Ahmed Arif Anlatıyor: “Acı Çekmek Bir Yerde Sevda Gibidir, Her İnsana Nasip Olmaz”

Anadolu insanının tarihini Babil’e kadar, Sümerler’e,  Asurlar’a kadar uzatabiliriz. Hatta daha da öncesine. Bütün Anadolu’da Helenler’e, Truvalar’a kadar götürebiliriz. Bütün bu kavimler bizim atalarımızdır. Yani bu toprağın üzerinde ne kadar uygarlık kurulmuşsa, yaşamışsa, tarihe göçmüşse, yerin altında kalmışsa bütün bunlar bize kalan bir mirastır. O çağların insanı da bizim atalarımızdır.
İmparator Augustus zamanında bir nüfus sayımı yapılmış. O çağda 60 milyon insan varmış Anadolu’da. O da Fırat’a kadar, yani Ege’den Fırat’a kadar…
Peki ama, Ortaasya’dan 250 binden fazla insan gelmedi. En son gelen  1071’deki dalga ortada. Yani bir gecede bütün Anadolu insanları öldü de, Ortaasya’dan gelenler mi egemen oldu.  Böyle şey olmaz.

Devamı…Ahmed Arif Anlatıyor: “Acı Çekmek Bir Yerde Sevda Gibidir, Her İnsana Nasip Olmaz”

Sevim Belli’nin Şair Enver Gökçe üzerine bir konuşması: “Biraz da” biz utanmayalım mı?

Ben Enver’in adını ilk kez, sanıyorum, “Dil-Tarih Olayları” diye bilinen olaylar dolayısıyla duydum. Hitler ordularının ilk zaferinden/işgallerinden yüreklenip şımaran Türkiye faşistleri, Dil ve Tarih’te olay çıkarmışlar, bizzat üniversite rektörünü hırpalayacak kadar ileri gitmişlerdi. Gerçi, ilerici ve sosyalist gruptan derslerini aldılar ama haklarında dava açılanlar, günlerce gazetelere sayfalar dolusu malzeme oluşturanlar bizimkiler, yani solcular oldu.
Bu gençler, Ankara’da ilerici bir gençlik birliği kurmuşlardı. Enver Gökçe, Ahmet Arif, Arif Damar, Hayati Tözön, Nuran Ertan, Melahat Türksal, Sıdıka Umut (Su), Asım Akşar ve Şevki Akşit. Hepsi bu birliğin çevresinden. Şevki Akşit, politik olarak hepsinin elebaşısı. Şevki ile Enver yakın arkadaşlar, adları birlikte anılıyor. Şevki’yle Enver deniyor.

Devamı…Sevim Belli’nin Şair Enver Gökçe üzerine bir konuşması: “Biraz da” biz utanmayalım mı?

Ahmed Arif Anlatıyor: “Vurulsam, Kaybolsam Derim, Çırılçıplak, Bir Kavgada…”

– Kitabın adını neden “Hasretinden Prangalar Eskittim” koydun?
AHMED ARİF — Bunu anlatmak doğru mu bilmiyorum.  Çok kişisel bir şey. Çok duygusal. Artık anı olmuş. Kitabımın adını ben önce “Dört Yanım Puşt Zulası” koymuştum. Ama sevgili kardeşim Ali Özoğuz buna engel oldu. Bana “Kitabına böyle bir ad koymaya hakkın yok” dedi. “Seni 15 yaşında çocuklar, kızlar taparcasına seviyorlar. Sen bununla ola ki burjuvazinin tuzaklarını söylüyorsun. Ama şu da var o çocuklara saygı duymalısın. Hatta bu adı bir şiirine bile verme, mısra olarak kalsın.”
Düşündüm, Ali’ye hak verdim. Madem öyle, kitabımın adı “Hasretinden Prangalar Eskittim” olsun dedim.

