 1515] tarhinde aynen atamaları yapılmış oldu. Daha önce Çapakçur beyi olan Sultan Ahmet Bey de diğer beyler gibi kendi sancağına tekrar atanarak, elkab ve ünvanı yazılarak beratı verildi.

Altı sene sonra Yavuz Sultan Selim’in ölümünü müteakip tahta geçen oğlu Kanuni Sultan Süleyman’ın ilk döneminde dahi Çapakçur Beyi’nin Sultan Ahmet olduğu kaydı bulunmaktadır. Kanuni döneminin ilk yıllarında düzenlenen Osmanlı Devleti’nin ilk idari taksimatını gösterir defterde de bölge beyleri içerisinde Çapakçur Bey’i Sultan Ahmed’in ismi de zikredilmektedir. Bu defterlerden birisi Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi D.9772 nolu vesikadır. Bu vesikayı uzun açıklamalar ve notlarla birlikte yayınlayan Ö. L. Barkan, bu belgenin [1526] senesine ait bir belge olduğunu tesbit etmiştir. Defterde adı geçen Sultan Ahmet’in Çaldıran savaşından önce de Çapakçur beyi olduğu Şerefname’de ayrıntılı bir şekilde beyan edilmektedir. Babası Abdal Bey’in vefatından sonra biraderi Subhan Bey ile ittifak kurarak birçok yerleşim birimini zapt etmek suretiyle geniş bir bölgeyi hakimiyeti altına almıştır. Çapakçur hanedanlarından olan Subhan Bey ile Osmanlı idaresi arasındaki ittifak uzun sürmedi, siyasi ve idari bazı çekişmelerden dolayı gelen emirlere itaat ve inkiyad etmedi. Kardeşi Sultan Ahmet’in de onun aleyhine dönmesi sonucu daha önce yörede sağlamış oldukları ittifak sayesinde büyük bir güce sahip olan bu hanedan giderek zayıfladı. Aralarına sokulan nifak tohumları sonuç verdi ve kardeşler arasında kavga başladı. Sultan Ahmet biraderini Kanuni Sultan Süleyman’a şikayet etmesi sonucu Divan-ı Hümayun’da aleyhine verilen karar üzerine Subhan Bey’in katline emir verildi. Çapakçur kalesi de Osmanlı Hükümeti tarafından tayin edilen ümera-i Osmaniye’den Timurtaş Bey’e verildi Netice itibariyle Hicri 956[1549/1550] tarihinde İsfahan Bey’in ölümünden sonra Sultan Ahmet’in Genç sancağına atandığı ve İsfahan Bey’in yerine Osmanlı paşalarından olan Timurtaş Bey’in Çapakçur Livasına aynı tarihte tayin edildiği ve tayin edilen Tumurtaş’ın idari olarak da Kığı Beyi Muhammed Bey’e bağlandığı, Bab-ı Asafi Ruus Kalemi Defteri 1452 sayfa 285’de yazılmaktadır. Osmanlı Devleti bir yeri fethettikten sonra o bölgenin nüfusunu ve gelir kaynaklarını tesbit etmek suretiyle tahriri yapılarak defter kayıtlarını tutar ve ona göre vergi talebinde bulunurdu.

