Mahatma Gandi: Aslında biz, Avrupalıların ruhumuzu değiştiren düşünceleri ile Avrupalılara karşı çıktık

GandiBugün Avrupalıları kovmak arzumuzun tek sorumlusu Avrupalıların kendileridir diyorum size! Onların fikirleri bizi değiştirdi, bizi Hintlilikten ayırdı ve hocalarımızın talebeleri olunca, artık hocalardan kurtulmak arzusu duyduk. İngiliz fikirleriyle en fazla yoğurulmuş adam, benim! Bunun için İngiliz aleyhi hareketin başına geçmek bana düştü. Mesele, burada, Avrupalı gazetecilerin yazdıkları gibi, Batı ile Doğu savaşı değildir. Tam aksi: Avrupalılaşma hareketi Hindistan’a o kadar yerleşti ki, Avrupa’ya karşı ayaklanmak zorunda kaldık. 

Mahatma Gandi Görüşmesi*

Hindistan’dan, en büyük Hintliyi görmeden ayrılmak istemedim. Onun için, iki gün evvel, Gandi’nin oturduğu Satyagha-Ashıram’a gittim.
Mahatma beni çıplak bir odada kabul etti. Yere oturmuş, boş bir çıkrığın yanında kendi iç alemine dalmıştı. Fotoğraflarındakinden daha çirkin, daha sıska görünüyordu.
Dereden tepeden konuşurken dedi ki:

– “Neden İngilizleri kovmak istediğimizi soruyorsunuz. Sebebi gayet basit: Tamamen Avrupalılara özgü bu fikri bana ilham eden bizzat İngilizler oldu. Benim düşüncem, kafam uzun müddet kalmış olduğum Londra’da teşekkül etti. Şunu öğrendim ki, hiçbir Avrupalı millet bir başka milletin insanları tarafından idare edilmeye, onların emri altında olmaya tahammül etmez. Bu milli ağırbaşlılık ve bağımsızlık duygusu, Fetih neticesi buraya giren İngiliz ve genellikle Batı kültürü, bizim hayat hakkındaki inancımızı değiştirdi. Bizim diyorum, yani aydınlardan bahsediyorum, zira halk kitleleri Avrupa’nın bize gönderdiği hürriyet mesajlarına kulak asmamaktadır. Batı fikirlerini benimseyen ilk Hintli ben oldum ve kardeşlerimden daha az Hintli olduğum için onların rehberliğini üzerime aldım.

Kitaplarımı okumuş ve propagandalarımı takip etmişseniz, kültürümün, politika ve fikir eğitiminin beşte dördünün Avrupa asıllı olduğunu görmüşsünüzdür. Benim hakiki hocalarım Tolstoy ile Ruskin’dir. Karşı koymak teorim “Cemînî”likten fazla, özünü Hıristiyanlıktan almaktadır. Ben Eflâtun’u tercüme ettim, Mazzini’ye hayranım, Bacon, Cariyle, Böhme üzerine incelemelerim var, Emerson ve Carpenter’den çok yararlandım. İtaatsizlik lüzumu üzerine fikirleri Concord’un münzevi filozofu Thoreau’dan aldım ve makine aleyhine yaptığım propaganda, 1811 ile 1816 arasında Ned Lud ve taraftarlarının İngiltere’de yaptıklarının aynıdır. Nihayet çıkırığın şiirselliği, bana, Goethe’nin Faust’undakî Margeurîte faslını okurken göründü.

Görüyorsunuz ki, teorilerimi Hint’ten değil Avrupa’dan ve bilhassa İngilizce yazan yazarlardan almış bulunuyorum. Tasavvur ediniz, ben “Bihagavad Gita”yı 1890 yılında ilk defa Londra’da okudum, buna da beni bir İngiliz kadını, Mrs. Besant teşvik etti. Şayet bugün Müslüman, Parsı veya Hıristiyan bütün Hintlileri birleşmeye davet ediyorsam, bunu, dinlerin birliğini ilan etmiş olan ve tamamen Avrupalıların ortaya çıkardığı bir akideyi izleyerek yapıyorum. İlaveye lüzum yok, sınıf farklarını kaldırmak fikrini de Büyük Fransız İhtilali’nin eşitlik prensiplerinden alıyorum.

XIX. asır Avrupa tarihi, üzerimde, katı tesirler yaptı. Greklerin, İtalyanların, Polonyalıların, Macarların ve Kuzey Slavlarmın yabancı hâkimiyetinden kurtuluş savaşları gözlerimi açtı. Mazzini benim peygamberim oldu. Ve İrlanda’nın “Home Rule” teorisi burada adına “Hint Svarai” dediğim harekete örnek oldu. Yani ben Hindistan’a, Hint zihniyetine tamamen yabancı bir prensip getirdim. Tevekkül ve metafizik içinde yaşayan Hitliler politikayı daima aşağı bir meziyet saymışlardır. Şayet, derler, bir hükümet lazımsa bunu kurmak isteyenler de varsa yapsınlar, bir angaryadan kurtulmuş oluruz.

