Akıl ile erişilemeyen hakikatlere sezgiyle ulaşma inancı olarak; Tasavvuf – Orhan Hançerlioğlu

Tasavvuf sözcüğünün hangi kökten türediği de tartışmalıdır. Genel olarak bilgi anlamına gelen Yunanca sophia sözcüğünden türediği ileri sürülür. Deyimin ilkin ne zaman kullanıldığı kesin olarak bilinmemekle beraber, Yunan felsefesiyle ilişki kuran ilk İslam düşünürlerinden çok önce kullanıldığı sanılmaktadır. Biruni’nin Tahkik-i ma lil-Hind adlı yapıtında ilerisürdüğü bu sav, doğru olmasa gerektir. Yoksulluğu yeğlemeleri dolayısıyla Arapça yünlü dokuma anlamına gelen sof giymeleri yüzünden bu adı almış olmaları olanaklıdır.
İslamsal disiplin içinde oluşmuş bulunan tasavvuf deyimi, genel olarak, iki öğeyle açıklanmaktadır. Bunlardan biri varlık birliği (Vahdet-i vücut) felsefesi, ikincisi dinin yüzeyiyle yetinmeyerek derinliklerine inme eğilimidir. Ne var ki bu öğelerin ikisi de İslamsal tasavvufun başlangıcında geçerli değildirler, akıma zamanla katışmışlardır. İslamsal tasavvuf, ilkin, Batı’da da görüldüğü gibi, dinsel yaşamın aşırı, ama zorunlu bir sonucu olan gizemcilik (Fr. Mysticisme)’le başlamıştır.

Devamı…Akıl ile erişilemeyen hakikatlere sezgiyle ulaşma inancı olarak; Tasavvuf – Orhan Hançerlioğlu

“İnsanla hayvan arasında büyük bir uçurum yok” Düşünce Tarihi’nde Yaşamak – Orhan Hançerlioğlu

Düşünce tarihiYaşamak. Yaşamak, devimlilik (hareketlilik) demek. Taşıyla toprağıyla, göğüyle yıldızıyla tüm evren yaşamakta. Ama biz insanlar bu deyimi, gözlerimizle görebildiğimiz kımıltılar ölçüsünde kullanmışız. Bitkilerle hayvanları canlı, bunların dışındaki tüm nesneleri cansız saymışız. Öyle olsun. Biz de, gerçekte henüz bir başlangıç olduğu halde bizlere pek uzun gelen insanlık serüvenimizde bu yanlış anlamı sürdüreceğiz. Bu anlamda yaşam, protein özdeğinin varlık biçimidir ve bütün gizleri çözümlenmiştir: Yaşam, bir özdeğin (maddenin) başka bir özdekten bir şeyler alması ve başka özdeklere bir şeyler vermesiyle gerçekleşiyor. Canlanma, böylesine bir alışverişle başlamaktadır. Bu alışverişi sağlayan da doğanın yansıma (in’ikas, reflexion) özelliğidir. Doğada her nesne başka nesneleri yansıtır ve başka nesnelerde yansır. Cansız doğada bu yansıma, örneğin suyun güneşi yansıtması ve güneşin suda yansıması gibi, pasif bir olgudur. Bu pasif yansıma, uzun bir gelişme süreci sonunda, protein özdeğinde aktif bir yansımaya ulaşmıştır. Protein özdeği, artık çevresinin etkilerine aktif tepkiler göstermeye başlıyor ve bunu yaparken de yeniden kazanmak zorunda bulunduğu bir enerji harcıyor.