Çapakçur sancağı Kanuni döneminde tahriri yapılmamış, sancak beyleri kendilerine tahsis edilen tımar arazileri ve reayaya ait şer’i veya örfi bir takım resimleri kendi nam ve hesaplarına toplayıp onların gelirleri ile mülki ve askeri hizmetleri yürütmüşlerdir. Fakat herhangi bir savaş halinde bağlı bulundukları Diyarbekir Eyaleti’ne elli asker ile birlikte savaşa iştirak etmişler. Gayri Müslimlerden alınan cizye vergileri bağlı bulundukları Diyarbakır Defterdarına ödemişler. Yavuz Sultan Selim döneminde yöre Osmanlı İmparatorluğuna katılınca bu üstün hizmetlerinden dolayı vergiden muaf tutulmuştur. Bu durum Osmanlının son dönemine kadar da devam ettiği vesikalardan anlaşılmaktadır. Nitekim aşağıdaki belge de bunu te’yid etmektedir. 28 Muharrem 1020 [12 Nisan 1611] tarihli Maliyeden Müdevver Defteri’nde Sultan I. Ahmet’in Çapakçur halkından vergi istemesi üzerine, yöre halkı bu karara itiraz ettiğini ve Sultan Selim tarafından vergiden muaf tutulduklarına dair fermanlarının olduğunu, bu ferman gereği İslam askerleri ve diğer halkı Murad suyundan geçirme hizmetine karşılık bu muafnamenin kendilerine verildiğini belirtmişlerdir. Sultan I. Ahmet de Sultan Selim’in bu fermanı ve halkın itirazını göz önünde bulundurarak bu kararından vazgeçmiş yeni bir ferman yazarak Çapakçur halkının vergiden muafiyetlerinin devamını emretmiştir. Çapakçur sancağının gelirlerin büyük bir kısmı Has, Zeamet ve tımar gelirleridir. Bunun haricinde Murat suyu üzerinde kurulmuş Çapakçur Köprüsü geliridirBu köprüyle ilgili Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde şöyle nakletmektedir. Palu’dan Çapakçur’a doğru gittiğimde Çapakçur köprüsünden Bingöl yaylalarına çıkmak isteyen Halidi, Çekvan, Yezidi, Zaza, Zibari, Lolo, İzoli, Şikaki,Kîki, aşiretlerinden iki yüz bin adam ile yüz bin’e yakın koyun ve hayvanların burada beklediklerini müşahede ettim.

Çapakçur Bey’nin adamları kuş uçurmayıp öşür alıyorlardı. Yaylaya çıkanlardan da vergi tahsil ediyorlardı. Çapakçur’da tımar ve zeamet sistemi mevcut olup diğer bölgelere göre farklılık arzetmektedir. Çünkü “Şer’i hükme dayalı olmayan sadece örfe dayalı olan tımar sistemleri bölgelere göre mahalli örf ve adetlere ve idari ihtiyaçlara göre değişmektedir.” Çapakçur Sancağı ber-vechi malikane, ocaklık olarak idare edilmiştir. Nitekim Diyarbakır Eyaleti’ne bağlı bulunan Çapakçur Sancağı’nın Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Kalemi Tahvil (Nişan) defterinde malikane olarak verildiği kaydı bulunmaktadır. Bu husus ekteki Arşiv belgelerinden de anlaşılacaktır. Yerel beylerin halka yapmış oldukları zulüm ve baskı sebebiyle halkın vermiş olduğu mahzarlar sonucunda (toplu dilekçe) sonucu merkezi hükümet müdahale etmiş ve sancak beyini görevden almıştır. Yerine halkın onay verdiği veya tavsiye ettiği yerel beylerden biri tayin ediliyor. Bu tür sancaklarla ilgili Ali Çavuş Kanunnamesinde şu ifadeler yer almaktadır “Diyarbekir’e bağlı yirmi iki sancak vardır. On Sancağı Ümerây-ı Osmaniye tasarrufundadır. Ma’adası Yurdluk ve Ocaklıktır. Anlar dahi sâir Ûmerâ gibi tabıl ve alem sahibidir. Hatta tayin olunmuş İcmallü Hasları vardır ki ellerine Berat-ı Hümayun verilmiştir.Nihayet şu kadar vardır ki Selâtîn-i Selefden ellerinde olan ahidnâmeleri mucibince azil ve nasbı kabul etmezler. Ama, içlerinde zeamet ve tımarları vardır. Sefer-i Hümayun vâki’ oldukça kendileri ve Züemâ ve Erbab-ı Tımarları vardır. Sefer-i Hümayun vaki’ oldukça kendüleri ve Züema ve Erbab-ı Tımarları Beylerbeyileri ile ma’an sefer eşerler” Çapakçur Emiri Sultan Ahmet Sultan Ahmed otuz yıl Çapakpçur emirliğini yaptıktan sonra Kanuni Sultan Süleyman döneminde Genc Sancağı’na atanmıştır. Kardeşi Subhan Bey’in öldürülmesinden sonra elli yıldan fazla Çapakçur ve Genc beyliğini yürütmüş ve [1564-1565] tarihinde vefat etmiştir. Çapakçur Hakimi İsfahan Bey Maliyeden Müdevver 15605 nolu defterin 2. sayfasında (Süveydi beylerinden) Çapakçur Hakimi İsfahan Beyin haslarına Alum, Ağce, Söğütlü ve Çeman köyleri dahil edilip buna göre kayıtları tutularak merkezi hükümetin defterlerine işlenmiştir.

