Ahmet Nesin: Ataol Behramoğlu, şimdi koyu bir ulusalcı ve Kemalist oldun da kimi şeyleri anlamıyorsun

Ahmet NesinSana Hdp’yi Anlatayım Ataol Behramoğlu!..

Bu yazıda işimin zor olduğunu biliyorum ama ben yine de deneyeceğim. Neden zor, çünkü Ataol Behramoğlu’nun önceki gün yazdığı “HDP’ye Oy Vermek” başlıklı yazısının iler tutar tarafı yok da ondan… Çünkü Behramoğlu yazısına HDP’yi desteklemeyi moda olarak görmüş. Haklı olarak “Bir partiye oy vermeyi moda olarak gören birine ne anlatacaksın Ahmet…” diyebilirsiniz ama ben esasında bu yazımda söylemek istediklerimi Behramoğlu’na anlatmıyorum. Ulusalcılık ve rant moda olduğundan onun üzerinden başkalarına anlatıyorum…

Bu yazıya başlamadan önce babamdan bahsetmem gerekiyor. Aziz Nesin kendi özyaşamöyküsünü 1960’larda “Böyle Gelmiş Böyle Gitmez” adlı kitabıyla yayınlamaya başladı. En büyük amacı o kitabı 8-9 cilt olarak devam ettirmekti. Ölene kadar 2 kitap yayınlandı, ölmeden 1 hafta önce hastahaneye onu götürdüğümde elinde bir dosya vardı ve bana başucundaki dosyayı göstererek “Oğlum, bu Böyle Gelmiş Böyle Gitmez’in 3. Cildi, sabah ölürsem bunu öğlen baskıya verin…” dedi.

Büyük bir hevesle 8-9 cilt yapmak istediği kitap neden 3. ciltte kalmıştı, herkes bunu merak ediyordu. Büyük bir olasılıkla Ataol Behramoğlu da merak ediyordu ve sormuştu. Bana “Oğlum çocukluğumu ve gençliğimi yazdım, bunlarda insan kendine dürüst olabiliyor ama ondan sonrasını nasıl yazayım, bunca rezili nasıl anlatayım…” demişti.

Odadan çıktım ve düşünmeye başladım, o mücadele arkadaşlarının nelerden korkup Aziz Nesin’i yarı yolda bıraktıklarını anımsadım. Türkiye Yazarlar Sendikası olarak Kürt sorununu sempozyum yapmak istediğinde bunu engelleyen Kürt yazar geldi usuma, kendilerine “Vatan haini” diyen faşist Kenan Evren’e dava açamayan aydın ve yazarlar. Yaşananları saysam bu sayfalar yetmez. Ama en önemlisi cenazesiydi, tören istemiyordu, Nesin Vakfı’na gömülmek istiyordu. Bunun nedenini şöyle açıklıyordu: “Dini inancım olmadığı için islami şekilde gömülmek istemiyorum, insan ateistse gereklerini yerine getirmeli. Ama bu yasayla bağlantılı bişey. Cenaze istemiyorum, çünkü benim sevmediklerim ve beni sevmeyenler cenazeme gelip konuşmak için kuyruk oluşturacaklar. Bu ikiyüzlülüğü belki ölünce görmeyeceğim ama yine de istemiyorum…

Çok iyi anımsıyorum, Aziz Nesin’in naaşını İstanbul Çapa Hastahanesi’ne getirdiğimizde Ataol Behramoğlu’da gelmişti ve TYS olarak merasim istiyordu, ben karşı çıkıyordum. Behramoğlu Aziz Nesin’in istemediğini ama artık ölü olduğunu söyleyince ben de “Evet ama ben onun vasiyetini yerine getirmekle mükellef oğluyum…” diyerek tartışmayı kesmiştim…

Neyse, gelelim konuya, Behramoğlu yazısının devamında “İnce hesaplara, yüksek entelektüel usavurmalara benim aklım pek ermiyor. Bu konuda da bunlardan önce bazı basit sorulara yanıt bulmaya çalışıyorum. Öncelikle, HDP kime ve neye güvenerek seçimlere parti olarak girme kararı aldı? Bir başka deyişle, barajı aşacağı güvencesini nereden alıyor? Barajı aşamayıp parlamento dışı kalırsa ülkede neler olabileceğinin hesabını yaptı mı? Bu ve benzer sorulara yanıt aramaksızın, aman oyumuzu HDP’ye verelim, yoksa AKP başkanlık sistemi getirecek telaşı ve çağrısı bana anlamsız görünüyor.” diyor.

