Yaşar Kabaosmanoğlu söyleşisi ve Rakani albümü

Sayın Kabaosmanoğlu, bize kendinizi anlatır mısınız? Yaşar Kabaosmanoğlu kimdir?
-Ben aslında kendimi anlatmayı sevmem ama elimden geldiği kadar anlatmaya çalışayım. 1970 Artvin Hopa doğumluyum.

Yeşil ile mavinin bütünleştiği, yağmurun altında çay toplamış, sıcağın altında mısır tarlası kazmış, kışın karalâhana yemiş, Hemşin yaylalarında çobanlık yapmış, deniz ve dağ kültürüyle Kemalpaşa’da büyümüş bir halk çocuğuyum. Hayata merhaba dediğimde, sermaye ve emek çelişkisinde tercihini emekten yana koymuş biriyim.


Sonraki şarkıya geçmek için >| şarkı seçmek için [>] işaretine basınız.

İşçi bir babanın, emekçi bir annenin altı çocuğunun en büyüğüyüm.İlk ve ortaokul öğrenimimi Artvin Kemalpaşa’da tamamladım. Bir yandan okul okurken yaz tatillerinde okul harçlığımı çıkarmak adına yine Kemalpaşa’da lokantalarda komilik, inşaatlarda amelelik ve hatta zaman zaman babamdan gizli ayakkabı boyacılığı yaparak aile bütçesine katkı sunmaya çalışıyordum kendimce.Zaman zaman yöremizin geçim kaynaklarından biri olan çay mevsiminde de yine çay toplayarak aileme yardımcı oluyordum.Lise öğrenimimi Rize Ticaret lisesinde tamamladım. Ardından üniversite sınavlarına girerek Anadolu Üniversitesi Mahalli İdareler bölümü 1.sınıftan ayrıldım ve İstanbul’a ilk geldiğimde mütahahhit bir yakınımın yanında inşaatta çalışmaya başladım . Ardından askerlik görevimi tamamlayınca yine İstanbul’da bir ayakkabı fabrikasında çalışmaya başladım. Kısa bir zaman sonra Hopa’ya geri döndüm. Hopa’da o dönem yerel radyo “PAROLA EM” de programlar yaptım. Ardından TV kuruldu “PAROLA TV” de radyo ve televizyon alanında çalıştım.Hayatı deli dolu yaşarken; halkla iç içe olmayı, halk için mücadele etmeyi de öğrendim. Mücadele içinde alın teri dediğimiz emeğin gücünün çok önemli bir güç olduğunu kavradım. Kaderci olmadım, nokta kadar menfaat için virgül gibi eğilmedim, etniksel ve mezhepsel hiçbir ayrımcılık yapmadan halkaların kardeşliğine inanarak yaşadım. Ve sınırları aşan bir dünya insanı olmaya çalıştım.-

Müziğe nasıl başladınız, seni teşvik eden unsurlar neydi? Yani sendeki müzik tercihi rastlantımıydı yoksa bilinçli bir tercih miydi?

Aslında müziğe başlamadan müzik ruhuyla dünyaya geldim. Müziğe daha çocukluk yıllarımda hevesliydim. çocukken halk müziği sevdalısıydım. İyi bir Süreyya Davulcuoğlu, Arif Sağ, Aşık Veysel ve Edip Akbayram dinleyicisiydim. Müzik bir rastlantı değil tamamen bilinçli bir tercihimdi.

Ortaokul yıllarında müzik dersleriyle birlikte müzik aşkı alevlendi ve okulda flüt çalmayı öğrendim. Müzik derslerimde Gürbüz Cumhur adlı öğretmenimin isteğiyle solo olarak türkü söylerdim. Sesimin çok güzel olduğunu söylerdi. Gürbüz öğretmenimin tavsiyesiyle sanatçı olmaya karar verdim.Müziğe beni teşvik eden en önemli unsur ise kendi ana dilimde yani Hemşin’ce türküler söylemek ve tarihe iz bırakmaktı. Sanırım Artvinli bir sanatçı olarak, Hemşin’ce türkü söyleyen ilk Hemşin sanatçısı bendim. Amacım sadece türkü söylemek değil aynı zamanda kendi kültürüme karşı sorumluluğumu bilerek, kültürlerin kaynaşmasını sağlamaktı. Kültürlerin paylaşıldıkça büyüyeceğine inanmaktayım.

– Son 30 yılda etnik müzik kavramı dünyada önemli bir konuma geldi ve ilgi odağı oldu. Seninde müzik çalışmalarının etnik bir yanı olduğunu düşünürsek, yaptığın müzik senin için ne ifade etmektedir?

