Barok Sanat Akımının İlk Büyük Sanatçısı; Caravaggio ve Resimleri

CaravaggioCaravaggio, kısa süren yaşamının büyük bir bölümünü fakirlik içinde geçiren, hapishanelere sık sık girip çıkan, çoğu zaman kaçak olarak yaşayan ve tüm bu olumsuz koşullara rağmen şehirden şehire resimlerini taşıyan bir sanatçıdır.
İlk kez  Tenebrizm tekniğini kullanan ressam, sanat yaşamında alışılagelmiş kalıpların dışına çıkarak  ilk olarak azizleri sıradan birer insan olarak betimleyerek resim sanatının özgürleşmesini sağlamış  ve  kilisenin hedefi haline gelmiştir.

Hareket ve macera dolu yaşamı, Milano yakınındaki ona ismini veren Caravaggio kasabasında başlamış. Eğitimini, çağının pek çok sanatçısının izlediği yollardan geçerek tamamlamış: 11 yaşında Simone Peterzano’nun yanına girmiş ve usta-çırak ilişkisi içerisinde yetişmiştir.

Caravaggio resimleri için burayı tıklayınız

Daha sonra, 1588- 1592 arasındaki bir tarihte Roma’ya gitmiştir. Kimi kaynaklara göre; Roma’ya geldiğinde beş parasız, “yarı çıplak”, kalacak yeri olmayan, yarı sefil bir haldedir. Birkaç ay sonra Papa VIII. Clement’in en iyi ressamlarından Giuseppe Cesari’nin yanında çalışmaya başlar. Bilinen ilk tablosu “Meyve Sepetli Oğlan” 1593 tarihinde yapar. Tablosunda modellik yapan kişi, Roma’daki arkadaşlarından biridir. Bu 16 yaşındaki Sicilyalı Mario Minniti’dir. Ressam Prospero Orsi ve Mimar Onorio Longhi ile de önemli dostluklar kurmuştur bu dönemde.

Roma’ya geldikten birkaç yıl sonra 1594 yılında Cesari’nin yanından ayrılır. Kendi ayakları üzerinde durmaya başlamıştır artık. Roma bu dönemde “Karşıreform” hareketinin etkisiyle kilise tarafından sanata büyük önem verildiği canlı bir sanat merkeziydi.

Caravaggio’nun Roma’da bulunduğu sıralarda Rönesans’ın tüm etkilerini inceleme imkânı bulduğunu, antik kalıntıları, Michelangelo ve Raffaello gibi büyük ustaların eserlerini gördüğünü, incelediğini düşünmek sanırım yanlış olmaz. Ancak erken çalışmalarında daha çok Giorgione ile ifadesini bulan bir kuzey duyarlılığı söz konusudur ve Roma’daki ilk dönemlerinde de bu anlayışı sürdürmüştür.


Zamanla natürmort gerek dinsel gerek günlük hayattan sahneleri içeren erken dönem çalışmalarının ayrılmaz bir parçası olmuştur. 1596 (bazı kaynaklarda 1597) tarihli “Meyve Sepeti ” adlı resmi, bağımsız bir natürmort çalışması olarak batı resim sanatında bu alandaki erken örneklerden birisidir. Caravaggio’nun bilinen tek natürmort eseridir. Milano’da, Pinacoteca Ambrosiana’da bulunmuştur. Tablonun kardinal Borromeo tarafından satın alındığı veya kardinal del monte tarafından kütüphaneye bağışlandığı düşünülmektedir.

Bazı konuları farklı ele alışlarının yanı sıra Caravaggio, erken çalışmalarında bile üslupsal bir yenilenmenin ipuçlarını vermektedir. Resimler, tek bir kaynaktan gelen yoğun ışık kullanımı, nesnelerin dokularının sunumu konusundaki ustalık ve olayın doruk anının aktarımı ile barok özellikleri yansıtmaktadır. Onun dramatik etkiyi arttırıcı ışık kullanımı, tenebrizm ya da Caravaggioculuk adı verilen bir yaklaşımın doğmasıyla sonuçlanacaktı.
Figürler, koyu bir fon üzerinde sunulurken, yoğun bir ışık huzmesiyle aydınlatılan resimsel mekânda oluşan ışık-gölge karşıtlığı sonucu hacim kazanmaktadır. 1596-1600 arasına tarihlenen “Emmaus’da Yemek“, tenebrizmin izlenebildiği erken Caravaggio resimlerinden birisidir. 1600-1601 yıllarında yaptığı bu tablo İngiltere’de London National Gallery’de bulunmaktadır.

Rönesansın denge ve uyum konusunda eriştiği ölçüden çok, maniyerizm’de beliren abartı ve hareketliliğe yöneldi. Resimlerinde koyu fon üstünde yer veridiği figürleri bir  ışık demeti aracılığıyla aydınlatarak ortaya çıkardığı  ışık-gölge karşıtlığı ile biçimlerin hacim kazanmasını sağladı.  Figüratif kompozisyonlarda, aydınlık ve karanlık alanlarda dramatik etkiyi artırmak amacıyla karşıtlık oluşturarak  düzenlediği Tenebrizm (koyuluk) tekniği 17. yüzyıl başlarından itibaren birçok ressam tarafından benimsendi.  Işık, gölge oyunlarına dayanan heykel, resim ve mimarinin kaynaştırıldığı tüm sanat disiplimlerine getirilmiş,  belli bir düzende ele alınan ölü doğa (natürmort) türü bu dönemde ortaya çıkmıştı.

