Tülay German ve şarkıları: “Anlayamadığımız şeyleri görmezden gelmek gibi bir şey”


Herkesin adını bildiği ama hayatında her zaman gizemli bir yan kalacak insanlardan. Sadece 33 yıldır Fransa’da yaşamasının getirdiği bir bilgi eksikliği değil bu. Çoğu insan gibi uzlaşarak, boyun eğerek yaşamamasından, hep akıntıya karşı, yüreğinin sesini dinleyerek hareket etmesinden kaynaklanan bir aykırılık onu bize unutturan. Anlayamadığımız şeyleri görmezden gelmek gibi bir şey.1935 İstanbul doğumlu Tülay, Üsküdar Amerikan Koleji’ni bitirdikten sonra ailesine başkaldırıp kendini müziğe adayarak başlıyor mücadelesine… Sonrası bir çorap söküğü gibi. Şimdilerde adı yavaş yavaş hafızalardan silinen Erdem Buri’ye olan aşkı hayatının akışını değiştiriyor.

 
Sonraki şarkıya geçmek için >| şarkı seçmek için [>] işaretine basınız.

Erdem Buri Osmanlı döneminin ünlü vezirlerinden Suphi Paşa’nın torunu, Hamdullah Suphi ve Suat Derviş’in de yeğeni. Adı Mustafa Kemal tarafından bir içki sofrasında konan Erdem Buri, dedesinin ve dayısının yolundan gitmez, Türkiye İşçi Partisi’ne yazılır. Bir yandan müziğe merak sarar, radyo konuşmaları yapar, dergilere eleştiriler yazar, felsefe konularına eğilir. Zamanla dört başı mamur bir düşünür ve sanatçı kimliği kazanır.

Tülay 60’ların başında yabancı şarkılar söylemekte, ses yarışmalarında dereceler almaktadır. Ama Erdem Buri bir gün ona henüz şarkıcı olmadığını, kendi müziğini kendi dilinde söylemesi gerektiğini anlatır. Türk halk müziğinden seçtiği parçaları çok sesli düzenlemelerle ve Batı çalgılarıyla Tülay’a söyletmeye başlar. Bu çalışmalar Tülay’ı üstad Ruhi Su’ya götürür. Ruhi Su Tülay’ın hem sesini hem de halk müziğine yaklaşımını beğenir ve ona haftada üç gün ders vermeyi kabul eder.

Tülay türkü derslerinin yanında Erdem Buri’den ekonomi, felsefe, caz ve elektronik müzik konusunda dersler almaktadır. Buri’nin Moda’daki evi onun için bir üniversite olur. Bu arada “Burçak Tarlası,” “Kızılcıklar Oldu mu,” “Mühür Gözlüm,” “Hekimoğlu” gibi türkülerin uyarlamalarıyla önemli bir dinleyici kitlesi yaratır.

Buri sadece Tülay’ın müziğinin temel noktalarını belirlemekle kalmaz, bu müziği yapacağı uygun ortamı da hazırlar. Şarkılarına radyoda ve sahnede sansür uygulanan Ruhi Su ve Tülay için, As Kulüp’ün kurulmasına öncülük eder. As Kulüp belki dönemin devrimci ruhunu hissettiren bir özgürlük ortamıdır ama zaman zaman herkesi tedirgin eden olaylar da yaşanır. Örneğin bir gece Tülay “Burçak Tarlası”nı söylerken “Bakın şu deyyusun kaç tarlası var” dediğinde bir adam ayağa kalkıp “Bu orospunun yüzünden tarlalarımız elimizden gidecek” diye bas bas bağırarak sahneye yürür. “Olay çıkarmaya hazır gençler” masalardan hiç eksik olmaz.

Zorluklar bitmez. Erdem Buri, 1964’te Selahattin Hilav’la birlikte çevirdiği Plehanov’un “Marksist Düşüncenin Temel Meseleleri” ve Hegel’in “Diyalektik ve Mantık” adlı kitaplar nedeniyle 15 yıl hapis istemiyle yargılanmaktadır. Tülay’la Buri, 29 Mart 1966 gecesi Fransa’ya gitmeye karar verir.