Son otuz yılda etnik müziğin dünyanın ilgi odağı olduğu doğrudur.Ama banim müziğe başladığım yıllarda ülkemizde etnik müzik yapmak pek yasal değildi, hatta yasaktı. Etnik müzik son yıllarda sizde çok iyi biliyorsunuz ki, Kazım Koyuncu üstadımla özelliklede Karadeniz yöresinde popüler oldu. Hatta evrensel boyutlara ulaştı. Yapmış olduğum müzik benim için büyük bir anlam ifade ediyor. Kendi ana dilimde türkü söylemek bana büyük bir keyif veriyor. Bu keyfi bireysel olarak kendim yaşamanın ötesinde dinleyici tarafından büyük bir ilgi görüyor.Bu işin bir başka yönü ise: kaybolmaya yüz tutmuş bir kültürün yok olmamasıdır. Dil, bir kültürdür, bende bu kültürün yani; Hemşin kültürünün kaybolmaması için tarihte iz bıraktım diye düşünüyorum..

-Aklıma gelmişken sorayım, Bekir Karadeniz’in “Yerel olan temeldir” tezinden yola çıkacak olursak, yerelliğin iyi işlenmesi durumunda evrenselliğe daha kolay ulaşacağımız inancındayım. Bu iddiam sana da mantıklı geliyor mu yoksa çıkış noktan farklı mı?

Bu düşüncenize en samimi duygularımla katılıyorum. Yerel değerlerimizi evrensel boyutlara ulaştırma çabamız tabi’i ki Evrenselliğe daha kolay ulaşmamızı sağlayacaktır. Ama bunu evrenselleştirmek ve evrensel boyutlara ulaştırmak sanatçıların en büyük görevidir. Hani derler ya; “Sanatçı halkın aynasıdır” Gerçekten bir kültür elçisi ve halk için sanat, halk için mücadele ediyorsak sizinle aynı düşüncedeyiz. Yerelliği iyi ve bilinçli bir şekilde işleyemez ve onu evrensel boyutlara taşımazsak evrenselliği hayal bile edemeyiz. Hep yerelde kalır hatta yok olur. -Şimdiye kadar kaç albüm çıkardın ve ne gibi sonuçlar aldın. -Bugüne kadar totalde 6 albüm çalışması yaparak halkın beğenisine sundum.Çok olumlu sonuçlar doğurdu. Her albümüm hakkında dinleyicilerimden olumlu eleştiriler aldım. Bu eleştiriler ve öneriler beni sürekli doğruya ve daha çok çalışmaya yönelttiğini düşünüyorum. Sonuç olarak, bugün geldiğim nokta, dikmiş olduğum fidanların meyvesini yine dinleyicilerimle birlikte toplamaktayım.Özellikle son iki albümüm: “RAKANİ” ve “SALINCAK” adlı albümlerim dinleyicilerim tarafından büyük bir beğeniyle karşılanmıştır.-Yeni albüm çalışmalarınız var mı?-Evet, son iki aydır albüm çalışmalarım devam etmektedir.

-Sayın Kabaosmanoğlu, sizce bir sanatçının yaşamında politik anlayış ve ilişkileri nasıl olmalıdır?

Ülkemizde sanatçı denince akla türkü söyleyen, popüleritesi olan, şan şöhret sahibi olan, halkın içinde değil de daha lüks bir yaşam süren olarak algılanıyor. Bence bir sanatçının politik bir anlayışı ve duruşu olmalı. Şahsen benim yapmış olduğum etnik müzik aynı zamanda politik bir duruştur. İlişkiler hangi münasebetle olursa olsun, kültürün tanıtılmasında ve halkla birlikte sanat yapmak bu işin en doğru şeklidir.Halkın dertlerini, öfkelerini, sıkıntılarını, sorunlarını ve kültürlerini türkülerle anlatmak, işin en politik şekli ve anlayışıdır.-Artvin ile ilişkilerin ne durumda?-Artvin, benim için vazgeçilmez bir memlekettir. Ben Artvin sevdalısıyım.
Artvinli bir sanatçı olarak memleketime karşı duyarlı olmaya özen gösteriyorum. Zaman zaman Artvin’de yapılan festivallere katılıp Artvin halkıyla özlem gideriyorum. Uluslararası bir boyutu olan Artvin Kafkasör Boğa Güreşleri festivaline hemen her yıl gitmekteyim. Artvin Belediye Başkanımız Sayın Emin Özgün’e teşekkür ederim. Diğer tüm ilçelere hemen hemen her yıl düzenli olarak gidiyorum. Hele de Yusufeli benim için büyük önem taşımaktadır. Çağ dönerini hiç unutamam. Ardanuç yayla yolumdur. Borçka, Murgul, Şavşat, Arhavi, Hopa, Kemalpaşa, Damar, Maçahel, Meydancık benim yalancı cennetlerimdir.Artvin Türkiye’nin her açıdan en önemli illerinden birisidir…

-Artvin müzikleri konusunda neler söylemek istersin? 

