Cemal Süreya’nın, “Niçin yazıyorsunuz?” Sorusuna Verdiği Yanıt

Cemal SüreyaYazmak bana her zaman çok zor gelmiştir. Daha ilkokulda, ortaokulda adım “üstad”dı. Şanslarım oldu. Ama, bugün, daha önce de belirttiğim gibi, elli yaşı çoktan dönmüş biri olarak neye yetenekli olduğumu hala çözebilmiş değilim.
Yazacaksın diye dürtüldüm de sanki. Öyle dediler. Sanki dediler. Öyle de dediler, sanki de dediler.
Bunun dışında sanırım, kendim nasılsam, yazma deneyim de öyle olmuş. Kimi zaman, özellikle düzyazıda, düşüncemi ortaya koyma, çevremdekileri değerlendirme, sözü alma tavrı öne geçmiş. Okuduklarımdan o türlü de yararlanmadan edemeyen bir adam var onlarda. Kimi zaman da düşüncesini yazdıklarıyla birlikte çaprazlı pırtı halinde eynine giymiş bir adam.

Niçin mi yazıyorum?

Şiirimi mi soruyorsunuz? Çok kazık soru: Karşılık vermek çok güç benim için. Bugünümü alırsak, o kadar değil belki. Bugün, alışmışım, öteden beri yazdığım için de yazıyorum. Ama başta, ortada? Niçin yazdığımı kolay anlatamam. Kendim de pek anlamış değilim çünkü.

Bir düşünce adamı için düşüncelerini yazarak ortaya koymak söz konusudur. Yazı onun için, düşüncenin doğrudan kalıbı, üstüne tam oturmuş giysidir. Ama, özgül tanımıyla, yazmak başka bir olay.

Pasternak’a sormuşlardı: “Bizi doğruya götür!” Şöyle karşılık vermişti: “Benim işim rüzgarın ağaç yapraklarında yarattığı hışırtıdan öte bir şey değil.” Tam anımsamıyorum ama, öyle bir söz söylemişti Pasternak. Yazmak da öyle bir şey olmasın?

Yazmak bana her zaman çok zor gelmiştir. Daha ilkokulda, ortaokulda adım “üstad”dı. Şanslarım oldu. Ama, bugün, daha önce de belirttiğim gibi, elli yaşı çoktan dönmüş biri olarak neye yetenekli olduğumu hala çözebilmiş değilim.

Yazacaksın diye dürtüldüm de sanki. Öyle dediler. Sanki dediler. Öyle de dediler, sanki de dediler.

Bunun dışında sanırım, kendim nasılsam, yazma deneyim de öyle olmuş. Kimi zaman, özellikle düzyazıda, düşüncemi ortaya koyma, çevremdekileri değerlendirme, sözü alma tavrı öne geçmiş. Okuduklarımdan o türlü de yararlanmadan edemeyen bir adam var onlarda. Kimi zaman da düşüncesini yazdıklarıyla birlikte çaprazlı pırtı halinde eynine giymiş bir adam.

Sanırım, ikincisiyim ben. Yazma edimimde bir av, bir başarı isteği, bir görünme tutkusu yok gibi geliyor bana. Varsa da, farkında değilim. Yazmayı bırakabilir miyim? Rahatça evet.

Ama şu da var: 1954′te Maliye Bakanlığı’nda memur olarak göreve başladığım gün, ilk çeteleyi çektim (hani çetele çekilir ya, askerde) duvara: Yirmi beş yıl sonra emekli olacak, ondan sonra okuma ve yazmadan başka bir işi olmayan bir adam niteliği kazanacaktım. Emeklilik aylığının kişiyi rahatça yaşatacabileceği varsayımından çıkış yapıyordum. Neyse, onu boşverelim.

1945′te çeteleyi çekiyorum, 25 yıllık.
Ne uzun bir ara değil mi?

1987
Gergedan

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Emrah Serbes: Hayatı hep tırmanılacak bir şey olarak görüyoruz. Ama bazen bekliyor, bazen aşağı iniyorsun

Hastanenin kafeteryasında oturduk Nuran Hemşire'yle. Kafeterya sahibinin bize bakmayı kesmesini ya da en azından bunu çaktırmadan yapmasını bekliyordum söze başlamak...

Kapat