Dostoyevski: “Affedersiniz babacığım, bir daha yapmam” demekten nefret ettim

Bütün işinde gücünde olanlar ahmak, dar kafalı oldukları için faal kimselerdir. Nasıl açıklamalı? Bakın şöyle: Bu çeşit insanlar, akılları kıt olduğu için herhangi bir konuda ana sebepleri araştırmadan hemen el altındaki ikinci derece sebeplere bağlanıverir ve doğru hareket ettiklerinden emin oldukları için de rahatlarlar; en önemlisi de budur zaten. 

Devamı…Dostoyevski: “Affedersiniz babacığım, bir daha yapmam” demekten nefret ettim

Fyodor Dostoyevski’den Babasına Bir Mektup: “Lütfen söyleyeceğim şeylere önem ver”

dostoyevskiBenim aziz ve iyi Babam,
Oğlunun senden harçlık istemesi için sana başvurmasını bir fazlalık olarak kabul edebiliyor musun? Tanrı tanığım olsun ki, bu ne kişisel ihtiyaçlarım, ne de imkânsızlıkların sonucu. Herhangi bir şekilde seni nasıl soyabilirim? Onları sıkacağını bildiğim halde, kendi et ve kanıma bana bir iyilik etmelerini rica etmenin ne kadar buruk bir tadı var. Kendi kafam ve ellerim var. Özgür ve bağımsızım. Aslında senden bir kopek bile, istememem gerekir. Kendimi acı fakirliğime gömmem gerek. Ölüm yatağımdan bana destek olmanı istemekten utanmam gerek aslında. Olaylara bakacak olursan seni ancak gelecekle teselli edebilirim. Gelecek ki artık uzaklarda değil ve zaman seni gerçekleriyle ikna edecek.

Devamı…Fyodor Dostoyevski’den Babasına Bir Mektup: “Lütfen söyleyeceğim şeylere önem ver”

Dostoyevski: “Yaşamakla yaşamamak arasında hiçbir fark kalmadığında özgürlüğüne kavuşur insan.”

dostoyevskiŞatov evde değildi; iki saat kadar sonra yeniden yokladım, yine yoktu. Sonunda saat sekize doğru bir kez daha gittim; bulursam ne âlâ, bulamazsam not bırakırım diye düşünüyordum; yine yoktu. Tek başına yaşadığı için (hizmetçisi falan yoktu), kapısı kilitliydi. Aşağı inip Yüzbaşı Lebyadkin’e sormayı düşündüm, ama burada da bütün kapılar kilitliydi, hiçbir yerden ne ses, ne ışık geliyordu; ev boştu sanki. Bugün anlatılanların etkisiyle merak ve heyecan içindeydim Lebyadkin’in kapısının önünden geçerken. Sonunda yarın yeniden uğramaya karar verdim. Doğrusu not bırakmayı pek güvenilir bulmuyordum: Utangaç ve inatçı bir tip olduğu için Şatov notu ciddiye almayabilirdi.

Devamı…Dostoyevski: “Yaşamakla yaşamamak arasında hiçbir fark kalmadığında özgürlüğüne kavuşur insan.”

Dostoyevski’nin Avrupa seyahati sonrasında kaleme aldığı ilk izlenimler: “Almanlar kendini çok beğenmiş…”

DostoyevskiDostlarım, sizlere yurt dışı izlenimlerimi anlatayım diye kaç aydır sıkıştırıp duruyorsunuz beni. Oysa, bu diretişinizin beni çıkmaza soktuğundan haberiniz yok. Ne anlatacağım size? Batı üzerine şimdiye dek bilinmeyen, söylenmemiş, yeni ne anlatabilirim? Biz Ruslardan hangimiz (yani hiç değilse dergiydi, gazeteydi okuyanlarımızdan hangimiz, demek istiyorum) Avrupa’yı Rusya’dan iki kat daha iyi bilmeyiz? Ayıp kaçmasın diye iki kat diyorum, aslında on kat daha iyi biliriz Avrupa’yı. Üstelik, size anlatacak bir şeyimin olmadığını; sırasıyla görmediğim için (kimi şeyleri görmüş olsam bile, incelemeye fırsat bulamadım) şöyle düzgün bir biçimde hiçbir şeyi anlatamayacağımı da çok iyi biliyorsunuz.