Caravaggio’nun en önemli özelliği o dönemde geçerli olan standart güzellik anlayışını göz ardı ederek insanı zorlayan, şok eden bir gerçeklikle resim yapmış olmasıdır.

Resimlerindeki doğal gerçeklik, Caravaggio’nun yaşadığı dönemde kazandığı şöhretin temel nedeni olmalıdır. Ancak gerek resimlerini ele alışındaki bu tutum, gerekse sanatçının skandallara yatkın kişiliği, şöhretinin etrafında pek çok tartışmanın yaşanmasına neden olmuştur.

Daha birçok şeyde olduğu gibi bazı sanat yapıtlarının tadına varılmasında, alışkanlıklarımızı ve önyargılarımızı aşmaktaki isteksizliğimizden daha büyük bir engel yoktur. Bildiğimiz bir konuyu alıştığımızdan farklı bir biçimde ortaya koyan düşünceler, yazılar hatta resimler tarih boyunca “doğru” olmadığı gibi gerekçe ile eleştirilmiştir.

İtalyan ressamı Caravaggio, bir Roma kilisesinin sunak masasına konmak üzere kendisine sipariş edilen “Aziz Matta” tablosunu işte böyle farklı bir biçimde yorumluyor. Kendisinden istenen “şapkadan tavşan çıkarmak” gibi bir mucize. Oysa, onun gözünde Matta, bir tavşan yetiştiricisi ve asıl resmedilmesi gereken o. İncili yeni bir bakış açısıyla yorumlama çabası bazılarına göre sadece kiliseyi bazılarına göre bir çok kimseyi kızdırdı. Skandal 1600 yılları dolayında etkinlik gösteren cesur ve devrimci İtalyan ressamı Caravaggio’nun etrafında koparıldı.

Aziz, vahiyleri yazarken betimlenecek ve vahiylerin Tanrı’nın sözü olduğunu kanıtlamak için Aziz’in yanına esin perisi bir melek konulacaktı. Üstün bir hayalgücüne sahip ve uzlaşmasız bir genç olan Caravaggio, Aziz Matta’yı, hiç ummadığı bir anda kitap yazma durumunda kalan  yaşlı, yoksul bir emekçi, sıradan bir halk adamı olarak tasarladı. Çalışması sonucunda, koca bir kitabı kabaca elinde tutmaya çalışan ve hiç alışık olmadığı her halinden belli yazma eylemi nedeniyle tedirginlikle alnını kırıştıran, ayakları çıplak ve kirli, başı kel bir Aziz Matta çizdi. Yanına da göklerden inip, öğretmenin küçük bir öğrenciye yaptığı gibi, azizin elini yumuşakça yöneten genç bir melek koydu.

Caravaggio tabloyu kiliseye teslim ettiğinde, halk bunu azize karşı yapılmış bir hakaret olarak saydı ve ortalık birbirine girdi. Tablo kilise tarafından geri çevrildi ve Caravaggio yeni bir çalışma yapmak zorunda kaldı. Solda gördüğünüz Aziz Matta ve Melek tablosunun ilk haliydi. Tablonun orijinalini 1815 yılında marki Giustiniani satın almış ve mirasçıları tarafından Berlin müzesine bağışlanmışsa da II. Dünya Savaşı sırasında ortadan kaybolmuştur.

Başına yeni bir bela gelmesini istemeyen sanatçı, melek veya azizlerin nasıl görünmeleri gerektiğiyle ilgili en geleneksel kalıp düşüncelere özenle bağlı kaldı. Kuşkusuz yine iyi bir tablo çıktı ortaya, çünkü Caravaggio tabloyu elinden geldiğince canlı ve ilginç kılmaya çalışmıştı. Ama buna rağmen, içimizde uyanan duygu bu ikinci tablonun, ilk tablodan daha az dürüst ve içten olduğudur. (şekil 2)

Caravaggio, günümüzde kimilerine göre devrimci ruhlu, geleneklerin boyunduruğundan kendisini kurtarmaya çalışan, bir o kadar da kibirli ve asabi yaradılışlı düşünmeden bıçağını karşındakine saplayabilecek kadar da deli dolu biridir. Hayatı üzerine yazılmış eserlerde, kısa süren yaşamının büyük bir kısmının fakirlik içinde geçtiği, hapishanelere girip çıkan, çoğu zaman kaçak olarak yaşayan bu arada yanında şehirden şehire sanatını taşıyan biri olduğu görülmektedir. Alışılagelmiş kalıpların dışına çıkarak azizleri bile sıradan birer insan gibi betimleyerek çığır açmıştır.