Artvinli bir sanatçı olarak Artvin’in anonim türkülerini evrensel boyutlara taşımak ve tanıtmak gibi bir sorumluluğum olduğunu düşünüyorum..Son yıllarda özellikle Artvin yöresine ait türkülerimiz birçok sanatçı tarafından okunsa da yeterli olamamıştır. Aslında Artvin türküleri daha çok Kafkas yöresi ve Anadolu türküleriyle benzer yönleri olsa da daha çok folklorik ve çok sesli türkülerden oluşmaktadır. Artvin’de biliyorsunuz etnik anlamda da türküler var ve bunlar yeni yeni duyuluyor. Bunlar: Gürcüce, Lazca ve Hemşin’ce müzikler ve türkülerle çok zengin bir sanatsal değere sahip olduğunu düşünüyorum.Önceki albümlerimde ben çift jandarma, Koçari ve Kobak gibi türküleri seslendirdim. Hatta Koçarının derlemesini ben yaptım. Koçarı bir halk oyunudur, sözlerini derledim ve yine Karadeniz yöresinden bir sanatçının okumasıyla evrensel boyutlara taşıdım..Artvin müzikleri ve türküleri aynı zamanda TRT repertuarında yer alması için gerekli hassasiyeti de göstermeye çalışıyorum. Artvin genelinde Artvin’e ait anonim söz ve müziklerin arşivlenerek, başkalarının tekeline geçmemesi için gerekli hassasiyeti göstermek gerekir ve bu konuda sadece sanatçılar değil tüm yetkililerin ilgi göstermesi Artvin sanatı için büyük bir kazanım olacağını düşünüyorum-

Bize Kazım Koyuncu’yu anlatabilir misiniz?

Nasıl anlatayım bilmem ki; aslında anlatılmaz yaşanırdı Kazım. Ben Kazım’ı tanımadan önce ailesini tanırdım. Daha çok Ağabeylerini tanırdım. Daha sonra İstanbul’da hemen hemen aynı dönemlerde müziğe başladık ama Kazım o dönemlerde tamamen etnik müzik yapıyordu. Müzik tarzımızın farklı oluşundan dolayı sık sık buluşamıyorduk ama zaman zaman konser ve ekstra işlerde aynı sahneyi paylaşıyor ve buluşuyorduk.Gerçekten şair ceketliymiş.Gerçekten iyi bir sanatçıydı. 0, sadece türkü söylemiyordu, çevresine, doğasına, yöresine, kültürüne, memleketine ve insanlara karşı kendisini sorumlu hisseden ve kendisine görev edinen bir sanatçıydı. Şunu açık yüreklilikle söylüyorum Kazım, Karadeniz müziğinin evrenselleşmesinin tek mimarıdır.. 2005 yılında benim “RAKANİ” albümümle tarzımı ve yolumu o çizdi Adın Bizim yaşar olarak biliniyor. Bu ad nasıl doğdu anlatır mısınız? -Yukarıda da değindiğim üzere, o dönemlerde yanı 95 ve 96 yıllarında Artvin Hopa’da bulunmaktaydım. Adımı ve lakabımı yaşadığım topraklarda halkımdan aldım. Halk bana hep “Bizim Yaşar” diye hitap ederdi ve bu yakıştırma albümlerime de yansıdı. Bu konuda halkıma teşekkür ediyorum ve halkıma minnettarım…

Sayın Kabaosmanoğlu, çocukluğunuzla ilgili unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşmak istemez misiniz?

Sanırım altı ya da yedi yaşındaydım. İlkokul birinci sınıfı yeni bitirmiştim. Bir gün annem çay toplamıştı. Çayları birlikte çay alım evine götürdük. Bilirsiniz toplanan çayı satmak için çay alim yerlerine götürür ve orda bezleri yere açar üzerine çayları döker, çay eksperleri çayları seçtirirlerdi. Seksen öncesi olduğu için çay alım evinin duvarına “ÇAYDA SÖMÜRÜYE SON KAHROLSUN FAŞİZM” yazıyordu. Çay eksperi duvardaki yazıyı silmek istedi ama başaramadı. Sonra beni yanına çağırarak “Bir teneke bul, içine toprak doldur ve su koyarak çamur yap sonra da çamurla bu yazıyı kapa, bende sizin çayınızı seçtirmeden, bekletmeden alayım” dedi. Bunun üzerine bende çayı bir an önce satıp eve erkenden gitmek için hemen eksperin dediğini yaptım ve çamur hazırlayarak yazıyı silmeye başladım. Tam iş başındaydım ki yukarı köyden bir minibüs çarşıya inerken aniden yanımızda durdu. Minibüsten inen üç beş kişi benim elimdeki tenekeyi kaptıkları gibi uzaklara savurmaları bir oldu. Sonra da beni bir güzel dövdüler. Ben durumu anlatınca bu kez eksperi de dövdüler. Meğer yazıyı, bizi dövenler yazmış.Sonrada o silmek için çamurla kirlettiğim yazıyı eksperle bana temizlettiler. Şimdiki aklım olsa hiç siler miydim? Ama çocukluk işte, nerden bilebilirdim bizim haklarımızı savunduklarını.

-Bu söyleşiye katıldığın için teşekkür ederim.
Bende çok teşekkür ederim.

Söyleşi: Rasim Yılmaz  [artvinliyiz . net]

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Tepki, Tasarım ve Delilik – Steven Harrison

Kapat