Devamı…Dostoyevski’nin Avrupa seyahati sonrasında kaleme aldığı ilk izlenimler: “Almanlar kendini çok beğenmiş…”

Fyodor Dostoyevski: Zaman geçiyordu. Ben de yavaş yavaş alışmaya başlamıştım

dostoyevskiArtık yeni hayatımın her günkü olayları beni eskisi kadar hayrete düşürüyordu. Olaylara, dekora, çevremdeki insanlara alışıverdim. Bu hayata katlanmak belki mümkün değildi. Ama bunu, bir olup bitti sayıp boyun eğmek gerekti. Henüz çözemediğim birçok meseleyi bir yana bıraktım. Artık hapishanede kendimi kaybetmiş gibi dolaşmıyor, kederimi açığa vurmuyordum. Mahpusların vahşice bir merakla dolu bakışları eskisi gibi sık sık üzerimde durmuyor; kasıtlı arsızlıklarıyla beni tedirgin etmeğe kalkışmıyorlardı. Onların gözleri de bana alışmış olmalıydı. Buna, çok seviniyordum doğrusu. Artık hapishanede, kendi evimde imişim gibi geziniyordum. Ranzadaki belirli yerimi, asla alışamayacağımı zannettiğim birçok şeyi benimsemiştim. Haftada bir gün şaşırmadan, başımın yarısını tıraş ettirmeğe gidiyordum.

Devamı…Fyodor Dostoyevski: Zaman geçiyordu. Ben de yavaş yavaş alışmaya başlamıştım

Basit gündelik durumlar ve insani tutkular üzerine Dostoyevski’nin Delikanlı’sından bir bölüm

dostoyevskiBu on dokuz eylül günü Petersburg’daki «hususi» işime girişimin ilk ayının aylığını da alacaktım. Bu işi isteyip istemediğimi bana sormamışlardı bile, öylece tuttular; galiba gelişimin ilk günü de beni bu vazifeye yerleştirdiler. Bu bana karşı pek kaba bir hareketti doğrusu, ben de hemen hemen itiraz etmek istemiştim. Bu iş ihtiyar prens Sokolskiy’in evindeydi. Ama hemen o anda itiraz etmek, onlarla derhal ilgiyi kesmek demekti, bu, gerçi beni hiç korkutmuyordu, yalnız asıl gayelerime zarar verebilirdi; bunun için vazifeyi şimdilik sessizce kabul ettim, ses çıkarmamakla da itibarımı korumuş oldum, önceden şunu anlatayım ki çok zengin, hem de nazır payesinde olan bu prens Sokolskiy’in Vers-lov’un dâva ettiği (birkaç nesilden beri yoksulluk içinde olan) Moskova’h prens Sokols-kiy’lerle hiçbir akrabalığı yoktu, îki aile de sadece aynı soyadını taşıyorlardı.

Devamı…Basit gündelik durumlar ve insani tutkular üzerine Dostoyevski’nin Delikanlı’sından bir bölüm

Fyodor Dostoyevski: Başkasına karşı çok büyük bir sevgi duymak, biraz da ona karşı bencil olmakmış

dostoyevskiBirinci Ay
Hapishaneye geldiğim sırada, biraz param vardı. Elimden alırlar kaygısıyla, üzerimde pek az para bırakmıştım. Ama her ihtimale karşı hapishanede yasak edilmemiş biricik kitabın, İncil cildinin kapağı arasında, birkaç rublem saklıydı. Bu kitabı, içindeki parayla birlikte, Tobolsk mahpusları hediye etmişlerdi. Onar yıldan fazla kaldıklarından artık sürgünün her türlü cefasını küçümseyen bu adamların her bedbahtı kendilerine kardeş sayma âdetleri vardır. Sibirya’da hemen hemen her zaman öyle insanlara rastlanır ki, hayatlarının tek gayesi, bahtsızları kardeşçe korumak, onlara hiçbir çıkar gözetmeksizin ve kendi çocuklarıymış gibi, merhamet, şefkat göstermektir. Bunlardan bir tanesiyle nasıl karşılaştığımı anlatmadan geçemiyeceğim.