İsfahan Bey’in merkezi hükümete yazmış olduğu mektup üzerine bazı şahıslara bu üç köy tımar olarak tevcih edilmiştir. İsfahan Bey’in 1 Safer 956 [1 Mart 1549] tarihinde hayata veda etmesi üzerine ona ait olan bu üç köyün deftere yeniden kayıtları yapılarak tevcih edilmesi için Diyarbakır Beylerbeyi Ayas Paşa, Ergani Sancağı hakimi İskender Bey’e bu tımarların Kasım Küçük’e verilmesini emretmiştir. Bu emir üzerine 13 Receb 957 [28 Temmuz 1550] tarihinde tımarların kaydı yenilendikten sonra Kasım Küçük’e toplam 16,000 tımardan 15,380 hisse tevcih edilmek suretiyle beratı yazılmıştır. Çapakçur Beyi Davud 25 Şeval 961 [23 Eylül 1554] Pazar günü Diyarbakır Beylerbeyi’ne gönderilen hükümde, Çapakçur Beyi Davud’un, Safevilere karşı yapılan Nahcıvan savaşında gösterdiği hizmet ve üstün başarıdan dolayı mükafat olarak Ruha Sancağı’na tayin edildiği ve kendisine tahsis edilen hasların yanında yirmi bin akçe gelir ilave olarak verildiği aktarılmaktadır. Davud Bey’den boşalan Çapakçur Beyliği’ne, Nahcıvan seferine katılan ve Safevilere büyük kayıplar verdirdiği için Padişah’ın takdir ve sevgisini kazanan Süveydi beylerinden Maksud Bey atanmıştır. Böylelikle ümeray-ı Osmani’ye tarafından idare edilen Çapakçur tekrar Süveydi beylerin yönetimine terkedilmiş oldu. Zira Davud’tan önce Maksut Bey’in eline geçmiş oldu. “Diyarbakır Beylerbeyine hüküm ki: Ruha Sancağı beyi olan Davud dame izzihu Çapakçur Bey’i iken Nahcıvan seferinde bulunmuş olduğundan yirmi bin akçelik tımar gelirinin artırılması, verilen bu tımarların yasal çerçevede kayıtları yapılarak beratının verilmesini emretmiştir.” (29 Ca 962)[21 Nisan 1555] Bu vesikadan da anlaşılacağı üzere Davut Bey kısa bir süre Çapakçur Beyliği’ni yürüttükten sonra Ruha sancağına tayin edildiği anlaşılmaktadır. Kaç tarihinde vefat ettiğine dair kesin bir bilgi yoktur. Ayrıca ne kadar Çapakçur’u yönettiği bilinmemekle beraber aşağıda aktardığımız belge esas alındığında bu yönetimin kısa süreli olduğu analşılmaktadır.