Aziz Thomas tablosunun, her türlü alışılmışlıktan ne kadar arınmış olduğuna bir göz atalım. Üç havari, İsa’yı dikkatle izliyorlar. İçlerinden birisi İsa’nın sağ böğründeki yaraya parmağını dokunduruyor. Güzel kıvrımlı giysilere bürünmüş ağır başlı havariler görmeye alışık inançlılar için bu tablonun ne denli saygısız, hatta hakaret edici olduğunu anlayabiliriz, çünkü aynı havarileri bu tabloda, kırışık alınları ve hava koşullarının yıprattığı yüzlerli sıradan emekçiler olarak görüyorlardı. Ama Caravaggio’ nun kendisinin de yanıtlayacağı gibi, gerçekten yaşlı emekçi’lerdir onlar, sıradan insanlardır. Kuşkucu Tomas’ın uygunsuz davranışına gelince, Kutsal Kitap çok açık konuşuyor bu konuda. İsa, Tomas’a şöyle diyor: “Yaklaştır… elini, koy böğrüme. Kuşkucu olma, inançlı ol!” (Yahya İncili, 20: 27). Caravaggio’nun “doğalcılığı”, yani güzel ya da çirkin, doğayı aslına daima bağlı kalarak verme ereği, belki de Carracci’deki güzellik tapıncından daha dinseldir. Kutsal Kitap’ı defalarca okumuş ve orada söylenilenler üzerinde düşünmüştü kuşkusuz Caravaggio. Kendinden önce Giotto ve Dürer’in yaptığı gibi, kutsal olayları, sanki komşu evinde olmuşcasına gözlerinin önünde canlandırmak isteyen büyük sanatçılardan biriydi. Eski kitap kahramanlarını daha gerçek ve elle tutulur biçimde göstermek için elinden geleni esirgemedi. Işık-gölgeyi kullanış yöntemi de amacına katkıda bulundu. Caravaggio’nun ışığı, vücuda zerafet ve yumuşaklık vermez; serttir ve derin gölgelerle yarattığı karşıtlıkta nerdeyse göz alır ve tüm sahneyi, çağdaşlarından pek azının değerlendirebildiği, ama sonraki sanatçıları kesinlikle etkileyen uzlaşmasız bir içtenlikle belirginleştirir.

Caravaggio’nun Temmuz 1610 tarihinde Napoli’den Roma’ya doğru kaçak olarak çıktığı yolculuk son yolculuğu olur artık. Papa’dan bir af belgesi beklemektedir. Eline ulaşmayan belge yüzünden Papalık devletinin kıyılarına çıkmak tehlikeli olabilir düşüncesiyle Toskana garnizonuna ulaşır. Ancak burada tutuklanır. Tutuklanmasında bir yanlışlık yapılmıştır ve İspanyol askerler tarafından serbest bırakılır. Ancak kötü talih yakasını bırakmaz. Eşyaları ve yanında getirdiği düşünülen Vaftizci Yahya tablosu, beraber geldiği yelkenli ile birlikte ayrılmıştır karadan. Umudunu yitiren Caravaggio bazı kaynaklara göre yakalandığı ateşli bir hastalıktan, bazılarına göre Napoli’de karıştığı bir kavgada aldığı yaralardan ötürü veya bir diğer iddiaya göre de bir cinayet sonucu Porto Ercole’de karaya çıktıktan sonra 18 Temmuz 1610 yılında hayatını kaybeder ve aynı yere gömülür.

Caravaggio’nun umutlarıyla beraber, eşyalarınıda götüren yelkenlide olduğu düşünülen Vaftizci Yahya tablosunun Borghese’de veya Vincenzo Bonello’nun koleksiyonunda bulunan tablolardan biri olduğu düşünülmektedir.

Caravaggio’nun ünü ölümünden sonra 1630 yıllara kadar devam eder. Ancak 18. yüzyıl unutulduğu dönemdir. 19. yüzyıla gelindiğinde tekrar hatırlanmaya başlar. Toplumsal beğeninin sürekli değişmesi sanatçı hakkındaki kararsızlığın yaygınlaşmasına sebep olmuştur. Bu yüzden hakkındaki belgeler ve biyografiler tutarlı ve kesin değildir. Caravaggio’ya duyulan ilginin artması sonucu ona ait olduğu şüpheli olan ve literatürde adı geçmeyen bazı eserler de ortaya çıkmıştır. Bazı eserlerinin akibeti bilinmemekle birlikte, bazılarından ise sadece kopyaları yoluyla bilgi sahibi olunmuştur. Roma’da Galleria Nazionale’de sergilenen Narcissus  ve yakın geçmişte restore edilen İsa’nın yakalanması  da bunlar arasındadır. Bu tablolarla ilgili herhangi kayıt bulunmamasına rağmen teknik açıdan, ikonografik açıdan Caravaggio özellikleri taşıyan tablolar oldukları söyleniyor.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“Göçtün gittin Yaşar Kemal/ Kim taşıyacak şimdi seni?/ İri ağır gövdeni değil/ Bıraktığın gölgeni?”

Yaşar Kemal’in ardından: Ali Murad’a “Emmim” der Galiba 1964. Belki ’65. Beyazıt’taki Marmara Sineması’nda TİP gecesi var. Sahne balonlarla süslenmiş....

Kapat