Hadi şimdi koyu bir ulusalcı ve Kemalist oldun da kimi şeyleri anlamıyorsun, eski sözümona marksistliğinden bir damla kalmadı mı beyninin bir köşesinde Ataol Behramoğlu, bir parti seçime katılmamak üzere mi kurulur? Kime güvenirmiş, kime güvenecek, doğal olarak tabanına ve seçmene güvenir. 70’lerde Beria Önger aday olduğunda neye güvenmişti, sen belki o dönemi anımsamak istemezsin ama ben söyleyeyim, sana güvenmişti, TKP’ye güvenmişti, partinin tabanına güvenmişti, bizim gibi TKP dışındaki sosyalist ve devrimcilere güvenmişti, bundan daha doğal ne olabilir ki!..

Barajı aşmak için nereden güvence aldığımızı merak ediyorsun ya, böyle merak da ilk kez duyuyorum. Faşist bir yasa var, biz bu yasanın üstüne gidiyoruz, o yüzden onlarca örgüt ve sivil toplum örgütü bir araya gelmişiz, faşizmi yıkmaya çalışıyoruz, sen güvence soruyorsun. Biz siyasi bir partiyiz Behramoğlu, şirket değiliz, çek-senet güvencesi altında çalışmıyoruz, siyasetin güvencesi olmaz, bunu sana veremem, faşizme karşı mücadele ederken ölmeyeceğimin, hapsedilmeyeceğimin, işkence görmeyeceğimin güvencesi olmaz, bu bir inanış savaşımıdır, inanıyor ve maçan yiyorsa içinde olursun, yemiyorsa susar oturursun. O zaman bu % 10’luk baraj seni mutlu ediyordur… Faşizme ortaksındır…

Anlaşılan bu yazı yarın da devam edecek. Okurları 1 günde bıktırmamak gerek…

SANA HDP’Yİ ANLATAYIM ATAOL BEHRAMOĞLU II…

Dünkü yazımdan dolayı olumlu yada olumsuz çok tepki aldım. Tepkilerde bişey dikkatimi çekti, yazının sonunda eleştirinin devam edeceğini yazmama karşın, tek tümceyle mi Behramoğlu’nu eleştirdiğimi soranlar vardı. Yazıyı okumasa anlarım ama yazıyı okumasına karşın son tümceyi es geçmesini anlamıyorum.

Neyse, gelelim Behramoğlu’nun sonraki tümcesine, Behramoğlu “Sadece anlamsız mı? Bu çağrı gizli bir tehdit de içeriyor: Eğer HDP’ye oy vermezsen, demokrat değilsin. Ulusalcısın, şusun busun. Biz bu filmi Cumhurbaşkanlığı seçiminde, onun da öncesinde anayasa referandumu oylamasında görmedik mi? Cumhurbaşkanlığı seçiminde HDP Eşbaşkanı’nın konuşmalarından pek etkilenerek ya da zaten bu konuda baştan kararlı olarak ona oy verenler, bugün saray görünümlü gecekondusunda oturmakta olan kişi cumhurbaşkanı olarak parlamentoya girerken, oy verdikleri kişinin onu ayakta alkışladığını gördüklerinde acaba ne hissettiler? Dahası, verdikleri oylarla bugünkü cumhurbaşkanının seçilmesine katkıda bulunduklarını düşünüp bir özeleştiri yaptılar mı? Hiç sanmam. Çünkü bunu yapmış olsalar, şu andaki konumlarında bulunmazlar, biraz daha düşünme gereği duyarlardı.” diye devam etmiş…

Biz kimseye parti olarak “Partimize oy vermezsen ulusalcısın, demokrat değilsin…” demedik. Demokrasiyi bunu demeyecek kadar biliyoruz, en azından yaşını başını almış bizler demokrasinin ne olduğunu unutmadığımızdan böyle bişey söylemeyiz.