Davut Bey Nahcıvan seferine katıldığından dolayı mükafat olarak ve terfian Urfa’ya tayin edildiği bilinmektedir. Çapakçur Emiri Maksud “2. Şevval 961[7 Eylül 1554] tarihinde Diyarbakır Beylerbeyisi’ne gönderilen hükümde Süveydi beylerinden” İsfahan Bey’in büyük oğlu Maksud Bey Hazretleri Allah şanını devam ettirsin” bir çok savaşda özellikle de Nahcıvan seferlerinde göstermiş olduğu kahramanlık ve üstün başarıdan dolayı iki yüz akçelik haslar ile Çapakçur Sancağı kendisine verilerek deftere kayıtları yapılmıştır.” Bu belgeden de açıkca anlaşıldığı gibi Maksud Bey, Nahcıvan seferinde Sultan Süleyman Han’ın maiyetinde bulunan askerlerle birlikte savaşa katılmış bu savaşta üstün başarı göstererek cephesinde bulunan safevileri büyük bir yenilgiye uğratmıştır. Göstermiş olduğu bu yiğitlik ve kahramanlık nedeniyle padişahın büyük sevgisini ve takdirini kazanmıştır. Bunun üzerine I. Süleyman, Çapakçur Sancağı’nı yapılan anlaşma gereği ocaklık üzere “eben an ceddin” (babadan oğla geçmek) suretiyle tevcihinin yapılmasını emretmiştir. I. Süleyman’ın göndermiş olduğu yukarıdaki emir üzerine Maksud Bey Çapakçur Beyliği’ne tayin olduğu tarihten itibaren daha önce sancak beylerinin tasarrufunda bulunan haslar aynen kendisine verildi. Resmi atama mazbatası yazıldıktan sonra beratı da verilmiş oldu. Adı geçen emir ile ilgili Diyarbakır Beylerbeyi’ne gönderilen bir hükümde şöyle denilmektedir: “1 Ramazan 965 [17 Haziran 1558] tarihinde Çapakçur Bey’i İsfahan Bey’in oğlu Maksud Bey mektup gönderip Çapakçur Livası haslarıyla birlikte tezkiresi yazılarak kendisine verildiğini bildirmişti. Adı geçen livada daha önce tasarruf etmiş olduğu zeametinin gelirinden yirmi bin akçelik kısmının tekrar kendisine yardım olarak verilmesini talep etmiştir. Bunun üzerine I. Süleyman , bir bakınız, söylediği gerçek ise haslarına ilave edilmek üzere zeametinin kendisine verilmesi ve tezkiresinin yazılması, şayet başka şahıslara verilmiş ise tadil edilmesini” emretmiştir.