Devamı…“İnsanla hayvan arasında büyük bir uçurum yok” Düşünce Tarihi’nde Yaşamak – Orhan Hançerlioğlu

Orhan Hançerlioğlu: Devlet, insanları baskı altında tutmak ve başkaldırmaları önlemek için kuruldu

Düşünce tarihiNe var ki artık, yoksulluk ve acı çeken insan yığınlarına öğütler yetmiyor. Onları baskı altında tutacak, başkaldırmalarını önleyecek bir güç gerekmektedir. Bu güç, devlet’tir. İlkçağın köleci devletleri böylelikle kurulmaya başlamıştır. İnsanların kendi tüketimleri için ürettikleri altınçağ adı verilen ilkel komünal toplumda köle bulunmadığı gibi devlet de yoktu. Savaş tutsakları, fazla bir boğaz beslememek için öldürülürlerdi. Köle ve kölecilik, üretim araçlarının gelişmesi ve bundan ötürü emeğin verimliliğinin artması sonucu, insanların tükettiklerinden fazlasını üretmeye başlamalarıyla ortaya çıkmıştır. Savaş tutsakları artık işe yaramakta, boğaz tokluğuna çalıştırılmaktadırlar. Ama sayıları günden güne artmakta, kolaylıkla baskı altında tutulamayacak kadar çoğalmaktadırlar. Örneğin Atina kent devleti nüfusunun dörtte üçü köledir. Bu köleleri çalıştırabilmek için güçlü bir örgütün, eşdeyişle devletin baskısı gerekmektedir. Köle sahipleri örgütlenip devlet kurumunu ortaya koyuyorlar.

Devamı…Orhan Hançerlioğlu: Devlet, insanları baskı altında tutmak ve başkaldırmaları önlemek için kuruldu

12 bölümden oluşan BBC Siyasi Düşünce Tarihi’ni Cafrande.org’ta sesli dinleyin

düşünce-tarihiYönetim, siyaset anlayışları tarih boyu büyük bir çeşitlilik ve değişim gösterdi. Günümüz dünyasında herkes için geçerli tek bir siyasi model bulunmuyor. Çoğunluk, ulus devlet sınırları içinde yaşıyor ancak bu sınırlar içinde hüküm süren otoriteye karşı tutumlar farklı.
“Bu otorite tanınmalı mi, tanınacaksa nasıl ve nereye kadar? Bireyin çıkarı mı yoksa toplumun çıkarı mı önce gelmeli?”
Bunlar, çağdaş siyasi yaşamın parçası olan sorular.
BBC için Charles Haviland’ın hazırladığı ve Türkçe’ye Hüsnü Kural’ın uyarladığı Siyasi Düşünce Tarihi adlı dizi tarih boyu bu tartışmalarda en etkili, en belirleyici olmuş siyasi düşünürleri ve görüşleri ele alıyor.

Devamı…12 bölümden oluşan BBC Siyasi Düşünce Tarihi’ni Cafrande.org’ta sesli dinleyin

Düşünce Tarihinde Hıristiyan Düşüncesi – Orhan Hançerlioğlu

Mutluluklarını arayan insanlar, bir ara, bu mutluluğu, özgür düşüncenin kapılarını kilitlemekte buldular. Yüzyıllarca süren bu araya, ortaçağ diyoruz. Artık erdem, gerçekten erdem olduğu için değil, tanrı buyurduğu için erdemdir. Artık Yunanlıların doğa-tanrılarının yerini Hıristiyanlığın kişi-tanrısı almıştır. Oysa bu kişi-tanrının düşünürleri, doğa-tanrıların düşünce sisteminden kurtulamayacaklardır. Skolastik dediğimiz Hıristiyan okulu düşünürleri, yüzyıllar boyunca, Platon’la Aristoteles’i gevelemekten başka bir şey yapmamışlardır. Hıristiyan düşüncesinin, İ.S. V’inci yüzyıla kadar süren ilk dönemine patristik (Yunanca kilise babası anlamındaki patros deyiminden geliyor), bu tarihten sonra ortaçağın sonuna kadar süren ikinci dönemine skolastik (Latince okul anlamına gelen schola deyiminden geliyor) denir. Bu iki dönemden birincisine Platoncu Hıristiyan tanrıbilimi evresi, ikincisine Aristotelesçi Hıristiyan tanrıbilimi evresi de denebilir. Bununla beraber Platon etkisi Xiii’ncü yüzyıla kadar ilk skolastik düşünürlerde de devam etmiş ve ancak bu yüzyılda Aquino’lu Thomas’yla yerini Aristoteles egemenliğine bırakmıştır.

