Fikret Başkaya: Sanki Türkiye demokratik bir ülke de anayasadaki değişikliklerle düzeltilecek

Fikret-Başkayaİnsanlar seçimlerde oy kullandıklarında bir şeylerin değişeceğine inanıyorlar. Sürece gerçekten dahil olduklarını sanıyorlar… Oyuna geldiklerinin farkında değiller. Böylece bir seçim ve katılım yanılsaması yaratılmış oluyor. Oysa oligarşinin iktidarı yerli yerinde kaldıkça kullanılan oyun hiç bir kıymeti harbiyesi yok. Zira kimi seçerse seçsin, aslında “aynı kumaştan” olanları seçiyor ve seçilenin ne yapacağı belli. Seçim sonucunda iktidar partisi kaybedip, munalefetteki parti kazandığında oligarşinin iktidarında zırnık değişiklik olmuyor… Olması da asla mümkün değildir. Seçimlerle hükümetler değişiyor, iktidar değil. Zira iktidar her zaman oligarşinin iktidarı olarak kalmaya devam ediyor. Amerikalı bir işçi, bir işssiz, bir yoksul… sandığa gidip oy kullandığında ne değişiyor? Eğer kullanılan oyun bir karşılığı olsaydı, kişi başına 46 bin dolar düştüğü söylenen ABD’de 50 milyon yoksul ‘yaşar mıydı?’ Amerikan yönetimi Afganistan’a, Irak’a, Somali’ye, Libya’ya, Suriye’ye ve daha nice ülkeye savaş açıp, işgal edebilir, oralarda insanlık suçu işleyebilir miydi?

Devamı…Fikret Başkaya: Sanki Türkiye demokratik bir ülke de anayasadaki değişikliklerle düzeltilecek

Emperyalist Savaşlar veya Kolonyalizmin Üçüncü Aşaması – Fikret Başkaya

Fikret-BaşkayaNeden savaşlar var? Neden öncelikle Orta Doğu ve Afrika’yı hedef alıyor? Neden şimdi? Ve neden bu emperyalist saldırılara Türkiye her seferinde ortak oluyor?

1 -Savaşlar var zira kapitalizm emperyalizm üretmeden var olamıyor. Zaten “kapitalizm emperyalizmdir” denmiştir. Hegemonya da düşmansız yapamaz. Netice itibariyle kapitalizmin geçerli olduğu bir dünya’da emperyalist savaşlar kaçınılmazdır. Lâkin İkinci emperyalistler arası savaştan sonra emperyalist kampta bir değişiklik ortaya çıktı. O zamana kadar emperyalizmler çoğul olarak ifade ediliyordu: İşte, İngiliz emperyalizmi, Amerikan emperyalizmi, Alman emperyalizmi, Japon emperyalizmi, Fransız emperyalizmi, vb. Aralarındaki rekabet birinci ve ikinci emperyalistler arası savaşlarda olduğu gibi büyük yıkımlara neden olabiliyordu.

Devamı…Emperyalist Savaşlar veya Kolonyalizmin Üçüncü Aşaması – Fikret Başkaya

Nelson Mandela ve Güney Afrika’daki Müzakere Süreci – Nazım Tural

mandala 31 Ocak 1985 günü, Başkan P.W. Botha parlamentoda, Mandela, eğer koşulsuz biçimde şiddeti politik bir araç olarak reddettiğini bildirirse, özgürlüğüne kavuşacağını söyledi. Önemli yankı uyandıran Botha bu çıkışı ile, Mandela’nın özgürlüğüne hükümetin engel olmadığını, şiddeti tercih eden Mandela’nın kendi tercihi nedeniyle cezaevinde kaldığını vurgulamaktaydı. Mandela, Botha’ya bir mektup yazarak, öneriyi reddettiğini bildirdi. Ayrıca, Mandela’nın bu çağrıya yanıt olarak hazırladığı bir metni kızı Zindzi 10 Şubat 1985’te, Soweto’da Birleşik Demokratik Cephe’nin stadyumda yaptığı geniş katılımlı açık hava toplantısında okudu. Mandela, Bu metinde, kendi özgürlüğü ile diğer siyahların özgürlüğünün ayrılamayacağını, tek başına serbest bırakılmanın anlamsızlığını vurguladı. 

