Bir Orman Hikayesi – Sabahattin Ali

Hepimiz, bulunduğu siperde son kurşunu atacağını, sonra orada muhakkak öleceğini bilen bir nefer gibi sakindik. Tıpkı o nefer gibi, dudaklarımızın kenarında acı bir istihza vardı. Sansarın ağzındaki bir pilicin, yahut kesilmek üzere olan bir koyunun son çırpınışlarıydı bunlar, delikanlı…

Devamı…Bir Orman Hikayesi – Sabahattin Ali

Sabahattin Ali: Bir insan bir insana bazen hayata bağlandığından daha kuvvetli bağlarla bağlanabilir

Sabahattin AliKürk Mantolu Madonna:

“Bende, daha doğrusu aramızdaki münasebette eksik olan neydi? Bir kadının bize her şeyini verdiğini zannettiğimiz anda onun hakikatte bize hiçbir şey vermiş olmadığını görmek, bize en yakın olduğunu sandığımız sırada bizden, bütün mesafelerin ötesindeymiş kadar uzak bulunduğunu kabule mecbur olmak acı bir şey.”

Devamı…Sabahattin Ali: Bir insan bir insana bazen hayata bağlandığından daha kuvvetli bağlarla bağlanabilir

“Herkese kulağını ver, sesini verme!”* Shakespeare Meselesi – Sabahattin Ali

ShakespeareDaha Shakespeare’in yaşadığı zamanlarda bile onun kıymeti, şahsı ve eserleri üzerinde muhtelif hükümler verilmeğe başlanmış, bu hal günümüze kadar, hazan kabarıp hazan sönerek devam etmiştir. Yeryüzünden sersem insanların tamamen yok olup gitmesine ve herkesin, ne kadar açık olursa olsun, her hakikati görmesine imkan olmadığını; ve sakat işleyen kafalar her zaman kendilerine yoldaş bulabileceği için bu nevi acayiplikler daha da devam edecektir. Yüksek kültürlü memleketlerde bir Shakespeare meselesi artık mevcut değildir. Oralarda ikide birde zuhur eden “orijinal” münekkit ve âlimler, kendilerine benzeyen beş on deliyi de bağırtıp çağırttıktan ve hakiki ilim ve sanat muhitlerini bir hayli güldürdükten sonra unutulup giderler.

Devamı…“Herkese kulağını ver, sesini verme!”* Shakespeare Meselesi – Sabahattin Ali

Sabahattin Ali: Hak ve adalet kaidelerini kendi iğrenç arzularına alet edenlere lanet olsun…

Sabahattin Aliİnsanların toplu halde yaşayabilmeleri için ilk şart olan hak ve adalet kaidelerini bile kendi iğrenç arzularına alet ederek, aralarında yaşadıkları insan cemiyetini korkunç bir düzensizliğe sürüklemeye çalışanlara lanet olsun…
Hiçbir fikre inanmadıkları için fikirlere, insanı insan eden duygulara yabancı oldukları için insanlık sevgisine, herhangi bir şeyi bilip öğrenemeyecek kadar beyinsiz ve tembel oldukları için bilgiye ve kitaba düşman olanlara lanet olsun…

Devamı…Sabahattin Ali: Hak ve adalet kaidelerini kendi iğrenç arzularına alet edenlere lanet olsun…

Sabahattin Ali: “Bütün ömrün tasavvurlar, hayaller peşinde koşup kendini aldatmak mı geçecek?”

Sabahattin AliÖmer içinde birdenbire sevince benzer bir şey parladığını hissetti ve gene bir anda bu histen dolayı müthiş bir utanma duydu. Bu ölümü kendisine yardım edecek bir hadise olarak telakki etmenin pek dürüst bir şey olmadığını düşündü.
Fakat içimizde, bizim “ahlak” tarafımızda hiçbir şekilde münasebete geçmeyerek hadiseleri muhakeme eden, neticeler çıkaran ve tedbirler alan bir “hesabi” tarafımız vardı ve lafta değilse bile fiilde daima o galip çıkıyor ve onun dediği oluyordu.

Devamı…Sabahattin Ali: “Bütün ömrün tasavvurlar, hayaller peşinde koşup kendini aldatmak mı geçecek?”