Devamı…Düşünce Tarihinde Hıristiyan Düşüncesi – Orhan Hançerlioğlu

Afşar Timuçin’in Düşünce Tarihi Yapıtında Bütünsel İnsan Kavrayışı – Mert Sarı

Afşar Timuçin, yetkin bir seçicilikle, çağdaş yazında yoğunlaşılması gereken yazar ve yapıtlara çekiyor dikkatimizi. İlgili okurların, burada ancak başlıklarını sıralayabildiğim üç ciltlik yapıtta çok daha fazlasını bulacağından hiç kuşkum yok.

Tür bilinci kavramı, tüm insansal ol­guları, insanlık tarihinin gelişimi ekseninde görebilme bilincini anlatın İn­sanlık tarihinin gelişiminin öyküsüdür tür bilinci. Bütünsel insan kavrayışı ise, bireyin bilimsel, düşünsel, sanatsal ve yazınsal kav­rayış yetkinliğini anlatır.

Devamı…Afşar Timuçin’in Düşünce Tarihi Yapıtında Bütünsel İnsan Kavrayışı – Mert Sarı

Düşünce Tarihi(mizde) İnsanın Kendisiyle Savaşı – Orhan Hançerlioğlu

İnsan denilen varlık, kendisiyle savaşmanın mutluluğunu da sezmiştir. Bu savaş, İslam düşüncesinde, Melâmilik adı altında yeni bir mutluluk yolu (tarikat) olarak belirmektedir. Arapça melâmet sözcüğü, aşağılanma ve hor görülme anlamlarına gelen levm kökünden türetilmiştir (levm sözcüğünün çıkışma, azarlama, serzeniş, sitem gibi başka anlamları da var). Ku’ran şöyle demektedir: Onlar ki kendilerini hor görenlerin hor görüşlerinden korkmazlar (vellezine layehafune levmete laimün…). Nişabur kentinin Türk Müslümanları, Tanrı’nın bu sözüne tutunarak, yepyeni bir yoldan mutluluğun peşine takılmışlardır. Müslümanlık, henüz üçüncü yüzyılını yaşamaktadır (IX. yüzyıl).  Ku’ran’ın, ne sözcük, ne de yorumlanmış anlamlarını kurcalamadan, Tanrılık  düşünceye karışarak mutluluğa varmaya çalışanlar, insanlıklarını hor görmek  ve aşağılamak yolunu tutarlar. Hem kendi kendilerini kınarlar, hem de  başkalarının kendilerini kınamasını özlerler. Kendini üstün görmek, böbürlenmek,  ikiyüzlülük gibi kötü eğilimler böylelikle ezilecektir. 

Devamı…Düşünce Tarihi(mizde) İnsanın Kendisiyle Savaşı – Orhan Hançerlioğlu

‘Olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu’ mu? – Orhan Hançerlioğlu

İnsan, özünü kendi yaratır, özünü kendi yaratan tek nesne insandır. İnsandan başka her nesnede yapış, varoluştan önce gelir. Önce varolup, sonra kendini yapan sadece insandır. Örneğin masa, bir masa düşüncesine göre varedilir. Neye yarayacağı, nasıl olacağı önceden düşünülerek yapılır, masanın özü varlaşmasından öncedir. Yalnız insandır ki önce varlaşır, sonra özünü yaratır; nasıl olacağını, neye yarayacağını kendisi çizer. İnsan varolmadan önce tanımlanamaz, çünkü varolmadan önce hiçbir şey değildir. Ancak varolduktan sonra bir şey olacaktır, hem de kendisini nasıl yaparsa öyle olacaktır.  Salatalık salatalıklığını, eşek eşekliğini, tebeşir tebeşirliğini kendi yapmaz ama, insan insanlığını kendi yapar. Demek ki bu yapış, keyfe bağlı bir yapıştır. Öyleyse bu keyifsel özgürlük de, ölümün ötesindeki hiçlik karşısında boşuna bir çabalamadan ibarettir. Ama varoluşçular, böyle demiyorlar elbet. 