Devamı…Nelson Mandela ve Güney Afrika’daki Müzakere Süreci – Nazım Tural

‘Muhazakâr Demokrasi ‘den ‘Otoriter Demokrasi’ye AKP’nin Çevre politikası ve Ekoloji mücadelesi

çevreAKP’li yıllar boyunca çevre politikasını değerlendirdiğimizde tüm resmi belgelerde ve yetkililerin söylemlerinde “sürdürülebilir kalkınma” lafzının hatırı sayılır bir ağırlığı olduğu görülmektedir. Dahası “sürdürülebilir kalkınma” söyleminin sadece retorikte kalmadığını AKP hükümetleri dönemindeki on yıllık bir süreçte uygulana-gelen neo-liberal politikalar ile çevre politikalarının bir nevi tamamlayıcısı olarak ön plana çıktığını söyleyebiliriz. Bu konuda AKP hükümetleri çok tutarlı davranmışlardır. Neoliberalizm nasıl sorgulanamaz bir amentü olarak kabul edilmişse, bu amentünün gereği olarak sürdürülebilir kalkınma söylemi de bu temel politikayı ve ideolojiyi destekleyen en önemli kaldıraç olarak görev yapmıştır. Birçok çevreci grubun, AKP’nin çevre politikalarını yeteri kadar sürdürülebilir kalkınmayı dikkate almadığı konusunda eleştirmelerine karşın, bizce AKP hükümeti kadar Türkiye’de bu kavramı hakkıyla uygulayan başka bir hükümet daha gelmemiştir.

Devamı…‘Muhazakâr Demokrasi ‘den ‘Otoriter Demokrasi’ye AKP’nin Çevre politikası ve Ekoloji mücadelesi

Bir Tek Havadan Vergi Alınmıyor: Havayı Ne Zaman Özelleştireceksiniz? – Fikret Başkaya

Fikret-BaşkayaKamu işletmeleri, kamu hizmetleri, sosyal hizmetler, yollar, köprüler, koylar, göller, denizler, ormanlar, yerin altı ve üstü, su, belediye hizmetleri, parklar, müzeler… velhasıl toplumca ortak sahiplenilmesi, kullanılması gereken her şey dar bir oligarşinin özel mülkü değilse etkinlik alanı haline geldiği bir toplumda ortak yaşam mümkün müdür? Bu sürdürülebilir bir şey midir? Orada artık yurttaş kavramının bir karşılığı var mıdır? Toplum çoğunluğunun oluşturan emekçi kitlenin Orta Çağ’ın serf’inden, reayasından, bir farkı kalır mı? Bu durumda artık havayı ne zaman ve nasıl özelleştirecekleri merak konusu demektir…

Devamı…Bir Tek Havadan Vergi Alınmıyor: Havayı Ne Zaman Özelleştireceksiniz? – Fikret Başkaya

Yalan ve kin kampanyalarıyla neden Hugo Chavez’e yöneldiler? – Melenchon ve Ignacio Ramonet

Hugo ChavezHugo Chavez, şüphesiz dünyanın en çok iftiraya uğrayan devlet başkanıdır. Venezüella’daki 7 Ekim başkanlık seçimlerinin yaklaşmasıyla bu iftiralar iki kat daha alçakça yapılır oldu. Karakas’ta olduğu kadar Fransa’da da. İftiralar, Chavez’in (anketlerin doğrular göründüğü) yeni bir seçim zaferi perspektifi önündeki bolivarcı devrimin muhaliflerinin hayal kırıklıklarının göstergesidir. Bir politikacı, eylemleri ile yargılanmalıdır, onun hakkında yayılan dedikodular üzerinden değil. Adaylar seçilmek için sözler verir; aralarından çok azı bir kez seçildiğinde bu sözlerini yerine getirir. En başından beri Chavez’in seçim sözü netti: ülkesindeki yoksulluk içinde yaşayan çoğunluğun yararına çalışmak. Ve sözünü tuttu.

Devamı…Yalan ve kin kampanyalarıyla neden Hugo Chavez’e yöneldiler? – Melenchon ve Ignacio Ramonet

Emperyalist Savaşları Anlama Kılavuzu – F. Başkaya “Savaşlarının gerçek nedenini gizlemek kuraldır”

Fikret-Başkaya“Politika, kan dökülmeden yapılan savaştır. Savaş da, kan dökülerek yapılan politikadır” Mao Zedoung
Fransız devlet ve siyaset adamı Georges Clemenceau [1841-1929], “En çok yalan, seçimlerden önce, savaş esnasında ve avdan sonra söylenir” demişti. Öyle görünüyor ki, son dönemin savaşlarında asıl yalan savaş esnasında değil, savaş öncesinde söyleniyor. Savaşlara medyatik yalanlar öncelik ediyor. Elbette yalan sadece medyanın marifeti değil. Yalanlar önce “bilim yuvası” denilen üniversitelerde, prestiji ve ünü büyük “düşünce” kuruluşlarında, think-tank’larda peydahlanıyor ve medya nöbeti devraldığında yalan “gerçek” oluyor… Her zaman olduğu gibi, şimdilerde de “barış” ve “istikrardan” çok söz ediliyorsa da, reel durum retorikten farklı, içinde bulunduğumuz durum tam da George Orwell’in “Savaş barıştır” sözünü hatırlatıyor. Velhasıl, bu günün dünyası yalan, ikiyüzlülük ve çifte standart üzerinde duruyor.

Devamı…Emperyalist Savaşları Anlama Kılavuzu – F. Başkaya “Savaşlarının gerçek nedenini gizlemek kuraldır”

Fikret Başkaya, Sinan Sönmez söyleşisi: “Türkiye ekonomisi bir AVM ekonomisidir.”

Sinan SönmezFikret Başkaya: 1980, 24 Ocak kararları ve 12 Eylül öncesinde Türkiye’de bir dizi zaaf barındırsa da, iyi-kötü “ulusal kalkınmacı” bir perspektif geçerliydi. O tarihten sonra Türkiye her türlü kalkınmacı hedeften uzaklaşıp, yeniden kompradorlaşma tercihi yaptı. Dışarıyı içerinin ihtiyaçlarıyla uyumlandırmak açısı gerekirken, içeriyi dışarının ihtiyaçlarıyla uyumlandırma tercihi yapıldı. Yani ülkenin kaderi dış belirleyicilere ihale edildi… Aradan geçen 32 yıldan sonra genel durumu nasıl görüyorsun? Türkiye’nin “yükselen ülkeler” kervanına katıldığına dair tevatürün bir karşılığı var mı?

Devamı…Fikret Başkaya, Sinan Sönmez söyleşisi: “Türkiye ekonomisi bir AVM ekonomisidir.”

“Türkiye’nin “İhracat başarısı” bir efsanedir…” Fikret Başkaya, Mustafa Sönmez söyleşisi

Mustafa SönmezDış kaynağı çekmek için kamu varlıkları satışa çıkarılıyor, içeride emek baskı altında tutulup dış yatırımcı için cazibe unsuru olarak takdim ediliyor. “yatırım ortamını iyileştirmek” adı altında dış yatırımcıya herhangi bir ülkenin sağlayacağından bir gömlek daha üstün şeyler sunuluyor. Kâr transferinde kolaylıklar, imar engellerini temizlemek, yargının alanını daraltmak, her tür çapağı temizlemek gibi… Lümpenlik kısa görüşlülüğü de içeriyor. Bizdeki burjuvazinin uzun vadeli birikim perspektifi de yok. Daldan dala geçebiliyor. 1950 öncesi tüccardı, 1980’e kadar sanayici geçindi, 1980 sonrası bankacı, süpermarketçi, giderek devlet tekellerini parselleyen avantacı, şimdi de inşaatçı-emlakçı…Bu köksüzlük, ona uluslararası arenada bir omurga sahibi olmayı, söz sahibi olmayı da imkansız hale getiriyor.

Devamı…“Türkiye’nin “İhracat başarısı” bir efsanedir…” Fikret Başkaya, Mustafa Sönmez söyleşisi

Fikret Başkaya: “Aslında demokratik denilen rejimlerin demokrasiyle bir ilgisi yok”

Fikret-BaşkayaAğzını açan her politikacı, her akademisyen, her gazeteci, her “konunun uzmanı”, her zengin “sanatçı”, Bu sorunların çözüm yeri parlamentodur” diyor… Oysa bu seçkin zevatın bilmediği, asla bilmek de istemeyeceği bir şey var: Kapitalizm çağında ezilen ve sömürülen sınıflar lehine elde edilmiş ne kadar kazanım varsa [seçme ve seçilme hakkı, sekiz saatlik işgünü, çoçuk işçiliğinin yasaklanması, işsizlik yardımı, aile yardımı, vb.] hepsi parlamento dışında, işyerlerindeki, sokaklardaki, meydanlardaki, yani arazideki mücadeleler sonucu gerçekleşmiştir… Hem demokrasiyi engellemek amacıyla oluşturulmuş bir işleyişin parçası olacaksınız ve hem de ezilen ve sömürülen sınıflar lehine bir şeyler kazanmayı umacaksınız… bu mümkün değildir.

Devamı…Fikret Başkaya: “Aslında demokratik denilen rejimlerin demokrasiyle bir ilgisi yok”

Komprador rejimin mezhepçi dış politikası… – Fikret Başkaya

Ahmet DavutoğluSovyet sisteminin çöküşünün ardından hegemonik güç olan ABD yönetimi bir bocalama dönemi geçirdi. Ne yapacağını bilemedi. Zira “düşmansız kalmıştı”. Oysa hegemonya düşmansız yapamaz. Nitekim Mikhail Gorbaçov’un diplomatik danışmanı Alexandre Arbatov, 1989’da: “Düşmansız bırakarak size en büyük kötülüğü yapacağız” derken söylemek istediği tam bu idi. Artık ABD’li “strateji üreticileri” işsiz kalmışlardı… Yaklaşık 10 yıllık bir kararsızlık döneminin ardından neokonlar aracın direksiyonuna geçmeyi başardılar ve ABD’nin tek süper güç olarak dünyayı biçimlendirmesi gerektiğine karar verdiler.

Devamı…Komprador rejimin mezhepçi dış politikası… – Fikret Başkaya

“İyimserlik” aşılayan ilerlemecilik yıkımlara neden oldu | Eleştirel Düşünceye Dair – Fikret Başkaya

Fikret-Başkaya“Hiç düşmanın yok mu?/ Bu nasıl mümkün oldu?/ Her halde ya gerçeği hiç söylemedin, ya da adaleti hiç sevmedin!” [Santiago Rámony Cagal]

Bir seferinde bir tanıdığım: “Biz söylüyoruz bir şey olmuyor, sen söylediğinde başın belaya giriyor” demişti. “Neyi, nasıl ve ne amaçla söylüyorsun da başına bir şey gelmiyor” dediğimde, yüzüme şaşkın bakmıştı. Belli ki, ne düşünce, ne düşünce özgürlüğü, ne de eleştirel düşünceye dair hiç kafa yormamıştı… Oysa, öylesine akıldan geçen, günlük yaşamda söylenen sıradan şeyler düşünce değildir. Düşünceden söz edebilmek için, bir amaç için tasarlanması, uygun araçlarla ifade edilmesi ve düşüncenin hedefine ulaşması, insanlar tarafından içselleştirilmesi gerekir. Ancak hedefe ulaşıp, kitleye mâl olduğunda düşünceden söz edilebilir ki, ben buna düşüncenin gerçekleşmesi diyorum. Bertold Brecht: “Bir fikrin etkinliğinden söz edebilmek için, kimden kaynaklanıp, kime yöneldiğine bakmak gerekir” derken her halde tam da bunu kastediyordu.

Devamı…“İyimserlik” aşılayan ilerlemecilik yıkımlara neden oldu | Eleştirel Düşünceye Dair – Fikret Başkaya

Fikret Başkaya: Türkiye’de kapısında üniversite yazan kurumlar aslında yüksek meslek okulu

Fikret-BaşkayaÜniversiteler bu güne kadar resmi ideolojinin üretilip-yayıldığı, bir de sermayenin ihtiyacı olan “yetişkin işgücünü” üreten kurumlar iken, artık neoliberal küreselleşmenin bir “gereği” olarak, yegâne amacı kâr etmek olan birer şirkete, kapitalist işletmeye dönüştürülmek isteniyor. Elbette “biz bu kurumları kapitalist işletmelere dönüştüreceğiz” demeyeceklerdir… İşte “üniversite üzerindeki vesayeti ortadan kaldıracağız, özerkleştireceğiz” vb. diyeceklerdir. Nitekim yasa taslağının ikinci maddesinde: “Yükseköğretim; akademik ve bilimsel özgürlük, kurumsal özerklik, çeşitlilik, hesap verebilirlik, katılımcılık, rekabet ve kalite ilkeleri esas alınarak planlanır, programlanır ve düzenlenir” deniyor. Hem yüksek öğretim kurumları şirketleşecek, hem de özerk olacak! Böyle bir şey eşyanın tabiatına aykırıdır…

YÖK’den TYK’ya “bir reformun anlamı!” 

Devamı…Fikret Başkaya: Türkiye’de kapısında üniversite yazan kurumlar aslında yüksek meslek okulu

Fikret Başkaya: “Resmi tarih, yalanlar, yakıştırmalar manzumesinden başka bir şey değildir”

Fikret-BaşkayaNeden Osmanlılar, Türklerin ecdadı, atası değildir?
Bu günün Türk etnisitesinin Osmanlı’ının devamı olduğu tezi ve inancı, imparatorluk mantığından haberdar olmayanların bir kuruntusudur. Her ne kadar Osmanlı dinastisinin [hanedanının] bir Oğuz boyu olan Kayı’dan geldiği kabul ediliyorsa da, imparatorluk söz konusu olduğunda etnik kökenin hiç bir önemi yoktur. Bu yüzden de Beylikten imparatorluğa giden süreçte Kayı’dan geriye pek bir şey kalmadığını söylemek mümkündür. Dolayısıyla, ilk kurucuların etnik kökenine bakarak, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir Türk imparatorluğu olduğunu söylemek mümkün değildir. İbn-i Haldun, devlet “ancak kabile ve yakınlık bağının yardımıyla kurulur; ama belirli bir eşik aşıldıktan- iyice yerleştikten ve oturduktan sonra, devlet egemenliği için yakınlık bağına gerek kalmaz”[2] diyor. Kaldı ki, Osmanlı kelimesi etnik bir zatiyeti değil, politik ve sosyal içerikle yüklü bir tabirdi ve “devlet hizmetlerinde bulunan ve devlet bütçesinden geçinen hâkim ve müdir sınıf” anlamında kullanılıyordu.

Devamı…Fikret Başkaya: “Resmi tarih, yalanlar, yakıştırmalar manzumesinden başka bir şey değildir”

Somut Göstergelerle AKP Modeli Dindar Nasıl Olunur? – Ercan Geçgin

Piyasa İslamı, geleneksel İslam’ın gölgesinde yükselen yeni bir siyasal İslam’ın neoliberalizmle uzlaşan görünümünü ifade ediyor. Amerikan işletme kültüründe anlamını bulan idare anlayışı ile kitle tüketimine dayalı yaşam tarzı ise en belirgin özellikleri olarak öne çıkıyor.
AKP’nin “dindar nesil” yetiştirme söylemi üzerine sürdürülen polemik her ne kadar polis ve yargının MİT’e olan ilgisinin gölgesinde kalsa da uzun süre gündemde kalacağı görülüyor.
AKP’nin dindarlık modeli 10 yıllık iktidarlık sürecinde az çok olgunlaşmış sayılabilir. Kimileri bunu devletleşen AKP’nin ‘devletçi’ bir refleksi olarak, kimileri ise dayandığı sosyal ve sivil İslam toplumunun bir gereği olarak da okuyabilir.

Devamı…Somut Göstergelerle AKP Modeli Dindar Nasıl Olunur? – Ercan Geçgin

Karl Marks’ın Kapital Formülleri Gücelliğini Koruyor mu?– Suat Kamil Aksoy

“… Bizler haklı olarak zamanın etkisine ilişkin çok sayıda deneyime sahibiz. Yalın deneyimin insanlığı yanıltma konusunda marifetleri çoktur. Örneğin oksijen ve yerçekimi hakkındaki kuramlarımız hep geliştiler, buna karşın onlar hep vardılar. Yalın deneyim bize güneşin dünya etrafında döndüğünü söylüyordu, ama gerçek tam tersi idi. Ateş, yada yanma olayına ilk tezimiz, cisimlerin havaya filojiston salması şeklindeydi, halbuki cisimler havadan oksijeni alıyordu. Elektrik konusunda ki ilk fikrimizin yanlış adlandırmasını ise hala kullanıyoruz. Akımın pozitiften, negatife gittiği varsayılmış ve kutuplara bu isim verilmişti. Halbuki akan şey, yani elektron negatiften, pozitife gidiyordu. Bizler elektrona eksi yükü atfederek burnumuzdan kıl aldırmamayı tercih ettik. İnsanoğlunun bu kaderi doğasında mı var bilemiyorum ama göz dibimize yansıyan görüntünün bile baş aşağı duruyor olmasına bakılırsa, yalın deneyime fazla bel bağlamayıp kafayı çalıştırmakta yarar var demektir.”

Devamı…Karl Marks’ın Kapital Formülleri Gücelliğini Koruyor mu?– Suat Kamil Aksoy