Devamı…Fyodor Dostoyevski: Başkasına karşı çok büyük bir sevgi duymak, biraz da ona karşı bencil olmakmış

Dostoyevski: “Bazı suçlar kabaca birbirinden farksız görünürse de gerçekte aralarında derin farklar var”

dostoyevskiZindan, hapishane olsun sürgün olsun, hepsinde geçirilen ilk gün, daima insana çok zor gelir, ilk zamanda zihnimi fazla kurcalıyan bir düşünce vardı. Bu düşünce, hapishane de kaldığım sürece bir türlü aklımdan çıkmadı. Bu, gerçekte birbirinden pek farklı olan bazı benzer suçların aynı şekilde cezalandırılması idi. Bazı suçlar kabaca birbirinden farksız görünürse de gerçekle aralarında derin farklar vardır. Halbuki, meselâ, iki kişi birer adam öldürüyor. Suçlar inceleniyor. Her ikisine aşağı yukarı, aynı ceza biçiliyor. İşin doğrusu aranırsa, suçlar birbirinden ne kadar da farklıdır…
Mesela birinin suçu üzerinde bir şey bulurum ümidiyle birini bıçaklaması, diğerinin ise kardeşinin veya kızının namusunu korurken katil olması…

Devamı…Dostoyevski: “Bazı suçlar kabaca birbirinden farksız görünürse de gerçekte aralarında derin farklar var”

Dostoyevski’den Mektup: “Avrupalıların hakkımızda hiç bir şey bilmemeleri çıkarımıza bir olaydır”

dostoyevskiVe hangi sebeplerden dolayı devamlı olarak bir şehri terk edip, başka bir şehre gidiyorum? Cevap gayet açıktı (Sağlığım, borçlarım ve saire; Ama en kötüsü, büyük bir açıklıkla şunu anladım ki, artık Dresden veya herhangi başka bir şehirde kalmam, beni en ufak bir şekilde ilgilendirmiyor – bütün yabancı ülkelerde, kendimi büyük bir somundan kesilmiş bir dilim ekmeğe benzetiyorum. Gelişimin ilk günü, kesinlikle, oturup ciddi ve verimli bir şekilde çalışmaya karar vermiştim ama aynı anda orada çalışamayacağımı da korkunç bir şekilde hissediyordum. Bütün fikirlerim, düşüncelerim, tepe taklak olmuşlardı. Ne yaptım o zaman? Bir bitki gibi yaşamaya başladım. Okudum, ara sıra bir kaç satır yazdım, insanı öldürecek kadar büyük bir memleket özlemi içine düştüm ve bir de bunların üzerine sıcak bindi. Değişiklik olmadan, günler aynı şekilde gelip geçtiler…

Devamı…Dostoyevski’den Mektup: “Avrupalıların hakkımızda hiç bir şey bilmemeleri çıkarımıza bir olaydır”

Dostoyevski: “Yeraltı Adamı” Üzerine Kısa Bir Deneme – Derviş Aydın Akkoç

yeraltindan-notlarNurdan Gürbilek, ezilmişin içindeki bu şiddet içdügüsünün kendisini meşrulaştırması meselesini “mağduriyet” kavramı üzerinden son derece derinlikli bir biçimde değerlendirir. Raskolnikov’un işlediği cinayet ve aslında ondan da önce bir bütün olarak itilip ötelenmiş olanların durumu için Gürbilek: “mağdurun bazen neden bir eziklik ve ıstırap (hatta bir intikam ve hınç) diline kilitlendiğini, bugün bastırılmış olanın yarın hangi içeriklerle geri dönebileceğini, bugün aşağılanmış olanın yarın nasıl kendinde başkalarını aşağılayacak enerjiyi bulduğunu, nihayet mazlumluğun bazen neden baskıcı iktidar taleplerinin temel harcına dönüştüğünü de anlamamızı sağlar” 

Devamı…Dostoyevski: “Yeraltı Adamı” Üzerine Kısa Bir Deneme – Derviş Aydın Akkoç