Uzun, bunalımlı günlerin ardından, yeni bir çevrenin içindedirler. Dario Moreno, Juliette Greco, Jacques Brel, Abidin Dino ve zaman zaman İstanbul’dan gelen dostları Timur Selçuk, Ümit Yaşar, Çetin Altan, İlhan Mimaroğlu… Tülay kulüplerde şarkı söylemeye ve Fransızca plaklar kaydetmeye başlar. Bir yandan birçok Avrupa ülkesinde konserler verir…

Tülay German’ın uzun bir aradan sonra ülkemizde yayınlanan ilk çalışması “Yunus’tan Nazım’a,” Fransa’nın önemli kontrbasçılarından François Rabbath’la gelişen sanatsal dostluğunun bir ürünü. German’ın 1976’da France Culture radyosunda yaptığı bir programı dinleyen kontrbasçı, sanatçıya bir Türk enstrümanıyla eşlik etmeyi tasarlar. Hemen Türkiye’den bir saz getirtilir ve Rabbath uzun bir süre eve kapanarak saz çalmayı öğrenir. Rabbath ve German o yıl Avignon festivaline katılır. 1980’de Yunus Emre, Karacaoğlan, Dadaloğlu, Pir Sultan Abdal ve Nazım Hikmet şiirlerinin Erdem Buri tarafından bestelendiği “Toulai et François Rabbath” adlı albüm çıkar. Albüm Charles Cros Akademisi’nin Plak Büyük Ödülü’nü alır. Daha sonra “Hommage a Nazım Hikmet” (Nazım Hikmet’e saygı) yayınlanır. İkili Zülfü Livaneli’ye 1982 albümü “Günlerimiz”de eşlik eder.

German’ın acı olaylara, zor zamanlara rağmen hep müzikle ve Erdem Buri’yle dolu hayatı 1993’te Buri’nin ölümüyle kötü bir döneme girer. Arkadaşları Hıfzı Topuz Adam Sanat Dergisi’ndeki “Tülay’la Erdem’in Serüveni” başlıklı yazısında o günleri şöyle anlatıyor: “Tülay da sanki öldü Erdem’le birlikte. Bütün günlerini Pere Lachaise mezarlığında Erdem’in başucunda geçirdiğini anlattılar. Tülay artık yemiyor, içmiyor ve kimseyi görmek istemiyordu. Arabasını bile oturduğu apartmanın karşısındaki postanede çalışan yoksul bir kıza armağan etmişti.”

Tülay German sonunda dostlarının dayatmalarına dayanamayıp eski türkülerden bir derleme yapmayı kabul etmiş. Albümde yer alan 21 parça, 60’lı yılların sonunda yeşeren, Batı müziği anlayışıyla kentlileşen türkü ekolünün ilk çağını temsil ediyor. “Mapusane,” “Dere Geliyor,” “Hekimoğlu” gibi anonim türkülerin yanında Pir Sultan Abdal, Köroğlu, Yunus Emre’den uyarlamalar ve Erdem Buri’nin, Nazım Hikmet’in “Kurtuluş Destanı,” “En Güzel Deniz,” Hürriyet Kavgası” gibi şiirlerinden yaptığı aranjmanlar yer alıyor. François Rabbath’ın gitara benzer saz çalma tekniği, geleneksel türkülerimize alışık olmadığımız ritmik bir hal veriyor. Önceleri yadırgayabileceğiniz bu çoksesli teknik, Tülay German’ın güçlü ve eğitimli sesi için etkileyici bir altyapıya dönüşüyor.
German’a göre bu derleme geçmişten kalan bir seda değil. 33 yıldır ayrı olmasına rağmen kendisini Türkiye’den hiç ayrılmamış gibi hisseden sanatçı, bu çalışmayı bir dönüş albümü olarak da görmüyor. O bu albümün, ileride gerçekleştirmeyi düşündüğü, geçmişe yönelik bir projenin ilk aşaması olduğunu söylüyor. “Yunus’tan Nazım’a” geçmiş günlerden bir öykü hatırlattığı için özel bir değer kazanıyor. Ülkeleri hakkında fikirlerini söyledikleri, varolan formları eşelemek yerine daha çağdaş olanı aradıkları için haksız suçlamalara maruz kalan iki insanın öyküsünü…

O ilkti…
Murat Tunal
Aktüel 19.8 1991

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Böyle Buyurdu Zerdüşt: “Kirli bir ırmaktır insan, bozulmadan kalması için deniz olmalı”

Zerdüşt'ün Yazılış Öyküsü - Will Durant Şimdi de sanattan, bilime ve "hiçbir zorbalığın nüfuz edemeyeceği barınak" olan felsefeye döndü. Spinoza...

Kapat