Sanırım senin hafızanda bir sorun var Atatol Behramoğlu. Anayasa referandumu sürecinde HDP henüz kurulmamıştı bile. O dönem BDP ayrı tavır aldı –ki ben onlarla aynı tavırı alarak oy vermedim- diğer sosyalist arkadaşlar değişik tavırlar aldı. Senin gibi “Hayır” diyenler de vardı, “Yetmez ama evet” diyen arkadaşlarımızda. Biz o dönemi birbirimizi kırmadan yazılı olarak eleştirerek geçtik ve bu olgunluk daha sonra bizi HDK ve HDP çatısı altında biraraya getirdi.

Ama esas unuttuğun başka bişey var ki bu ciddi bir hafızasızlığı öne çıkartıyor, doğrusu üzüldüm senin adına. HDP cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce CHP’yle ciddi görüşmeler yaptı. CHP’ye Rıza Türmen ismi bizim tarafımızdan önerildi ve bu durumda seçime parti olarak girilmeyeceği söylendi. Kendi aramızdaki toplantı yada sohbetlerde değişik isimler üzerinde de duruldu. Mesela ben Altan Öymen’in adını önerenlerden biriydim.

Anlayacağın Recep Tayyip Erdoğan senin dediğin gibi bizim yüzümüzden saray görünümlü gecekondusunda oturmuyor, CHP’nin aldığı karar yüzünden oturuyor.

Şimdi gelelim demokratlığa Ataol Behramoğlu. Senin mantığına göre biz de parti olarak şeriatçı Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vermeliydik. Önümüzde 2 aday vardı, 2 şeriatçı, biz hangisini seçseydik sana ve senin gibi düşünenlere göre demokrat olacaktık Behramoğlu.

O dönemde karşılaşsaydık ve ben sana Erdoğan’a oy vereceğimi söyleseydim, sen de bana İhsanoğlu’na oy vereceğini söyleseydin, birbirimizi ne adına eleştirebilirdik? Hangimiz demokrat olacaktık, hangimiz birbirimizi suçlayacaktık ve ne adına yapacaktık bunu?

İstersen bir terazi koyalım, Erdoğan legal bir partinin genel başkanı –ki ben bu tip partilerin varlığına bile karşıyım-, ama Ekmeleddin İhsanoğlu anayasamıza göre Türkiye’nin üye olmasının bile yasak olduğu bir örgütün başkanı.

Gelelim Demirtaş’ın Erdoğan’ı ayakta alkışlamasına. Birincisi bu bir kural sorunu ve bu kuralı koyan biz değiliz. İkincisi 2 aday yarışmış ve biri kazanmış. Kazanmış bir adayı sevmek zorunda değilsiniz ama insanlık adına tebrik edersiniz. Senin mantığın uluslar arası bir boks maçında yenilenin seremonide rakibini tersleyip dövmeye çalışmasına benzer ki, bunu çocuklar bile yapmıyor günümüzde.

Neyse, yazıya yarın devam ederiz, dün de dedim ya, okurlar bütün gün sayfalarca senin yanlışlarını okumak zorunda değil, devamını özlesinler biraz.

Ahmet Nesin
ahmetnesin.com

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Saldırganlık ve Nefret: Hümanist Psikoloji Ne Kadar Hümanist? – Viktor Emil Frankl

Bugün psikolojide başka her şeyden daha çok ihtiyaç duyulan şey, psikoterapinin insan boyutuna, insan olgusu boyutuna girmesidir. Dolayısıyla "hümanistik psikoloji”...

Kapat