Tezer Özlü’den Ferit Edgü’ye: Hiçbir yerde olmak istemiyorum ki…

Tezer Özlü“Sen trendesin şimdi. Ben de oturuyorum burada. Saat 12’ye geliyor. Gecenin bu saatlerinde insanlar kısıyorlar seslerini. Sessizlik bürüyor ortalığı. Ben de daha iyi duyuyorum dinlediğim müziği. Daha çok yitiriyorum tüm düşüncelerimi. Olmayan düşüncelerimi. Uyuyabilmem için hiçbir neden yok. Sabah 8’de kalkmış olmam, o ilgisiz büro, ev, ben, beni yoramıyor artık. Uyanmam için de hiçbir neden yok. Bu kelimeleri alt alta, yan yana dizmem için de. Bir gece. Diğerleri gibi. Bir ben. Diğer benler gibi. Bugün eski ben’lerimden biri olduğumu duydum. Karşılıklı gülsek. Gülebilir miyiz dersin? Gülebilir misin?

Devamı…Tezer Özlü’den Ferit Edgü’ye: Hiçbir yerde olmak istemiyorum ki…

“Benim için bir tablo parçalanmışlıklar bütünüdür” | Psikanalitik Açıdan Pablo Picasso

Ne güzel, geldin, dedi kadın/ Ne yazık ki birazdan çekip gidiyorum, dedi erkek
(Ferit Edgü-İnsanlık Halleri)
Zamanın ve görülebilir olanın birlikteliğinde başlar sanatsal diyalog. Varoluş ile yok oluş arasındaki gelgitlerin kalıcı anlatımlardır sanat, bir hesaplaşmadır kendisiyle ve kendi dışıyla. Picasso’nun bu anlamdaki yeteneği, çocukluğundan beri var olmuştur, psişik yapısının etkisiyle erken bir olgunluk evresine girmiş olduğu söylenebilir. Doğuştan başlayıp onu yıllarca sarsan “Asfiksik travma”, çocukluk döneminin “abandon (terk edilme) nevrozu ve ergenlikle bağlantılı “Anal karakter”, Picasso’nun yaratıcılığında çok büyük rol oynamıştır.Tüm yapıtlarında, yaşadığı deneyleri psikolojik yankılanmalarını görmemek olanaksızdır. Bu konudaki ayrıntılı çalışmalardan giderek Picasso’nun davranışsal dünyasında, onun karakterini temsil eden bellibaşlı üç niteliğin altını çizmek gerekecektir: Çocuksu oyunlara eğilimli kişilik (Ludens); oidinal kişilik (Libidinosus); Çalışkan kişilik (Laboriosus).

Devamı…“Benim için bir tablo parçalanmışlıklar bütünüdür” | Psikanalitik Açıdan Pablo Picasso

“Goya’nın büyük sahnelerinde görür gibi oluruz yeryüzü halkını” Goya’nın savaş yıkımları – Ferit Edgü

goya
“Halklar, ahmak politikacılarını dinleyip, onları izleyip çocuklarını ölüme göndereceklerine; ozanları okuyup, Goya’ların, Picasso’ların, Matisse’lerin hatta adı duyulmamış sıradan ressamların resimlerine baksalardı, dünya belki cennet olmazdı (olması da gerekmiyor) ama, böylesi bir utanç cehennemi de olmazdı gibime geliyor.”

Devamı…“Goya’nın büyük sahnelerinde görür gibi oluruz yeryüzü halkını” Goya’nın savaş yıkımları – Ferit Edgü

“Yanlış bir dille doğru bir cümle kurulmaz. Romansa (ne yazık ki) cümlelerden oluşur”*

Oruç Aruoba“Stephen Pamuk ve/ya da Orhan King” – Oruç Aruoba

‘Populer’ olan, dolayısıyla ‘çok satan’ kitapları, ilkece, okumam — isterseniz ‘elitizm’ deyin; ama, ilkin şu ‘best-seller’ deyimi itici benim için: Düz anlamıyla, “en iyi-satar” diye çevirirsek, bu iki nitelemenin yanyana bulunmasının, tarih boyunca —yalnızca edebiyat alanında da değil— nasıl bir yanlış içerdiğini, nasıl yanıltıcı olduğunu bildiğim için. Önyargı da olsa, şöyle düşünüyorum: Kendi gününde yaygın beğeni bulan —moda olan, ‘populer’ olan— bir metin, ilkece, kötüdür; ve, ters yanından, iyi olan —önemli olan, yolaçıcı olan— hiçbir metin, kendi gününde yaygın beğeni bulmaz, bulamaz. Ama, yanlış anlamaya engel olmak için şunu da belirteyim ki, bu düşünceden, kendi gününde yaygın beğeni bulamamış her metin, ilkece, iyidir, önemlidir, sonucu çıkmaz. Tarihten bir örnek verip, asıl konuma geçeyim:

Devamı…“Yanlış bir dille doğru bir cümle kurulmaz. Romansa (ne yazık ki) cümlelerden oluşur”*

Pablo Picasso ile Fransa Vallauris’te iki gün – Abidin Dino

Sarı pelür kâğıdına daktilo edilmiş iki sayfa.
Fransızca.
Kâğıt solmuş. Pelür daha da incelmiş. Üflesen yırtılacak gibi.
Abidin bu metni acaba bir dergide yayımladı mı?
Hiçbir bilgi yok. Ama sanmıyorum.
Fransızlar okumadıysa, Türkler okusun diye çeviriverdim.
Tam yarım yüzyıl sonra.
26 Ocak 1953
Ferit Edgü

Devamı…Pablo Picasso ile Fransa Vallauris’te iki gün – Abidin Dino

“Boyun Eğmek, Alışmayı Seçmek mi?” Kentin Üzerinde Dayanılmaz Bir Koku – Ferit Edgü

Köpek burcundan olmalıyım. Çocukluğumdan beri kokulara karşı aşırı duyarlıyım.
Sözcüklerin, görüntülerin, seslerin, renklerin yaratamadığı çağrışımı, kokular yaratır bende. Birlikte yaşadığım (bir zamanlar yaşamış olduğum) kişilerin kokuları perçinleşmiş gibidir belleğimin kokular hanesinde. Örneğin, babam. Öleli yıllar oluyor. Bugün bile ansırım kokusunu: İhtiyar emekli. Anamın (o da öleli yıllar oluyor) kokusunu: Kurban kadın. Ve refoulee. Kız kardeşimin kokusunu: Çılgın bakire. Eniştemin kokusunu: Ter, at ve sinir. Yalnız insanların değil, hayvanların, nesnelerin, yerlerin, yörelerin kokusu da yer etmiştir belleğimde. Dokuz yaşındayken yitirdiğim sevgili köpeğimin kokusu başkaydı.

Devamı…“Boyun Eğmek, Alışmayı Seçmek mi?” Kentin Üzerinde Dayanılmaz Bir Koku – Ferit Edgü