Alan Woods: Özel mülkiyet ve ulus devlet, toplumun gelişimini engelleyen iki deli gömleğidir

Çıkmaz Sokaktaki Kapitalizm
1948’den 1973-74’e kadar, benzeri asla görülmemiş bir sınai ve teknolojik değişimin havai fişek gösterisine tanıklık ettik. Yine de kapitalist sistemin başarıları bugün kendi karşıtına dönüşüyor.

Devamı…Alan Woods: Özel mülkiyet ve ulus devlet, toplumun gelişimini engelleyen iki deli gömleğidir

Asıl kirli olan kapitalizmdir! – Fikret Başkaya

Fikret-BaşkayaPanama belgelerinin açık edilmesiyle ortaya çıkan yoksuzluk skandalı ( vergi kaçırma, “vergi cennetleri”, kara para aklama, servet kaçırma, kaçakçılık, kamu kaynaklarının yağmalanması, spekülasyon, banka sırrı, her türden ahlaksızlık, vb.) aslında buz dağının yüze çıkan kısmı, ormanı gizleyen ağaçtır… Yine de o skandalın açık edilmesi, kapitalist çürümenin ne boyutlara ulaştığı hakkında bir fikir veriyor. İnsan havsalasını zorlayan yolsuzluklar (corruption) kapitalist dünya sisteminin sefil hallerini açık ediyor… Eğer öyleyse bu durumun sebebi ne, bunun geresinde kimler var?

Devamı…Asıl kirli olan kapitalizmdir! – Fikret Başkaya

Karl Marx: Miras hakkı, emek vermeden başka bir insanın emeğiyle yaşama gücüdür

Karl-MarxMiras hakkı sadece, merhumun varise, yaşamı boyunca elinde tuttuğu gücü bırakması bakımından toplumsal bir öneme sahiptir –yani mülk, başka insanların emeğinin ürünleri aracılığıyla gücün başkasına aktarılması. Örneğin toprak, yaşayan mülk sahibine, bir başka dengi olmadan rant adı altında, başka insanların emeğinin ürünlerini kendisine aktarma gücü verir. Sermaye aynısını yapma gücünü, kendisine, kâr ve faiz adı altında tanır. Kamu fonlarındaki mülk kişiye, emek vermeden başka insanların emeğiyle yaşama gücü verir, vb.

Devamı…Karl Marx: Miras hakkı, emek vermeden başka bir insanın emeğiyle yaşama gücüdür

Azınlığın Ayrıcalığına Son Vermek: Devletin Elegeçirilmesi – Antonio Gramsci

Antonio GramsciTarihin yasaları, devlet olarak örgütlenmiş mülksahibi sınıf tarafından konulmuştur. Devlet her zaman tarihin başoyuncusu olmuştu, çünkü mülksahibi sınıfın gücü devletin dişlilerinde toplanır; mülksahibi sınıf, devletin bünyesinde rekabetin do­ğurduğu çatışmaların ve ayrılıkların ötesinde, kendini disipline sokar ve bir birlik biçiminde kendini örgüt­ler; bunu yapmasının amacı, rekabetin en yüksek aşamasına varıncaya kadar, yani toplumun düzenlen­mesi ve yönetilmesinde en başta gelen rolü, iktidarı elde etmek için verilecek, sınıf mücadelesine kadar, kendi ayrıcalıklı durumunun olduğu gibi kalmasını sağlamaktır.

Devamı…Azınlığın Ayrıcalığına Son Vermek: Devletin Elegeçirilmesi – Antonio Gramsci

Fikret Başkaya: “Saray ile adalet kelimelerinin yan yana getirilmesi tuhaf değil mi?”

Doğal ve sosyal zenginliğin küçük bir azınlığın elinde toplandığı, geniş kesimlerin, açlığa, çaresizliğe, sefalate terkeldiği bir toplumda, hangi adaletten söz edilebilir? Siz kentlerin merkezinde yükselen adalet saraylarının varlığına aldanmayın. Oralarda adalet tecelli etmez, etmesi mümkün değildir. Kaldı ki, saray ve adalet kelimelerinin yan yana getirilmesi tuhaf değil mi? İnsanın, sarayda adaletin işi ne diyesi geliyor… Zira hukuk sisteminin misyonu ve varlık nedeni, verili eşitsiz, dolayısıyla haksız, durumu sürdürmektir. Bu yüzden özel mülkiyet etikle bağdaşmaz, bu ikisi uzlaşmaz çelişki içeren [antagonique] kelimelerdir. Zira, etik eşitliği varsayar, mülkiyet ise eşitsizliğe dayanır, eşitsizliği derinleştirir ve sürekliliğini sağlar. Durum böyle olsa da şimdilerde “hukuk devletinden”, “hukukun üstünlüğünden” çok söz ediliyor. Geçerli hukuk sistemi kimin tarafından oluşturulmuştur, ne amaçla oluşturulmuştur, neyin koruyucusudur? sorusunu soran var mı?

Devamı…Fikret Başkaya: “Saray ile adalet kelimelerinin yan yana getirilmesi tuhaf değil mi?”

Dr. Erdal Atabek: Çevrenin kirlenmesinden herkes söz ediyor peki ya insanın kirlenmesi?

Çevre Kirliliğini artık tanımaya başladık. Radyoaktif atıkların, kimyasal atıkların, endüstri ürünü atıklarının çevreyi nasıl kirlettiğini biliyoruz. Ozon tabakasının inceldiğini, delindiğini kaygıyla öğreniyoruz. Toplantılar yapıyoruz, konuşuyoruz, yazıyoruz, önlem almaya çalışıyoruz. Ama Çevre Kirliliği sadece doğanın kirlenmesi değil ki… İnsanın kirlenmesi çağımızın en büyük sorunlarının başında geliyor ve biz farkında bile değiliz.
Evet, insan kirleniyor. İnsanın duyguları kirleniyor, düşünceleri kirleniyor, umutları kirleniyor, sevinçleri kirleniyor…, Ama insan insana duyarsız. İnsan insana ilgisiz. İnsan insana kayıtsız. Oysa insanı görmemiz zorunlu, insana bakmamız zorunlu, insanı korumamız zorunlu. Çevrenin insanı nasıl kirlettiğini görmemiz zorunlu.

Devamı…Dr. Erdal Atabek: Çevrenin kirlenmesinden herkes söz ediyor peki ya insanın kirlenmesi?

Düşünce Tarihi(mizde) Özel Mülkiyet ve İnsanın İnsanla Savaşı – Orhan Hançerlioğlu

Değil insanları, evrendeki bütün varlıkları birbirleriyle kardeş sayan içsel düşünce akımı (batın ilmi), özel mülkiyetin kaldırılması ve mal ortaklığının kurulması sonucunu doğurmuştur. İslam tarihi, Şii-Batıni tarikatların bu konudaki savaşlarıyla doludur. Babekilik, Karmatilik, Anadolu’da Şeyh Bedreddin tarikatı, Bektaşilik, Hurufilik gibi birçok tarikatlar özel mülkiyetle açıkça savaşmışlardır. Tasavvufun ilkesi şudur: Her şeye malik ola ve bir şeye malik olmaya… dokuzuncu yüzyılda, iki ünlü tasavvuf bilgini, İbrahim Ethem‘le Belhii Şakik, şöyle konuşuyorlar. Türk bilgini Şakik soruyor: Sizin yaşama ilkeniz nedir?.. İbrahim Ethem, Bulunca şükrederiz, bulmayınca sabrederiz, diyor. Şakik, Onu bizim Horasan’ın köpekleri de yapar, diye karşılık veriyor, bulmayınca şükretmeli, bulunca dağıtmalı.

Devamı…Düşünce Tarihi(mizde) Özel Mülkiyet ve İnsanın İnsanla Savaşı – Orhan Hançerlioğlu

Karl Marks’ın Mülkiyet Tanımlamaları ve Mülkiyet Biçimleri – Dr. Hikmet Kıvılcımlı

Marks, mülkiyetin ve ortak mülkiyetle özel mülkiyet biçimlerinin yer yer tanımlamalarını yapar. Mülkiyetin ne olduğu üzerine tarihte ve hukuk biliminde birçok karakteristikler ve eylemler sayılır. Bir şeyi (satınalma-satma), (bağışlama-kiralama), (rehin etme-miras bırakma), ve ilh. Diye çift sıralanabilecek eylemlere uğratmak hukuk tasarrufudur. Bütün bu tasarruflarda yapılan hür ve bağımsız işlemlerin topuna birden “MÜLKİYET” işlemleri denilir. İlkin bezirgân medeniyetlerinde, sonra kapitalist toplumunda alabildiğine önem verilen bütün bu işlemler mülkiyetin ancak bezirgân ilişkiler bakımından üst-yapı olaylarıdır.
Marks, mülkiyetin bu üst-yapı karakterlerine fazla önem vermez.

Devamı…Karl Marks’ın Mülkiyet Tanımlamaları ve Mülkiyet Biçimleri – Dr. Hikmet Kıvılcımlı

Aristoteles’te Hukuk ve Adalet Kavramı – Yrd. Doç. Dr. Arslan Topakkaya

Adalet kavramı felsefe tarihinin önemli kavramlarındandır ve oldukça zengin bir tarihsel gelişim sürecine sahiptir. Bu kavram uzun yıllar felsefenin konu alanı içinde mütala edilmiştir. 19. yüzyılda diğer sosyal bilimlerin felsefeden hızla kopmaya başlamasından sonra bu kavramda artık sadece felsefeyi ilgilendiren bir kavram olmaktan çıkmış; başta hukuk felsefesi ve sosyolojisi olmak üzere özellikle siyasal bilimlerin uğraş alanı içinde görülmeye başlanmıştır.
Aristoteles bilindiği üzere Antik çağ felsefesinin sistem kuran iki filozofundan biridir. Siyaset felsefesinde hocası Platon kadar olmasa da kendine has bir politika felsefesi vardır. Onun ilginç olan bir özelliği de çağının politik yaşamıyla oldukça içli dışlı olmasıdır. Büyük İskender’in hocası olması kendisini politik yaşama katılmaya zorlamış, siyaset felsefesini pratik yaşamdan hareketle geliştirmiştir. Bundan dolayı Aristoteles bir takım yalın teoriler yerine kısa, keskin ve uygulanma imkanı fazla olan bir siyaset felsefesi geliştirmeye çalışmıştır.

Devamı…Aristoteles’te Hukuk ve Adalet Kavramı – Yrd. Doç. Dr. Arslan Topakkaya

Sosyalizm Deneyimleri Işığında Eşitlik, Değer ve Mülkiyet – Dr. Suat Kamil Aksoy

Biz burada tamamen iktisat ile ilgiliyiz. Ancak eşitlik ve mülkiyet aynı zamanda hukukun da konusu. Eşitlik genel olarak olumlu karşılanır. Çağımız insanlar arasındaki eşitliğin temel değer olduğu bir çağdır. Eşitsizlik hoşnutsuzlukla karşılanır. Eşitliğin elde edilmesi ve sağlanması hep ilk sıralarda yer alır. Hukuk düzeni açısından kanunlar herkes için aynı olan metinlerdir. Eğer kanun kendi içinde tanımladığı bazı kesimlere ayrıcalıklar tanımıyorsa kanun önünde herkes gerçekten de eşittir. Ayrıcalıklar söz konusu olduğunda ise, bu tanımın içerisinde kalanlar yine eşittirler. Kanunlar genelde konumu zaten avantajlı olan kesimlere ayrıcalık tanımaz. Bu pek kabul görecek birşey değildir. Genelde engelliler vb gibi dezavantajlı kesimler için ayrıcalık tanımları yapılır. Hatta bu durum genel eşitlik ilkesinin ihlali anlamına geldiği oranda zihinlerde çelişki de yaratır. Modern çağımız bir önceki çağın ayrıcalıklarının yıkılmasını temsil eder ve bir eşitlik mücadelesi ile oluşmuştur. Bu yüzden aslolan eşitliktir.

Devamı…Sosyalizm Deneyimleri Işığında Eşitlik, Değer ve Mülkiyet – Dr. Suat Kamil Aksoy

Toplum için ekonomik açıdan ‘özel güzel’ mi? – Dr. Suat Kamil Aksoy

Kapitalizm açısından üretken emekçi artı değer yaratan emekçidir demiştik. Bu fikir, kapitalist üretim açısından, Marks’ın da fikridir. Marks öğretmeni ve hekimi üretken emekçi olarak görmeyen iktisatçılara hak verirken, birazda alaycılıkla, okul yada hastane patronunu zengin etmek için çalıştığında öğretmen yada hekim bal gibi üretken emekçi olurlar demektedir. Üretkenliğin kapitalizm açısından bu görünüşü muhtemeldir ki liberal iktisatçılarımızı da az çok etkisi altında tutmuş ve biraz da yanıltmıştır. Üretim öğelerinin mülkiyet yapısını değiştirmekle ekstradan bir verim elde edileceğini sanmak ahmaklıktan başka birşey değildir. Ama her mülkiyet hareketinde olduğu gibi zenginleşme fırsatı elde edenler olacaktır.

Devamı…Toplum için ekonomik açıdan ‘özel güzel’ mi? – Dr. Suat Kamil Aksoy

Kent ve mülkiyet – Ahmet Civanoğlu

“Bir kentte dolaşırken yüksek duvarlar göremiyorsan bil ki orada toplum yararı özel mülkiyete feda edilmemiştir.”
İnsanlığın toprağı işleyerek üretim yapmayı öğrenmesiyle özel mülkiyet ilişkilerini geliştirmesinin birlikte oluşmuş sosyolojik gerçekler olduğu bilinmektedir. İnsan toprak üzerinde üretim(tarım) yapmaya başladığında yerleşik hayata geçmek zorunda kaldı. Çünkü tarımsal etkinlik belirli bir toprak parçasına bağlıydı ve sürekli bir bakım ve gözetim gerektirmekteydi. Ayrıca insan kısa zamanda bu yaşam biçiminin sağladığı avantajları ve rahatı benimseyiverdi. Ancak, bu tarımsal etkinlik merkezinde oluşmuş toplumsal yapılar yepyeni ilişki biçimlerini ve ihtiyaçları zorunlu kılmaktaydı. Bu değişikliklerden konumuz açısından en önemlileri toplumsal yoğunluk ve özel mülkiyettir.

Devamı…Kent ve mülkiyet – Ahmet Civanoğlu