Devamı…‘Olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu’ mu? – Orhan Hançerlioğlu

İnsan Mutluluğu da Mutsuzluğununu da Kendisi Bulur – Orhan Hançerlioğlu

Bilindiği gibi, en çok oksijen, deniz yüzünde, alçak yerlerde vardır. Yükseklere, dağlara doğru çıkıldıkça oksijen azalır. Bundan ötürü de kan fabrikası, alçaklarda daha az yuvar, yükseklerde daha çok yuvar yapar. Bir insanın kan yuvarlarını sayarak onun deniz yüzünden ne kadar yükseklikte yaşadığını anlayabiliriz. Gerekli oksijen gazını alabilmek için, deniz yüzünde, kanın bir milimetre küpüne dört buçuk milyon yuvar yeterken, deniz yüzünden dört bin metre yükseklikteki bir dağda sekiz milyon yuvar az gelir. Bu hesaba göre, mutluluğumuz için dağlara tırmanmamız gerekmektedir. Kişioğlunun yükseklere çıktıkça mutluluğa benzer bir şeyler duyduğu doğrudur. 

Devamı…İnsan Mutluluğu da Mutsuzluğununu da Kendisi Bulur – Orhan Hançerlioğlu

Tasavvuf Düşüncesi, Alevilik, Batinik ve Vahdet-i Vücut – Orhan Hançerlioğlu

İslamsal disiplin içinde oluşmuş bulunan tasavvuf deyimi, genel olarak, iki öğeyle açıklanmaktadır. Bunlardan biri varlık birliği (Ar. Vahdet-i vücut) felsefesi, ikincisi dinin yüzeyiyle yetinmeyerek derinliklerine inme eğilimidir. Ne var ki bu öğelerin ikisi de İslamsal tasavvufun başlangıcında geçerli değildirler, akıma zamanla katışmışlardır. İslamsal tasavvuf, ilkin, Batı’da da görüldüğü gibi, dinsel yaşamın aşırı, ama zorunlu bir sonucu olan gizemcilik (Fr. Mysticisme)’le başlamıştır. İlk mutasavvıflar dinsel yaşamı, içlerine kapanarak, bireysel olarak ve ruhsal [sayfa 144] yanlarıyla yaşamak isteyen aşırı sofulardı. Bu sofular, varlık birliği felsefesinden habersiz oldukları gibi kutsal kitabın açık anlamlarının altındaki gerçek anlamlarını bulup çıkarmak isteğini de duymamışlardı. Amaçları, sadece, aşırı bir Müslüman olarak, dünya işlerinden el etek çekip bütün gün ve gecelerini dinsel bir yaşama vermekti.

Devamı…Tasavvuf Düşüncesi, Alevilik, Batinik ve Vahdet-i Vücut – Orhan Hançerlioğlu

Mutluluk Üzerine Düşünceler: Mutluluk Köpeklikte, Mutluluk Keyfetmede – Orhan Hançerlioğlu

Mutluluk, bir yaz denizinin karşısında, bir ağaç gölgesindedir. Tedirgin edilmeden üstünde uyunan bir toprak parçasındadır. Bir bahar sabahında çıplak ayakla koşulan ıslak çimenlerdedir. Sıcak bir günün bitimine doğru, birdenbire esiveren serin bir yeldedir. Güvenli bir düşüncenin aydınlığında, uygun bir sesin titreşimindedir. İstekle ısırılan bir peynir diliminde, yanarak içilen bir yudum suda, özlemle aranan bir fincan kahvededir. Bakkaldan alınan bir paketi taşırken dergilerden yapılmış kesekağıdında göz ucuyla okunuveren güzel bir sözdedir. Günün ilk aydınlığında, gecenin son karanlığındadır.

Devamı…Mutluluk Üzerine Düşünceler: Mutluluk Köpeklikte, Mutluluk Keyfetmede – Orhan Hançerlioğlu

Düşünce Tarihi(mizde) Özel Mülkiyet ve İnsanın İnsanla Savaşı – Orhan Hançerlioğlu

Değil insanları, evrendeki bütün varlıkları birbirleriyle kardeş sayan içsel düşünce akımı (batın ilmi), özel mülkiyetin kaldırılması ve mal ortaklığının kurulması sonucunu doğurmuştur. İslam tarihi, Şii-Batıni tarikatların bu konudaki savaşlarıyla doludur. Babekilik, Karmatilik, Anadolu’da Şeyh Bedreddin tarikatı, Bektaşilik, Hurufilik gibi birçok tarikatlar özel mülkiyetle açıkça savaşmışlardır. Tasavvufun ilkesi şudur: Her şeye malik ola ve bir şeye malik olmaya… dokuzuncu yüzyılda, iki ünlü tasavvuf bilgini, İbrahim Ethem‘le Belhii Şakik, şöyle konuşuyorlar. Türk bilgini Şakik soruyor: Sizin yaşama ilkeniz nedir?.. İbrahim Ethem, Bulunca şükrederiz, bulmayınca sabrederiz, diyor. Şakik, Onu bizim Horasan’ın köpekleri de yapar, diye karşılık veriyor, bulmayınca şükretmeli, bulunca dağıtmalı.

Devamı…Düşünce Tarihi(mizde) Özel Mülkiyet ve İnsanın İnsanla Savaşı – Orhan Hançerlioğlu

Düşünce Tarihinde Charles Darwin’in Yeri – Benjamin Farrington

Evrim geniş anlamda üç aşama içermektedir: İnorganik, organik ve insan. İlk aşamada yürürlükte olan yalnızca fizik-kimya yasalarıdır. Uydumuz ay bunun iyi bir örneğidir: Cansız bir yörüngede salt bir devinim.
Sonra, günümüzden yaklaşık iki milyar yıl önce şimdi “dünyamız” dediğimiz yeryüzünde organik aşama başlar. Bu aşamada biyolojik yasalar geçerlidir. Bildiğimiz kadarıyla bitki ve hayvanlardan oluşan bu aşamanın dünyamız dışında izlerine henüz rastlanmamıştır. İnsan öncesi bu dönemde arzın durumunu fosiller üzerindeki incelemelerden öğrenebiliyoruz. Doğanın ileriki kuşaklar için geçmişe ait bazı özellikleri koruma yoluna gittiği anlaşılıyor.
İnsanın ortaya çıktığı üçüncü aşama ne zaman başlamıştır? Araç yapan insana ilişkin izler iki milyon yıl gerilere uzanmaktadır. “Homo sapiens” denen bildiğimiz insanın ise aşağı yukarı otuz bin yıllık geçmişi olduğu söylenebilir, insanın çevresine egemen konumuna gelişi ise on bin yıllık bir geçmişe dayanmaktadır. Canlıların ortaya çıkmasıyla sayısız form ve türlerde deniz, kara ve havada dünyanın her yanına yayılıp serpilmesi hayret verici bir olaydır. Aynı olay insanda daha belirgin olarak göze çarpmaktadır.

Devamı…Düşünce Tarihinde Charles Darwin’in Yeri – Benjamin Farrington

Kesin olan tek şey var: Şüphe etmek… | Düşünüyorum O Halde Varım – Orhan Hançerlioğlu