Sabahattin Ali: Yalancının en büyük azabı, kimsenin ona inanmaması değil, kendisinin kimseye inanmaması imiş

Sabahattin AliMeğer ne büyük günah işlemişiz! Kanunlu, kanunsuz baskılar altında ezile ezile pestile döndük. Bugünün itibarlı kişileri gibi, kese doldurmadık, makam peşinde koşmadık. İç ve dış bankalara para yatırmadık, han, hamam, apartman sahibi olmak, sağdan soldan vurmak ve milleti kasıp kavurmak emellerine kapılmadık. Bütün kavgamızda kendimiz için hiçbir şey istemedik. Yalnız ve yalnız, bu yurdun bütün yükünü omuzlarında taşıyan milyonlarca insanın derdine derman olacak yolları bulmak istedik.
Bu ne affedilmez suçmuş meğer! Neredeyse, yoldan geçerken arkamızdan bağıracaklar: “Görüyor musun şu haini! İlle de namuslu kalmak istiyor ve ahengimizi bozuyor… “

Devamı…Sabahattin Ali: Yalancının en büyük azabı, kimsenin ona inanmaması değil, kendisinin kimseye inanmaması imiş

Sabahattin Ali: “İlk yazımı bastırmak için o kadar uğraşmıştım ki, çıkınca heyecan bile duymadım”

Sabahattin Ali8 Ekim 1935 Yılında Sabahattin Ali ile Yapılmış Bir Anket:

Bay Sabahattin Ali günün en kuvvetli hikayecisidir. Hikayelerini Değirmen isimli kitabında toplamıştır. Dağlar ve Rüzgâr isimli bir şiir kitabı da vardır. Kendisini Ankara’ya son gidişimde tanıdım. Anketimden bahsettiğim zaman, “Sorularınızı verin ben size karşılıkları yazar veririm. Zaten dört beş satırdan fazla tutmaz” dedi. Hakikaten beni hiç üzmeden karşılıkları yazdı ve gönderdi.
I – Edebiyata nasıl başladınız?
Kitap okuyarak.
II – İlk neşredilen yazınız ve bu neşir esnasındaki heyecanlarınız?

Devamı…Sabahattin Ali: “İlk yazımı bastırmak için o kadar uğraşmıştım ki, çıkınca heyecan bile duymadım”

Sabahattin Ali: Niçin ilk kez rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip geçiveriyoruz?

İnsanlar birbirlerini ne kadar iyi anlıyorlardı… Bir de ben bu halimle kalkıp başka bir insanın kafasının içini tahlil etmek, onun düz veya karışık ruhunu görmek istiyordum. Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!.. Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk kez rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatıyla öteye geçiveriyoruz?

Devamı…Sabahattin Ali: Niçin ilk kez rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip geçiveriyoruz?

Sabahattin Ali’den Bir Öykü: Arabalar Beş Kuruşa

sabahattin_aliAkşam, caddelerin kalabalık zamanında, köşe başına bir kadınla bir çocuk gelirdi. Siyah bir çarşafa bürünen kadın elleriyle çarşafını yüzüne kapatır, yalnız iki siyah göz, sokağın yarı aydınlığında, parıltısız, önüne bakardı. Çocuk yanında ayakta dururken o çömelir, küçük bir çuvaldan birtakım oyuncaklar çıkarırdı: Bunlar bir değneğin ucuna takılmış bir çift tahta tekerlekti.
Tekerleklerin üzerinde, iki yuvarlak tahtanın arasına çivilenmiş dört çubuktan ibaret kameriye gibi bir şey duruyor ve tekerlekler yerde yürütülünce bu kameriye fırıl fırıl dönüyordu.
Oyuncaklar kadının önünde dizilince çocuk bir tanesini eline alıyor, kaldırımda ileri geri götürerek incecik sesiyle bağırmaya başlıyordu:
-Arabalar beş kuruşa… Beş kuruşa… Arabalar beş kuruşa!..-
Ve sokaklar tenhalaşıncaya kadar, belki üç dört saat, burada duruyorlardı.

Devamı…Sabahattin Ali’den Bir Öykü: Arabalar Beş Kuruşa

“Belki bu hal, biraz daha makul bir hayatın başlangıcıdır…” İçimizdeki Şeytan – Sabahattin Ali

Sabahattin Ali“…Kahramanlar uyuz kedilere döndüler. Her biri kabahati ötekinde buluyor. Daha bugünden kavgaya tutuştular… Arkadaşlık ve gaye uğruna canlarını fedaya kalkan yiğitler şimdi yakayı sıyırmak için birbirlerini satmaya uğraşıyorlar. Onları bütün acizleri ve çirkeflikleri içinde görmek hazin bir şey…”
Macide dikkatle dinliyor ve bu sırada:
“Kendimize dair konuşacak hiçbir şey yok mu?” diye düşünüyordu. Fakat bu yabancılığın bütün kabahati kendinde olamazdı. İşte, Ömer de deminden beri uzak durmakta devam ediyor ve kendilerine ait olmayan mevzular üzerinde dolaşıyordu. Bunu tespit etmek, zannının aksine olarak, Macide’ye hiç de acı gelmedi…

Devamı…“Belki bu hal, biraz daha makul bir hayatın başlangıcıdır…” İçimizdeki Şeytan – Sabahattin Ali