Devamı…Ahmed Arif Anlatıyor: “Vurulsam, Kaybolsam Derim, Çırılçıplak, Bir Kavgada…”

Ahmed Arif Anlatıyor: “Bana günde bir çeyrek ekmek veriyorlardı”

“Sevdadır bu teyze”
Bu arada da psikolojik bir terör var. Polisin biri gazete okuyor, bir yandan da konuşuyor. “Adamın dişinin altına cereyan veriyorlar. Işıklı odaya bir girdi mi hali dumandır.”
Ben hem polisi dinliyor, hem işkenceyi düşünüyorum. Aklıma Fontamara geliyor, Çan Kay Şek’i öldürmek için kendisini arabanın altına atan
Çen geliyor. Çen de benim gibi bir felsefe öğrencisi. Kendimi onunla ölçüyorum. Ona göre benim durumum daha iyi.
Bu arada polisler horlamaya başladı. Bunun üzerine o teyze fısıltıyla bana sordu: “Oğlum nedir halin?” Şimdi cevap olarak ne diyeyim? Siyasi desem olmaz, üniversite öğrencisi, o da olmaz. Eylemci desem, sosyalistim desem. Tutmayacak. O kadıncağıza bunlar ne ifade edecek?
Müthiş bir sıkıntı çektim 5-10 saniye. Birden “Sevdadır bu teyze”
deyiverdim.
Nasıl aydınlandı kadıncağızın yüzü. Beni kucaklayıp öpmek istedi. Bir sevgili, bir anne gibiydi. Ömrümce böyle bir anneye, ablaya hasret kaldım.

Devamı…Ahmed Arif Anlatıyor: “Bana günde bir çeyrek ekmek veriyorlardı”

Ahmed Arif Anlatıyor: “Dicle Kıyısında Bir Çadırda Ölmek İsterim…”

Ben büyük değilim. Halkımın sıradan ve gariban bir ozanıyım. Lütfen bunu belirt. Buna inanıyorum ve onur duyuyorum. Bazı adamlar “Son elli yılın en iyi kitabını ben yazdım” diyorlar. O kendi iddiası muhteremin. Nâzım Hikmet’in memleketinde böyle laflar edilir mi?
Benim şansım halkla kucaklaşabilmek, ya da ona ulaşabilmek. Pek kucaklaşmış değilim ona biraz ulaşmışım. Benim şansım budur işte…
Bir insan bir doğumevinde meydana geliyor, bir dağ başında, bir Yörük çadırında, bir bağ evinde. Komşuları nasıldır, çevresi hısım akrabası kimlerdir? Bütün bunlardan pek çok şey alır.
Ben de elbette böyle çok şeyler aldım. Kültür ağırlığım, töre ağırlığım, giderek içgüdülerim ona göre gelişti. Şiirim de o yönde gelişti mi, bilmiyorum. Çünkü insan kendi şiirine içine dönüp bakamıyor. Yanılıyor. Şimdi bana Bingöllüler kavga döğüş “Ahmed Abi bizim hemşehrimizdir”
diyorlar. Siverekliler “Diyarbakır da neymiş, o bizim çocuğumuz, bizim abimizdir” diyorlar.

Devamı…Ahmed Arif Anlatıyor: “Dicle Kıyısında Bir Çadırda Ölmek İsterim…”

Ahmed Arif Anlatıyor: “Kafamda, Yüreğimde Bitiriyorum Şiiri…”

AHMED ARİF — 1950 öncesi yılları. Abidin (Dino) Abilerdeyiz. Bir gün yine evde konuşuyoruz. İçiliyor. Bir tartışma başladı. “Türk şiirinde devrimi biz yaptık” dediler, “Nâzım değil. Bir çağ varsa onu da biz başlattık.”
Şimdi hangimiz konuşacağız, bilmiyorum. Yalnız ben düşünüyorum. Nâzım bunların akrabası, bunları yüceltmiş, tercümelerine yardımcı olmuş, ani aralarında bir hukukları var. Biz dışardan halk çocuklarıyız.
Nâzım’la tanışmıyoruz, ne ben, ne Yaşar Kemal. Dedim ki: “Güzin Hoca Hanımdan özür dilerim, benim hocamdır, ama bu, bir terbiyesizliktir.
Kendinizi Nâzım’dan daha büyük bir şair, çok daha önemli, edebiyatta çığır açmış, devrim yapmış adamlar olarak görmeniz soytarıca bir harekettir. Burada benim abilerimsiniz ama, beni mecbur ettiniz.”
“İkincisi” diye devam ettim: “Diyelim ki çok ileri bir toplumdayız, er bakımdan, ekonomik bakımdan, politik bakımdan çok ileri topluma ulaştık. Ve o zaman konuşuyoruz. Şimdi değil o zaman birileri çıkıp Türk şiirini yargılayacaksa ve siz de bu laflarınızla ortaya çıkarsanız, yani Yahya Kemal’e bir şey demezler, ama size hain derler.

Devamı…Ahmed Arif Anlatıyor: “Kafamda, Yüreğimde Bitiriyorum Şiiri…”