Diyarbakır Beylerbeyliği’ne gönderilen hükümde Çapakçur Bey’i Maksud Bey sancağında bulunan yirmi üç akçelik zeametinin Tur Ali’ye verilmiş olmasından dolayı gelirlerinin eksildiğini bildirmesi üzerine, daha önce berat ile verilen bu zeametin tekrar Çapakçur emirlerine geri iade edilmesini emremiştir. 27 Za 963 [2 Ekim 1556] Çapakçur beyliğini bir süre yürüttükten sonra Diyarbakır Beylerbeyi İskender Paşa ile araları bozulan Maksud Bey, İstanbul’a giderek vali ile arasındaki sorunu dile getirmiş ve yardım talebinde bulunmuştur. Fakat İskender Paşa’nın merkezi hükümet nezdinde siyasi ağırlığı olmasından dolayı Çapakçur Bey’i Maksud Bey sesini padişaha duyuramadan İstanbul’da vefat etmiştir. Bunu fırsat bilen İskender Paşa, Ümera-yı Osmaniye’den birisini tayin etmiştir. Böylece Çapakçur Sancağı on altı sene Paşa Sancağı olarak idare edilmiştir. Süveydi beyleri, Çapakçur ile birlikte Ağçe Kale, Hançuk, Meneşkurd ve Genc bölgesini de idare ediyorlardı. Bununla birlikte Merkezi yönetim tarafından Çapakçur’a atamalar yapıldığı için kısa sürede birçok idarecinin tayin edilip azledildiği belgelerden anlaşılmaktadır. Çapakçur Beyi Sinan 21 Ramazan 967 [15 Haziran 1560] tarihinde Kanuni Sultan Süleyman Diyarbakır Beylerbeyi İskender Paşa’ya gönderdiği emirnamede şu ifadeler yer almaktadır. Çapakçur Bey’i olan Sinan Bey’in reayasının çoğu perakende ve perişan olduğu istimalet (uzlaşma) yoluyla yerlerine götürüp terk etmiş oldukları yerleri ihya ve imar ederek halk bundan dolayı kendisinden memnun ve müteşekkir olduğu, ihya ettikleri yerler Ulus aşireti uğrağı olan yerler olması hasebiyle fesat ehli eksik olmamakla bu bölgeyi zabt u rapt (kontrol) altına alarak hakimiyetini sağlamak suretiyle bunların haklarından gelip mîri malını tahsil etmekte dahi ümenaya (vergi toplayanlara) tam olarak destek ve yardımcı olması, her hususta kendilerine yardımcı olup fakat adı geçen Çapakçur livası Gelir vergisine tabi Padişah’ın haslarından elde edilen gelirden yirmi altı bin altı yüz sekiz akçe Mezre-Riz adlı köy ki her gelen beyler onda otura gelmişlerdir. Şer’i şerif hükmü üzere Sinan Bey’e hibe ve mülk olarak verilmesini rica eylerim. Buyruldu. Erzurum Beylerbeyi’ne gönderilmiş olan bir hükümde ise Diyarbakır Beylerbeyi Ulus aşiretiyle ilgili göndermiş olduğu mektup üzerine bu aşiret yaylaya çıkacağı sırada halka büyük zarar verdiğinden dolayı bu aşiretin zapt u rapt (kontrol) altına alınması, bölgenin güven ve asayişinin sağlaması, Genc Hakimi Sultan Ahmet oğulları ve sipahilerine (tımarlı askerlerine) ve Çapakçur Bey’i Sinan Bey ve ona bağlı bulunan sipahilerine havale edilmiştir.

Ulus aşiretinin Bingöl dağlarına salıverilmeyip Tercan ve Erzincan taraflarına yalnız salıverilerek hayvanlarının otlatması için hüküm gönderilmiştir. 24 Şaban 967 [20 Mayıs 1560] Yukarıda verdiğimiz metinde Diyarbakır’a bağlı bulunan Çapakçur Livası Sinan Bey’in tasarrufundadır. Genc Livası da Süveydi beylerinden olan Sultan Ahmed oğullarının hakimiyeti altındadır. I. Süleyman’ın Erzurum Beylerbeyine göndermiş olduğu hükümde: “Şayet Ulus aşiretinin zapt u rabtına (kontrolüne) ve halkın güven ve asayişini sağlama hususunda Çapakçur Bey’i Sinan Bey ve Genc emirleri Sultan Ahmed Bey’in oğulları yetersiz kalırlarsa Hınıs ve Pasin beyleri de bunlara yardım ve destek vermek üzere gönderilmesi emir buyurmuştur. 24 Şaban 967 [20 Mayıs 1560] Hicri 967 tarihinden Çapakçur’a tayin edildikten sonra hangi tarihte görevden alındığı ve kaç tarihinde vefat ettiğine dair bir muğlaklık bulunmasına rağmen aşağıda vereceğimiz belge 22 Receb 979 [10 Aralık 1571] tarihinde Çapakçur’un Şahruh tarafından idare edildiğini göstermektedir. Ancak adı geçen emirin ne zaman göreve geldiği belli olmadığı gibi ne zaman ayrıldığı da net değildir. Aşağıda yazılan belgede özetle şöyle denilmektedir. Çapakçur Beyi Şahruh Bey . 22 Receb 979 [10 Aaralık 1571] tarihinde Diyarbakır Beylerbeyi Hüseyin Paşa gönderilen hükümde Çapakçur eski beyi olan Şahruh Bey Çapakçur Livası’ndan ayrıldığı sırada mahsulünü almadan tayin olunmuştur.

Tayin olduğu sancakta daha önce görev yapan Liva’nın Beyi tarafından mahsülü alınmıştır. Bundan dolayı Şahruh Bey’in daha önce görev yaptığı Çapakçur’dan tahsil edemediği verginin kendisine ödenmesi için II. selim tarafından emredilmiştir.

___________________________

* “Bingöl ilinin merkezi olan kasabanın Ermenice adı Çapakçur’dur. 1945’e dek resmî adı da oydu, sonra neme lazım ülke elden gider mider deyip değiştirdiler. Ama yerli halk bu isimlerin ikisini de kullanmaz. Kürtçe isim Çewlîk’tir. Zazalar da Çolik derler,
Çevlik benim bildiğim basbayağı Türkçedir. Anadolu’da daha altı yerde Çevlik adında köy var: Adana Karaisalı, Mersin, Tosya, Kayseri, Afyon Başmakçı, Hatay Samandağı –bu sonuncusu hariç hepsi ağır Türk yerler.
Tarama Sözlüğü çevlik için “girdap” demiş, 15. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar sekiz tane de tanık göstermiş. Eğer böyleyse çevirmek fiiliyle alakalı bir kelime olmalı, belki de çevrik’tir. Halbuki Çevlik isimli yerlerin çoğunda sözkonusu olan şey girdap değil çağlayan. Yani suyun hızlanıp azdığı yer, hatta şelale. Acaba çavlan/çağlağan sözcüğünün varyant biçimi olabilir mi? Malum, Türkçede /ç/ sesine bitişen kalın sesli bazen incelir, çalmaktan çelim/çelme, çakmaktan çekiç, çızmaktan çizgi, çıtlamıktan çitlembik vs. Bunun da aslı *çavlık olmasın?
Çapakçur’un çapak’ı da bezdirinceye dek tartışılmış bir meseledir. Çur Ermenice su demek, o kolay, ama çapak diye bir kelime sözlüklerde yok. Çapug var, “hızlı” demek, o olabilir. Bir de çapçpel var, “şapırdamak, çağıldamak” anlamında bir ses yansıması. Bu fiilden, biraz zorlayıp, “çağıltı” anlamında çapag sözcüğü türetilebilir sanırım. Çağlarsu? Türkçe adın tam Ermenice karşılığı gibi duruyor.”  Sevan Nişanyan (Taraf- 25 kasım 2009)

“Bir Şehrin Kayıp Tarihi, Osmanlı Arşivlerinde Çapakçur ve Çorlik” üzerine bir yorum

  1. Çabakçur adının nereden geldiği konusunda sayın Sevan Nişanyan bayağı uğraşmış ama sanırım işin içinden çıkamamış
    “İslâm akınları buraya başladığında tüm islam tarih ve coğrafya kitapları burası için cebel-i cûr adını vermişlerdir. cebel= dağ demek cûr tüm arkaik dillerden geçtiği gibi su anlamında kullanılmıştır. yani dağ suyu anlamında kullanılmıştır. daha sonra halk arasında özellikle zazalar tarafından fonetiği değişip çabakçur olmuştur. ayrıca çolik değildir. zazaların söylediği çolîg’ dir.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Korkularınızı Oluşturan Sizin Kendi Düşüncelerinizdir – Josef Kirschner

Korkudan kaçmayın, onu tanıyın ve aşmayı öğrenin! Hayatından rahatsızlık duyan ve bundan şikayetçi olanlar; bir değişiklik yapmak için artık daha...

Kapat