Dostoyevski’nin son kısa hikayesi: Yalanın çekiciliğiyle tanıştılar, yalanı sevdiler…

Dostoyevski

Ansızın, dünya varmış ya da hiçbir yerde hiçbir şey yokmuş, benim için bunun bir anlamı olamazmış gibi hissettim. Benim için hiçbir şeyin var olmadığını bütün varlığımla duymaya, anlamaya başladım. Başlangıçta, daha önce her şey varmış gibi geliyordu bana, ama sonra daha önce de bir şeyin olmadığını, ancak nedense bana öyle geldiğini anladım. O zaman birden insanlara kızmamaya, onları neredeyse fark etmemeye başladım.

Açık seçik olarak, ben bir sıfır değil de bir insansam, henüz sıfır olmadıysam yaşıyorum demekti ve dolayısıyla acı çekebilir,öfkelenebilir, davranışlarımdan utanç duyabilirdim.

Yalan söylemeye alıştılar, yalanı sevdiler, yalanın çekiciliğiyle tanıştılar. Oh, başlangıçta bu belki de şakacıktan, şımarıklıktan, oyun olsun diye masum bir biçimde bir atomdan başlamıştır, ama bu yalan atomu kalplerine işledi, hoşlandılar bu atomdan. Hemen arkasından şehvet düşkünlüğü doğdu, şehvet düşkünlüğü kıskançlığı doğurdu, kıskançlık da zorbalığı… Oh, nasıl olduğunu bilemiyorum, hatırlamıyorum, kısa süre sonra ilk kan aktı: Şaşırdılar, dehşete kapıldılar, birbirlerinden ayrılmaya,uzaklaşmaya başladılar. Aralarında karşıt gruplaşmalar oldu. Serzenişler, sitemler başladı. Ayıbı öğrendiler ve ayıbı erdem sayar oldular. Onurla ilgili kavramlar edindiler, her grubun bir  bayrağı oldu. Hayvanlara eziyet etmeye başladılar ve bunun üzerine hayvanlar uzaklaştılar onlardan, ormanlara çekildiler ve onlara düşman oldular. Birbirlerinden ayrılma,kopma çatışmaları, kişilik ve senin benim kavgaları başladı. Ayrı ayrı dillerde konuşur oldular. Acıyı tattılar ve sevdiler onu. Acı çekmek için yanıp tutuşuyorlardı. Gerçeğe yalnızca acı çekerek ulaşılabileceğini söylüyorlardı. O zaman dünya görüşleri değişti. Kötü olduklarında bu kez kardeşlikten, insan severlikten söz etmeye başladılar. Bu kavramları anladılar. Suçlu insanlar olduklarında adaleti icat ettiler ve onu korumak için birtakım yasalar koydular, yasaları korumak için de giyotini…Tanrısallaştırıyorlardı yüreklerinin isteğini, tapınaklar yapıyorlardı; gerçekleşmeyeceklerini bile bile , ama gözyaşları dökerek onlara tapınarak , yerlere kadar eğilerek idealleri ve arzuları için dualar ediyorlardı.

Fyodor Dostoyevski
Tuhaf Bir Adamın Rüyası / Gülünç Bir Adamın Düşü

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz