“Yoksa kim dayanabilir ki zamanın kamçısına, zorbanın kahrına…” Çağdaşımız Shekespeare – Onat Kutlar

ShakespeareNedendir bilemem. Abdala malum olur. Günlerdir mektup bekliyordum birinizden. Karşılık almıyacağımı bildiğim sorular sormak değil, gerçek bir mektuba karşılık vermek istiyordum. Alçak sesle de konuşsan, karşında gerçek bir yüz gerekli. Bu yüzden pazar akşamı Zeynep’e telefon edip adıma geldiğini söylediği mektubu okumasını rica ettim. Darüşşafaka’lı İbrahim Altmsay’ın on yıl öncesinden seslenen yüzü gene güzel şeyler söylüyordu ama ben, sizlerden biriyle konuşmak istiyordum. Bu sabah, yani pazartesi günü, karanlık bir güz haftasını başlatan kahvaltı masasında, bir kahve içmeye uğrayan kardeşim cebinden, senin, «görülmüştür» damgasını taşıyan mektubunu çıkarınca birden önsezilerin gerçekle sık sık buluştuğu çocukluk günlerine döndüm.

Devamı…“Yoksa kim dayanabilir ki zamanın kamçısına, zorbanın kahrına…” Çağdaşımız Shekespeare – Onat Kutlar

“Çünkü sevgi de ölüm kadar güçlüdür…” Mühür – Onat Kutlar

onat kutlarİçimden diyorum ki, “Beni yüreğinin üstüne bir mühür gibi koy. Kolunun üstüne bir mühür gibi. Çünkü sevgi de ölüm kadar güçlüdür…” Derin bir öğle uykusundan sonra akşamüstü, Muhtar’ın evinin sofrasında, elimde bir sigarayla, arka pencereden bahçeye bakarak duruyorum. Tıraş sabunu ve tütün kokusu. Muhtar’ın dönüşünü bekliyorum. Damağımda az önceki gündüz düşünün olağanüstü tadı. Çok güzeldi. Büyük bir ırmağın kıyısında, açık altın renginde bir saray duvarının önündeydim. Gülümseyerek bana yaklaşan yüzünü öperken uyandım. Duru saatlerin yakın ağaçlara tünemiş kumruları ötüyordu. İnce bir cam gibi titriyordu hava. “Yu-suf! Yu-suf!” Ölmüş atalarımdan birinin Fırat’ın öbür kıyısından buraya kadar ulaşan sesini duymamaya çalıştım. Kuyunun çürümüş sularından çıkmak için çırpınıyorum.

Devamı…“Çünkü sevgi de ölüm kadar güçlüdür…” Mühür – Onat Kutlar

“Benim dün annem ölmüş. Postacı söyledi. Hala, hiç ağlamıyordu…” Kül Kuşları – Onat Kutlar

onatkutlar

Yusuf ile Kenan, Hazal ve Hakkâri’de Bir Mevsim adlı yurtdışı ve yurtiçi festivallerde çok ödüllü filmlerin senaryolarına imzasını attan Onat Kutlar’ın 1959 yılında yayınlanan, Fethi Naci’nin “Dünya edebiyatında büyülü gerçekçilik akımının ilk örneklerinden biri” olarak değerlendirdiği bir kitap İshak. Yurt koğuşunda, kahve köşelerinde yazılmış dokuz kısa öyküden oluşan eser, 1959’da a Dergisi Yayınları’ndan çıktığında Kutlar 23 yaşında, Kadırga Yurdu’nda kalan, taşralı bir hukuk öğrencisiydi.
Hak ettiği değeri bulamadığını düşündüğümüz kitaptan Rüçkan Çalışkur‘ın seslendirdiği yangına tutulmuş kuşlardan söz eden “Kül Kuşları” adlı  öyküyü  aşağıdan dinleyebilirsiniz.

Devamı…“Benim dün annem ölmüş. Postacı söyledi. Hala, hiç ağlamıyordu…” Kül Kuşları – Onat Kutlar

“Korkudan daha etkilidir sevgi. Korku kin doğurur, sevgi ise saygınlık…” Doğu – Onat Kutlar

onat kutlar(…)  Furuğ’un şiirindeki gibi. Yoksul okulların birinde bir çocuk karatahtaya “taş” sözcüğünü yazar yazmaz, binlerce kuş uçup gitti yakın ağaçlardan.

(…) Anlamıyorum nasıl oldu bu? Sen anlayabiliyor musun? Yarın’ı kırmızı bir elma, buruk bir yaban iğdesi, iki kırmızı balıktan bin gibi sevinçle bekleyen çocuklar nasıl asıldılar daragaçlarına? Nasıl gidiyorlar ölmek için, on binlerle, yüz binlerle alınlarında birer kırmızı bant, boyunlarında Güney Kore yarası plastik cennet anahtarlarıyla? Şölen nasıl birden yasa döndü gülüşler çığlıklara? Nereden geldi “kötü günler ve karanlık?” ‘

Devamı…“Korkudan daha etkilidir sevgi. Korku kin doğurur, sevgi ise saygınlık…” Doğu – Onat Kutlar

Onat Kutlar’ın Deniz’ler için yazdığı şiir: “Bayrağı taşıyan düşerse onu taşırlar”

onat kutlar

Ateş sardı kör yılanın gözünü
İspinoz kuşu da ötmez oldu
Kurudu evinizin önündeki asma
Ananızın kurduğu salçalar
Soğuyor kızgın güneşte ve örtüyor
Gözyaşlarının dinmeyen buzları
Sayısız köylerini yoksul doğunun
Yüzünüzün denizinde yapraklanan kan
Şimdi ölü suların dibine çöküyor
Kinin külrengi örümcekleri
Seriyor suların ve şehirlerin
Üstüne unutuşun kefenini
Artık cellatlar sizi hatırlamıyor

Devamı…Onat Kutlar’ın Deniz’ler için yazdığı şiir: “Bayrağı taşıyan düşerse onu taşırlar”

“Sadece şu narın altına gömün beni” Yunus – Onat Kutlar

onat kutlarDuvarda saat ağır ağır dokuzu vurdu. Yani sabaha karşı üç. O eskimiş, anlaşılmaz, bastonlu romen sayıları karanlığa çizildi. Dar taş avluda bir çift takunya sabaha karşı duygusunu sürdürmeye çalışıyordu. Bu uyanılmamış bir düşse, ayışığının döküldüğü beyaz taşlara çarpan uykulu iki küreğin, acılar ve hamamböcekleri ile dolu bir kilerden öksürüklü sakalların titreştiği bir odaya taşıyıp durduğu o yorgun kadım yani annemi hatırlamamaya imkân var mı? Ayışığı odada, sanki her şeyin dışında, soyut, mutlu bir kesiti aydınlatıyordu. Üstünde uyku emlerinin uçuştuğu mermer denizliği, kırmızı halıyı, Yunus amcamla Bübükbabamın kedi yavruları gibi kıpırdanıp duran beyaz yüzlerini. Işıkta yıkanmış, rahat, parlak yüzlerdi bunlar.

Devamı…“Sadece şu narın altına gömün beni” Yunus – Onat Kutlar

Onat Kutlar: “Sanki odada bir Japon, bir İngiliz, bir İspanyol vardı ve hiçbiri ötekinin dilini bilmiyordu”

Bu özelliğimi ilk kez, çocukken fark ettim. Evimizin avluya bakan ikinci kat odasının penceresi önünde oturmuş, garip bir olayı izliyordum. Avluda, çiçekten meyveye dönüşmek üzere olan bir zerdali ağacı vardı. Meyveleri serçelerden korumak için dallarına örümcek ağı gibi ince bir iplik ağı gerilmişti. Ama gene de çok sayıda serçe vardı ağaçta. İçlerinden bir bölüğü, iplere ve dallara çarparak kalkıyor, yüksek avlu duvarının ortasındaki bir deliğe doğru uçuyor, delik çevresinde bir süre çırpındıktan sonra yeniden ağaca konuyordu. Tam o sırada “pat” diye bir tüfek patlıyordu yanıbaşımdan. Ağaçtaki serçelerden birinin cansız yere düştüğünü görüyordum.

Devamı…Onat Kutlar: “Sanki odada bir Japon, bir İngiliz, bir İspanyol vardı ve hiçbiri ötekinin dilini bilmiyordu”

“Aşacağız duvarlarını geleceğin” | Bahar İsyancıdır – Onat Kutlar

Bilincimizin tarlalarına ölü kuş tüyleri döküldü, kadınlar gözyaşlarını tutamadılar. Uzun ve şaşkın bir sessizlik oldu.
Neden sonra aramızdan biri konuştu. Gösterişsiz, herhangi biri. “Bak yabancı” dedi, “Şaşırttın bizi. Umutlarımız için ön yüzü sırlı bir ayna sundun. Geriye işleyen bir saat. Ters çevrilmiş bir eldiven, kaynağına akan bir ırmak. Oysa biz basit insanlarız. Ve ölümlü. Yaşamayı ve baharı bu yüzden severiz. Doğan her şeye inanırız. Çocuklara, güneşe, bize düşler sunan ay ışığına. Sevdiğimiz kadının boynunu okşamak isteriz ve çocuklarımızın. Günü, kızarmış bir ekmek gibi tazeyken bölüşürüz ve akşamın kızıl tüyleriyle gelip sabahın yumurtaları üstüne yumuşacık oturmasını severiz.

Devamı…“Aşacağız duvarlarını geleceğin” | Bahar İsyancıdır – Onat Kutlar

Onat Kutlar: “Geçmişi bilecek kadar yaşadım ve önümde geleceğe inanacak kadar zaman var.”

Hiç abartmıyorum, bir anda binlerce gülümseyen yüzle dolu karanlık ve ıssız bozkır. Ayışığı yükseldikçe, Kral Nabonide’in yüzü ağır ağır silindi. Ama silindi. Düşündüm. Tıpkı Şukşin gibi, geçmişi bilecek kadar yaşadım ve önümde geleceğe inanacak kadar zaman var. Yaşadığımız günlerin toprağına acının, yalnızlığın tohumlan ekiliyor her gün. Ama gene de hiç unutmadan yapabileceğimiz bir şey var: Bir insan elinin sıcaklığındaki dayanışmayı gerçekleştirmek. Her şeyi değiştirebilir bu. Çünkü ayışığı, güzel değişimlerin tanrıçasıdır. Ve o ışığı yok etmek mümkün değil. Şukşin’in öyküsünün son cümlesi: “Ayışığı pencereden içeri doluyordu. Ah, nasıl da parlıyordu ay! Yeryüzü ister coşkuyla dolsun, ister acıyla, parlayacaktı hep böyle!”

Devamı…Onat Kutlar: “Geçmişi bilecek kadar yaşadım ve önümde geleceğe inanacak kadar zaman var.”