XVii’nci yüzyılın ilk çeyreği içindeyiz. 1619 yılının 10 kasım günü, ordular otuz yıl savaşlarında çarpışadursun, gözlerini Tuna nehrinin mavi sularına dikmiş yirmi üç yaşında genç bir subay, Rene Descartes (1596-1650) kendi kendine şöyle düşünüyor: Evet, insanın amacı mutluluğa erişmektir. Mutluluğumuzu sağlamak içinse aklımızı kullanmamız gerekir. İyi ama, bu aklı bu amaca erişebilecek bir güçle nasıl işletmeli? Aklımız pek dağınık. Aristoteles mantığı onu gereği gibi çalıştırmamıza yetmiyor. Aklımızı işletmek için yeni bir metot bulmalıyız. Bu metot, matematik metodu olmalıdır. Bir düşünceyi bu metotla bölüp parçalayarak o düşünceyi meydana getiren ana düşünceleri bulup ayırmak, sonra bu ana düşünceleri birleştirerek o düşünceyi yeniden kurmak (analitik geometri)… İnsanların bütün düşünceleri birbirlerine bağlıdır, birbirinden çıkar, başka bir deyişle, bir düşünceyi doğuran başka bir düşüncedir. Şu halde, sırayı titizlikle kovalarsam, doğru olmayan bir düşünceyi doğru sanmaktan sakınabilirsem (başka bir deyişle, düşünce zincirinin arasına yanlış bir düşünce karıştırmazsam), ne kadar gizli olursa olsun sonunda bulamayacağım hiçbir bilgi kalmayacaktır.

Devamı…Kesin olan tek şey var: Şüphe etmek… | Düşünüyorum O Halde Varım – Orhan Hançerlioğlu

Gökyüzünde Bir Dünya, Suda Bir Hücre Ve Yeryüzünde Bir İnsan – Orhan Hançerlioğlu

Milyonlarca yıl önce dünyamız, güneşten kopan bir gaz bulutu idi. Güneşin ve kor halindeki bu kütledeki ısının etkisiyle hidrojen ve oksijen gazları bu kütleden fışkırarak etrafını bir gaz bulutuyla çevirdi. Bu gaz tabakası güneşin yakıcı ışınlarına engel olarak dünyanın soğuma sürecini başlattı. Bu kütledeki (dünya) ısı kaynama derecesine kadar soğuduğunda ise dünyayı saran buluttan su yağmaya başladı. Böylece okyanuslar oluştu ve zamanla karadaki tuzlar okyanuslara karıştı.
Artık canlılığın oluşması için gerekli ortam sağlanmıştı. Biyolojik anlamda yaşam protein denen maddenin varlık biçimidir. Doğada her nesne başka nesneleri yansıtır ve başka nesnelerde yansır. Uzun bir süreç sonrası protein maddesi de çevresindeki etkilere aktif olarak tepki göstermeye başlamıştır. Bu tepki sonrası kaybettiği enerjiyi de çevresinden almak zorunda kalmıştır. Bu madde alışverişi mayalanma özelliğini oluşturmuştur. Bu durum sonucu metabolizmayı (değiştirme ve dönüştürme) ortaya çıkmıştır ve milyonlarca yıl süren evrim sürecini başlatmıştır.

Devamı…Gökyüzünde Bir Dünya, Suda Bir Hücre Ve Yeryüzünde Bir İnsan – Orhan Hançerlioğlu

Şüphe etmek, düşünmektir. Düşünüyorum demek ki varım

XVII. yüzyılın ilk çeyreği içindeyiz. 1619 yılının 10 kasım günü, ordular otuz yıl savaşlarında çarpışadursun, gözlerini Tuna nehrinin mavi sularına dikmiş yirmi üç yaşında genç bir subay, Rene Descartes (1596-1650) kendi kendine şöyle düşünüyor: Evet, insanın amacı mutluluğa erişmektir. Mutluluğumuzu sağlamak içinse aklımızı kullanmamız gerekir. İyi ama, bu aklı bu amaca erişebilecek bir güçle nasıl işletmeli? Aklımız pek dağınık. Aristoteles mantığı onu gereği gibi çalıştırmamıza yetmiyor.  Aklımızı işletmek için yeni bir metot bulmalıyız. Bu metot, matematik metodu olmalıdır. Bir düşünceyi bu metotla bölüp parçalayarak o düşünceyi meydana getiren ana düşünceleri bulup ayırmak, sonra bu ana düşünceleri birleştirerek o düşünceyi yeniden kurmak (analitik geometri)…

Devamı…Şüphe etmek, düşünmektir. Düşünüyorum demek ki varım