İdareyi ellerinde tutanların yerli Racalar veya yabancı imparatorların oluşu ona vız gelir. Asırlarca Mongol ve Müslüman hâkimiyetine tahammül edişimizin sebebi budur. Sonra Fransızlar, Hollandalılar, Portekizler ve İngilizler geldiler; kıyılara ticaret evleri kurdular, içerilere girdiler; biz aldırış etmedik. Bugün Avrupalıları kovmak arzumuzun tek sorumlusu Avrupalıların kendileridir diyorum size! Onların fikirleri bizi değiştirdi, bizi Hintlilikten ayırdı ve hocalarımızın talebeleri olunca, artık hocalardan kurtulmak arzusu duyduk. İngiliz fikirleriyle en fazla yoğurulmuş adam, benim! Bunun için İngiliz aleyhi hareketin başına geçmek bana düştü. Mesele, burada, Avrupalı gazetecilerin yazdıkları gibi, Batı ile Doğu savaşı değildir. Tam aksi: Avrupalılaşma hareketi Hindistan’a o kadar yerleşti ki, Avrupa’ya karşı ayaklanmak zorunda kaldık. Eğer Hindistan tamamen Hintli, kaderci ve iç alemine dalmış hakiki Doğu olarak kalmış olsaydı hiçbirimizin aklına İngiliz boyunduruğunu silkmek gelmezdi.

Ben, vatanımın eski ruhuna, geleneklerine ihanet etiğim için Hindistan’ın kurtarıcısı olarak göründüm. Okullarımızda yayılan İngiliz kültürünün de mükemmel bir zemin hazırladığı benim bu yola girişim sayesinde artık Avrupa fikirleri halk tabakaları arasında kökleşmiştir ve derdin devası da kalmamıştır. Halbuki bir Hintli köleliğe tahammül edebilir, İngilizleşmiş bir Hintli ise, İngiltere’de her İngiliz nasıl kendi kendinin hâkimi ise, Hindistan da kendi efendisi olmak ister. Benim 1920 yılına kadar olduğum gibi en müfrit İngilizperest mecburen Britanya aleyhtarıdır.
İşte Gandi hareketi denilen şeyin asıl sırrı budur. Hakiatte buna “Avrupalılığı kabul etmiş Hintlilerin mürted Avrupalılara karşı hareketi” demelidir. Avrupalılıktan kastım şu Fransızlar ve Almanlar hüküm sürmek üzere gelip insaniyet adına kendilerini idare iddiasında olurlarsa utançlarından ölecek İngilizlere karşı.

Siz ruhumuzu değiştirdiniz! Artık sizin mevcudiyetinize tahammül edemeyiz. Goethe’nin “Büyücünün çırağı”nı hatırlıyor musunuz? İngilizler içimizdeki politika şeytanını uyandırdılar, şimdi onu zararsız kılmak için ne yapacaklarım bilmiyorlar. Daha beter olsunlar!”

Birkaç dakika vardı ki, içeriye tilmizlerden biri girmiş, Mahatma’ya bir işarette bulunmuştu. Sözlerini bitirir bitirmez kalktım, beklenmedik bu açıklaması için kendisine teşekkür ettim ve otomobille Ahmedâbâd’a döndüm.

Ahmedâbâd, 3 Mart


Mohandas Karamçand Gandi ( 2 Ekim 1869)

Hindistan Bağımsızlık Hareketi’nin siyasi ve ruhani lideri. Gerçek ve kötülüğe karşı aktif ama şiddet unsuru içermeyen direniş ile ilgili olan Satyagraha felsefesinin öncüsüdür. Bu felsefe Hindistan’ı bağımsızlığına kavuşturmuş ve dünya üzerinde vatandaşlık hakları ve özgürlük savunucularına ilham kaynağı olmuştur. Hindistan’da resmî olarak Ulus’un Babası ilan edilmiştir ve doğum günü olan 2 Ekim Gandhi Jayanti adıyla ulusal tatil olarak kutlanır. 15 Haziran 2007’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oybirliği ile 2 Ekim gününü “Dünya Şiddete Hayır Günü” olarak ilan etmiştir. Gandi, hakkında en fazla eser yazılan kişiler listesinde 8.sırada yer almıştır.

Gandi her durumda pasifizm ve gerçeği savunarak bu görüşlerini uyguladı. Kendi kendine yeterli olan bir aşram kurarak basit bir yaşam geçirdi. Çıkrık ile örülen geleneksel dhoti ve örtü gibi giysilerini kendisi yaptı. Önceleri vejetaryen iken sonraları yalnızca meyve ile beslenmeye başladı. Hem kişisel arınma hem de protesto amacıyla bazen bir ayı aşan oruçlar tuttu.

Dünya’ya şiddet içermeyen direniş biçimi olan ‘pasif direniş’i öğreten Gandhi, 78 yaşında 30 Ocak 1948  yılında  bir suikast sonucu hayatını kaybetti.


*Giovanni Papini
Kaynak: Gog [İş Bankası Kültür Yayınları / Modern Klasikler]

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Ahmed Arif: “Fakat yine de işte yaşıyoruz ve acı içinde bile olsa bu bize bir haz veriyor…”

Bu akşam birçok defa başlayıp sonunu getiremediğim bir hikâyeyi tamamlamaya çalıştım. Fakat nafile, insan aklını bir şeye verdi mi kurtulamıyor...

Kapat